Bizi Takip Edin

Diplomasi

Prof. Robert Pape: Trump’ın Netanyahu üzerindeki etkisi oldukça aşırı bir şekilde zayıflıyor

Yayınlanma

Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Robert A. Pape, İsrail’in coğrafi bir tırmanma tuzağında sıkıştığını ve İran’ın bölgedeki stratejisinin dini değil hayatta kalma odaklı uluslararası ilişkiler gerçekçiliğine dayandığını belirtti.

Yayıncı Mario Nawfal’ın sorularını yanıtlayan Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Robert A. Pape, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkiye ve Ortadoğu’daki askeri güç dinamiklerine dair değerlendirmelerde bulundu.

Pape, İran’ın Hizbullah’ın eylemleriyle uyuşmazlık yaşaması halinde örgütü geri çekebilecek güce sahip olduğunu belirtti. Profesör Pape, “İran’ın Hizbullah üzerindeki nüfuzu, Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail üzerindeki nüfuzundan daha fazladır” ifadelerini kullandı.

Yayıncı Mario Nawfal, bu görüşe katıldığını ifade ederek, İran’ın kendisini Hizbullah’ın ciddi bir koruyucusu olarak konumlandırdığını dile getirdi.

Nawfal, son birkaç gün içinde bu durumun daha fazla kabul gördüğünü ve İran’ın Hizbullah nezdinde giderek daha fazla güvenilirlik kazandığını bildirdi.

İnsanların İran ve Hizbullah arasındaki ilişkinin tamamen ideolojik olduğunu ve bu iki aktörün birbiri için öleceğini düşündüğünü aktaran Pape, bu yaklaşımın ideolojinin gücüne gereğinden fazla anlam yüklemek anlamına geldiğini söyledi.

Pape, “Burada meydana gelen ve on yıllardır süregelen şey, doğrudan temel bir uluslararası ilişkiler gerçekçiliğidir” değerlendirmesinde bulundu. Profesör Pape, İsrail isimli bir aktörün diğer aktörler tarafından düşman olarak görüldüğünü ve bu diğer aktörlerin her zaman son derece sıkı bir koordinasyon içinde olmasalar bile birlikte hareket ettiklerini kaydetti.

Ortaya çıkan ve fiili bir savaş ittifakına dönüşen İran merkezli savaş gerçekliği göz önüne alındığında, tarafların giderek bir savaş ittifakı haline geldiğini belirten Pape, “Bu daha geniş etki alanıyla bekleyeceğiniz bir durumdur” dedi.

İsrail’in bir tuzağa düşeceğini vurgulayan Pape, İsrail’in kendi tırmanma tuzaklarının bulunduğunu aktardı. Pape, İsrail’in bu daha büyük tırmanma tuzağının içinde yer aldığını ifade etti.

İsrail’in yanıt vermemesi durumunda yaşanacaklara değinen Pape, “Eğer yanıt vermezlerse, bu İran’ın İsrail üzerinde baskı kurmaya devam etmeyeceği anlamına mı gelir? Hayır, gelmez. Eğer yanıt vermezlerse, halkın güveni kaybolacak ve dolayısıyla İsrail giderek zayıflayacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in yanıt vermesi halinde karşı karşıya kalacağı ikilemin diğer tarafına dikkat çeken Pape, İsrail’in kendisini bu tuzaktan hiçbir şekilde kurtaramayacağını bildirdi.

Pape, “İsrail bir tuzağın içindedir” diyerek, insanların neden bu savaşın kendilerini daha az maliyetle kurtaracak sihirli bir çözümünün olmasını istediklerini şu sözlerle açıkladı:

“Sanırım insanların aradığı şey, ‘Beni en az maliyetle bu işten kurtar.’ düşüncesidir. Sanki kötü bir anlaşmanın içindeyim, bu anlaşmada para kaybediyorum ve tek yapmam gereken zararın neresinden dönersem kârdır diyerek bu anlaşmadan çıkmakmış gibi davranılıyor.”

“Buradaki devletler sıradan bir iş anlaşması gibi kesip atabileceğiniz bir durumda değil”

Pape, devletler arası ilişkilerin ticari sözleşmelere benzemediğini vurgulayarak, “Bu, sıradan bir iş anlaşması gibi kesip atabileceğiniz ve bir sonraki daha büyük, daha iyi anlaşmaya geçebileceğiniz türden bir durum değildir” ifadelerini kullandı.

Profesör Pape, bu devletlerin coğrafya tarafından birbirlerine kilitlendiğini ve sürecin tam olarak bu nedenle bir tuzak niteliği taşıdığını kaydetti.

Nawfal, olayların bu tuzağa yeniden düşülecek koşullara nasıl geldiğine inanamadığını belirterek, İranlıların çok cesaretlendiğini, kendi kırmızı çizgilerini uyguladıklarını ve bu çizgilerden taviz vermediklerini ifade etti.

Nawfal, İran ile İsrail arasındaki karşılıklı çatışmanın hemen ardından İran’ın geri adım atmamasına dikkat çekti. Savaş öncesindeki İran’ın tam kapsamlı bir çatışmadan kaçınmak için elinden geleni yaptığını hatırlatan Nawfal, mevcut durumda İran’ın adeta çatışmaya davetiye çıkaran bir tutum sergilediğini dile getirdi.

Pape, Nawfal’ın bu tespitinin doğru olduğunu belirterek, geçmişe dönülebilmesi halinde Amerika Birleşik Devletleri’nin 27 Şubat tarihinde bir çevreleme rejimi tercihine sahip olduğunun net bir şekilde görülebileceğini aktardı.

Mükemmel olmasa da bu seçeneğin, ABD Donald Trump’ın hoşlanmadığı ancak halka kabul ettirebileceği Kapsamlı Ortak Eylem Planı anlaşmasının bir versiyonu olacağını söyleyen Pape, Oval Ofis’te saat 15.15’te gerçekleşen meşhur toplantıya atıfta bulundu.

Pape, “Trump, anlaşma doğrultusunda, yani İsrail’in nükleer heveslerinin çevrelenmesi yönünde mi ilerleyecek?” sorusunu yönelterek, o senaryoda hegemonya ve benzeri konuların konuşulmayacağını, sadece İran’ın çevrelenmiş olacağını belirtti. Ancak Trump’ın bunun yerine geri adım attırmaya yöneldiğini bildiren Pape, Trump’ın o pozisyonu geri çevirmeyi seçtiğini vurguladı.

Mevcut durumda Trump’ın çevreleme politikasına geri dönmeye çalıştığını dile getiren Pape, “Trump, sanki bizi İran’ın nükleer emellerinin çevreleneceği, Hürmüz Boğazı’nın açılacağı ve hiçbir ek ücretin alınmayacağı 27 Şubat pozisyonuna geri götürebilecekmiş gibi davranıyor” ifadelerini kullandı.

Bunun bir çevreleme mantığı olduğunu ifade eden Pape, böyle bir noktaya varılabilmesi ihtimalinde bile bunu ilk ve en kesin şekilde reddedecek olan aktörün doğrudan İran olacağını açıkladı.

İran’ın çevrelenmek istemediğini, çünkü geçmişte çevreleme politikasının zayıflığını gördüğünü aktaran Pape, İran’ın çevrelenmesinin, İsrail’in ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çevrelenmesiyle sonuçlanmadığını bildirdi.

Pape, “Bu durum, karşılıklı işleyen bir çevreleme süreci değildi. Bu, kelimenin tam anlamıyla tek yönlü bir süreçti” dedi. İran’ın durumu önceden görmediği halde artık anladığını belirten Pape, ülkenin savaş öncesi statükoyu hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini söyledi.

İran’ın bu tutumunun dininden, yeni dini liderinden veya İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun mantıksız bir liderliğe sahip olmasından kaynaklanmadığını vurgulayan Pape, temel itici gücün ülkenin güvenliği olduğunu ifade etti.

Profesör Pape, “İran’ın hayatta kalma meselesi tehlikededir ve hayatta kalma güdüsü, ya büyümesi gerektiğini ya da defalarca saldırıya uğrayacağını söylüyor. Bunun arkasındaki mantık budur” ifadelerini kullandı.

