Avrupa
Parlamento ‘Pekin’e karşı önlem’ çağrısı yaparken, İngiliz Dışişleri Bakanı Çin’e gitti

İngiliz Parlamentosu Pekin’e karşı “daha sert” olunması gerektiği yönünde çağrı yaparken, İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly Çin’e resmi ziyaret düzenledi. 5 yıl sonra Çin’i ziyaret eden ilk İngiliz Dışişleri Bakanı olan Cleverly, Çinli mevkidaşı Wang Yi ve Çin Devlet Başkanı Yardımcısı Han Zheng ile bir araya geldi, “yüz yüze diplomasi”nin önemini vurguladı.
Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng, görüşme sırasında Cleverly’e Çin-İngiltere ilişkilerinin pragmatik işbirliği ve karşılıklı saygı temelinde daha da geliştirilebileceğini söyledi. Çarşamba günü Cleverly ile görüşen Han, “Bu seferki Çin ziyaretiniz Çin ve İngiltere arasındaki ikili ilişkilerin sağlam ve istikrarlı gelişimini daha da ileriye taşıyacaktır. Aramızdaki karşılıklı saygı ve pragmatik işbirliği içeren ekonomik ve ticari ilişkiler kesinlikle yeni bir ilerleme kaydedecektir” dedi.
Cleverly, ziyaretinin Covid-19 salgını nedeniyle yüz yüze diplomasinin kesintiye uğramasından sonra birkaç yıldır yapılan ilk ziyaret olduğunu söyledi ve “yanlış anlaşılmaları önlemek” için her iki ülkeye de “daha düzenli yüz yüze görüşme” çağrısında bulundu.
İngiliz Bakan, “Görüştüğümüz üzere, bizimki gibi ülkelerin anlayışı geliştirmek, yanlış anlaşılmaları önlemek ve tüm ülkelerin ikili ilişkilerde sahip olduğu zorlukları ve görüş farklılıklarını ele almak için düzenli olarak yüz yüze konuşmaları önemlidir, ancak aynı zamanda dünyamızı ve ilgili halklarımızı etkileyen sorunları ele almak için ortak çabalarımızdan yararlanmak için de önemlidir” ifadesini kullandı.
Cleverly, dönemin Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt’ın 2018’de Pekin’e yaptığı seyahatin ardından, beş yıl içinde Çin’i ziyaret eden ilk üst düzey İngiliz yetkili oldu.
İkili ilişkiler o tarihten bu yana İngiltere’nin Pekin’in “insan hakları sicili” hakkında yaptığı suçlamalar, Tayvan krizi ve Çin ile İngiltere’nin de üyesi olduğu G7 arasında artan gerilim gibi konular nedeniyle düşüşe geçti.
Parlamento’dan çağrı: Çin stratejisi belirleyin
Cleverly’nin Pekin ziyareti, İngiltere Parlamentosu’nun çarşamba günü erken saatlerde Avam Kamarası’nın dış ilişkiler komitesi raporunda Tayvan’dan ilk kez bir ülke olarak bahsetmesi ve İngiltere’ye Pekin’e karşı daha sert olması ve Tayvan’la daha yakın ilişkiler kurması için baskı yapması üzerine gerçekleşti.
İngiliz siyasetçilerin Çin’e nasıl yaklaşacakları konusunda bölünmüş olduklarının bir işareti olarak, parlamento panelinde hükümeti Çin’e karşı tutarsız bir yaklaşım sergilemekle eleştiren ve Londra’yı “Tayvan halkının kendi kaderini tayin hakkını korumak” için “caydırıcı diplomasi” geliştirmeye çağıran bir rapor yayınladı. Raporda, “Hükümet, Birleşik Krallık’taki yarı iletken ve rüzgar endüstrilerine yatırım yapılmasını güvence altına almak için Tayvan ile ilişki kurmalıdır” ifadeleri de yer aldı.
Komite ayrıca, hükümete “Hong Kong’lu muhaliflere yönelik tekrarlanan saldırıların Çin Komünist Partisi’nin daha geniş kapsamlı baskı politikasının bir parçası olduğunu kabul etmesi” çağrısında bulundu.
Raporda, İngiltere’nin Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD arasındaki stratejik güvenlik diyaloğu olan Quad’a katılmak için başvuruda bulunması gerektiği belirtildi: “Hint-Pasifik bölgesindeki diplomatik, savunma ve ekonomik bağlarımızın güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır – eğer Batı bir boşluk bırakırsa, Çin bunu hevesle dolduracaktır.”
Çin konusunda kafa karışıklığı var
Partiler arası Dışişleri Komitesi tarafından yayınlanan “Bütünleşik İnceleme ve Hint-Pasifik” başlıklı raporda Başbakan Rishi Sunak hükümeti “Hint-Pasifik’e yönelme konusunda Whitehall’da politikanın açıklanmamasından kaynaklanan kafa karışıklığına” neden olmakla eleştirildi. Parlamento, Birleşik Krallık’ın bir Çin stratejisi yayınlayarak Almanya’nın izinden gitmesi çağrısında bulundu.
“Rapor, küresel jeopolitik ve ekonomik ağırlık merkezinin doğuya doğru kayması nedeniyle Hükümetin Hint-Pasifik bölgesine odaklanmasını memnuniyetle karşılamaktadır… Rapor, Hükümet’in ‘eğilim’in uzun vadeli hedeflerini ve arzu edilen sonuçlarını yazılı bir strateji şeklinde ya da Komite önünde net bir şekilde ortaya koyamamasını eleştirmektedir. Bu durum, daha agresif bir Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Birleşik Krallık egemenliğine yönelik tehditlerini anlamlı bir şekilde caydıramama riski taşımakta ve Birleşik Krallık’ın Hint-Pasifik ile daha fazla angajman fırsatlarından tam olarak yararlanmasını engellemektedir. Rapor, Hint-Pasifik bölgesinin genişliğinden kaynaklanan riskleri ve fırsatları ve bunların Birleşik Krallık ile ilgisini gözden geçirmektedir.”
Komite’nin ayrıca, “Çin Komünist Partisi’nin faaliyetlerinin Birleşik Krallık ve çıkarları için bir tehdit olduğunu ve Çin Komünist Partisi’nin davranışlarının şu anda Birleşik Krallık’a yönelik artan saldırganlık ile karakterize edildiğini” kabul ettiği kaydedildi.
Hükümet, ülkenin dördüncü büyük ticaret ortağı olan Çin ile bağlar kurmaya hevesli. Ancak iktidardaki Muhafazakâr Parti içindeki bir grup bakan da daha sert bir tutum takınılması çağrısında bulunuyor ki kendi partisi içinde geniş bir desteğe sahip olmayan Sunak’ın bunu görmezden gelmesi mümkün görünmüyor.
Cleverly’nin Çin’deki görevi, ilişkileri iyileştirmek ve istikrara kavuşturmak umuduyla doğrudan temaslarda bulunmak, ancak gündeminin önemli bir maddesi olarak teknoloji etrafında ulusal güvenlik konusunu gündeme getirmesi bekleniyor. Bu amaçla, Dış İlişkiler Komitesi raporu hükümete “Hikvision gözetleme kameraları gibi zararsız görünen ancak uzaktan veri toplamak için kullanılabilecek teknolojilerin kullanımını engelleme çabalarını yoğunlaştırma” çağrısında bulundu.
Truss’ın Tayvan ziyareti gerginliği tırmandırmıştı
İngiliz hükümeti mart ayında yayınladığı dış politika ve güvenlik politikasını gözden geçirme raporunda Çin’i “çağ belirleyici” bir meydan okuma olarak tanımlamıştı.
Aynı zamanda eski başbakan Liz Truss, mayıs ayında Tayvan’a yüksek profilli bir ziyaret gerçekleştirmiş ve bu ziyaret sırasında adanın “özgürlük ve demokrasisine” destek sözü vermişti. Bu ziyaret Pekin tarafından kınanmıştı.
İki ülke yakın zamanda ise Pekin tarafından işletildiği iddia edilen İngiltere’deki “gizli polis karakolları” ve İngiliz güvenlik şefi Tom Tugendhat’ın geçen ay Londra’da Tayvanlı bir yetkili ile görüşmesi nedeniyle de karşı karşıya geldi.
Pekin ile doğrudan temas vurgusu
Cleverly Çin gezisine çıkmadan önce İngiltere Dışişleri Bakanlığı, dışişleri bakanının iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla mücadelede Çin ile işbirliği yapmaya çalışacağını, aynı zamanda İngiliz ulusal çıkarlarını destekleyeceğini ve Pekin’i Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini sona erdirmeye yardımcı olmak, Güney Çin Denizi’ndeki gerilimi yatıştırmak ve “kötü niyetli siber faaliyetlerini durdurmak” da dahil olmak üzere uluslararası taahhütlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmeye çağıracağını açıklamıştı.
Bakanlık, Cleverly’nin gezisinin amacının ülkenin Çin’e karşı “çok yönlü bir yaklaşım” benimseme planlarıyla uyumlu olduğunu söyledi: “Pekin bir tehdit oluşturduğunda ulusal çıkarları koruyarak ve uluslararası hukuku desteklemek için müttefiklerle birlikte çalışarak, aynı zamanda ilişkileri istikrara kavuşturmak için Pekin ile doğrudan temas kurarak ilerlemek.”
Cleverly’nin Çin gezisi, Avrupa’da Çin ile ilişkilerin riskten arındırılmasına yönelik daha geniş çaplı tartışmaların ortasında gerçekleşti. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın Çin’e giden yatırımları sınırlama konusunda ABD’yi takip etmeyi düşündüğü söyleniyor.
Çin, 2022 yılında 100 milyar ABD dolarını aşan toplam hacmiyle İngiltere’nin en büyük ticaret ortakları arasında yer alıyor. Çin ticaret bakanlığına göre İngiltere’den gelen doğrudan yatırımlar bu yılın ocak ve temmuz ayları arasında Fransa’nın ardından en yüksek ikinci büyümeyi kaydetti.
Büyük Avrupa ülkelerinden mevkidaşlarının çoğunun aksine Sunak, kasım ayında Bali’de düzenlenen G20 zirvesi sırasında planlanan bir görüşmenin son anda iptal edilmesi sonrası Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile henüz görüşmedi.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu
Dünya Basını2 hafta önceEkonomist Sapir: Fransa petrol şoku nedeniyle eksi büyüme ve resesyonun eşiğinde
Rusya2 hafta öncePutin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar











