Bizi Takip Edin

Avrupa

Özel kredi kurumlarında çöküş ihtimali tartışılıyor

Yayınlanma

2027 yılında, İngiltere Merkez Bankası özel kredi sektörünün simülasyonlu çöküşünün sonuçlarını açıklayacak ama o zamana kadar gerçek bir çöküş yaşanabilir.

POLITICO’ya göre 2008 yılında bankaların ekonomiyi çökme noktasına getirmesinden neredeyse yirmi yıl sonra, başka bir olası finansal krizle ilgili alarm verici hikayeler dolaşıyor. Fakat bu sefer, düzenleyicileri korkutan, büyük bankalar değil, şeffaf olmayan özel kredi dünyası.

Birkaç yıldır, politika yapıcılar, “banka dışı” kurumların, yani hedge fonlar, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi, sıkı denetime tabi olan muadillerine kıyasla gölgede faaliyet gösteren finansal kurumların dikkat edilmesi gereken kurumlar olduğunu uyarıyorlar.

Son aylarda, küresel denetim kurumları gözlerini özel krediye dikti. Banka olmayan bir finansal kurumun para ödünç vermesi ile bilinen bu sektör, 2000 yılında 40 milyar dolarlık bir pazardan bugün 3 trilyon doların üzerine çıkmış durumda. Varlık yönetimi devi BlackRock, 2030 yılına kadar bu rakamın iki katından fazla artacağını tahmin ediyor.

Londra’da, İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, varlık sınıfındaki sorunların başka bir küresel finansal kriz için “felaket habercisi” olabileceği uyarısında bulundu.

Bailey’in başkanlığını yaptığı küresel bir denetim kurumu olan Finansal İstikrar Kurulu, “özel kredilerle ilgili verilerin erişilebilirliğinde ciddi sınırlamalar” olduğunu belirtti ve sektördeki “birkaç zayıflık” konusunda uyarıda bulundu.

Öte yandan, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, sektörün denetimini iyileştirmenin “zorunlu” olduğunu savunarak, son finansal krizden bu yana geçen zamanın politika yapıcıların uyanıklığını körelttiği konusunda uyarıda bulundu.

Geleneksel olarak, özel kredi, özel sermaye anlaşmalarına ek bir unsur olarak görülüyordu ve bir şirketi satın alan firmanın satın almayı karşılayabilmesi için kredi almasına olanak tanıyordu ama pandemiden bu yana, sektör kendi başına bir “canavara” dönüştü.

İngiltere Merkez Bankasına göre, özel kredinin yanı sıra kaldıraçlı krediler ve yüksek getirili tahvilleri de içeren alternatif kredi, tüm İngiliz şirketlerinin borçlarının yüzde 30’unu oluşturuyor.

Özel krediyle desteklenen iki Amerikan şirketi, otomobil parçası tedarikçisi First Brands ve otomobil bayisi Tricolor’un aniden iflas etmesiyle, büyüyen sektörle ilgili uyarılar ekim ayında daha da yüksek sesle dile getirilmeye başladı.

Sektör, şirketlerin iflas etmesinin finansal sistem için daha geniş bir riskin göstergesi olmadığını savunuyor. Lobi grubu Managed Funds Association, İngiliz hükümetine, bireysel olarak riskli kararlar alan şirketlerin “finansal sistemin tamamı için sistemik riskle karıştırılmaması gerektiğini” savundu.

Fakat İngiltere Merkez Bankasının da belirttiği gibi, “Tricolor tarafından verilenler gibi subprime otomobil kredileri, genellikle kötüleşen makroekonomik ortamda sıkıntı yaşayan ilk varlık sınıfları arasında.”

Kredi koşulları kötüleşmeye başlarsa, bu durum şirketlerin harcamalarını kısmasına ve kredi alamamasına yol açarak ekonomik faaliyeti daha da yavaşlatabilir ve resesyona yol açabilir.

JP Morgan CEO’su Jamie Dimon, iflasların ardından “Bir hamam böceği gördüğünüzde, muhtemelen daha fazlası vardır, bu yüzden herkes bu konuda önceden uyarılmalıdır,” demişti.

Özel kredi sektörü, bu çöküşlerin bağımsız olaylar olduğunu vurgulamaya istekli olsa da, sektörün iktisadi şoklar karşısında dayanıklılığının test edilmemiş olması düzenleyicileri endişelendiriyor. Bu arada, son finansal krizin merkezinde yer alan ipotek teminatlı menkul kıymetlerle istenmeyen paralellikler kuruluyor.

Artemi’’in sabit gelir başkanı Stephen Snowden, “Yatırımcılar kendilerini çıkamayacakları fonlara kilitlediler,” dedi.

fonların tam değerinden “anında sıfıra düştüğü” birkaç vaka da var. Örneğin, BlackRock’un ev yenileme şirketi Renovo’ya verdiği özel kredi, bir gecede neredeyse değersiz hale geldi.

Geçen ay, İngiltere Merkez Bankası, Amerikan devleri Apollo, Blackstone ve KKR’nin de aralarında bulunduğu özel kredi sektörüne yönelik stres testini başlattı.

Gerçek hayattaki bir çöküşü taklit eden testin raporu 2027’nin başlarına kadar hazır olacak ve İngiltere’nin özel sermaye kaldıraçlı satın alma faaliyetlerinin sadece üçte birini oluşturan firmaları kapsıyor.

Sektörün üzerinde bir başka resesyon tehdidi de baş gösteriyor: Potansiyel yapay zeka (AI) balonu ve politika yapıcıların AI hisselerinin hızlı yükselişi konusunda sayısız uyarıları. Bazıları bir yakınsama olacağından korkuyor.

“Muhteşem Yedili” adlı teknoloji devleri grubu, 2022 sonunda S&P 500’ün yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyordu fakat şimdi sadece üç yıl içinde üç katına çıkarak üçte birinden fazlasını oluşturuyor. ABD’deki yapay zeka hisseleri, S&P 500 piyasa değerinin yaklaşık yüzde 44’ünü oluşturuyor.

Pahalı veri merkezleri inşa etmek için özel kredi, yapay zeka şirketlerine para pompalıyor ve karşılığında büyük bir geri ödeme bekliyor, fakat piyasa duyarlılığı bir düşüşe geçerse bu geri ödeme gerçekleşmeyebilir. UBS, ağustos ayında teknoloji sektörüne verilen özel kredinin geçen yıl 100 milyar dolar arttığını tahmin etti.

İngiltere Merkez Bankası, “AI sektöründe borç finansmanının rolü”nden kaynaklanan artan risk konusunda uyarıda bulunmuştu. Önümüzdeki beş yıl içinde tahmini 5 trilyon dolarlık altyapı harcamalarının yaklaşık yarısının, çoğunlukla borç yoluyla dış kaynaklardan finanse edilmesi bekleniyor.

Banka, yakın tarihli bir raporunda, “AI şirketleri ile kredi piyasaları arasındaki daha derin bağlantılar ve bu şirketler arasındaki artan karşılıklı bağlantılar, varlık fiyatlarında bir düzeltme olması durumunda, kredilerdeki kayıpların finansal istikrar risklerini artırabileceği anlamına geliyor,” dedi.

2008’in yankıları bununla da bitmiyor. Derecelendirme kuruluşları da yeniden gündeme geldi. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Bailey, sektörün önde gelen isimlerinin Tricolor’un çöküşünde derecelendirme kuruluşlarının rolünü kendisine uyardığını açıkça belirtti.

Moody’s, Fitch ve S&P gibi üç büyük derecelendirme kuruluşu, 2008 finansal krizinin ardından yoğun bir incelemeye tabi tutuldu. Fakat özel kredi derecelendirmelerindeki büyüme, daha az denetime tabi olan küçük firmalardan kaynaklanıyor. UBS başkanı Colm Kelleher, derecelendirmeleri yükseltmek için bu küçük kuruluşların kullanılmasının “yaklaşan sistemik risk” yarattığı konusunda uyardı.

Bu endişelere rağmen, denetim kurumları ve politikacılar, büyümeyi kovalamak için finans sektöründe yeni bir deregülasyona doğru hızla ilerliyor gibi görünüyor.

İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves düzenlemeyi “işletmelerin boynunu sıkma” olarak nitelendirirken, Şehir Bakanı Lucy Rigby, 2008 finansal krizinin ardından getirilen güçlü düzenleyici korumaların firmaları geleneksel banka kredileri yerine özel kredileri tercih etmeye yönlendirdiği için, özel kredilerin inanılmaz büyümesinin çözümünün bir kısmının bazı bankacılık kurallarının geri alınması olduğunu savundu.

Rigby, Lordlar Kamarası Finansal Hizmetler Düzenleme Komitesine, “Burada kilit nokta, bunların ne kadar kendine özgü özellikler olduğu ya da aslında çok daha geniş bir sorunun belirtisi olduğu. Bence bunun net cevabı, henüz bilmediğimizdir,” dedi.

Cuma günü, aynı komite, özel piyasaların finansal istikrar üzerindeki potansiyel etkisi karşısında hükümetin “pasifliğini” eleştirdi. Komite, Hazine Bakanlığının bu sektörden kaynaklanan kriz riskini nasıl azaltacağını açıklamadığını belirtti.

Avrupa

Radev: Bulgaristan Ukrayna koalisyonunda yer almayacak

Yayınlanma

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna için kurulan “gönüllüler koalisyonuna” katılmayacağını açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan şahsen davet aldığını belirten Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri yardımın sürdürülmesini savunan bir yapıda yer almayacaklarını ifade etti.

