Amerika
Petrol devlerine 51 milyar dolarlık iklim davası açan avukata Kongre sorgusu

ABD’de petrol ve doğalgaz endüstrisine karşı yürütülen çok milyar dolarlık iklim davasının merkezindeki avukatlardan Roger Worthington, Kongre bünyesinde Cumhuriyetçilerin yürüttüğü soruşturma kapsamında kapalı kapılar ardında ifade verecek. Oregon eyaletinin Multnomah ilçesi adına açılan 51 milyar dolarlık tazminat davasını üstlenen 65 yaşındaki avukat, iklim davalarına bakan hakimleri etkilemeye çalışmakla suçlanıyor.
Petrol ve doğalgaz endüstrisine karşı yürütülen dev iklim davasının merkezindeki avukat Roger Worthington, ABD Kongresinin denetimiyle karşı karşıya.
Serbest çalışan avukatların Kongre komisyonu önüne çağrılarak ifadelerinin alınması nadir görülen durum olsa da iklim ve enerji davalarının yoğun siyasi atmosferinde Roger Worthington sıradan avukat profili çizmiyor.
Çevre aktivistleri arasında öncü, Donald Trump yönetimi ve Kongredeki cumhuriyetçiler nezdinde ise muhalif figür olarak görülen hırslı avukat, son hamlesiyle tepkileri üzerine çekti.
Oregon eyaletinin Multnomah bölgesini temsil eden Worthington, petrol ve doğalgaz şirketlerini 2021 yılında 69 kişinin ölümüne yol açan aşırı sıcak dalgasına zemin hazırlamakla suçlayan 51,5 milyar dolarlık davayı üstlendi. Bu adım, kendisini Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonunun hedefi haline getirdi.
Meslek hayatında asbest üreticilerine karşı açtığı davalarla tanınan 65 yaşındaki Worthington, Portland kentini de kapsayan bölge adına üç hukuk firmasının ortaklaşa açtığı davada yargıçları etkileme çabalarını araştıran cumhuriyetçilerin sorularını yanıtlayacak.
İklim davalarında yeni cephe
Kongre mahkemesi celbiyle gerçekleşecek bu ifade süreci, yerel yönetimlerin petrol ve doğalgaz üreticilerini küresel ısınmadan mali olarak sorumlu tutmak amacıyla açtığı iki düzineden fazla davanın siyasi ve hukuki savaşında yeni gerilim hattı oluşturuyor.
Enerji sektörü, bu davaların milyarlarca dolarlık kayba yol açabileceği uyarısı yapıyor. Temsilciler Meclisi ve Senatodaki cumhuriyetçiler ise bu davaları tamamen düşürecek yasa tasarıları hazırlıyor.
Trump yönetiminin iklim girişimlerini engelleme çabalarında, bu davaların önünün kesilmesi öncelikli başlıklar arasında yer alıyor.
ABD Adalet Bakanlığı, daha önce Hawaii ve Michigan eyaletlerinde açılan davaları engellemek için başarısız girişimlerde bulunurken, Minnesota’daki davayı da akamete uğratmaya çalıştı.
ABD Yüksek Mahkemesi ise bu sonbaharda sektörün davaları düşürme talebine ilişkin sözlü savunmaları dinleyecek.
Worthington, Multnomah bölgesi yetkililerinin Haziran 2023 tarihinde Portland adliyesi önünde davanın başladığını duyurduğu andan itibaren başroldeydi.
Siyasetçilerin yanında söz alan Worthington, “Yerin altından karbonu çıkarıp gaza dönüştürme ve gökyüzümüzü kirletme işindeler, bedelini ise biz ödüyoruz. Artık buna izin vermeyeceğiz, ne burada ne de şimdi” diyerek tavrını ortaya koymuştu.
Bu, Worthington’ın büyük şirketlerle ilk mücadelesi değil. Asbest üreticilerini yirmi yıldan fazla süre mahkemeye taşıyan avukat, kanser hastası müvekkilleri için 1 milyar dolardan fazla tazminat kazandı.
Bu deneyimin iklim davasındaki bakış açısını şekillendirdiğini belirten Worthington, sürecin kolay olmayacağını ve fosil yakıt sektörünün kendini korumak için sert şekilde savaşacağını öngörmüştü.
Yıllar sonra, tütün ve opioid davalarında deneyimli isimlerin de yer aldığı hukuk ekibiyle birlikte Washington’daki kapalı kapılar ardındaki sorguya gelirken, öngörüleri tahmin etmediği şekilde gerçekleşti. Siyaseten karşı çıktıkları aktif davada görev yapan avukat, milletvekillerinin kıskacına girdi.
Worthington, kendisini ifadeye çağıran milletvekillerini “büyük petrol şirketlerinin önüne kemirecekleri kemik atmakla” suçladı. Mahkemeler üzerinde yetkisi olan Yargı Alt Komisyonunun Başkanı Cumhuriyetçi Milletvekili Darrell Issa ise komisyonun petrol sektörünün talimatıyla hareket ettiğini öne sürenlerin tamamen yanıldığını savundu.
Issa, “Yalan söylüyorlar. Milletvekilleri gerçeği duymak istiyor. İfade yemin altında gerçekleşecek. Ya anayasal haklarını kullanarak susacaklar ya da gerçeği söyleyecekler” dedi.
Worthington’ın yakın çevresi ise onun bu mücadeleye hazır olduğunu belirtiyor. Worthington’ı 1997 yılından beri tanıyan Matt Bergman, “Dostlarınız kadar düşmanlarınız da sizi onurlandırır. Roger’ın hedef alınması, onun hukuki mücadelesinin yerleşik güçler için ne kadar büyük tehdit oluşturduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.
Worthington’ın geçmişi dikkat çekici ayrıntılar barındırıyor. Üniversite yıllarında yaz tatilinde Exxon Mobil petrol rafinerisinde çalışan Worthington, Oregon’un Bend kentinde Worthy Brewing adında bir bira imalathanesi kurdu. Tesis bünyesinde 16 inçlik Ritchey-Chrétien teleskobuna sahip gözlemevi de yer alıyor.
Şerbetçiotu yetiştiriciliği yapan Worthington, aynı zamanda ekolojik tarım çiftliği ve yerel bitki bahçelerini yöneten, çevre eğitimleri veren Worthy Garden Club organizasyonunu yürütüyor.
Worthington, uzun yıllardır Demokrat adayları açıkça destekliyor. Oregon’da Senatör Ron Wyden gibi Demokrat siyasetçilere on binlerce dolar bağış yapan avukat, iklim davasına onay veren ve 2024 yılında Temsilciler Meclisi seçimlerinde aday olan Susheela Jayapal’a da 2 bin dolar katkı sağladı.
Susheela Jayapal’ın kız kardeşi Pramila Jayapal ise Kongre İlerici Grubu eski başkanlığı görevini yürütmüştü. Worthington ayrıca Oregon’daki orman yangınlarının ardından bölgenin toparlanması için 1 milyon kozalaklı ağaç dikme taahhüdüyle 1 milyon dolar bağış sözü verdi.
Bisiklet sporuyla ilgilenen Worthington, şimdiki hukuk ortağı John Caron ile 1990’lı yıllarda bisiklet yarışları esnasında tanıştı.
Worthington ile ortak çalıştığı Thomas, Coon, Newton & Frost ve Simon Greenstone Panatier firmalarından oluşan hukuk ekibi, iklim davaları alanında yeni sayılıyor.
İlk iklim davalarının çoğunu Sher Edling hukuk firması ile Demokrat eğilimli kent ve eyaletlerdeki çevre örgütleri ile başsavcılar yürütmüştü.
San Francisco merkezli Sher Edling firması, Sierra Club Hukuki Savunma Fonu (şimdi Earthjustice) eski başkanı Vic Sher ve çevre avukatı Matt Edling tarafından kurulmuştu.
Sher Edling de cumhuriyetçi milletvekillerinin hedefi haline geldi. Firmayı temsil eden avukat, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonuna yaptığı açıklamada, yargıçları etkileme çabalarının müvekkilinden değil, ezici çoğunlukla petrol şirketleri ve onların avukatlarından geldiğini belirtti.
Worthington gibi şirketlerin usulsüzlüklerini ifşa etme konusunda uzmanlaşmış kişisel zarar avukatları, uzun ve maliyetli davaları finanse edecek güçleri sayesinde 2023 yılından itibaren iklim alanına yöneldi.
Multnomah bölgesini temsil eden üç hukuk firması, davayı başarı şartına bağlı ücret anlaşmasıyla yürütüyor ve kazanmadıkları takdirde herhangi bir ücret alamıyor. Bölge yönetimi, altyapıyı ve kamu sağlığı hizmetlerini gelecekteki aşırı hava olaylarına karşı dayanıklı hale getirmek amacıyla 51,5 milyar dolar tazminat talep ediyor.
Ortak asbest davalarında servet kazandıktan sonra kalıcı bir miras bırakmak istediklerini belirten Bergman, kendisinin sosyal medya platformlarının çocuklara verdiği zararlar nedeniyle aileleri temsil ettiğini, Worthington’ın ise çevre konusuna odaklandığını ifade etti.
Bergman, Worthington’ın iklim değişikliği araştırmaları dahil çevre projelerine on binlerce dolar bağışladığını aktardı.
Bu kapsamda, Yüksek Mahkeme tarafından 2025 yılında reddedilen gençlik iklim davası Juliana v. United States davasının hukuki temelini oluşturan akademisyen Mary Wood’un çalışmalarını desteklemek amacıyla Oregon Üniversitesi Hukuk Fakültesine bağış yapıldı.
Bilimsel çalışmalara olan ilgisini aile ortamına borçlu olduğunu belirten Worthington’ın üvey babası, NASA’da radyasyon biyoloğu olarak görev yapmış ve ozon tabakasını koruyan 1987 Montreal Protokolü’ne zemin hazırlayan verilerin toplanmasına katkı sağlamıştı.
Ancak Multnomah davasındaki bazı bilimsel bağlantılar, ekim ayında bir yargıcın Worthington’ı kamuoyu önünde azarlamasına neden oldu ve onu Kongre soruşturmasının içine çekti.
Tartışma, petrol ve doğalgaz şirketlerinin Temmuz 2025 tarihinde davanın düşürülmesi yönünde dilekçe vermesiyle başladı. Şirketler davanın ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savundu.
Bölge yönetimi ise sektörün yanıltıcı reklam faaliyetlerini kanıtlamak amacıyla belgeler sundu. Ancak Chevron, Worthington’ı “mahkemeyi dolandırmakla” suçlayarak uzmanların kullandığı iki iklim araştırmasının dikkate alınmamasını talep etti.
Chevron, Worthington’ın bilimsel makalelerden birine yayımlanmadan önce erişim sağladığını ve bu çalışmanın zamanla davaya odaklı hale geldiğini öne sürdü. Ayrıca Worthington’ın diğer makaleyi fonladığını mahkemeye bildirmediğini savundu.
Orman yangınlarının yol açtığı ölümlerle ilgili olan ikinci makalede Worthington’a kısmi destek teşekkürü yer alsa da bu ilişki mahkemeye sunulmadı. Şirket ayrıca Worthington’ın yerel gazetelerde davayı destekleyen yazılar yazarken kendisini avukat olarak değil, bira imalathanesi sahibi olarak tanıttığını belirtti.
Bölge Yargıcı Benjamin Souede, araştırmaları davadan çıkarmayı reddetmesine rağmen, Worthington’ı mahkemeyi bilgilendirmediği için sert bir dille eleştirdi.
Yargıç Souede, “Bu bilerek bilgi gizleme çabasıyla ne amaçlandığını anlamıyorum. Oregon eyalet mahkemelerinde bu şekilde avukatlık yapılamaz” dedi.
Chevron temsilcileri Worthington hakkında açıklama yapmazken, şirketi savunan avukat Ted Boutrous, davanın eyalet haksız fiil yasalarının sınırlarını aştığını ve küresel emisyonlara odaklandığı için düşürülmesi gerektiğini savundu.
Kongre kıskacındaki bilimsel çalışmalar
Worthington, 2017 yılında 15 binden fazla bilim insanının imzaladığı uyarı mektubunu gördükten sonra, dilekçeyi düzenleyen Oregon Eyalet Üniversitesi Profesörü William Ripple ile iletişime geçtiğini belirtti.
Bilim insanları ve siyasetçilerle konferans turları düzenlediklerini aktaran Worthington, asbest davalarında da aynı yöntemi izlediğini ve en iyi bilimsel verileri politika yapıcılara sunmayı amaçladığını söyledi. Kongredeki iklim politikasının tıkanması nedeniyle artık kararı jürinin vermesi gerektiğini savundu.
Fosil yakıt sektörü ise iklim davalarındaki ilişkilendirme bilimini hedef alıyor.
Şirketler bu alanın sadece davaları desteklemek için geliştirildiğini iddia ederken, Kongre’deki yasa tasarıları da bu bilimin güvenilirliğini sarsmayı amaçlıyor.
Geçen ay Politico, muhafazakar bir araştırma grubunun, Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademilerinin yayımlayacağı raporun güvenilirliğini sarsmak amacıyla bilim insanlarının e-postalarını incelediğini yazmıştı. Worthington, bu tür girişimleri “açık bir yıldırma ve taciz biçimi” olarak nitelendirdi.
Chevron’un şikayetinde e-postaları talep edilen Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Benjamin Franta’nın ismi de yer aldı. Ayrıca Worthington’ın internet sitesinde, Çevre Hukuku Enstitüsünün (ELI) yargıçlara yönelik iklim eğitimi modülünün taslak sürümünün yer alması cumhuriyetçilerin Kongre soruşturmasının odağına oturdu.
Chevron, bu durumun mahkemeleri etkileme çabası olduğunu savunurken, bölge yönetimi Worthington’ın ELI üyesi olmadığını ve ELI etkinliklerine katılmadığını bildirdi. Ayrıca davanın savunma tarafındaki birçok hukuk firmasının ELI’ye mali destek sağladığına dikkat çekildi.
Worthington’ın taktikleri ilk kez tartışma konusu olmuyor. Wall Street Journal gazetesi 2013 yılında Worthington ve diğer asbest avukatlarının kanser doktorlarına mali destek sağlayarak müvekkil edinme çabalarının etik sınırları aşıp aşmadığını araştırmıştı.
Tıbbi araştırmalara 1 milyon dolar bağışta bulunduğunu belirten Worthington, iddiaları reddederek sadece katkı sağlamayı amaçladığını söylemişti.
Bu kez Kongre düzeyinde riskler daha yüksek. Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonu Başkanı Jim Jordan ve Darrell Issa liderliğindeki soruşturma, ELI’nin eğitim modülünde yer alan Michael Wehner imzalı makalenin Worthington’ın sitesinde nasıl yer aldığına odaklanıyor.
Cumhuriyetçiler ELI’yi yargıçları etkilemeye çalışmakla suçlarken, enstitü yönetimi Kongre ile işbirliği yaptıklarını ve davalara müdahil olmadıklarını açıkladı.
Komisyonun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin ise cumhuriyetçilerin bu soruşturmayı siyasi rakiplerini hedef almak için kullandığını belirterek, durumu “gücün açıkça kötüye kullanılması” olarak nitelendirdi.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor











