Dünya Basını
Piyasa analisti Foo: Çin artık ABD hazine tahvillerini tamamen gözden çıkardı

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’ın programına konuk olan piyasa analisti ve Çin uzmanı Sean Foo, ABD ile Çin arasındaki ekonomik savaşı, küresel enerji krizini ve Batı finans sisteminin çöküş sürecini değerlendirdi.
Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen, gerçekleştirdiği yayında piyasa analisti ve Çin uzmanı Sean Foo’yu ağırlayarak küresel ölçekte devam eden ekonomik savaşı, enerji arzı güvenliğini ve finans dünyasındaki kırılmaları ele aldı.
Programın açılışında Rusya ve İran merkezli sıcak savaşların gölgesinde ABD ile Çin arasındaki ekonomik mücadelenin göz ardı edildiğini belirten Diesen, özellikle ABD hazine tahvillerindeki son durumu sordu.
Çin’in bu piyasadaki pozisyonunu azaltıp azaltmayacağına yönelik soruya yanıt veren Foo, Pekin’in artık bu enstrümanlardan tamamen uzaklaştığını vurguladı.
“Çin artık ABD hazine tahvilleriyle bağını kopardı”
Pekin yönetiminin finansal stratejisinde köklü bir değişim yaşandığını kaydeden Sean Foo, “Çin’in ABD hazine tahvilleriyle işinin aşağı yukarı bittiğini düşünüyorum. Yalnızca geçtiğimiz ay yaklaşık 40 milyar veya 41 milyar dolar değerinde tahvil elden çıkardılar. Geleceğe bakıldığında, Çin’in kendi ekonomisini ABD ile çok sıkı bir şekilde birbirine bağlamasında artık bir yarar görmediği açıkça anlaşılıyor” dedi.
Son iki ila üç aylık süreçte yaşanan gelişmelere, özellikle de İran odaklı gerilimlere değinen Foo, bu hamlelerin küresel planda Çin ekonomisini çevreleme amacı taşıdığını belirtti. Hürmüz Boğazı’ndan Çin’e akan petrol hatlarının hedef alınmasının bu stratejinin parçası olduğunu ifade eden analist, “Çin, İran’dan çok ciddi miktarda petrol alıyor ve şu anda bu akış baltalanmış durumda. Ancak bu durum Çin için büyük bir sorun teşkil etmiyor; çünkü ülkede elektrik üretiminin yüzde 90 ila 95’i petrol ve doğalgaza değil, yenilenebilir enerjiye ve kömüre dayanıyor. Ayrıca tedarik zincirlerinin çoğunu bizzat kendileri kontrol ediyorlar. Yine de bu durum, Washington’ın Çin ekonomisini köşeye sıkıştırmak için ABD ordusunu, yaptırımları ve jeopolitik planları ne kadar organize bir şekilde kullandığını gösteriyor” açıklamasında bulundu.
Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında gerçekleşen son zirveye de değinen Foo, ABD heyetinin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyarette sergilediği tutumu eleştirdi. Foo, “Trump, ailesini de kapsayan delegasyonuyla Pekin’e gittiğinde temel fikir, adeta fetih yapmış bir kahraman gibi İran ve Venezuela’nın liderlerini Xi Jinping’in önüne atıp gözdağı vermekti. Çinlilere, ‘İranlılara diz çöktürdük, şimdi sizin de kurallara uyma vaktiniz geldi’ mesajı iletilmek istendi. Fakat bu plan tamamen başarısız oldu. Aksine, Trump yönetiminin Çin karşısında son derece alttan alan ve yalvaran bir tavır sergilediğini gördük. Çinlilere hiçbir konuda geri adım attıramadılar. Hatta Pekin’in nadir toprak elementleri konusunu değerlendireceğine dair ucu açık geçiştirme ifadelerini bile kabul etmek zorunda kaldılar. Çin bu kozu elinde tutmaya devam edecek. Dolayısıyla Çin’in gelecekte ABD ile yeniden yakınlaşacağını ya da daha fazla ABD tahvili alacağını hiç sanmıyorum” şeklinde konuştu.
“Amerikan halkı için enflasyon iğrenç bir noktaya ulaştı”
Glenn Diesen, ABD tarafında ise artan enerji fiyatlarının ülkeye fayda sağlayacağını düşünen bir kesim olduğuna işaret etti. Diesen, ABD’nin enerji alanında kendi kendine yetebildiğini ve ihracatçı konumunda olduğunu, fiyat artışlarının ülkeye daha fazla dolar girdisi sağlayacağını ve Çin ekonomisini yavaşlatacağını savunanların haklılık payını sordu.
Bu argümanın pratikte çalışmasının mümkün olmadığını belirten Foo, küresel petrol piyasasının dinamiklerine dikkat çekti. Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık sebebiyle birçok ülkenin Amerikan petrolüne yöneldiğini kabul eden analist, “Bu durum doğru ve petrol küresel bir piyasa olduğu için Amerikan ham petrolünün fiyatı da yükseliyor. Son 90 günde Chevron ve Exxon gibi dev enerji şirketlerinin hisse senedi fiyatlarının fırladığını gördük. Fakat buradaki devasa sorun, petrolün küresel bir piyasa olması sebebiyle sıradan Amerikan vatandaşlarının ödediği fiyatların da tırmanmasıdır” dedi.
ABD içindeki enflasyonist baskının kontrolden çıkma eğiliminde olduğunu kaydeden Foo, “Son iki aylık enflasyon verilerine baktığımızda durumun kesinlikle iğrenç bir hal aldığını görüyoruz. Enflasyon iki ay önce yüzde 2,4 seviyesinden yüzde 2,8’e yükseldi ve şimdi yüzde 3,8 civarında seyrediyor. Yani yukarı yönlü net bir trend var. Dev petrol şirketleri kasalarını doldururken, reel ekonominin diğer tüm alanları büyük zarar görüyor. Amerikalılar artık sadece yakıt faturaları için yılda 500 ila 1000 dolar daha fazla ödemek zorunda kalıyor. Er ya da geç tüketim kırılacak. İnsanlar restoran harcamalarını kesecek, süpermarketlerden daha az alışveriş yapacak ve keyfi harcamalarını sıfırlayacak. ABD ekonomisinde çatlaklar şimdiden oluşmaya başladı” ifadelerini kullandı.
Yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu beslediğini ve tahvil getirilerini yüksek tuttuğunu belirten Foo, “Diğer tarafta ise Trump, yeni yapay zeka ekonomisini parlatarak bu balonu ayakta tutmaya çalışıyor. Sürekli veri merkezleri inşa etmek istiyorlar. Ancak bunu yalnızca bir yere kadar yapabilirsiniz; çünkü para sınırsız değildir. Faiz oranları yüksek kalmaya devam ederse bu durum eninde sonunda ABD ekonomisinde patlayacaktır. Borsalar şu an köpük seviyelerde işlem görüyor. Trump ise bir gün ‘savaş var’, ertesi gün ‘savaş bitti’ diyerek piyasaları manipüle etmeye çalışıyor. Herkes büyük bir kafa karışıklığı içinde ve ABD’nin kendisini dünyanın geri kalanından izole etmesi imkansız. Sadece bu iskambil kulesinin üzerine yeni kartlar ekliyorlar” dedi.
“Nvidia’nın patronu Çin ziyaretinde teslim bayrağını çekti”
Görüşmede teknoloji savaşı ve mikroçip ambargolarına da değinildi. Diesen, ABD’nin başlangıçta Çin’i Amerikan çiplerinden mahrum bırakarak teknoloji devlerini çökerteceğini varsaydığını ancak bu planın tutmadığını belirterek, gelinen son noktayı sordu.
Yarı iletkenler savaşında dengelerin tamamen değiştiğini ifade eden Foo, Huawei’nin gerçekleştirdiği son teknolojik atılıma dikkat çekti. Foo, “Huawei en geç 2031 yılına kadar Nvidia ve Tayvan Yarı İletken İmalat Şirketi (TSMC) ile doğrudan rekabet edebilecek ölçekte çipler üretebileceğini ortaya koydu. Çinlileri köşeye sıkıştırdığınızda elde edeceğiniz sonuç tam olarak budur. Onları inovasyon yapmaya mecbur bıraktınız. Ya bunu yapacaklardı ya da yapay zeka yarışını kaybedeceklerdi” dedi.
Çinli mühendislerin kısıtlamalara karşı geliştirdiği yaratıcı çözümleri aktaran Foo, “Nvidia ve Trump en güçlü yapay zeka çiplerinin Çin’e satışını yasakladığında, Çinlilerin ilk çözümü daha düşük segmentteki çipleri seri halinde birbirine bağlamak oldu. Bir adet çok güçlü Nvidia çipi kullanmak yerine bin adet Huawei çipini bir arada çalıştırıyorlar. Çin’deki enerji altyapısını ve enerji maliyetlerinin ABD’nin dörtte biri, yani en az yüzde 50 daha ucuz olduğunu hesaba katarsak bu formül son derece mantıklı. Yapay zeka yarışının temel katmanı her zaman enerjidir. Ucuz ve bol enerjiniz varsa, üretiminiz ucuzlar, daha fazla deneme yanılma yapabilir ve kaba kuvvetle eninde sonunda daha üstün teknolojiye ulaşırsınız” açıklamasında bulundu.
Bu durumun ABD’nin hamlesini tamamen tersine çevirdiğini belirten analist, “Nvidia’nın Üst Yöneticisi Jensen Huang, Çin’e kadar giderek aslında teslim bayrağını çekti. ABD yönetimine yalvararak Çin’e en üst düzey çiplerin satılmasına izin verilmesini istedi. Çünkü Çin artık düşük kaliteli Amerikan çiplerini ithal bile etmiyor. Pekin, bu teknolojiyi zaten kendi imkanlarıyla aşacağını biliyor, neden Nvidia’nın pazarda kalıcı bir yer edinmesine izin versin ki? Bu sebeple küresel pazarın yüzde 50’si şu an fiilen ABD’ye kapanmış durumda. Trump’ın Xi Jinping’i ziyaret ettiği gün, Pekin yönetimi Nvidia’nın bazı yapay zeka süreçlerinde de kullanılan ekran kartlarının satışını yasakladı. Kuşatmanın gözümüzün önünde nasıl tersine döndüğünü görebiliyoruz. ABD bu savaşı tamamen kaybetmedi belki ama pazarın yarısını kaybettiğinde oluşan devasa boşluğu nasıl dolduracağını kara kara düşünmek zorunda” değerlendirmesini yaptı.
“Trump savaşı bitiremezse ittifaklarda isyan başlayacak”
Diesen, ABD’nin Çin pazarından kendi kararıyla çekilmesinin mantıksızlığına vurgu yaparken, Körfez ülkelerinin de geleneksel olarak ABD hazine tahvillerine ve Amerikan yapay zeka sektörüne aktardığı fonların tehlikede olup olmadığını sordu.
Körfez sermayesinin davranış kalıplarının Trump’ın bölgedeki savaşı nasıl sonlandıracağına bağlı olduğunu belirten Foo, müttefiklerin artık Washington’a güvenmediğini söyledi. Foo, “Eğer ABD bu savaşı ucu açık bir şekilde sürdürürse, ittifak sistemlerinde sözde isyanlar göreceğiz. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC kararlarından saparak bağımsız hareket etmeye başlaması bunun ilk işaretiydi. Savaş bittiğinde yıkılan ekonomilerini, turizmi ve vurulan petrol tesislerini onarmak için çok ciddi kaynağa ihtiyaç duyacaklar. Kuveyt Havalimanı daha yeni vuruldu. Suudi Arabistan petrol akışını Hürmüz’den Kızıldeniz’e kaydırmaya çalışıyor ama orası da sürekli Yemen’deki Husilerin tehdidi altında” dedi.
Körfez müttefiklerinin artık tüm yumurtalarını aynı Amerikan sepetine koymayacağını vurgulayan analist, finansal sisteme darbe vuran gizli el koyma operasyonlarına dikkat çekti. Foo, “ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçtiğimiz günlerde İran’a ait varlıklara el konulduğunu açıkladı. Yaklaşık 1 milyar dolar değerinde İran kripto varlığına el koymakla övündü. Bu durum son derece endişe vericidir. Birçok insan kripto paraların blockchain üzerinde anonim olduğunu ve devletler tarafından dokunulamayacağını düşünüyordu. Ancak ABD’nin bunu açık blockchain ağları üzerinden takip edip, borsalara baskı yaparak dondurabildiği kanıtlandı. Bu durum Körfez sermayesini ürkütüyor. Artık paralarını nereye koyacakları konusunda büyük bir belirsizlik var. En güvenli geleneksel seçenek altındır; altını fiziki olarak kendi ülkenize taşır ve depolarsınız. Diğer seçenek ise ABD’nin hasım olarak gördüğü ekonomilere, özellikle Çin’in nüfuz alanına yatırım yapmaktır. Bu durum genel olarak ABD varlıkları için hiç de iyi bir senaryo değil” şeklinde konuştu.
“Askeri aşırı yayılma küresel para basma çılgınlığını tetikleyecek”
Diesen, ABD’nin müttefiklerine sağladığı güvenlik garantilerinin ekonomik sadakatle doğrudan bağlantılı olduğunu, ancak Ukrayna ve İran cepheleri nedeniyle ABD’nin mühimmat stoklarının tükendiğini belirtti. Doğu Asya ve Avrupa’dan silahların Orta Doğu’ya kaydırılmasının müttefiklerde güven erozyonuna yol açtığını ifade eden Diesen, bu askeri yetersizliğin Güney Kore, Japonya ve Avrupa gibi aktörleri ABD ekonomisinden kopmaya itip itmeyeceğini sordu.
Bu kopuşun henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini ancak diplomatik ve askeri düzlemde ciddi soru işaretleri yarattığını ifade eden Foo, müttefiklerin kendi başlarının çaresine bakmaya başladığını söyledi. Foo, “Güney Kore, Japonya ve ABD arasında hala yoğun ortaklıklar var. En son Nvidia’nın TSMC’ye ve Tayvan’a doğrudan yatırımlarını artırdığını gördük. Bunu bir tür teknolojik kalkan olarak kullanmaya çalışıyorlar. Ancak madalyonun diğer yüzünde, yeniden silahlanma yarışının getireceği devasa bir borç ve para basma süreci var. Koreliler ve Japonlar, güvenlik konusunda yalnızca Amerikan şemsiyesine güvenemeyeceklerini yaşayarak görüyorlar. ABD füze ve silah sistemlerinin aktif çatışma bölgelerine kaydırılması, bu ülkeleri kendi savunma bütçelerini dramatik şekilde artırmaya zorluyor. Bu da daha fazla borçlanma ve para basma anlamına geliyor. İtibari para birimlerinin hızla değer kaybedeceği, silahlanma odaklı çok tehlikeli bir finansal döneme giriyoruz” dedi.
“Borç batağındaki Batı için finansal istikrar resmen bitti”
Profesör Diesen, Japonya ve Avrupa gibi aktörlerin finansal olarak böyle bir silahlanma yükünü taşıyabilecek durumda olmadığını, ABD’nin ise 40 trilyon dolar borç sınırına doğru ilerlediğini hatırlatarak, olası bir bankacılık veya likidite krizinde merkez bankalarının elinde hangi enstrümanların kaldığını sordu. Faiz artırmanın borç servis maliyetini patlatacağını, faiz indirmenin ise enflasyonu körükleyip dolardan kaçışı hızlandıracağını ekledi.
