Amerika
Petrol devlerine 51 milyar dolarlık iklim davası açan avukata Kongre sorgusu

ABD’de petrol ve doğalgaz endüstrisine karşı yürütülen çok milyar dolarlık iklim davasının merkezindeki avukatlardan Roger Worthington, Kongre bünyesinde Cumhuriyetçilerin yürüttüğü soruşturma kapsamında kapalı kapılar ardında ifade verecek. Oregon eyaletinin Multnomah ilçesi adına açılan 51 milyar dolarlık tazminat davasını üstlenen 65 yaşındaki avukat, iklim davalarına bakan hakimleri etkilemeye çalışmakla suçlanıyor.
Petrol ve doğalgaz endüstrisine karşı yürütülen dev iklim davasının merkezindeki avukat Roger Worthington, ABD Kongresinin denetimiyle karşı karşıya.
Serbest çalışan avukatların Kongre komisyonu önüne çağrılarak ifadelerinin alınması nadir görülen durum olsa da iklim ve enerji davalarının yoğun siyasi atmosferinde Roger Worthington sıradan avukat profili çizmiyor.
Çevre aktivistleri arasında öncü, Donald Trump yönetimi ve Kongredeki cumhuriyetçiler nezdinde ise muhalif figür olarak görülen hırslı avukat, son hamlesiyle tepkileri üzerine çekti.
Oregon eyaletinin Multnomah bölgesini temsil eden Worthington, petrol ve doğalgaz şirketlerini 2021 yılında 69 kişinin ölümüne yol açan aşırı sıcak dalgasına zemin hazırlamakla suçlayan 51,5 milyar dolarlık davayı üstlendi. Bu adım, kendisini Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonunun hedefi haline getirdi.
Meslek hayatında asbest üreticilerine karşı açtığı davalarla tanınan 65 yaşındaki Worthington, Portland kentini de kapsayan bölge adına üç hukuk firmasının ortaklaşa açtığı davada yargıçları etkileme çabalarını araştıran cumhuriyetçilerin sorularını yanıtlayacak.
İklim davalarında yeni cephe
Kongre mahkemesi celbiyle gerçekleşecek bu ifade süreci, yerel yönetimlerin petrol ve doğalgaz üreticilerini küresel ısınmadan mali olarak sorumlu tutmak amacıyla açtığı iki düzineden fazla davanın siyasi ve hukuki savaşında yeni gerilim hattı oluşturuyor.
Enerji sektörü, bu davaların milyarlarca dolarlık kayba yol açabileceği uyarısı yapıyor. Temsilciler Meclisi ve Senatodaki cumhuriyetçiler ise bu davaları tamamen düşürecek yasa tasarıları hazırlıyor.
Trump yönetiminin iklim girişimlerini engelleme çabalarında, bu davaların önünün kesilmesi öncelikli başlıklar arasında yer alıyor.
ABD Adalet Bakanlığı, daha önce Hawaii ve Michigan eyaletlerinde açılan davaları engellemek için başarısız girişimlerde bulunurken, Minnesota’daki davayı da akamete uğratmaya çalıştı.
ABD Yüksek Mahkemesi ise bu sonbaharda sektörün davaları düşürme talebine ilişkin sözlü savunmaları dinleyecek.
Worthington, Multnomah bölgesi yetkililerinin Haziran 2023 tarihinde Portland adliyesi önünde davanın başladığını duyurduğu andan itibaren başroldeydi.
Siyasetçilerin yanında söz alan Worthington, “Yerin altından karbonu çıkarıp gaza dönüştürme ve gökyüzümüzü kirletme işindeler, bedelini ise biz ödüyoruz. Artık buna izin vermeyeceğiz, ne burada ne de şimdi” diyerek tavrını ortaya koymuştu.
Bu, Worthington’ın büyük şirketlerle ilk mücadelesi değil. Asbest üreticilerini yirmi yıldan fazla süre mahkemeye taşıyan avukat, kanser hastası müvekkilleri için 1 milyar dolardan fazla tazminat kazandı.
Bu deneyimin iklim davasındaki bakış açısını şekillendirdiğini belirten Worthington, sürecin kolay olmayacağını ve fosil yakıt sektörünün kendini korumak için sert şekilde savaşacağını öngörmüştü.
Yıllar sonra, tütün ve opioid davalarında deneyimli isimlerin de yer aldığı hukuk ekibiyle birlikte Washington’daki kapalı kapılar ardındaki sorguya gelirken, öngörüleri tahmin etmediği şekilde gerçekleşti. Siyaseten karşı çıktıkları aktif davada görev yapan avukat, milletvekillerinin kıskacına girdi.
Worthington, kendisini ifadeye çağıran milletvekillerini “büyük petrol şirketlerinin önüne kemirecekleri kemik atmakla” suçladı. Mahkemeler üzerinde yetkisi olan Yargı Alt Komisyonunun Başkanı Cumhuriyetçi Milletvekili Darrell Issa ise komisyonun petrol sektörünün talimatıyla hareket ettiğini öne sürenlerin tamamen yanıldığını savundu.
Issa, “Yalan söylüyorlar. Milletvekilleri gerçeği duymak istiyor. İfade yemin altında gerçekleşecek. Ya anayasal haklarını kullanarak susacaklar ya da gerçeği söyleyecekler” dedi.
Worthington’ın yakın çevresi ise onun bu mücadeleye hazır olduğunu belirtiyor. Worthington’ı 1997 yılından beri tanıyan Matt Bergman, “Dostlarınız kadar düşmanlarınız da sizi onurlandırır. Roger’ın hedef alınması, onun hukuki mücadelesinin yerleşik güçler için ne kadar büyük tehdit oluşturduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.
Worthington’ın geçmişi dikkat çekici ayrıntılar barındırıyor. Üniversite yıllarında yaz tatilinde Exxon Mobil petrol rafinerisinde çalışan Worthington, Oregon’un Bend kentinde Worthy Brewing adında bir bira imalathanesi kurdu. Tesis bünyesinde 16 inçlik Ritchey-Chrétien teleskobuna sahip gözlemevi de yer alıyor.
Şerbetçiotu yetiştiriciliği yapan Worthington, aynı zamanda ekolojik tarım çiftliği ve yerel bitki bahçelerini yöneten, çevre eğitimleri veren Worthy Garden Club organizasyonunu yürütüyor.
Worthington, uzun yıllardır Demokrat adayları açıkça destekliyor. Oregon’da Senatör Ron Wyden gibi Demokrat siyasetçilere on binlerce dolar bağış yapan avukat, iklim davasına onay veren ve 2024 yılında Temsilciler Meclisi seçimlerinde aday olan Susheela Jayapal’a da 2 bin dolar katkı sağladı.
Susheela Jayapal’ın kız kardeşi Pramila Jayapal ise Kongre İlerici Grubu eski başkanlığı görevini yürütmüştü. Worthington ayrıca Oregon’daki orman yangınlarının ardından bölgenin toparlanması için 1 milyon kozalaklı ağaç dikme taahhüdüyle 1 milyon dolar bağış sözü verdi.
Bisiklet sporuyla ilgilenen Worthington, şimdiki hukuk ortağı John Caron ile 1990’lı yıllarda bisiklet yarışları esnasında tanıştı.
Worthington ile ortak çalıştığı Thomas, Coon, Newton & Frost ve Simon Greenstone Panatier firmalarından oluşan hukuk ekibi, iklim davaları alanında yeni sayılıyor.
İlk iklim davalarının çoğunu Sher Edling hukuk firması ile Demokrat eğilimli kent ve eyaletlerdeki çevre örgütleri ile başsavcılar yürütmüştü.
San Francisco merkezli Sher Edling firması, Sierra Club Hukuki Savunma Fonu (şimdi Earthjustice) eski başkanı Vic Sher ve çevre avukatı Matt Edling tarafından kurulmuştu.
Sher Edling de cumhuriyetçi milletvekillerinin hedefi haline geldi. Firmayı temsil eden avukat, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonuna yaptığı açıklamada, yargıçları etkileme çabalarının müvekkilinden değil, ezici çoğunlukla petrol şirketleri ve onların avukatlarından geldiğini belirtti.
Worthington gibi şirketlerin usulsüzlüklerini ifşa etme konusunda uzmanlaşmış kişisel zarar avukatları, uzun ve maliyetli davaları finanse edecek güçleri sayesinde 2023 yılından itibaren iklim alanına yöneldi.
Multnomah bölgesini temsil eden üç hukuk firması, davayı başarı şartına bağlı ücret anlaşmasıyla yürütüyor ve kazanmadıkları takdirde herhangi bir ücret alamıyor. Bölge yönetimi, altyapıyı ve kamu sağlığı hizmetlerini gelecekteki aşırı hava olaylarına karşı dayanıklı hale getirmek amacıyla 51,5 milyar dolar tazminat talep ediyor.
Ortak asbest davalarında servet kazandıktan sonra kalıcı bir miras bırakmak istediklerini belirten Bergman, kendisinin sosyal medya platformlarının çocuklara verdiği zararlar nedeniyle aileleri temsil ettiğini, Worthington’ın ise çevre konusuna odaklandığını ifade etti.
Bergman, Worthington’ın iklim değişikliği araştırmaları dahil çevre projelerine on binlerce dolar bağışladığını aktardı.
Bu kapsamda, Yüksek Mahkeme tarafından 2025 yılında reddedilen gençlik iklim davası Juliana v. United States davasının hukuki temelini oluşturan akademisyen Mary Wood’un çalışmalarını desteklemek amacıyla Oregon Üniversitesi Hukuk Fakültesine bağış yapıldı.
Bilimsel çalışmalara olan ilgisini aile ortamına borçlu olduğunu belirten Worthington’ın üvey babası, NASA’da radyasyon biyoloğu olarak görev yapmış ve ozon tabakasını koruyan 1987 Montreal Protokolü’ne zemin hazırlayan verilerin toplanmasına katkı sağlamıştı.
Ancak Multnomah davasındaki bazı bilimsel bağlantılar, ekim ayında bir yargıcın Worthington’ı kamuoyu önünde azarlamasına neden oldu ve onu Kongre soruşturmasının içine çekti.
Tartışma, petrol ve doğalgaz şirketlerinin Temmuz 2025 tarihinde davanın düşürülmesi yönünde dilekçe vermesiyle başladı. Şirketler davanın ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savundu.
Bölge yönetimi ise sektörün yanıltıcı reklam faaliyetlerini kanıtlamak amacıyla belgeler sundu. Ancak Chevron, Worthington’ı “mahkemeyi dolandırmakla” suçlayarak uzmanların kullandığı iki iklim araştırmasının dikkate alınmamasını talep etti.
Chevron, Worthington’ın bilimsel makalelerden birine yayımlanmadan önce erişim sağladığını ve bu çalışmanın zamanla davaya odaklı hale geldiğini öne sürdü. Ayrıca Worthington’ın diğer makaleyi fonladığını mahkemeye bildirmediğini savundu.
Orman yangınlarının yol açtığı ölümlerle ilgili olan ikinci makalede Worthington’a kısmi destek teşekkürü yer alsa da bu ilişki mahkemeye sunulmadı. Şirket ayrıca Worthington’ın yerel gazetelerde davayı destekleyen yazılar yazarken kendisini avukat olarak değil, bira imalathanesi sahibi olarak tanıttığını belirtti.
Bölge Yargıcı Benjamin Souede, araştırmaları davadan çıkarmayı reddetmesine rağmen, Worthington’ı mahkemeyi bilgilendirmediği için sert bir dille eleştirdi.
Yargıç Souede, “Bu bilerek bilgi gizleme çabasıyla ne amaçlandığını anlamıyorum. Oregon eyalet mahkemelerinde bu şekilde avukatlık yapılamaz” dedi.
Chevron temsilcileri Worthington hakkında açıklama yapmazken, şirketi savunan avukat Ted Boutrous, davanın eyalet haksız fiil yasalarının sınırlarını aştığını ve küresel emisyonlara odaklandığı için düşürülmesi gerektiğini savundu.
Kongre kıskacındaki bilimsel çalışmalar
Worthington, 2017 yılında 15 binden fazla bilim insanının imzaladığı uyarı mektubunu gördükten sonra, dilekçeyi düzenleyen Oregon Eyalet Üniversitesi Profesörü William Ripple ile iletişime geçtiğini belirtti.
Bilim insanları ve siyasetçilerle konferans turları düzenlediklerini aktaran Worthington, asbest davalarında da aynı yöntemi izlediğini ve en iyi bilimsel verileri politika yapıcılara sunmayı amaçladığını söyledi. Kongredeki iklim politikasının tıkanması nedeniyle artık kararı jürinin vermesi gerektiğini savundu.
Fosil yakıt sektörü ise iklim davalarındaki ilişkilendirme bilimini hedef alıyor.
Şirketler bu alanın sadece davaları desteklemek için geliştirildiğini iddia ederken, Kongre’deki yasa tasarıları da bu bilimin güvenilirliğini sarsmayı amaçlıyor.
Geçen ay Politico, muhafazakar bir araştırma grubunun, Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademilerinin yayımlayacağı raporun güvenilirliğini sarsmak amacıyla bilim insanlarının e-postalarını incelediğini yazmıştı. Worthington, bu tür girişimleri “açık bir yıldırma ve taciz biçimi” olarak nitelendirdi.
Chevron’un şikayetinde e-postaları talep edilen Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Benjamin Franta’nın ismi de yer aldı. Ayrıca Worthington’ın internet sitesinde, Çevre Hukuku Enstitüsünün (ELI) yargıçlara yönelik iklim eğitimi modülünün taslak sürümünün yer alması cumhuriyetçilerin Kongre soruşturmasının odağına oturdu.
Chevron, bu durumun mahkemeleri etkileme çabası olduğunu savunurken, bölge yönetimi Worthington’ın ELI üyesi olmadığını ve ELI etkinliklerine katılmadığını bildirdi. Ayrıca davanın savunma tarafındaki birçok hukuk firmasının ELI’ye mali destek sağladığına dikkat çekildi.
Worthington’ın taktikleri ilk kez tartışma konusu olmuyor. Wall Street Journal gazetesi 2013 yılında Worthington ve diğer asbest avukatlarının kanser doktorlarına mali destek sağlayarak müvekkil edinme çabalarının etik sınırları aşıp aşmadığını araştırmıştı.
Tıbbi araştırmalara 1 milyon dolar bağışta bulunduğunu belirten Worthington, iddiaları reddederek sadece katkı sağlamayı amaçladığını söylemişti.
Bu kez Kongre düzeyinde riskler daha yüksek. Temsilciler Meclisi Yargı Komisyonu Başkanı Jim Jordan ve Darrell Issa liderliğindeki soruşturma, ELI’nin eğitim modülünde yer alan Michael Wehner imzalı makalenin Worthington’ın sitesinde nasıl yer aldığına odaklanıyor.
Cumhuriyetçiler ELI’yi yargıçları etkilemeye çalışmakla suçlarken, enstitü yönetimi Kongre ile işbirliği yaptıklarını ve davalara müdahil olmadıklarını açıkladı.
Komisyonun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin ise cumhuriyetçilerin bu soruşturmayı siyasi rakiplerini hedef almak için kullandığını belirterek, durumu “gücün açıkça kötüye kullanılması” olarak nitelendirdi.
Amerika
Pentagon’un 1,5 trilyon dolarlık rekor bütçe talebine Kongre engeli

ABD Kongresi, Trump yönetiminin talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık rekor savunma bütçesini derinleşen siyasi ayrılıklar nedeniyle onaylamama noktasına geldi. İran savaşı ve askeri mühimmat tedariki için harcamaların yüzde 40 artırılmasını isteyen Pentagon, acil ihtiyaç duyulan 67 milyar dolarlık ek kaynağı da kapsayan pakette partilerin direnciyle karşılaşıyor.
ABD Kongresi, Donald Trump yönetiminin 2027 mali yılı için talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık rekor savunma bütçesini büyük olasılıkla onaylamayacak.
The Washington Post gazetesinin Kongre kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, bütçe müzakereleri partiler arasındaki uzlaşmazlık yüzünden kilitlendi.
Gazetenin görüştüğü yaklaşık 30 ABD’li parlamenter, savunma politikası ve bütçe yasa tasarılarının partiler üstü mutabakatın tamamen çökmesi ve Kongre üyeleriyle ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth arasındaki kişisel sürtüşmeler nedeniyle “çıkmaza girdiğini” aktardı.
Trump yönetimi talep ettiği finansmanı iki parçaya ayırarak 1,15 trilyon dolarlık ilk dilim için Demokratların bir kısmının desteğini almayı, 350 milyar dolarlık ikinci dilimi ise yalnızca Cumhuriyetçilerin oylarıyla geçirmeyi hedefliyor.
Haberde aktarılana göre, Cumhuriyetçi Parti içinde bu 350 milyar dolarlık ikinci paketi kabul ettirecek bir iç uzlaşı dahi sağlanabilmiş değil.
ABD’nin 2026 savunma bütçesi, Kongre’nin geçen yıl ileri silah sistemlerinin geliştirilmesinden Amerikan savunma sanayisinin teşvik edilmesine kadar bir dizi öncelikli hedef için onayladığı 150 milyar dolarlık tek seferlik kaynak dahil olmak üzere yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde seyrediyor.
Yönetimin talep ettiği yeni bütçe, savunma harcamalarında yüzde 40 artış öngörürken yeni silahların finanse edilmesini ve İran ile yaşanan savaş sırasında tüketilen hassas güdümlü füzelerin stoklarının yenilenmesini kapsıyor.
Savunma Bakanı Hegseth, İran çatışmasını da kapsayan askeri operasyonlar için Kongre’den 67 milyar dolarlık ilave kaynak ayrılmasını da istedi.
The Washington Post, Kongre’nin yıl sonuna kadar yalnızca 20 iş günü kaldığı için parlamenterlerin bu krizi çözmek üzere son derece kısıtlı bir zamana sahip olduğunu belirtiyor.
Ortadoğu’daki askeri operasyonların faturası kabarıyor
ABD, savunma harcamalarının NATO bünyesindeki ayrıcalıkların dağıtımında hesaba katılmasını teklif etti.
The Hill’in ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM) değerlendirmesine dayandırdığı haberine göre, Washington’ın İran’a yönelik askeri operasyonlara harcadığı tutar son bir ayda 3 milyar dolardan fazla artışla 47 milyar dolara yükseldi.
CENTCOM belgesine göre askeri harcamalardaki en büyük kalemi 29 milyar dolarla mühimmat tedariki oluşturuyor.
Doğrudan muharebe operasyonlarının yürütülmesine bağlı ek maliyetler yaklaşık 12 milyar doları bulurken, kaybedilen askeri teçhizat ve donanımın ikamesi için 6,1 milyar dolara ihtiyaç duyuluyor.
Bölgeye konuşlandırılan personelin desteklenmesi, hava taşımacılığı, muhabere ve harekat alanındaki lojistik nakliye giderleri 7,6 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Bu resmi maliyet dökümüne ABD’nin Ortadoğu’daki askeri üslerinin onarımı ve yeniden inşası için gereken harcamalar dahil edilmedi.
Temsilciler Meclisi, temmuz ayında 1,15 trilyon dolarlık savunma bütçesi tasarısını 212’ye karşı yalnızca 216 oyla güçlükle geçirmişti.
Oylamada altı Demokrat vekil tasarıya onay verirken yedi Cumhuriyetçi vekil kendi partisinin aleyhinde oy kullanmıştı.
The Washington Post daha önce de Pentagon’un ciddi bir kaynak sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını yazmıştı.
Beyaz Saray askeri harcamaların karşılanması için Kongre’den acil koduyla 67 milyar dolar talep etmişti.
Gazete, parlamenterlerin adım atmaması durumunda ordunun yakın zamanda çok daha sancılı tavizler vermek zorunda kalacağını kaydetmişti.
Amerika
Saniyenin yirmide biri 100 bin dolar: Trump’ın paylaşımlarına erken erişim

ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarını işlem yazılımlarına daha hızlı aktaran özel veri hizmetini Bloomberg ile yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna ve Jump Trading’e satmaya başladı. Ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödeyen abonelere yaklaşık 50 milisaniyelik zaman avantajı sağlayan uygulama, Demokrat senatörlerin inceleme çağrısına ve resmi açıklamalara eşit erişim davasına konu oldu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarına herkesten önce ulaşma imkânı tanıyan özel hizmetini haber ve veri sağlayıcısı Bloomberg ile iki Wall Street şirketine satmaya başladı.
Reuters’a konuşan ve konuyu doğrudan bilen kaynaklara göre, aboneler arasında algoritmik ve otomatik alım satıma odaklanan yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna International Group ile Jump Trading yer alıyor.
Truth API adı verilen bu ürün, sıradan kullanıcıların platformda gezinmesini sağlayan standart bir abonelik değil.
Farklı yazılımların birbirine bağlanmasına yarayan API arayüzü üzerinden çalışan sistem, Trump’ın paylaşımlarını uygulama ekranına düşmesini beklemeden doğrudan abone şirketlerin bilgisayar sistemlerine aktarıyor.
Böylece alım satım yazılımları, piyasaları hareketlendirebilecek başkanlık açıklamalarını daha erken yakalayıp otomatik işlem kararları verebiliyor.
Saniyenin yirmide biri için ayda 100 bin dolar ödüyorlar
Truth Social’ın çatı şirketi Trump Media and Technology Group, paylaşımlara doğrudan ve hızlı erişim sağlayan bu ürünü temmuz ayında duyurarak işlem şirketlerine ve diğer finans kuruluşlarına pazarladı.
Şirket, ağustosta yatırımcılara yaptığı açıklamada 10’dan fazla müşteriyle sözleşme imzaladığını bildirdi; ancak Reuters bu sayıyı bağımsız olarak doğrulayamadı.
Müşterilerinin kimliğini açıklamayan Trump Media, abonelerin ağırlıklı olarak Wall Street işlem şirketlerinden oluştuğunu ve hizmet için ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödediklerini belirtti.
Trump Media yetkililerine göre bu doğrudan bağlantı yaklaşık 50 milisaniyelik, yani saniyenin yirmide biri kadar bir zaman avantajı sağlıyor.
Bir insanın fark etmesi güç olan bu süre, haberleri saniyenin binde biri içinde okuyup analiz edebilen ve anında işlem emri verebilen algoritmalar için büyük değer taşıyor.
Nitekim Trump’ın nisan ayında İran savaşında ateşkes ilan ettiği Truth Social paylaşımının ardından petrol vadeli işlemlerinin düşmesi, başkanın mesajlarının piyasalar üzerindeki etkisine örnek gösteriliyor.
Hizmetin müşterileri arasında adı geçen Bloomberg, Jump Trading ve Susquehanna konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.
Bloomberg’in finans haberciliğindeki rakiplerinden Reuters ise hizmeti değerlendireceğini ancak şu anda abone olma planı olmadığını açıkladı.
Trump Media cephesi ise Truth Social’ın farklı sektörlerden yoğun talep gören, sektör standartlarına uygun bir API ürünü sunduğunu bildirdi.
Müşteri gizliliğini önemsediklerini vurgulayan şirket, haberin kendilerine, müşterilerine ve hissedarlarına zarar vermeyi amaçlayan anonim kaynakların aktardığı yanıltıcı bilgilere dayandığını savundu.
Şirket zarar ederken gelirler Trump’ın aile fonuna akıyor
Görevdeki bir başkanla bağlantılı bir işletmenin, başkanın açıklamalarına erişimi parayla satmasının ilk örneği olabilecek bu anlaşmalar hukuki ve etik tartışmaları da beraberinde getirdi.
Trump’ın aile fonu, Trump Media’nın yüzde 41’ine sahip. Bu hisselerden doğan gelirlerin tek hak sahibi bizzat Trump olurken, fonun yönetimi ve oy yetkisi oğlu Donald Trump Jr.’ın elinde. Donald Trump Jr. yorum talebini yanıtsız bıraktı; işletmedeki rolüne ilişkin soruların yönlendirildiği Trump Organization da açıklama yapmadı.
Diğer yandan şirketin mali tablosu parlak değil; Trump Media hisseleri yıl başından bu yana yüzde 50’den fazla değer kaybetti.
Mart 2024’te borsaya açıldığı ilk günü yaklaşık 8 milyar dolar değerle kapatan şirketin piyasa değeri bugün yaklaşık 1,8 milyar dolara geriledi.
Üstelik şirket, nakit çıkışı gerektirmeyen muhasebe giderleri de dahil olmak üzere 2024’ten bu yana yaklaşık 1,76 milyar dolar zarar yazdı.
Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle, Trump ve ailesinin portföy yatırımlarına ilişkin kararlara doğrudan katılmadığını söyledi, ancak başkanın makamını uygunsuz biçimde kullandığı iddialarına yanıt vermedi.
Senatörler inceleme istedi, basın örgütleri yargıya taşıdı
Uygulama Kongre ve yargı koridorlarına da taşındı. Demokrat senatörler Elizabeth Warren ve Adam Schiff, temmuz ayında ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonuna (SEC) başvurarak hizmetin menkul kıymetler yasalarını ihlal edip etmediğinin incelenmesini istedi.
İki senatör, bu satışı başkanın kişisel kazanç uğruna makamını “şoke edici biçimde kötüye kullanması” diye nitelendirdi; SEC ise yorum yapmayı reddetti.
Trump Media sözcüsü, Demokratların serbest piyasalara ideolojik karşıtlıkları yüzünden veya kamuya açık bilgiyle kamuya açık olmayan bilgi arasındaki farkı anlayamadıkları için hizmeti yanlış tanıttıklarını ileri sürdü.
Ağustos ayında ise Intercept Media ve basın özgürlüğü kuruluşu Freedom of the Press Foundation, Trump’a dava açtı.
Davacılar, ücretli veri akışı hizmeti sürerken Beyaz Saray’ın resmi hükümet açıklamalarını yalnızca Truth Social üzerinden yayımlamasının engellenmesini talep ediyor.
Süren davada, kamu bilgisine mali engel konulmasının anayasaya aykırı olabileceği ve varlıklı Wall Street şirketlerine ayrıcalık tanıdığı savunuluyor.
Ücretli hizmeti “derinden yozlaşmış” bir uygulama olarak tanımlayan davacılar, bilgiye eşit erişimi olmayan kamuoyunun Anayasa’nın Birinci Değişikliği kapsamındaki haklarının çiğnendiğini, yasayla güvenceye alınan eşit erişim için “makul olmayan tutarlar” istenmesinin de Beşinci Değişikliği ihlal ettiğini öne sürüyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Ingle, açılan davaya ve iddialara doğrudan yanıt vermek yerine, Trump’ın yalnızca Amerikan halkının çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söylemekle yetindi.
Amerika
“ICE, ABD tarihinin en büyük sol karşıtı izleme operasyonlarından birini yürütüyor”

Hukukçulara göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE), ABD tarihinde görülmemiş düzeyde bir “sol karşıtı” izleme operasyonu yürütüyor.
WIRED’da yer alan habere göre avukatlar, federal komplo suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Minnesota sakinleri adına, ICE tarafından Minnesota ve ötesindeki solcu sosyal hareketlere karşı yürütülen, geniş kapsamlı ve muhtemelen anayasaya aykırı bir casusluk operasyonuna dair kanıtlar elde etti.
Gündemi meşgul eden “Minnesota 15” davası, federal fonlar ve yeni personel ile donanmış İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS), artık Başkan Donald Trump’ın muhalefete karşı başlıca aracı olduğunu ve 11 Eylül sonrası elde edilen güçlü soruşturma yetkilerini, topluluklarını örgütleyen sıradan Amerikalılara karşı kullandığını açıkça ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, 1960’lar ve 1970’lerde federal hükümetin Yeni Sol ve savaş karşıtı harekete karşı yürüttüğü isyan bastırma operasyonlarından bu yana ABD’de bu ölçekte bir olay görülmemişti.
Bu davalarda delil toplama süreci sırasında ortaya çıkan belgeler arasında onlarca rapor, ses kaydı transkripti, e-posta, ele geçirilen Signal sohbetleri, fotoğraflar, veritabanı sorguları ve daha fazlası yer alıyor.
Bu belgeler, tartışmalı 7 Numaralı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (NSPM 7) ile yetkilendirilen ve “Project Whipple Shield” ile “Operation Puppet Master” isimleri altında yürütülen iç terör soruşturmalarının iç işleyişini ortaya koyuyor.
Geçen yılın Eylül ayında Charlie Kirk’ün suikastının ardından yayınlanan NSPM 7, federal kolluk kuvvetlerine, yönetimin politikalarını eleştiren ve “Hıristiyanlık karşıtı” fikirleri savunan örgüt ve kişilere karşı mevcut her türlü aracı kullanma talimatı veriyor.
Bu belgenin yetki verdiği soruşturmaların tam kapsamı ve boyutu hâlâ bilinmiyor.
Minnesota 15’in savunma avukatları, bu davanın Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı çıkanları hedef alan, ülke çapında yürütülen daha geniş kapsamlı bir gözetim operasyonundan kaynaklandığını iddia ediyor.
Davaya bakan avukatlardan biri, DHS tarafından yürütülen bu kampanyayı, 1950’lerden 1970’lerin başlarına kadar ırk adaleti, sivil haklar ve savaş karşıtı hareketleri anayasaya aykırı bir şekilde gözetleyen, içlerine sızan ve şantaj uygulayan FBI’ın kötü şöhretli Karşı İstihbarat Programı (COINTELPRO) ile karşılaştırıyor.
Dosyaları inceleyen üç eski kolluk görevlisi de bu görüşe katılıyor ve WIRED’e, bu davanın, yönetimin Aralık 2025’te Minnesota’yı işgal etmesinden çok önce başlayan daha geniş çaplı bir istihbarat toplama operasyonunun neredeyse kesin olarak bir parçası olduğunu belirtiyor.
DHS’nin gözetleme programının ortaya çıkarılmasına ilişkin davada sunulan karşılıklı dilekçeler, ICE’ın iki biriminden biri olan İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) personelinin, ciddi cezai soruşturmalar için ayrılmış finansman mekanizmalarını ve soruşturma araçlarını başka amaçlarla kullanarak bunları yurt içi muhaliflere yönelttiğini ortaya koyuyor.
Minnesota 15 davasının finansmanını sağlayan HSI’nin gizli operasyonu “Operation Keyhole”, 2008 yılına kadar uzanıyor.
Haziran 2026 itibarıyla, bu program Minneapolis–Saint Paul bölgesinde devam eden yarım düzine gizli soruşturmayı finanse ediyordu.
Aralarında 11 gizli ajan da olmak üzere, Beyaz Saray’ın askeri nitelikli göçmenlik denetim operasyonlarının ön saflarında görev yapmış, ülke çapındaki özel birimlerden gelen yaklaşık 120 HSI ajanı bu vakaya atandı.
Bu ajanlar, genellikle kara para aklama ve terör soruşturmalarıyla sınırlı olan Reaper insansız hava araçlarının kullanımı ve Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) araçları da dahil olmak üzere son derece müdahaleci gözetim teknikleri kullandılar.
Gizli ajanlar ayrıca, bir mahkeme kararını açıkça ihlal ederek kiliselere sızdılar.
Minnesota 15 iddianamesi, geçen kış gerçekleştirilen “Operation Metro Surge” sırasında cemaat tepki ağlarına karşı sert önlemler alınması için Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı’ndan “büyük ve gürültülü hareket etmesini” talep etmesinden kaynaklanıyor.
Twin Cities’deki (yani Minneapolis ve St. Paul’deki) aktivistler, şifreli Signal grupları, kendi geliştirdikleri araç veritabanları ve merkezi bir sevk sistemi kullanarak DHS ajanlarını ve araçlarını izlemek üzere gönüllüler organize ettiler.
Eyalet savcıları, bunun göçmenlik uygulamalarını engellemek, federal ajanları yasadışı olarak tespit edip takip etmek ve hatta onlara saldırmak amacıyla kurulan bir komplo olduğunu iddia ediyorlar.
Savunma avukatları, Minnesota 15’e yöneltilen ağır suçlamaların, sanıkların iddia edilen davranışlarıyla uyuşmadığını belirtiyor.
Sanık Isaac Sant’ı temsil eden Kevin Riach, “Komplo kurmakla suçlanan ve bunun üzerine bir konuşma turuna çıkan bir müvekkilim ilk kez oluyor”, diyor.
Minneapolis 15’in iddianamesine yol açan “Operation Puppet Master”nun kapsamını ortaya koyan bir ICE iç belgesi, şu notla sona eriyor: “Bu dava, CUC Op Keyhole kapsamında da kabul edilmiştir.”
Savcılara göre, “Operation Keyhole”, HSI’nın Saint Paul ofisi tarafından Minnesota, Kuzey ve Güney Dakota, Iowa ve Nebraska’yı kapsayan bir bölgede “gizli faaliyetler”e (özellikle ekipman alımları ve personel masraflarına) finansman sağlamak amacıyla oluşturulan uzun soluklu bir program.
Program, Aralık 2008’de başladığından bu yana “uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara yönelik cinsel istismar, mali soruşturmalar ve silahların yayılmasının önlenmesi” alanlarında en az 77 soruşturmaya finansman sağladı.
2008 tarihli bir DHS iç el kitabına göre “CUC” kısaltması öneki, “Sertifikalı Gizli Operasyonlar” (Certified Undercover Operations) anlamına geliyor.
Bu, açıkça tanımlanmış denetim mekanizmaları, prosedürleri ve raporlama gerekliliklerine sahip resmi bir tanımlama.
Operation Keyhole’un parametreleri, Adalet Bakanlığı (DOJ) ve DHS’nin üst düzey yetkililerinden oluşan bir komite tarafından her altı ayda bir gözden geçirilir.
En son Haziran 2026’da yenilendiğinde, Keyhole, Şubat ayında DHS ajanlarına ve diğer federal çalışanlara yönelik saldırı, taciz ve kişisel bilgilerin ifşa edilmesi iddialarını araştırmak üzere başlatılan ve Minnesota 15 iddianamesinin temelini oluşturan “Project Whipple Shield” dahil olmak üzere altı aktif soruşturmaya fon sağlamıştı.
“Operation Keyhole” kapsamında görev yapan en az 11 gizli ajan, Twin Cities’deki ICE karşıtı aktivistlerin arasına sızarak dövüş sanatları ve “haklarını bil” eğitimlerine, yürüyüşlere, genel grevlere ve topluluk toplantılarına katıldı.
Ayrıca, olası gizli ICE araçlarını tespit etmek ve aktivistleri bu araçları Twin Cities genelinde takip etmeleri için görevlendirmek amacıyla aktivistlerin iletişim ağına da sızdılar.
Signal üzerinden yürütülen çeşitli aktivist grup sohbetlerine girerek, bu sohbetlerin içeriğini analiz ve nihayetinde iddianameye dahil edilmek üzere diğer HSI meslektaşlarına ilettiler.
Soruşturma kapsamında Seattle, Michigan, Chicago ve New York City gibi uzak yerlerdeki aktivist konferansları gözetim altına alındı.
HSI ekipleri, toplantı mekanlarının otoparkında park etmiş veya aktivistleri taşıyan her aracın fotoğrafını çekti ve plaka numaralarını kaydetti.
Ayrıca, Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’ne ait silahsız Reaper insansız hava araçlarından, Twin Cities bölgesinde dolaşan aktivistlerin görüntülerine de rastlanıyor.
Gizli ajanlar, sanıkların hem dijital ortamda hem de yüz yüze olarak soruşturulmasına ve gözetlenmesine katılan, 50’den fazla HSI ajanından oluşan çok daha geniş bir grubun parçasıydı.
Bu grubun içinde HSI’nın pek bilinmeyen Özel Operasyonlar Grubu’ndan en az iki düzine ajan da yer alıyordu.
Karmaşık mali suçlar, uyuşturucu kartelleri soruşturmaları, insan kaçakçılığı ve organize suçlar konusunda onlarca yıllık deneyime sahip federal ajanlar, “Minnesota 15” soruşturmasına dahil edildi.
Eski DHS avukatı ve terörle mücadele uzmanı olan ve şu anda NAACP Hukuki Savunma Fonu’nda çalışan hukukçu Spencer Reynolds şunları söyledi:
“Bu operasyon hiçbir şekilde Minnesota ile sınırlı görünmüyor. Sokaklarda görev yapan ekiplerde gördüğümüz gibi, Greg Bovino’nun önderliğinde CBP ve Sınır Devriyesi özel kuvvet birimlerinin ülke çapında geniş çaplı baskınlar düzenlemesi, bu kapı kırma operasyonlarıyla paralel olarak işleyen istihbarat ve gizli soruşturma mekanizması.”
11 Eylül sonrası federal kolluk kuvvetlerinin sert bir eleştirmeni haline gelmeden önce yıllarca gizli görevde iç terör davalarında çalışan emekli FBI ajanı Mike German, Minnesota 15 davasını, federal kolluk kuvvetlerinin solcu sosyal hareketleri bastırma konusundaki uzun geçmişine benzetiyor.
Buna, Vietnam Savaşı sırasında yabancı etkilerin kanıtlarını bulmak amacıyla savaş karşıtı hareketi gözetleyen CIA’in MH/Chaos Operasyonu da dahil. Aradaki farklardan biri ise olayın muazzam ölçeği: Bu seferki çok daha büyük.
Eski CIA ajanı Frank Rafalko’nun 2011 yılında yayımlanan kitabına göre, Yeni Sol ve Vietnam Savaşı karşıtı hareket üzerinde şüphelenilen yabancı etkilerle ilgili CIA’nın gizli soruşturmasında, en yoğun döneminde 42 ajan görev almıştı.
Mahkeme kayıtları, yalnızca Minnesota 15 davasında 119 HSI ajanının görev yaptığını gösteriyor.
German’a göre, günümüzde en önemli fark, federal yetkililerin elinde bulunan muazzam veri havuzu.
HSI, soruşturma kapsamındaki kişileri tespit etmek için, banka havalelerinin, PayPal geri ödemelerinin ve diğer finansal işlemlerin incelenmesi; web sitesi trafiğinin adli dijital analizi; ele geçirilen 15 terabaytlık Signal sohbetleri; ve ticari bir veri aracısından elde edilen bilgiler dahil olmak üzere son derece müdahaleci önlemler uyguladı.
Yerel bir aktivistin, geliştiricilere yönelik bir kamu bulut platformu olan Fly.io’da bulunan bir plaka arama aracını, sızdırılmış bir Signal sohbetine yüklemesinin ardından, HSI ajanları, ticari bir aracıdan satın alınan verilerin yanı sıra web sitesinin DNS sorgularını ve Stripe verilerini inceledi.
Bu sayede HSI, SSH oturum günlüklerine, giden bağlantı kayıtlarına, Fly.io hesabının kayıt IP adresine ve hiç ödeme gerçekleştirilmemiş bir hesaba ait Stripe kart parmak izine erişim sağladı.
Ajanlar, bu bilgileri Minnesota DVS kayıtları ve Thomson-Reuters CLEAR platformundan elde edilen ticari verilerle birleştirerek sürücü belgesi numarası, Sosyal Güvenlik numarası özeti, yıllara ait adres geçmişi, telefon numaraları, mülk kayıtları ve ortak kayıtlı araçları tespit ettiler.
WIRED’in incelediği, Los Angeles ve Arizona’da görev yapan birkaç HSI ajanı arasında geçen e-postalar, bu soruşturmalar kapsamında bir dizi kaydın teslim edildiğini ortaya koyuyor.
Bunlar arasında, Minnesota’da görevli kıdemli bir HSI ajanının, “bu kayıtların saklandığı her yerde” dosyalanması amacıyla Los Angeles’ta görevli bir meslektaşına gönderdiği, SEIU (Hizmet İşçileri Uluslararası Sendikası) ile ilgili bazı kayıtlar da bulunuyor.
Komplo soruşturmasında görev alan diğer ajanlar da son dönemde gündeme gelen bazı olaylara karışmışlar.
Örneğin HSI Özel Operasyon Grubu (SOG) ekibinin “ekip lideri” Tim Gerber, bir ICE ajanının papazlık yaptığı Minneapolis’teki bir kilisede düzenlenen protesto hakkında haber yapan eski CNN sunucusu Don Lemon’a yönelik soruşturmayı yönetti.
SOG’dan meslektaşı Yue Her ise, 2025 yılında Renee Good’un katili olan ICE Özel Müdahale Ekibi ajanı Johnathan Ross’un, yakalamaya çalıştığı bir adamın arabası tarafından sürüklendiği olayın yerinde bulunmuştu.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı











