Diplomasi
Prof. Robert Pape: Trump’ın Netanyahu üzerindeki etkisi oldukça aşırı bir şekilde zayıflıyor

Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Robert A. Pape, İsrail’in coğrafi bir tırmanma tuzağında sıkıştığını ve İran’ın bölgedeki stratejisinin dini değil hayatta kalma odaklı uluslararası ilişkiler gerçekçiliğine dayandığını belirtti.
Yayıncı Mario Nawfal’ın sorularını yanıtlayan Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Robert A. Pape, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkiye ve Ortadoğu’daki askeri güç dinamiklerine dair değerlendirmelerde bulundu.
Pape, İran’ın Hizbullah’ın eylemleriyle uyuşmazlık yaşaması halinde örgütü geri çekebilecek güce sahip olduğunu belirtti. Profesör Pape, “İran’ın Hizbullah üzerindeki nüfuzu, Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail üzerindeki nüfuzundan daha fazladır” ifadelerini kullandı.
Yayıncı Mario Nawfal, bu görüşe katıldığını ifade ederek, İran’ın kendisini Hizbullah’ın ciddi bir koruyucusu olarak konumlandırdığını dile getirdi.
Nawfal, son birkaç gün içinde bu durumun daha fazla kabul gördüğünü ve İran’ın Hizbullah nezdinde giderek daha fazla güvenilirlik kazandığını bildirdi.
İnsanların İran ve Hizbullah arasındaki ilişkinin tamamen ideolojik olduğunu ve bu iki aktörün birbiri için öleceğini düşündüğünü aktaran Pape, bu yaklaşımın ideolojinin gücüne gereğinden fazla anlam yüklemek anlamına geldiğini söyledi.
Pape, “Burada meydana gelen ve on yıllardır süregelen şey, doğrudan temel bir uluslararası ilişkiler gerçekçiliğidir” değerlendirmesinde bulundu. Profesör Pape, İsrail isimli bir aktörün diğer aktörler tarafından düşman olarak görüldüğünü ve bu diğer aktörlerin her zaman son derece sıkı bir koordinasyon içinde olmasalar bile birlikte hareket ettiklerini kaydetti.
Ortaya çıkan ve fiili bir savaş ittifakına dönüşen İran merkezli savaş gerçekliği göz önüne alındığında, tarafların giderek bir savaş ittifakı haline geldiğini belirten Pape, “Bu daha geniş etki alanıyla bekleyeceğiniz bir durumdur” dedi.
İsrail’in bir tuzağa düşeceğini vurgulayan Pape, İsrail’in kendi tırmanma tuzaklarının bulunduğunu aktardı. Pape, İsrail’in bu daha büyük tırmanma tuzağının içinde yer aldığını ifade etti.
İsrail’in yanıt vermemesi durumunda yaşanacaklara değinen Pape, “Eğer yanıt vermezlerse, bu İran’ın İsrail üzerinde baskı kurmaya devam etmeyeceği anlamına mı gelir? Hayır, gelmez. Eğer yanıt vermezlerse, halkın güveni kaybolacak ve dolayısıyla İsrail giderek zayıflayacaktır” ifadelerini kullandı.
İsrail’in yanıt vermesi halinde karşı karşıya kalacağı ikilemin diğer tarafına dikkat çeken Pape, İsrail’in kendisini bu tuzaktan hiçbir şekilde kurtaramayacağını bildirdi.
Pape, “İsrail bir tuzağın içindedir” diyerek, insanların neden bu savaşın kendilerini daha az maliyetle kurtaracak sihirli bir çözümünün olmasını istediklerini şu sözlerle açıkladı:
“Sanırım insanların aradığı şey, ‘Beni en az maliyetle bu işten kurtar.’ düşüncesidir. Sanki kötü bir anlaşmanın içindeyim, bu anlaşmada para kaybediyorum ve tek yapmam gereken zararın neresinden dönersem kârdır diyerek bu anlaşmadan çıkmakmış gibi davranılıyor.”
“Buradaki devletler sıradan bir iş anlaşması gibi kesip atabileceğiniz bir durumda değil”
Pape, devletler arası ilişkilerin ticari sözleşmelere benzemediğini vurgulayarak, “Bu, sıradan bir iş anlaşması gibi kesip atabileceğiniz ve bir sonraki daha büyük, daha iyi anlaşmaya geçebileceğiniz türden bir durum değildir” ifadelerini kullandı.
Profesör Pape, bu devletlerin coğrafya tarafından birbirlerine kilitlendiğini ve sürecin tam olarak bu nedenle bir tuzak niteliği taşıdığını kaydetti.
Nawfal, olayların bu tuzağa yeniden düşülecek koşullara nasıl geldiğine inanamadığını belirterek, İranlıların çok cesaretlendiğini, kendi kırmızı çizgilerini uyguladıklarını ve bu çizgilerden taviz vermediklerini ifade etti.
Nawfal, İran ile İsrail arasındaki karşılıklı çatışmanın hemen ardından İran’ın geri adım atmamasına dikkat çekti. Savaş öncesindeki İran’ın tam kapsamlı bir çatışmadan kaçınmak için elinden geleni yaptığını hatırlatan Nawfal, mevcut durumda İran’ın adeta çatışmaya davetiye çıkaran bir tutum sergilediğini dile getirdi.
Pape, Nawfal’ın bu tespitinin doğru olduğunu belirterek, geçmişe dönülebilmesi halinde Amerika Birleşik Devletleri’nin 27 Şubat tarihinde bir çevreleme rejimi tercihine sahip olduğunun net bir şekilde görülebileceğini aktardı.
Mükemmel olmasa da bu seçeneğin, ABD Donald Trump’ın hoşlanmadığı ancak halka kabul ettirebileceği Kapsamlı Ortak Eylem Planı anlaşmasının bir versiyonu olacağını söyleyen Pape, Oval Ofis’te saat 15.15’te gerçekleşen meşhur toplantıya atıfta bulundu.
Pape, “Trump, anlaşma doğrultusunda, yani İsrail’in nükleer heveslerinin çevrelenmesi yönünde mi ilerleyecek?” sorusunu yönelterek, o senaryoda hegemonya ve benzeri konuların konuşulmayacağını, sadece İran’ın çevrelenmiş olacağını belirtti. Ancak Trump’ın bunun yerine geri adım attırmaya yöneldiğini bildiren Pape, Trump’ın o pozisyonu geri çevirmeyi seçtiğini vurguladı.
Mevcut durumda Trump’ın çevreleme politikasına geri dönmeye çalıştığını dile getiren Pape, “Trump, sanki bizi İran’ın nükleer emellerinin çevreleneceği, Hürmüz Boğazı’nın açılacağı ve hiçbir ek ücretin alınmayacağı 27 Şubat pozisyonuna geri götürebilecekmiş gibi davranıyor” ifadelerini kullandı.
Bunun bir çevreleme mantığı olduğunu ifade eden Pape, böyle bir noktaya varılabilmesi ihtimalinde bile bunu ilk ve en kesin şekilde reddedecek olan aktörün doğrudan İran olacağını açıkladı.
İran’ın çevrelenmek istemediğini, çünkü geçmişte çevreleme politikasının zayıflığını gördüğünü aktaran Pape, İran’ın çevrelenmesinin, İsrail’in ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çevrelenmesiyle sonuçlanmadığını bildirdi.
Pape, “Bu durum, karşılıklı işleyen bir çevreleme süreci değildi. Bu, kelimenin tam anlamıyla tek yönlü bir süreçti” dedi. İran’ın durumu önceden görmediği halde artık anladığını belirten Pape, ülkenin savaş öncesi statükoyu hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini söyledi.
İran’ın bu tutumunun dininden, yeni dini liderinden veya İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun mantıksız bir liderliğe sahip olmasından kaynaklanmadığını vurgulayan Pape, temel itici gücün ülkenin güvenliği olduğunu ifade etti.
Profesör Pape, “İran’ın hayatta kalma meselesi tehlikededir ve hayatta kalma güdüsü, ya büyümesi gerektiğini ya da defalarca saldırıya uğrayacağını söylüyor. Bunun arkasındaki mantık budur” ifadelerini kullandı.
“Trump’ın Netanyahu üzerindeki etkisi oldukça aşırı bir şekilde zayıflıyor”
Yayıncı Mario Nawfal’ın, son günlerde yaşananlara dayanarak Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu üzerinde ne kadar etkisi olduğunu sorması üzerine Profesör Pape, bu etkinin oldukça aşırı bir şekilde zayıfladığını düşündüğünü kaydetti.
Netanyahu’nun seçim sürecine girdiğini ve bu konunun tamamen ön planda olacağını belirten Pape, Netanyahu’nun Trump’ın desteğine çok ihtiyaç duyduğunu, çünkü Trump’ın Netanyahu’ya ABD’de bağış toplaması konusunda büyük ölçüde yardımcı olabileceğini açıkladı.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki destekleyici yapıya değinen Pape, meselenin sadece Yahudi cemaatiyle sınırlı olmadığını, Evanjelikler arasında da İsrail’e yönelik devasa bir destek bulunduğunu bildirdi.
Pape, Netanyahu’nun kesinlikle Trump’ın gözüne girmek istediğini belirterek, Netanyahu’nun gerçek anlamda bir siyasi kopuş yaşamak istemediğini dile getirdi.
Ancak Netanyahu’nun da kendi tırmanma tuzağına sıkışmış durumda olduğunu vurgulayan Pape, ikili arasında bir tartışma yaşanmasının gerçek sebebinin bu olduğunu aktardı. Telefon görüşmesine dair bilgiyi sızdıran tarafın Netanyahu değil Trump olduğunu ifade eden Pape, Netanyahu’nun derhal basının karşısına geçerek durumu yumuşatmaya çalıştığını söyledi.
Pape, Netanyahu’nun açıklamalarını şu sözlerle aktardı: “Netanyahu, ‘Ah evet, bilirsiniz, biz sadece bir aileyiz. Bu sadece bir aile içindeki Şükran Günü tartışması ve biz hepimiz bir aileyiz. Bir araya geleceğiz’ gibi sözler sarf etti” Pape, bu durumun sanki ikinci bir evin çatı masraflarını kimin ödeyeceği üzerine yapılan sıradan bir kavgaymış gibi yansıtıldığını, ancak sahadaki gerçeğin kesinlikle bu olmadığını belirtti.
Pape, Trump’ın İsrail’e giden maddi kaynakları gerçekten kesmesi halinde buna şaşırmayacağını, bu durumun denklemi kökünden değiştireceğini, ancak böyle bir hamlenin oldukça sarsıcı olacağını ifade etti.
Trump’ın ara seçimlere giderken böyle bir karar almasının Evanjeliklerin büyük bir kısmından aldığı desteği ciddi boyutta zayıflatacağını belirten Pape, “Ben bunun gerçekleşme ihtimalini son derece düşük buluyorum. Bu nedenle, oldukça uzun bir süre bu tür bir gitgel durumu göreceğinizi düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Buradaki en büyük meselenin, dünyada giderek artan siyasi ve ekonomik krizlerin Amerika Birleşik Devletleri içindeki iki farklı siyasi tarafın da tavırlarını sertleştirmesine yol açması olacağını kaydeden Pape, insanların bu duruma şaşıracağını bildirdi.
Pape, ekonomik kriz patlak verdiğinde Demokratların umduğunun aksine Trump’ın ara seçimlerdeki desteğinin beklendiği ölçüde zayıflamayacağını ifade etti. Desteğin belki biraz düşebileceğini aktaran Pape, çalışmalarında sıkça cezalandırma kavramından bahsettiğini hatırlatarak, cezalandırmanın genellikle tutumları sertleştirdiğini vurguladı.
Kamuoyunun desteğine dair elindeki verileri paylaşan Pape, “Şu anda Amerikan kamuoyunun yüzde 36’sı hâlâ bu savaşı destekliyor. Küresel kriz vurduğunda bu oranın yüzde 28’e kadar düşmesini beklemiyorum. Belki yüzde 33’e inebilir, ancak desteğin daha da sağlamlaştığını bile görebilirsiniz” dedi.
Geriye kalan ve savaşa karşı olan yüzde 60’tan fazla muhalif kesimin de tutumunu sertleştireceğini belirten Pape, bu kişilerin en başından beri tamamen kayıp olarak gördükleri bir savaş uğruna neden galonu 6 dolardan yakıt aldıklarını hiçbir şekilde anlayamayacaklarını dile getirdi.
Mario Nawfal, ABD’nin İran füzelerini engellememiş olmasının önemli bir detay olup olmadığını sorarak, Hürmüz Boğazı’nda düşürülen Apache helikopteriyle ilgili dinleyicilere yeni bir güncelleme yapamayacağını bildirdi. Ancak olayın İranlılar tarafından gerçekleştirildiğine dair raporlar ve soruşturmalar bulunduğunu ifade eden Nawfal, şahsen buna bahse girebileceğini söyledi.
İsrail cephesinde söylemlerin çok hızlı bir şekilde tırmandığına dikkat çeken Nawfal, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in herkesin silahlanması gerektiği yönünde peş peşe açıklamalar yaptığını aktardı.
Nawfal, Hizbullah’ın İsrail’e sızmasının birkaç gün önce yaşanan ve gerginliği tırmandıran olaylardan çok daha önemli olduğunu vurgulayarak, İsrail’in nispeten kısa süre içinde kesin bir misilleme yapmasını beklediğini bildirdi.
Profesör Pape, Nawfal’ın bu analizine katıldığını belirterek, yayıncının konunun tam kalbine temas ettiğini söyledi. Trump’ın bir hafta önce yaptığı gibi geçici bir erteleme sağlamak amacıyla bir telefon görüşmesi gerçekleştirebileceğini aktaran Pape, önceki baskının yaklaşık 48 saat sürdüğünü ifade etti.
Benzer bir etkinin tekrar görülebileceğini dile getiren Pape, “Sizin de belirttiğiniz gibi, 7 Ekim korkularının körüklenmesi tam olarak bu süreci yönlendiren şeydir. Bu duyguyu durdurmakta çok zorlanacaksınız” değerlendirmesini yaptı.
Durumun sadece rasyonel bir hesaplamadan ibaret olmadığını vurgulayan Pape, askeri harekat ile siyasetin etkileşimine işaret etti.
Konuyu sık sık satranç analojileriyle anlattığını ancak bunun sadece bir satranç oyunu olmadığını belirten Pape, kamuoylarının kitlesel olarak son derece duygusal hareket ettiğini ve İsrail’de şu an görülen şeyin de bu olduğunu bildirdi.
Pape, ABD kamuoyunda da 11 Eylül saldırılarının ardından aynı duygu durumunun yaşandığını hatırlatarak, “Eğer 11 Eylül olmasaydı 2003 yılında Irak’ı asla işgal etmezdik. Bu işgal, parlak bir stratejik hamle olduğu için gerçekleşmedi” dedi.
Birçok uzmanın o dönemde işgalin parlak bir strateji olmadığını, aksine tam tersi bir anlama geldiğini savunduğunu kaydeden Pape, işgalin gerçekleşme nedeninin Amerikan halkının aşırı duygusal ruh hali olduğunu dile getirdi. Pape, “Halk, olayla hiçbir ilgisi olmayan bir ülkeye karşı bile intikam talep ediyordu. İşte o zaman olan da buydu” ifadelerini kullandı.
Bakan Ben-Gvir’in silahlanma yönündeki açıklamalarına değinen Pape, Ben-Gvir’in elbette böyle şeyler söyleyeceğini ve artan bu dalgayı durdurmanın son derece zor olacağını belirtti. İnsanların Beyrut’ta olan bitene odaklanacağını ifade eden Pape, dünyanın geri kalanı için asıl eylemin Husiler ile birlikte gelebileceğini vurguladı.
Nawfal, İsrail ile İran arasındaki son çatışmada, kendi ülkelerinde “72 saatlik savaş” yerine “17 saatlik savaş” olarak adlandırılan süreçte önemli bir askeri gelişme yaşandığını bildirdi. NBC ve CNN’in haberlerine göre, İran İsrail’e saldırdığında ABD’nin ilk kez İran füzelerini engellemediğini aktaran Nawfal, bunu teyit etmeyi sürekli unuttuğunu ancak kamuoyuna yansıyan raporların bu yönde olduğunu belirtti. Nawfal, yaşanan bu olağandışı durumun İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrışmasının başlangıcı olup olamayacağını sordu.
“Ordular füzeleri fırlatılmadan önce vurmaya çalışacaktır”
Bu durumu doğrulayan Profesör Pape, meselenin stratejik sonuçlarını askeri boyutuyla açıklamak istediğini dile getirdi. Şu anda Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma ve Patriot sistemlerindeki önleyici füzelerin giderek tükenmekte olduğunun herkes tarafından bilindiğini kaydeden Pape, savunma stoklarının kesin miktarının tam olarak bilinmediğini aktardı.
Ancak mühimmat eksikliğinin stratejik olarak gelecekteki davranış kalıpları açısından ne anlama geldiği konusunun medyada yeterince tartışılmadığını belirten Pape, “Bu durum sanki ‘Füzeleriniz biterse, elinizde sadece füze kalmaz’ gibi sunuluyor” dedi. Yıllarca Amerikan Hava Kuvvetleri için strateji dersleri verdiğini vurgulayan Pape, bu askeri değerlendirmeyi fildişi kulesinden konuşan bir akademisyen olarak değil, orduların gerçek işleyişine dayanarak yaptığını söyledi.
Önleyici füzelerin azalmasının askeri doktrin açısından savunma odaklı hava kontrolünden, taarruz odaklı hava kontrolüne geçiş anlamına geldiğini açıklayan Pape, “Gelen füzeleri engelleme kabiliyetinizi yitirirseniz, bu arkanıza yaslanıp füzelerin gelip size saldırmasına izin vereceğiniz anlamına mı gelir? Hayır” ifadelerini kullandı.
Pape, bu senaryoda tarafların taarruz odaklı hava kontrolü denilen yöntemi uygulamak için eskisinden çok daha tetikte olacağını belirterek süreci şu sözlerle detaylandırdı:
“Bu yaklaşım, füzeleri fırlatılmadan önce vurmaya çalışmak, komuta merkezlerini füzeler ateşlenmeden önce hedef almak, sığınakları kullanıma açılmadan önce imha etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla sahada göreceğiniz şey çok daha fazla önleyici hamle olacaktır.”
Savunma amaçlı önleyici füzelerin stoklarındaki erimenin, savaşın sona erdiği şeklinde iyimser biçimde yorumlanamayacağını vurgulayan Pape, “Bunun sürekli tartışıldığını duyuyorum. ‘Amerika bu savaşı sürdüremez çünkü önleyici füzeleri bitecek, İsrail savaşı durdurmak zorunda kalacak, Tayvan’ı artık savunamayacağımızdan endişelenmeliyiz’ gibi argümanlar öne sürülüyor. Üzgünüm ama ordular hiçbir zaman böyle düşünmez” dedi.
Kendisinin Başkan Trump’ın nasıl düşündüğünden değil, düzenli orduların nasıl düşündüğünden bahsettiğini belirten Pape, orduların böyle kritik bir durumda derhal taarruz odaklı hava kontrolü adı verilen sert bir reaksiyon gösterdiğini dile getirdi. İnsanların bu askeri terimi diledikleri zaman internette aratabileceğini ifade eden Pape, “Taarruz odaklı hava kontrolü ilk olarak önleyici şekilde vurmanız demektir ve bu durum tetikte olma halini, daha az değil, daha fazla saldırıyı doğrudan teşvik edecektir. Dolayısıyla, sadece bir mühimmat türümüz tükendiği için bu savaş asla yavaşlamıyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Diplomasi
ABD ve Avrupa’dan Ukrayna için dört maddelik barış planı

The Washington Post yazarı David Ignatius, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna savaşını sona erdirmek için dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı. Plan, Ukrayna’ya NATO’nun 5. maddesine denk güvenlik garantisi sağlanmasını, savaş sonrası imar fonunu, cephe hattının dondurulmasını ve Rus enerjisine dayalı ortak gelir modelini kapsıyor.
The Washington Post köşe yazarı David Ignatius, ABD ile Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek amacıyla dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı.
Müzakerelerin seyrine hakim bir Amerikalı yetkiliye dayandırılan makalede, Washington ile Avrupalı müttefiklerin iki tarafın savaş hedeflerinin gerisinde kalan ancak her iki ülkeye de güvenlik ve mali kazanımlar sunan bir çerçeve üzerinde çalıştığı kaydedildi.
Hazırlanan teklifin temel mantığını aktaran Amerikalı yetkili, Ignatius’a yaptığı açıklamada, “Her iki tarafın da savaş sonrası durumu görmelerine ve ardından taviz vermelerine yardımcı olmak için sorunu da çözümü de büyütmemiz gerekiyor” dedi.
Görüşmelerin geçen cuma günü ABD özel temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff’un ev sahipliğinde, Florida’daki Hallandale Beach’te yer alan Shell Bay Golf Kulübü’nde altı saat süren bir toplantıda ele alındığı belirtildi.
Toplantıya Ukraynalı yetkililerin yanı sıra İngiltere, Fransa ve Almanya temsilcileri katıldı.
Ignatius, diplomatik girişimlerin merkezinde yer alan dört temel başlığı ayrıntılandırdı. Planın ilk ayağını Ukrayna’nın yeniden inşası ve ekonomik restorasyonu oluşturuyor.
Makalede, Dünya Bankası ile yatırım şirketi BlackRock’ın Ukrayna’nın yıkıma uğrayan bölgelerini yeniden imara açmak, ölen ve yaralanan askerlerin ailelerine yardım sağlamak ve çöken ekonomiyi canlandırmak üzere bir finansman çerçevesi kurmayı amaçladığı bildirildi.
Müzakerecilerin Kiev’den maliyet tahminleri ile sağlanan fonların “savaş sonrası rantçılar tarafından yağmalanmayacağına” dair güvence istediği, Ukrayna tarafının ise rakamları birkaç gün içinde iletmesinin beklendiği aktarıldı.
İkinci ayağı ise güvenlik garantileri kapsıyor. Tasarıya göre ABD ve Avrupalı ülkeler, Rusya’nın saldırılarını yeniden başlatması durumunda Ukrayna’ya askeri karşılık verme taahhüdünde bulunacak.
Amerikalı yetkili bu yapıyı, NATO kurucu anlaşmasının kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesine denk olarak nitelendirdi.
Düzenlemenin Moskova’nın Avrupa ile kendi güvenlik kaygılarını ele alacağı bir anlaşma müzakere etmesini de içerdiği ifade edildi.
Rusya ile kârın paylaşılacağı enerji anlaşması
Planın üçüncü ayağı, enerji işbirliği yoluyla Rusya, Ukrayna ve Avrupa’nın ekonomik entegrasyonunu hedefliyor.
Değerlendirilen seçenekler arasında, Rus petrol ve doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak, gelirinin ise Rusya ile Ukrayna arasında paylaşıldığı bir boru hattı projesi yer alıyor.
Amerikalı yetkili, bu hattın Avrupa’nın enerji maliyetlerini ciddi oranda düşüreceğini ve Moskova’ya Avrupa pazarında uzun vadeli erişim imkanı tanıyacağını dile getirdi. Çerçevenin ayrıca Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların hangi takvimle kaldırılacağını belirlemesi öngörülüyor.
Teklifin en zor kabul edilebilir dördüncü ayağı ise cephe hattında çatışmaların dondurulması olarak kayda geçti.
Planda Rusya’nın mevcut kontrol hattı boyunca ateşkese razı olması, Ukrayna’nın ise Donbass dahil Rusya ordusunun kontrolü altındaki toprakların Moskova’nın denetiminde kalmasına izin vermesi tasarlanıyor.
Ignatius, cephe hattında neredeyse her gün yaşanan küçük çaplı kaymalar sebebiyle sınırın belirsiz olmasını önemli bir engel olarak tanımladı.
Trump, enerji ateşkesi için Ukrayna’ya desteği kesmekle tehdit etmiş
“Rafineri saldırılarını durdurursa Moskova’ya gideriz”
Makalede, barış girişiminin ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gerilimin gölgesinde kaldığı belirtildi.
Trump’ın her iki ülkeden de karşılıklı rafineri bombardımanlarını durdurmasını istediğini aktaran Ignatius, Ukrayna’nın en büyük rafinerisinin zaten vurulmuş olması sebebiyle bu şartın Rusya için kolay, ancak rafineri saldırılarını ekonomik koz olarak kullanan Zelenskiy için ağır bir taviz olduğunu yazdı.
Yetkilinin aktardığına göre Kushner ve Witkoff cuma günkü toplantıda Ukrayna heyetinden rafineri saldırılarını durdurmasını istedi ve aksi halde Trump’ın Moskova ile dizel anlaşması yapacağı uyarısında bulundu.
Zelenskiy’nin geri adım atmaması üzerine Trump, ara seçimler öncesinde fiyatları düşürme amacıyla Rusya ile dizel ticaretine onay verdi. Zelenskiy kararı “zayıflık” olarak niteledi; Beyaz Saray ise Kiev’e sağlanan kritik istihbarat desteğini kesme tehdidinde bulundu.
Amerikalı yetkili, “Zelenskiy rafineri saldırılarını durdurmayı kabul ederse yeniden masaya döneriz ve Moskova’ya gideriz” dedi.
Makalede değerlendirmelerine yer verilen bir Avrupalı diplomat ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tutumuna dikkat çekerek, “Putin barış konusunda ciddi görünmüyor” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Meksikalı kartel mensupları Ukrayna’da: Hükümet soruşturma başlattı

Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda savaştığını gösteren görüntüler üzerine resmi inceleme başlattı. Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, videonun gerçekliği ile kişilerin bölgeye nasıl ulaştığının araştırıldığını duyurdu.
Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda paralı asker olarak savaştığı yönündeki iddialar ve sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine inceleme başlattı.
Sosyal medyada yayımlanan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan videoda, Ukrayna askeri teçhizatı giymiş silahlı kişilerin çatışma bölgesinde Meksika’daki suç örgütlerine ait sloganlar attığı görülüyor.
Kayıttaki bir kişi, gruptaki diğer savaşçıların Sinaloa Karteli’nin bir kolu olan La Chapiza ile Jalisco Yeni Nesil Karteli mensubu olduğunu ima ediyor. Sigara içen gruptakilerin görüntülerde “Ukrayna’ya zafer. Çok yaşa Meksika, çok yaşa Kolombiya, çok yaşa Panama” dediği duyuluyor.
Sinaloa cartel sicarios just filmed themselves on the Ukrainian front, shouting greetings home while wearing full AFU kit. Mexican officials keep insisting “it’s only Colombians.”
Watch the video.
These aren’t idealistic volunteers but actual cartel foot soldiers using someone… pic.twitter.com/6kDtGUGFCO
— THE ISLANDER (@IslanderWORLD) October 12, 2026
Görüntülerin ardından konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, hükümetin olayı iki aşamalı olarak ele aldığını açıkladı.
Sheinbaum, “Öncelikle videonun gerçek olup olmadığını, ikinci olarak da bu kişilerin o bölgeye nasıl ulaştığını belirlemek üzere inceleme yürütüyoruz” dedi.
İnceleme sonucunda videonun doğrulanması halinde yetkililerin, suç örgütlerine mensup olabilecek Meksikalıların Avrupa’daki bir silahlı çatışmaya nasıl dahil olduğunu tespit etmeye çalışacağını belirten Sheinbaum, bu kişilerin çatışmalarda yer alan özel bir şirket, bir ordu ya da bir hükümet tarafından silah altına alınmış olabileceğini dile getirdi.
Sosyal medyada yayılan paylaşımlarda ise söz konusu kişilerin çatışma bölgesini FPV (birinci şahıs görüşlü) dronlar, fiber optik yönlendirme sistemleri ve modern piyade taktikleri alanında ileri düzey bir eğitim sahası olarak kullandığı, cephe deneyiminin ardından Meksika’ya ve ABD sınırına dönecek kişilerin güvenlik tehdidi oluşturacağı iddiaları dile getiriliyor.
Meksika’da ele geçirilen FPV dron sevkiyatları ve fiber optik makaraların bu yetenek aktarımının başladığını gösterdiği savunuluyor.
Ukrayna makamları ise Sheinbaum’un açıklamalarına veya söz konusu videoya ilişkin henüz kamuoyuna izahat sunmadı.
Meksikalı karteller, Ukrayna’da savaşan paralı askerleri bünyesine katıyor
Latin Amerika’da dron saldırıları artıyor
Öte yandan Fransız bağımsız araştırmacı gazetecilik platformu Intelligence Online, Haziran 2025’te yayımladığı haberde, Meksika Ulusal İstihbarat Merkezinin (CNI) Ukrayna’yı uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Uluslararası Lejyon’a katılma girişimleri konusunda uyardığını aktarmıştı.
Habere göre istihbarat birimi, paralı asker olmak isteyen bu kişilerin dayanışma amacıyla değil, Meksika güvenlik güçlerine ve rakip kartellere karşı kullanmak üzere FPV kamikaze dronlarını operasyonel düzeyde kullanmayı öğrenmek için cepheye gitmek istediğini bildirmişti.
Latin Amerika’daki suç örgütlerinin silahlı insansız hava araçlarını kullanımına ilişkin kaygılar, bölgedeki can kayıplarıyla da gündeme geliyor.
Foreign Policy dergisi de Kolombiya’da Temmuz 2024’te arkadaşlarıyla oynadığı sahaya dronla patlayıcı atılması sonucu hayatını kaybeden 10 yaşındaki Dilan Camilo Erazo Yela’nın, Silahlı Çatışma Konumu ve Olay Veri Projesi’ne (ACLED) göre ülkede dron saldırısıyla öldürüldüğü bilinen ilk kişi olduğunu aktardı.
ACLED verileri ve haber kaynakları, bu olayın ardından Kolombiya’da Ağustos 2025’te Antioquia’da 13 polisin ve Aguachica’da 7 askerin hedef alındığı benzer saldırıların düzenlendiğini kaydetti.
ACLED uzmanları, ülkedeki silahlı grupların bu savaş yöntemini Meksika’daki suç örgütlerinden öğrendiğini değerlendiriyor.
Aşırıcılık ve Teknoloji Küresel Ağı (GNET) bünyesinde çalışan Mathilde Gamba da yayımladığı analizde, silahlandırılmış dronların rakip örgütleri hedef almak, kolluk kuvvetlerine saldırmak, sivil halkı korkutmak ve toprak hakimiyeti sağlamak amacıyla rutin biçimde kullanıldığını belirtti.