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna’ya yönelik destek kapsamında oluşturulan “gönüllüler koalisyonunda” yer almayacağını duyurdu.

Fransa’nın milli günü vesilesiyle Paris’te düzenlenen askeri geçit töreni öncesinde Bulgaristan Ulusal Radyosuna (BNR) açıklamalarda bulunan Radev, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan bu yapıya katılmaları için şahsi davet aldığını aktardı.

Radev, “Ukrayna’ya yönelik mali ve askeri yardımın devam etmesi konusunda ısrarcı olan bir koalisyonda yer almıyoruz” dedi.

Ukrayna’daki çatışmanın askeri araçlarla uzatılmasını doğru bulmadığını ifade eden Radev, çözümün askeri yöntemlerle süreci uzatmak değil, tansiyonun yükselmesini nihayet nihayete erdirecek “güçlü bir diplomatik misyon” yürütmek olduğunu kaydetti.

Bulgaristan, Paris’te düzenlenen “gönüllüler koalisyonu” toplantısına katılım göstermedi.

Kararların alınacağı yerler AB ve NATO

Paris’te gündeme gelen “anti-balistik koalisyon” oluşturulması yönündeki kararı da değerlendiren Radev, “Kolektif güvenliğimizi ilgilendiren tüm kararlar farklı bir formatta ve başka yerlerde alınıyor. Çok sayıda öneri ve fikirle karşılaştık. Bulgaristan karar alma süreçlerinde aktif olarak rol alıyor. Bu kararlar, Bulgaristan’ın da ağırlığa sahip olduğu ve aktif temsil edildiği AB ve NATO çerçevesinde alınıyor” ifadelerini kullandı.

Bulgaristan Başbakanı, geçen hafta yaptığı açıklamada ise Sofya’nın Kiev’e yardımlarını kendi imkanları sınırında tutacağını belirtmişti.

Radev bu sınırın, vatandaşlara yönelik sosyal yükümlülükler ve önceki hükümetlerin geride bıraktığı yüksek bütçe açığı gözetilerek belirleneceğini vurgulamıştı. Bulgaristan Başbakanı haziran ayında da Ukrayna’ya silah sevkıyatını durduracaklarını açıklamıştı.

Dolaylı mühimmat tedariki sürüyor

Bloomberg’in verilerine göre Bulgaristan, Avrupa Birliği bünyesinde Sovyet dönemi standartlarındaki mühimmatın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.

Ukrayna ordusunun çatışmaların ilk aşamasında bu mühimmatlara önemli ölçüde bağımlı olduğu biliniyor. Sofya yönetiminin doğrudan sevkıyat yapmayı reddetmesine rağmen, Bulgar üretimi askeri malzemelerin üçüncü ülkeler üzerinden Ukrayna’ya ulaştığı belirtiliyor.

Bulgaristan, 2022 yılından bu yana Kiev’e 13 askeri yardım paketi gönderdi ancak bu yardımların hacmi ve mali değeri hakkında resmi bir açıklama yapmadı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Paris’teki “gönüllüler koalisyonu” toplantısına tepki gösterdi.

Bu oluşumu “savaş kışkırtıcıları koalisyonu” olarak nitelendiren Peskov, “Bu yapı, barış istemeyen, savaşın sürmesini arzulayan ve ülkemizi stratejik bir yenilgiye uğratabilecekleri yönündeki derin bir yanılgıya kapılan ülkeler grubudur” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz savunma şirketlerine AB fonundan pay yolu açıldı

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiliz savunma şirketlerinin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk program kapsamındaki ihalelere katılabileceğini duyurdu. İngiltere hükümetinin basın servisinden yapılan açıklamaya göre bu anlaşma, Londra ile Brüksel arasında savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğini geliştirmek adına önemli bir adım niteliği taşıyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesindeki savunma sanayisi şirketlerinin Avrupa Birliği (AB) tarafından Ukrayna’ya destek amacıyla yürütülen 90 milyar euro (yaklaşık 102,6 milyar dolar) hacimli program kapsamındaki sözleşme ihalelerine katılabileceğini açıkladı.

İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, bu uzlaşmanın mayıs ayında düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nin ardından Londra ile Brüksel arasında başlatılan müzakerelerin bir sonucu olduğu belirtildi.

İngiliz hükümeti, varılan anlaşmayı Londra ve Brüksel’in savunma ile güvenlik alanlarındaki işbirliğinde ileriye dönük önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Başbakan Starmer, sağlanan mutabakatın İngiliz savunma işletmelerine yeni siparişler garanti edeceğini, istihdam olanakları yaratacağını ve ülkenin savunma sanayi kompleksini tahkim edeceğini kaydetti. İngiltere’nin bu programa yapacağı mali katkının boyutu, İngiliz şirketlerinin kazanacağı sözleşmelerin toplam değerine göre belirlenecek.

Londra yönetimi, bu yıl Ukrayna’ya hali hazırda 3,75 milyar sterlin (yaklaşık 4,8 milyar dolar) tutarında askeri yardım sağladığını hatırlattı.

Yapılan açıklamada ayrıca, Kiev’e her yıl 3 milyar sterlin (yaklaşık 3,8 milyar dolar) değerinde askeri destek sağlama taahhüdünün “gerektiği sürece” yürürlükte kalacağı vurgulandı.

Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı daha önceki haberinde, AB’nin Ukrayna’ya İngiliz şirketlerinden silah satın alabilmesi için 60 milyar euro (yaklaşık 69 milyar dolar) tutarındaki kredi imkanını kullanma izni vermeye hazırlandığı belirtilmişti.

Habere göre anlaşma, Ukrayna tarafının İngiliz savunma üreticileriyle imzalayacağı sözleşmelerin maliyetinin İngiltere tarafından tazmin edilmesini öngörüyor.

Haberde paylaşılan diğer ayrıntılara göre bu mutabakat, tarafların İngiltere’nin Avrupa savunma fonu SAFE programına katılımı konusunda ortak bir paydada buluşamaması üzerine geliştirilen bir uzlaşı formülü niteliği taşıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Estonya, Rusya sınırına yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde 15 milyon euro bütçeyle askeri üs inşa etmeye hazırlanıyor. Kamu yayıncısı ERR’nin aktardığına göre, İvangorod kentinin karşısında yer alacak üssün 2028 yazında tamamlanması planlanıyor. Savunma Bakanı Hanno Pevkur, projenin ulusal güvenlik için stratejik bir karar olduğunu iddia etti.

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde askeri altyapı kurma çalışmalarına başlıyor. Rusya’nın İvangorod kentinin karşısında ve St. Petersburg’a en yakın sınır noktalarından birinde yer alacak üs için Estonya Savunma Yatırımları Devlet Merkezi, 15 milyon euro değerinde tasarım ve inşaat ihalesi açtı.

Estonya kamu yayıncısı ERR’nin haberine göre proje, 7 bin 500 metrekareden geniş bir alanda 12 binanın ve mühendislik altyapısının inşasını kapsıyor.

Ana tesislerin 2028 yazında faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk etapta 150 askerin 2027 yılının başında yerleştirileceği üs, tamamlandığında Estonya Savunma Kuvvetleri 1. Piyade Tugayı’na bağlı yaklaşık 200 askere ev sahipliği yapacak.

Ancak tesis, ihtiyaç duyulması halinde NATO müttefiklerinin askeri birimlerini de ağırlayacak şekilde 1000 kişi kapasiteli olarak tasarlanıyor.

Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur, daha önce yaptığı açıklamada Narva’da bir üs kurulmasını ulusal güvenlik alanında “stratejik bir karar” olarak nitelendirmişti.

Geçen yıl onaylanan projenin hayata geçirilmesi, arazi mülkiyeti meseleleri ve yerel halkla yürütülen görüşmeler nedeniyle gecikti. Üs fikri, Estonya’da Rusça konuşan nüfusun en yoğun olduğu Narva kentinde bazı yerel sakinlerin tepkisini çekti.

Sakinlerden bazıları, olası bir çatışma durumunda askeri tesisin hedef haline gelebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.

Estonya Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Vahur Karus ise ordunun varlığının yerel halk için bir tehdit değil, aksine güvenlik garantisi olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Yeni üssün inşası, Estonya ve NATO’nun doğu kanadını güçlendirme programının bir parçasını oluşturuyor. Rusya sınırı boyunca Baltık Savunma Hattı’nın yapımı devam ederken, 1. Piyade Tugayı Karargahı da Narva yakınlarındaki modernize edilmiş Jõhvi üssüne taşınıyor.

Ayrıca tanksavar hendeklerinin yapımına başlanırken, Estonya’nın sınır hattına yaklaşık 600 sığınak ve diğer mühendislik engelleri inşa etmeyi planladığı belirtiliyor.

Bu önlemler alınırken Tallinn yönetimi askeri harcamalarını artırmayı sürdürüyor. Estonya Savunma Bakanlığı verilerine göre, ülkenin savunma bütçesi 2026 yılında yüzde 42 artışla 1,7 milyar eurodan 2,4 milyar euroya yükselecek ve askeri harcamalar gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,4’üne ulaşacak.

Yetkililer, savunma harcamalarını en az 2029 yılına kadar GSYH’nin yüzde 5’inin altında tutmamayı planlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English