Finansal piyasalarda eski kuralların artık geçerli olmadığını ilan eden Sean Foo, “Gerçek piyasa istikrarı artık resmi olarak tarih oldu. Düşük faiz oranlarının hüküm sürdüğü dünya bitti. Faizler yapışkan bir şekilde yüksek kalmaya devam ediyor ve 40 trilyon dolarlık borç çığı büyüyor. Piyasa aktörleri hala faiz indirimi bekliyor ancak ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2027 yılında faiz artırmak zorunda kalma ihtimali oldukça yüksek. ABD tam bir çıkmaz sokakta. Açıkları kapatmak için daha fazla tahvil ihraç ederlerse faizler ve getiriler daha da yükselecek ve ulusal borç uçurumdan aşağı yuvarlanacak. Faiz indirirlerse bu kez enflasyon patlayacak ve piyasa onları daha yüksek oranlarla cezalandıracak” dedi.
Sistemin tamamen merkez bankalarının kontrolsüz para basma mekanizmasına bağımlı hale geldiğini savunan analist, “ABD ekonomisi para arzının donmasını veya bankaların kredi vermeyi kesmesini göze alamaz. Bu durum tüm ekonomik çarkların durması demektir. Bu yüzden Fed, eninde sonunda piyasayı nakit ve likiditeye boğmak için doğrudan tahvil alımlarına başlayacaktır. Önümüzde iki senaryo var: Ya yapay zeka veya yarı iletken balonunun patlamasıyla ya da Trump’ın İran savaşının uzamasının yarattığı güven kaybıyla büyük bir sistemik kriz tetiklenecek ve Fed bir gecede 3 trilyon dolar basacak; ya da her yıl yüz milyarlarca doların sisteme sessizce enjekte edildiği yavaş bir çürüme yaşayacağız. Fed zaten son altı yedi aydır sisteme gizlice para pompalamaya devam ediyor” ifadelere yer verdi.
“Çin ve Rusya finansal sistemlerini Batı’dan tamamen yalıtıyor”
Diesen, 2008 küresel finans krizinde dolar dışında güvenli bir liman olmadığını ancak o dönemden sonra Çin’in kendi ulaşım koridorlarını kurduğunu, kendi kalkınma bankalarını hayata geçirdiğini ve milli para birimleriyle ticarete yöneldiğini hatırlatarak, Pekin’in olası bir Amerikan finansal çöküşüne karşı nasıl hazırlandığını sordu.
Pekin ve Moskova hattında çok güçlü bir finansal tahkimat süreci yürütüldüğünü doğrulayan Foo, Batı’nın yaptırımlarla kendi sonunu hazırladığını belirtti. Foo, “Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları ve varlık dondurma kararları Moskova’yı Pekin’e yaklaştırdı. Trump şimdi aynı hatayı tekrarlıyor. Çin ise son üç aydır, özellikle de son birkaç haftadır finansal sistemini ABD’den tamamen koparmak için çok sert sermaye kontrolleri uyguluyor. Çin vatandaşlarının birikimlerinin Hong Kong üzerinden Batı ekonomilerine kaçmasını engellemek için brokerlara kesin talimatlar verildi. Çin halkının elindeki yaklaşık 50 trilyon dolarlık devasa tasarruf hacmi artık ülke içinde ve dost coğrafyalarda tutuluyor” dedi.
Çin’in yatırım stratejisini tamamen revize ettiğini açıklayan analist, “Pekin, Orta Doğu’da yaşanan yıkımı gördü. Oradaki yatırımlarını tamamen sıfırlamasalar bile, kaynaklarını artık doğrudan kendi etki alanlarına, yani BRICS ortaklarına, Brezilya’ya, Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkelere ve Güneydoğu Asya’ya yönlendiriyorlar. Rusya, Orta Asya devletleri ve Hindistan ile ilişkileri derinleştiriyorlar. Çin, ABD finansal sisteminden büyük oranda kopmak zorunda olduğunun bilinciyle hareket ediyor” diye ekledi.
“Avrupa Birliği ucuz enerji kaynaklarını kaybederek alacakaranlık kuşağına girdi”
Diesen, Avrupa’nın son dönemde ABD’nin “Çin’in aşırı üretim kapasitesi” söylemini kopyalayarak korumacı politikalara yöneldiğini ancak Rus enerjisinden kopan ve Orta Doğu ile bağları zayıflayan kıtanın ciddi bir sanayisizleşme süreciyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Bu durumun Çin’in Avrupa pazarındaki pozisyonunu nasıl etkileyeceğini sordu.
Avrupa’nın stratejik bir körlük içinde olduğunu savunan Foo, “Avrupa Birliği adeta alacakaranlık kuşağında kaybolmuş durumda. Ucuz Rus enerjisini kaybettiler, Orta Doğu’dan gelen sermaye akışını yitirdiler. Kendi enerji politikalarında radikal bir dönüş yapmadıkları sürece imalat sektörlerini canlandırmalarının hiçbir yolu yok. Belki yeşil enerji dayatmalarını gevşetmeli veya nükleer santralleri yeniden açmalılar ama önlerindeki tüm seçenekleri kendileri için gurur meselesi yapıyorlar. Rus gazına dönmeyi veya Çin’den ucuz güneş paneli almayı kendilerine yediremiyorlar ama gümrük vergilerini artırarak sadece kendi üretim maliyetlerini yükseltiyorlar” dedi.
Çin’in ise Avrupa ile ilişkileri tamamen koparmak istemediğini belirten Foo, “Çin, Avrupa Birliği’ni ABD ve kendisinden sonraki üçüncü büyük ekonomik güç odağı olarak görüyor ve buradaki zengin tüketici pazarını tamamen kaybetmek istemiyor. Ancak AB ticari savaşı tırmandırırsa, Çin yatırımlarını kaçınılmaz olarak Güneydoğu Asya ve Afrika gibi alternatif pazarlara kaydıracaktır” uyarısında bulundu.
“Böylesi bir balonda tüm yumurtaları tek sepete koymak büyük risk”
Görüşmenin sonunda Diesen, yatırımcıların bu büyük jeopolitik ve finansal belirsizlik ortamında varlıklarını korumak için ne yapmaları gerektiğini sordu.
Yatırım dünyasının tarihin en karmaşık dönemlerinden birini yaşadığını söyleyen analist Sean Foo, piyasalardaki şişkinliğe dikkat çekti. Foo, “Şu an her şey devasa bir balonun içinde. ABD borsalarından teknoloji hisselerine, yarı iletken şirketlerinden çip üreticilerine kadar her şey yapay bir şekilde yükseliyor. Bu dönemde hayatta kalmanın tek yolu çeşitlendirmedir. Hiç kimseye altının ya da Çin hisselerinin doğrusal bir çizgide sürekli yükseleceğini garanti edemem; çünkü önümüzdeki aylarda bizi bekleyen çok büyük riskler var. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol kesintilerinin faturası temmuz ve ağustos aylarında realize olduğunda fiyatlar tırmanacak. Bu durum tüketimi çökerterek küresel balonu patlatabilir. Diğer taraftan paranızı nakitte veya tahvilde tutarsanız enflasyon karşısında eriyecektir” dedi.
Yatırımcılara portföylerini dağıtmalarını tavsiye eden Foo, “Bir miktar altın bulundurmak mantıklı bir seçenek. Uluslararası hisse senetlerine yönelmek ve güçlü duruşunu koruyan Çin para birimi cinsinden varlıklara yatırım yapmak iyi birer alternatif olabilir. Ben şahsen her ay ve her çeyrekte fiziki altın almaya devam ediyorum; çünkü uzun vadeli trendi görebiliyorum. Ancak bu konjonktürde tüm yumurtaları tek bir sepete koymak son derece büyük bir risk taşımaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