“Trump’ın Netanyahu üzerindeki etkisi oldukça aşırı bir şekilde zayıflıyor”

Yayıncı Mario Nawfal’ın, son günlerde yaşananlara dayanarak Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu üzerinde ne kadar etkisi olduğunu sorması üzerine Profesör Pape, bu etkinin oldukça aşırı bir şekilde zayıfladığını düşündüğünü kaydetti.

Netanyahu’nun seçim sürecine girdiğini ve bu konunun tamamen ön planda olacağını belirten Pape, Netanyahu’nun Trump’ın desteğine çok ihtiyaç duyduğunu, çünkü Trump’ın Netanyahu’ya ABD’de bağış toplaması konusunda büyük ölçüde yardımcı olabileceğini açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki destekleyici yapıya değinen Pape, meselenin sadece Yahudi cemaatiyle sınırlı olmadığını, Evanjelikler arasında da İsrail’e yönelik devasa bir destek bulunduğunu bildirdi.

Pape, Netanyahu’nun kesinlikle Trump’ın gözüne girmek istediğini belirterek, Netanyahu’nun gerçek anlamda bir siyasi kopuş yaşamak istemediğini dile getirdi.

Ancak Netanyahu’nun da kendi tırmanma tuzağına sıkışmış durumda olduğunu vurgulayan Pape, ikili arasında bir tartışma yaşanmasının gerçek sebebinin bu olduğunu aktardı. Telefon görüşmesine dair bilgiyi sızdıran tarafın Netanyahu değil Trump olduğunu ifade eden Pape, Netanyahu’nun derhal basının karşısına geçerek durumu yumuşatmaya çalıştığını söyledi.

Pape, Netanyahu’nun açıklamalarını şu sözlerle aktardı: “Netanyahu, ‘Ah evet, bilirsiniz, biz sadece bir aileyiz. Bu sadece bir aile içindeki Şükran Günü tartışması ve biz hepimiz bir aileyiz. Bir araya geleceğiz’ gibi sözler sarf etti” Pape, bu durumun sanki ikinci bir evin çatı masraflarını kimin ödeyeceği üzerine yapılan sıradan bir kavgaymış gibi yansıtıldığını, ancak sahadaki gerçeğin kesinlikle bu olmadığını belirtti.

Pape, Trump’ın İsrail’e giden maddi kaynakları gerçekten kesmesi halinde buna şaşırmayacağını, bu durumun denklemi kökünden değiştireceğini, ancak böyle bir hamlenin oldukça sarsıcı olacağını ifade etti.

Trump’ın ara seçimlere giderken böyle bir karar almasının Evanjeliklerin büyük bir kısmından aldığı desteği ciddi boyutta zayıflatacağını belirten Pape, “Ben bunun gerçekleşme ihtimalini son derece düşük buluyorum. Bu nedenle, oldukça uzun bir süre bu tür bir gitgel durumu göreceğinizi düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Buradaki en büyük meselenin, dünyada giderek artan siyasi ve ekonomik krizlerin Amerika Birleşik Devletleri içindeki iki farklı siyasi tarafın da tavırlarını sertleştirmesine yol açması olacağını kaydeden Pape, insanların bu duruma şaşıracağını bildirdi.

Pape, ekonomik kriz patlak verdiğinde Demokratların umduğunun aksine Trump’ın ara seçimlerdeki desteğinin beklendiği ölçüde zayıflamayacağını ifade etti. Desteğin belki biraz düşebileceğini aktaran Pape, çalışmalarında sıkça cezalandırma kavramından bahsettiğini hatırlatarak, cezalandırmanın genellikle tutumları sertleştirdiğini vurguladı.

Kamuoyunun desteğine dair elindeki verileri paylaşan Pape, “Şu anda Amerikan kamuoyunun yüzde 36’sı hâlâ bu savaşı destekliyor. Küresel kriz vurduğunda bu oranın yüzde 28’e kadar düşmesini beklemiyorum. Belki yüzde 33’e inebilir, ancak desteğin daha da sağlamlaştığını bile görebilirsiniz” dedi.

Geriye kalan ve savaşa karşı olan yüzde 60’tan fazla muhalif kesimin de tutumunu sertleştireceğini belirten Pape, bu kişilerin en başından beri tamamen kayıp olarak gördükleri bir savaş uğruna neden galonu 6 dolardan yakıt aldıklarını hiçbir şekilde anlayamayacaklarını dile getirdi.

Mario Nawfal, ABD’nin İran füzelerini engellememiş olmasının önemli bir detay olup olmadığını sorarak, Hürmüz Boğazı’nda düşürülen Apache helikopteriyle ilgili dinleyicilere yeni bir güncelleme yapamayacağını bildirdi. Ancak olayın İranlılar tarafından gerçekleştirildiğine dair raporlar ve soruşturmalar bulunduğunu ifade eden Nawfal, şahsen buna bahse girebileceğini söyledi.

İsrail cephesinde söylemlerin çok hızlı bir şekilde tırmandığına dikkat çeken Nawfal, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in herkesin silahlanması gerektiği yönünde peş peşe açıklamalar yaptığını aktardı.

Nawfal, Hizbullah’ın İsrail’e sızmasının birkaç gün önce yaşanan ve gerginliği tırmandıran olaylardan çok daha önemli olduğunu vurgulayarak, İsrail’in nispeten kısa süre içinde kesin bir misilleme yapmasını beklediğini bildirdi.

Profesör Pape, Nawfal’ın bu analizine katıldığını belirterek, yayıncının konunun tam kalbine temas ettiğini söyledi. Trump’ın bir hafta önce yaptığı gibi geçici bir erteleme sağlamak amacıyla bir telefon görüşmesi gerçekleştirebileceğini aktaran Pape, önceki baskının yaklaşık 48 saat sürdüğünü ifade etti.

Benzer bir etkinin tekrar görülebileceğini dile getiren Pape, “Sizin de belirttiğiniz gibi, 7 Ekim korkularının körüklenmesi tam olarak bu süreci yönlendiren şeydir. Bu duyguyu durdurmakta çok zorlanacaksınız” değerlendirmesini yaptı.

Durumun sadece rasyonel bir hesaplamadan ibaret olmadığını vurgulayan Pape, askeri harekat ile siyasetin etkileşimine işaret etti.

Konuyu sık sık satranç analojileriyle anlattığını ancak bunun sadece bir satranç oyunu olmadığını belirten Pape, kamuoylarının kitlesel olarak son derece duygusal hareket ettiğini ve İsrail’de şu an görülen şeyin de bu olduğunu bildirdi.

Pape, ABD kamuoyunda da 11 Eylül saldırılarının ardından aynı duygu durumunun yaşandığını hatırlatarak, “Eğer 11 Eylül olmasaydı 2003 yılında Irak’ı asla işgal etmezdik. Bu işgal, parlak bir stratejik hamle olduğu için gerçekleşmedi” dedi.

Birçok uzmanın o dönemde işgalin parlak bir strateji olmadığını, aksine tam tersi bir anlama geldiğini savunduğunu kaydeden Pape, işgalin gerçekleşme nedeninin Amerikan halkının aşırı duygusal ruh hali olduğunu dile getirdi. Pape, “Halk, olayla hiçbir ilgisi olmayan bir ülkeye karşı bile intikam talep ediyordu. İşte o zaman olan da buydu” ifadelerini kullandı.

Bakan Ben-Gvir’in silahlanma yönündeki açıklamalarına değinen Pape, Ben-Gvir’in elbette böyle şeyler söyleyeceğini ve artan bu dalgayı durdurmanın son derece zor olacağını belirtti. İnsanların Beyrut’ta olan bitene odaklanacağını ifade eden Pape, dünyanın geri kalanı için asıl eylemin Husiler ile birlikte gelebileceğini vurguladı.

Nawfal, İsrail ile İran arasındaki son çatışmada, kendi ülkelerinde “72 saatlik savaş” yerine “17 saatlik savaş” olarak adlandırılan süreçte önemli bir askeri gelişme yaşandığını bildirdi. NBC ve CNN’in haberlerine göre, İran İsrail’e saldırdığında ABD’nin ilk kez İran füzelerini engellemediğini aktaran Nawfal, bunu teyit etmeyi sürekli unuttuğunu ancak kamuoyuna yansıyan raporların bu yönde olduğunu belirtti. Nawfal, yaşanan bu olağandışı durumun İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrışmasının başlangıcı olup olamayacağını sordu.

“Ordular füzeleri fırlatılmadan önce vurmaya çalışacaktır”

Bu durumu doğrulayan Profesör Pape, meselenin stratejik sonuçlarını askeri boyutuyla açıklamak istediğini dile getirdi. Şu anda Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma ve Patriot sistemlerindeki önleyici füzelerin giderek tükenmekte olduğunun herkes tarafından bilindiğini kaydeden Pape, savunma stoklarının kesin miktarının tam olarak bilinmediğini aktardı.

Ancak mühimmat eksikliğinin stratejik olarak gelecekteki davranış kalıpları açısından ne anlama geldiği konusunun medyada yeterince tartışılmadığını belirten Pape, “Bu durum sanki ‘Füzeleriniz biterse, elinizde sadece füze kalmaz’ gibi sunuluyor” dedi. Yıllarca Amerikan Hava Kuvvetleri için strateji dersleri verdiğini vurgulayan Pape, bu askeri değerlendirmeyi fildişi kulesinden konuşan bir akademisyen olarak değil, orduların gerçek işleyişine dayanarak yaptığını söyledi.

Önleyici füzelerin azalmasının askeri doktrin açısından savunma odaklı hava kontrolünden, taarruz odaklı hava kontrolüne geçiş anlamına geldiğini açıklayan Pape, “Gelen füzeleri engelleme kabiliyetinizi yitirirseniz, bu arkanıza yaslanıp füzelerin gelip size saldırmasına izin vereceğiniz anlamına mı gelir? Hayır” ifadelerini kullandı.

Pape, bu senaryoda tarafların taarruz odaklı hava kontrolü denilen yöntemi uygulamak için eskisinden çok daha tetikte olacağını belirterek süreci şu sözlerle detaylandırdı:

“Bu yaklaşım, füzeleri fırlatılmadan önce vurmaya çalışmak, komuta merkezlerini füzeler ateşlenmeden önce hedef almak, sığınakları kullanıma açılmadan önce imha etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla sahada göreceğiniz şey çok daha fazla önleyici hamle olacaktır.”

Savunma amaçlı önleyici füzelerin stoklarındaki erimenin, savaşın sona erdiği şeklinde iyimser biçimde yorumlanamayacağını vurgulayan Pape, “Bunun sürekli tartışıldığını duyuyorum. ‘Amerika bu savaşı sürdüremez çünkü önleyici füzeleri bitecek, İsrail savaşı durdurmak zorunda kalacak, Tayvan’ı artık savunamayacağımızdan endişelenmeliyiz’ gibi argümanlar öne sürülüyor. Üzgünüm ama ordular hiçbir zaman böyle düşünmez” dedi.

Kendisinin Başkan Trump’ın nasıl düşündüğünden değil, düzenli orduların nasıl düşündüğünden bahsettiğini belirten Pape, orduların böyle kritik bir durumda derhal taarruz odaklı hava kontrolü adı verilen sert bir reaksiyon gösterdiğini dile getirdi. İnsanların bu askeri terimi diledikleri zaman internette aratabileceğini ifade eden Pape, “Taarruz odaklı hava kontrolü ilk olarak önleyici şekilde vurmanız demektir ve bu durum tetikte olma halini, daha az değil, daha fazla saldırıyı doğrudan teşvik edecektir. Dolayısıyla, sadece bir mühimmat türümüz tükendiği için bu savaş asla yavaşlamıyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Diplomasi

Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Yayınlanma

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.

Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.

Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.

Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.

Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.

Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.

Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.

Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.

Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.

Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.

Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.

Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.

Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.

Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.

Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.

Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Yayınlanma

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.

Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.

Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.

Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.

Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.

Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.

Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.

Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.

Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.

Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Protestolar 16 şehre yayıldı

Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.

FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.

Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.

Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.

Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.

Kiev’deki bakan değişimi Berlin ve Brüksel’i sarstı

Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı

Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.

İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.

FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.

Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.

Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English