Gamba, Meksikalı kartel mensuplarının Ukrayna savaşında geliştirilen taktikleri çevrim içi ortamlar üzerinden uyarlamakla kalmayıp doğrudan çatışma deneyimi kazanma arayışında olabileceğine dair kanıtların arttığını kaydetti.
Diplomasi
Newsweek Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört adayı açıkladı

Newsweek dergisi, Ukrayna’da Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıralarken eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy’ı en güçlü rakip olarak gösterdi. Anketlerde Zalujnıy’a güven oranı yüzde 64 ile Zelenskiy’nin önünde seyrediyor.
ABD merkezli haber dergisi Newsweek, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıraladı.
ABD yönetiminden Ukrayna’da yeni bir devlet başkanlığı seçimi yapılması yönünde gelen çağrının ardından hazırlanan değerlendirmede, Zelenskiy’nin karşısındaki en güçlü rakip olarak eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy öne çıkarıldı.
Derginin paylaştığı listede, şu anda Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi olarak görev yapan eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, Ukrayna Askeri İstihbarat Teşkilatının (GUR) eski başkanı ve mevcut Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kırilo Budanov, eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov ile ülkenin beşinci devlet başkanı ve muhalefetteki Avrupa Dayanışması partisinin lideri Petro Poroşenko yer alıyor.
Ekim ayında Reyting adlı sosyolojik araştırma grubunun yayımladığı anket verileri, olası bir başkanlık yarışında Zalujnıy’ın Zelenskiy’ye en yakın isim olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 23’ü Zelenskiy’ye, yüzde 20’den fazlası ise Zalujnıy’a oy vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.
Kamuoyu güveninde ise eski Genelkurmay Başkanı önde görünüyor. Ankete katılanların yüzde 64’ü Zalujnıy’a güvendiğini belirtirken, mevcut Devlet Başkanı Zelenskiy’ye yönelik güven oranı yüzde 53 düzeyinde kalıyor.
Aberystwyth Üniversitesinden uluslararası politika uzmanı Jenny Mathers, Newsweek’e yaptığı değerlendirmede, siyasetçiler ve askeri figürlerin savaş sürecinde edindikleri itibarın seçmen tercihleri üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini dile getirdi.
Mathers bununla birlikte, eski Devlet Başkanı Poroşenko’nun makam için şansı en düşük adaylardan biri olduğunu kaydetti.
Görevden ayrılışı ülke çapında kitlesel gösterilere yol açan eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov, ağustos ayında çatışmalara rağmen Ukrayna’da başkanlık seçimlerinin yapılması gerektiğini ifade etmişti.
Fedorov daha önceki beyanlarında aday olmayacağını vurgulamış, istifasının ardından lehine düzenlenen mitingleri de “siyasi mücadele” olarak değerlendirmediğini açıklamıştı.
Trump seçim çağrısı yaptı, Zelenskiy ateşkes şartı koştu
ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim’de Ukrayna’da yeni bir seçime gidilmesi önerisinde bulunarak Zelenskiy’yi ABD’ye zarar vermek istemekle suçlamıştı.
Trump, “Anlaşmaya varabilecek yeni bir lider bulunmasını öneriyorum. Çünkü o pek çok anlaşma yapabilirdi fakat bir nedenle bunu hiçbir zaman yapmadı” ifadelerini kullanmıştı.
Milyarder Elon Musk da Trump’ın Ukrayna’da devlet başkanının değişmesi yönündeki çağrısına destek vermişti.
Zelenskiy ise ertesi gün ABC News kanalına verdiği mülakatta, Rusya’nın 60 günlük tam bir ateşkesi kabul etmesi durumunda Ukrayna’nın devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeye hazır olduğunu duyurmuştu.
Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimlerinin Mart 2024 sonunda düzenlenmesi planlanıyordu ancak yürürlükteki sıkıyönetim sebebiyle sandık kurulmadı.
Zelenskiy’nin beş yıllık görev süresinin Mayıs 2024’te dolmasının ardından Moskova yönetimi Ukrayna liderini gayrimeşru ilan etti.
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ABD Dışişleri Bakanlığı ise görev süresinin sona ermesine rağmen Zelenskiy’yi Ukrayna Devlet Başkanı olarak tanımayı sürdürüyor.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını5 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı










