Bizi Takip Edin

Rusya

Putin: Bizim 300 milyarımızı dondurdular, bizim ise 500 milyarımız var

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında düzenlenen panelde ülkesine yönelik ekonomik yaptırımları, savunma stratejilerini ve küresel ortaklıkları değerlendirdi.

Rusya’nın St. Petersburg kentinde düzenlenen St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu, küresel siyaset ve ekonomi gündemini belirleyen önemli tartışmalara ev sahipliği yaptı.

Forumun en çok ilgi gören bölümü olan ana genel kurul oturumu, katılımcıların geniş yelpazesi ve yapılan açıklamaların niteliğiyle uzun ve dinamik bir seyre sahne oldu.

Kommersant gazetesinin özel muhabiri Andrey Kolesnikov’un gözlemlerine ve aktardığı bilgilere göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, forumun bu oturumu için bazı özel anlatıları ve dikkat çekici ayrıntıları sakladı. Bu kapsamda Rusya Devlet Başkanı’nın, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’i Kiev’de ziyaret eden ve kimliği açıklanmayan Rus iş insanına dair yaptığı tasvirler oturumun en çok konuşulan konuları arasında yer aldı.

Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Hindistanlı gazeteci Gita Mohan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Batı dünyasının uyguladığı yoğun ekonomik yaptırımlar altında Rusya ekonomisini nasıl geliştirmeyi hedeflediğini sordu.

Rus lider, yatırım forumunun getirdiği atmosferle uyumlu bir iyimserlik sergileyerek yaptırımların Rusya’dan ziyade bu kararları alan ülkelere zarar verdiğini ifade etti.

“Bizim 300 milyarımızı dondurdular, bizim ise 500 milyarımız var”

Yaptırımların Rusya üzerindeki etkilerini rakamlarla değerlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, şu ifadeleri kullandı:

“Yaptırımlara gelecek olursak, dürüst olmak gerekirse yaptırımların en çok bunları uygulayan taraflara zarar verdiğini düşünüyorum. Yaptırımlardan kaynaklanan bir zararımız var mı? Elbette var. Bizim 300 milyar dolarımızı dondurdular ama şu anda bizim halihazırda, dolar cinsinden hesaplandığında, 500 milyar doların üzerinde rezervimiz var. Bizim 300 milyarımızı dondurdular, bizim ise halihazırda 500 milyarın üzerinde rezervimiz mevcut. İşte size somut sonuç.”

Konuşmasında yaptırımların çift taraflı etkilerine değinen Rusya Devlet Başkanı, Batılı ülkelerin kendi kararları nedeniyle uğradıkları ekonomik kayıplara dikkat çekti.

Yaptırımları uygulayan ülkelerin büyük bir mali yük altına girdiğini belirten Putin, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:

“Bize zarar veriyorlar mı? Veriyorlar. Peki bu yaptırımları uygulayanlar zarar görüyor mu? Elbette, hem de nasıl. Çeşitli tahminlere göre, avro bölgesine bakacak olursanız, bize karşı yaptırım uygulanmasının avro bölgesine verdiği zarar 1,5 ila 2,5 trilyon avro arasında değişiyor. Ancak şu anda bu durumun yeniden değerlendirilmesi süreci yaşanıyor. Bu yeniden değerlendirme süreci de pek çok kişiyi, Rus ortaklarla yeniden işbirliğine dönmenin belki de daha iyi olacağı düşüncesine sevk ediyor.”

Oturumda küresel ticaretin yeni rotaları ve yaptırımların aşılması konusu ele alınırken, moderatör Gita Mohan tartışmaya Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan’ı da dahil etti.

Mohan, Tanzanya liderine, mevcut yaptırım sarmalı içinde Rusya ile ticari ilişkileri geliştirme konusundaki ilgilerini ve bu yaptırımları nasıl aşmayı planladıklarını sordu.

Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan, ülkesinin bu konudaki kararlılığını vurgulayarak, “Sizi temin etmek isterim ki yaptırımların üstesinden gelebiliriz, yaptırımlardan korkmuyoruz” şeklinde konuştu. Tanzanya liderinin bu açıklaması salondaki katılımcılardan büyük alkış aldı.

“Nazi işbirlikçileri askeri törenlerle yeniden defnediliyor”

Hindistanlı gazeteci Gita Mohan, oturumun ilerleyen bölümlerinde sorulan soruları Ukrayna’daki özel askeri harekatın nihai hedeflerine ve Rusya’nın bu süreçteki kırmızı çizgilerine getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özellikle müzakere sürecinde ısrarla üzerinde duracakları konulardan birinin Ukrayna’nın de-nazifikasyonu olduğunu belirtti. Rus lider, Batılı ülkelerin bu kavrama yönelik yaklaşımlarını eleştirerek şunları söyledi:

“Bazı diğer hedeflerimiz gibi, de-nazifikasyon konusunu da müzakere sürecinde mutlaka neticeye ulaştıracağız. Bize sürekli olarak ‘Ne de-nazifikasyonu? Neden bahsediyorsunuz? Ne kadar saçma bir şey!’ dediler. Nasıl saçma olabilir? Daha çok yakın bir zamanda, Nazi suçlularının Ukrayna’nın kahramanları olarak askeri törenlerle ve saygı atışlarıyla yeniden defnedilmesine tanıklık ettik. Peki bunu kim yapıyor? Kiev rejiminin başındaki, Yahudi kökenli o kişi yapıyor. Bu gerçekten tam bir dehşet verici durum. Bu duruma sadece Polonyalılar biraz, o da oldukça cılız bir şekilde tepki gösterdi. Peki neden tepki gösterdiler? Çünkü İkinci Dünya Savaşı sırasında bu Naziler tarafından öncelikle Yahudiler, Polonyalılar, tabii ki Ruslar ve Romanlar katledildi. Tam bir milyon insan öldürüldü.”

Tarihsel gerçeklerin ve trajedilerin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Dün de ifade ettim ancak bunu tekrar hatırlatmakta fayda var. Bu, Holokost olarak adlandırılan büyük trajedinin devasa bir parçasıdır. Bir milyon insandan bahsediyoruz, anlıyor musunuz? Çocuklar, kadınlar dirgenlerle katledildi, evlerinde diri diri yakıldı. Şimdi ise bu Nazi suçluları askeri törenlerle yeniden defnediliyor, mevcut rejimin lideri de bu törenlerde hazır bulunuyor. Onlara selam duruluyor, askeri saygı gösteriliyor ve Naziler kahramanlaştırılıyor. İşte biz bu yüzden böyle bir hedef koyduk, de-nazifikasyonu sağlamayı amaçlıyoruz ve bu konuda uluslararası toplumun desteğine güveniyoruz.”

Moderatör Gita Mohan’ın küresel enerji ve teknoloji dengelerine yönelik soruları ise salonda farklı tartışmaları beraberinde getirdi. Mohan, Rusya’nın Çin’e enerji kaynakları sağlarken karşılığında teknoloji ve ekipman aldığını belirterek, “Bu denge bir yönüyle sömürgeci bir ilişki olarak tanımlanamaz mı?” sorusunu yöneltti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu soruya gülerek yanıt verdi ve “Bu konuda konuşmak bana komik geliyor” dedi. Putin, iki ülke arasındaki ilişkilerin niteliğine dair şu açıklamayı yaptı:

“Çinli ortaklarımız ve dostlarımızla tamamen eşit haklara dayalı ilişkilerimiz var. Dahası, Çin’e yönelik yüksek teknoloji içeren ihracatımızın payı da düzenli olarak artış gösteriyor.”

Moderatör Mohan ayrıca Rusya’nın karşı karşıya kaldığı finansal kısıtlamaları gündeme getirdi. Rusya’nın rezervlerinin dondurulmasının yanı sıra SWIFT küresel ödeme sisteminden de çıkarıldığını hatırlatan Mohan, bu senaryoyla nasıl başa çıkılacağını ve diğer ülkelerin Rusya’yı nasıl güvenilir bir ortak olarak görmeye devam edebileceğini sordu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, petrol fiyatları ve enerji piyasalarına dair soruya yanıt verirken salonda dinleyiciler arasında oturan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman’ı doğrudan konuşmaya davet etti. Salonda bakan için mikrofon arayışı kısa süreli bir hareketliliğe neden oldu. Moderatörün bakanı sahneye davet etmesine rağmen, salondaki görevliler hızlıca hareket ederek mikrofonu dinleyici sırasına ulaştırdı.

Mikrofonu alan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, “Saygıdeğer konuklar, mikrofonu getirdiler. Bu gerçekten bir sihir gibi” diyerek espri yaptı.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise “Rusya’dasınız” karşılığını verdi. Suudi Bakan konuşmasında iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın gücünü şu sözlerle dile getirdi:

“Bu, Ocak 2015’te başlayan ve o zamandan beri karşılaştığımız tüm zorlukları, koronavirüs salgınından başlayarak başarıyla aşmamıza yardımcı olan bir ortaklıktır. Dünyanın her yerinde esen ve her zaman arkamızdan esmeyen bu fırtınalara, rüzgarlara ve kasırgalara rağmen ortaklığımız başarıyla devam ediyor. Tüm zorlukları başarıyla aşıyoruz çünkü birbirimize bağlıyız. Ben bir Müslümanım, Saygıdeğer Devlet Başkanı ve Rusya Federasyonu ise Ortodoks bir Hristiyan ülkesidir. Ancak buna rağmen ölüm bizi ayırana dek birlikte olacağız.”

Suudi Arabistan Enerji Bakanı’nın bu samimi açıklamalarından etkilenen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bakana teşekkür ederek şu önemli bilgiyi ekledi:

“Rusya Federasyonu vatandaşlarının yüzde 10 ila 15’inin, hatta muhtemelen yüzde 15’ine yakın bir kısmının İslam dinine mensup olduğunu ve onların Rusya’dan başka bir vatanı olmadığını belirtmek isterim.”

“Hava savunma sistemlerimizi güçlendirmek için çalışıyoruz”

Oturumun ilerleyen dakikalarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, salonda bulunan Batılı ülkelerin temsilcilerine söz hakkı verilmesini önerdi.

Putin, moderatör Gita Mohan’a hitaben, “Salonda hem Avrupa Birliği ülkelerinden hem de Amerika Birleşik Devletleri’nden temsilcilerin bulunduğunu söylediniz. Belki el kaldırıp bir şeyler söylemek isterler. Bu çok iyi olurdu. Sürekli onlar hakkında konuşuyoruz, belki kendileri hakkında bir şeyler söylerler” teklifinde bulundu.

Bu sırada salondaki ön sıralarda oturan Amerikalı iş insanı Rodney Cook söz aldı. Cook, St. Petersburg şehrine olan sevgisini dile getirerek, “St. Petersburg’u çok seviyorum ve bunu sizin de iyi bildiğinizi düşünüyorum. Otuz yıldır bu şehre geliyorum” dedi. Putin ise bu sözlere “Harika, ben de St. Petersburg’u çok seviyorum” diyerek karşılık verdi.

Amerikalı iş insanı Rodney Cook, memleketi Atlanta ile St. Petersburg arasında tarihi benzerlikler kurarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kendi memleketim olan Atlanta ile St. Petersburg’un pek çok ortak yönü olduğunu her zaman söylerim. Ben, ne yazık ki Amerikan İç Savaşı sırasında yerle bir edilen, tamamen haritadan silinen bir şehirden geliyorum. İkinci Dünya Savaşında ise St. Petersburg, uygulanan ağır ablukayı aşmayı başardı ve liderlerin şehrin sokaklarında yürüyerek kontrolü ele geçirmesine izin vermedi. Maalesef benim memleketimin başına bu felaket geldi ama St. Petersburg bu büyük baskıya direnebildi. Dün benim talebim üzerine orkestranın Şostakoviç’in Leningrad Senfonisi’ni çalması benim için büyük bir onurdu. Bunu özellikle rica ettim çünkü bu şehrin sadece halkının cesareti ve kararlılığıyla değil, aynı zamanda kültürü ve müziği sayesinde ayakta kaldığını biliyorum. Eğer benim memleketim Atlanta’nın da kendine has bir Şostakoviç’i olsaydı, belki de benim güzel şehrim bugün St. Petersburg’un geliştiği gibi varlığını koruyabilirdi.”

Konuşmasının sonunda siyasi bir mesaj da ileten Rodney Cook, “Elbette size iyi dostunuz Başkan Donald Trump’ın da selamlarını iletmek isterim” dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu mesaja tebessüm ederek, “Washington’dan gelen bu selam için teşekkür ederim. Siz de Başkan Trump’a bizim mukabil selamımızı iletin” şeklinde yanıt verdi.

Daha sonra Avrupa Parlamentosu’nun Romanyalı Üyesi Diana Iovanovici-Șoșoacă söz alarak salondaki katılımcılara hitap etti. Romanya halkının Rusya’ya karşı düşmanlık beslemediğini savunan Iovanovici-Șoșoacă, şu ifadeleri kullandı:

“Romanya’dan geliyorum ve sanırım bu salondaki tek Romanya temsilcisiyim. Romanya halkının sizden nefret etmediğini söylemek isterim. Sizi temin ederim ki Romanya halkı Rusya ile barış içinde yaşamak istiyor. Ukrayna’ya yardım etmek, onlara para ya da silah göndermek istemiyoruz. Ancak ne yazık ki şu anda Romanya, Brüksel tarafından yönetiliyor. Cumhurbaşkanımızın sıcak selamlarını size iletemiyorum çünkü bizim aslında gerçek bir cumhurbaşkanımız yok.”

Romanyalı parlamenter, geçmiş dönemde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Romanya Parlamentosu’nda konuşma yapmasını engellediğini de hatırlatarak, “Sayın Başkan, 2023 yılında Avrupa Parlamentosu’nda görev yaparken Zelenskiy’nin Romanya Parlamentosu’nda konuşma yapma girişimine izin vermedim ve onu parlamentodan dışarı çıkardım” dedi. Iovanovici-Șoșoacă ayrıca Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in de yakın zamanda görevden ayrılmasını umduğunu sözlerine ekledi.

Oturumda söz alan bir diğer önemli isim ise eski Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl oldu. Kneissl, iki buçuk yıl önce Lübnan’dan Rusya’ya taşındığını belirterek, Rusya’da yaşama ve çalışma fırsatına sahip olduğu için minnettar olduğunu ifade etti. Batı medyasında kendisi hakkında kırk yıldır Rusya için çalıştığı yönünde asılsız iddiaların yer aldığını söyleyen Kneissl, modern savaş teknolojileri hakkında teknik ve etik bir soru yöneltti:

“Modern savaş yöntemlerinden, insansız hava araçlarının kullanımından bahsedecek olursak, bu araçlar artık çok uzun mesafeleri kat edebiliyor. Artık kurban ile her zaman bir asker bile olmayan operatör arasındaki bu büyük mesafeden bahsediyoruz. Bu durum tamamen yeni bir gerçeklik yaratıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda bile var olan taraflar arasındaki o askeri onur kuralları artık mevcut değil. Bu yeni silahlar hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bunların kullanımı nasıl kontrol altına alınabilir veya nasıl durdurulabilir?”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, insansız hava araçlarının modern savaşın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu belirterek soruyu şu şekilde yanıtladı:

“Sorduğunuz soruyu anladım. İnsansız hava araçları da dahil olmak üzere modern askeri araçlara gelecek olursak, evet, ne yazık ki bunlar yeni gerçekliklerdir. Ukrayna’ya bu araçlar esas olarak Batılı ülkelerden tedarik ediliyor, orada sadece montaj işlemleri gerçekleştiriliyor. Kendileri de bazı geliştirmeler yapmaya çalışıyorlar ancak bundan pek bir sonuç alamıyorlar. Buna nasıl tepki vermeliyiz ve nasıl tepki vereceğiz? Dün haber ajanslarının yöneticileriyle yaptığım toplantıda da belirttiğim gibi, hava savunma sistemlerimizi güçlendirmeli ve Rusya Federasyonu topraklarının güvenliğini sağlamak için her şeyi yapmalıyız. Şu anda bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Rus lider konuşmasının son bölümünde İran’daki iç gelişmelere ve toplumsal dinamiklere de değindi. Batılı analistlerin İran konusundaki tahminlerinin hatalı olduğunu belirten Putin, “Çatışmalar başladığında Batı’da bazıları İran’ın içeriden çökeceğini varsayıyordu. Ancak bu analizde büyük bir hata yapıldı. Tam tersine, şu anda İran toplumunun büyük bir konsolidasyon içinde olduğunu gözlemliyoruz. Çatışmalar ilk başladığında İran liderliğinin çağrısıyla kısa sürede milyonlarca insanın gönüllü olarak ülkesi için canını vermeye hazır olduğunu beyan ettiğini gördük. Bu, çok şey anlatan ve her zaman göz önünde bulundurulması gereken önemli bir faktördür” dedi.

Oturumun kapanışında söz alan moderatör Gita Mohan, foruma katılan tüm liderlere ve katılımcılara teşekkür ederek, devletlerin kendi egemenliklerini koruma konusundaki kararlılıklarının önemini vurguladı ve oturumu başarıyla tamamladıklarını ilan etti.

Rusya

Hindistan’da el konulan tankerdeki Rus denizciler ülkelerine dönüyor

Yayınlanma

Hindistan’da mali anlaşmazlıklar nedeniyle alıkonulan Unity tankerinde aylardır mahsur kalan yedi denizci, bir Rus diplomatın gözetiminde karaya çıkarıldı. Odişa Yüksek Mahkemesi, armatörün maaşlarını ödemediği ve erzak temin etmediği 23 kişilik mürettebatı resmi olarak terk edilmiş denizciler kabul etti.

Hindistan’da el konulan Unity isimli tankerde aylardır mahsur kalan mürettebatın ilk grubu ülkelerine dönüyor.

Rusya’nın Kalküta Başkonsolosluğu, gemi sahibine yönelik mali talepler sebebiyle aylardır evlerine gidemeyen denizcilerden yedisinin 31 Ekim’de Rusya’ya uçacağını duyurdu.

Başkonsolosluk, RBK haber kuruluşuna yaptığı açıklamada, “Gemi personelinin 31 Ekim’de ülkelerine uçuşu planlandı” bilgisini verdi.

Diplomatik misyonun verdiği bilgilere göre denizciler, bir Rus diplomatın gözetiminde 29 Ekim’de gemiden ayrıldı. Aralarında altı Rusya ve bir Mısır vatandaşının yer aldığı yedi kişilik grup, şu anda Orissa eyaletinin başkenti Bhubaneşvar’da kalıyor ve her iki ülke vatandaşı da kendi evlerine dönmek üzere yola çıkıyor.

Paradip Limanı İdaresine atıfta bulunan konsolosluk, gemide kalan diğer 16 mürettebat üyesinin tahliyesinin, gemiye yeni bir ekip temin edilmesinin ardından kasım ayının ilk yarısında gerçekleşeceğini bildirdi.

Mürettebattan bir denizcinin yakını ise RBK’ya yaptığı açıklamada, ilk grubun karaya ayak bastığını, dönüş güzergahı planlamasının sürdüğünü ve Rusya’ya varışın 1 Kasım’da beklendiğini aktardı.

Denizci yakını, “Kalan personelin de gelecek hafta gönderilmesi planlanıyor” dedi.

Kamerun bayraklı Unity tankeri, 11 Mayıs’tan bu yana Hindistan’ın Paradip Limanı açıklarında adli makamların denetiminde tutuluyor.

Gemi, yük boşaltma işlemlerini tamamlamasının hemen ardından armatör şirkete yönelik mali alacaklar nedeniyle alıkonulmuştu. Rus diplomatik temsilciliği, Hindistan makamlarının personelin ayrılışını yeni bir mürettebatın getirilmesi şartına bağladığını aktarmıştı.

Odişa Yüksek Mahkemesi, 8 Ekim’de aldığı kararla 23 kişilik mürettebatın ülkelerine gönderilmesini ve tankere yedek ekip sağlanmasını hükme bağladı.

Mahkeme kararında, gemi sahibinin maaşları ödememesi, zaruri erzak tedarik etmemesi ve vardiya değişimi ile geri dönüş imkanlarını sağlamaması gerekçesiyle kaptan ve personeli “terk edilmiş denizciler” statüsünde kabul etti.

Mürettebat yakınları, yaklaşan fırtına tehdidi sebebiyle tankerin daha sonra kıyıya yakın bir noktaya çekildiğini belirtti. Gemi daha önce, 25 Eylül’deki şiddetli fırtınada demir tarayarak motorları çalışmaksızın denizde sürüklenmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya parlamentosu, madencilik sektörüne aşırı kazanç vergisi öngören yasayı kabul etti

Yayınlanma

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma, madencilik ve metalürji şirketlerinden aşırı kazanç vergisi alınmasını öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Maliye Bakanlığı 2027-2029 döneminde geçerli olacak yüzde 20 ila yüzde 30 oranındaki bu vergiden 683 milyar ruble gelir bekliyor.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, madencilik ve metalürji şirketlerine yönelik aşırı kazanç vergisini içeren yasa tasarısını ilk okumada kabul etti.

Devlet Dumasının internet sitesindeki yasa tasarısı kartında yer alan bilgiye göre düzenleme, meclisin 2027 yılı federal bütçesi ile 2028 ve 2029 planlama dönemine ilişkin bütçe tasarısını ilk okumada onaylamasının hemen peşinden geldi.

Rusya Maliye Bakanlığının 2027-2029 bütçe paketiyle hükümete sunduğu tasarı, katı maden işletmecilerinden üç yıl boyunca ek gelir vergisi tahsil edilmesini öngörüyor.

Düzenlemeye göre madencilik şirketlerine uygulanacak vergi oranı katı madenlerin büyük bölümü için yüzde 30, altın üreticileri için ise yüzde 20 seviyesinde belirlendi.

Çıkarılan hammaddenin ortalama küresel piyasa fiyatının, 2025 yılı temel ağırlıklı ortalama fiyatını aşması durumunda ortaya çıkan ek değer verginin konusunu oluşturacak.

Vergi matrahının doğması için hammadde ortalama fiyatının 2026 yılında en az yüzde 10 artış kaydetmesi gerekiyor.

Sonraki dönemlerde ise temel fiyat kademeli endekslenecek; baz fiyat 2027 yılı vergi hesabında 2025 göstergesine kıyasla yüzde 10, 2028 yılı hesabında ise yüzde 21 oranında artırılacak.

Yasa tasarısı, ödenecek aşırı kazanç vergisi tutarını maden çıkarma vergisi düşüldükten sonra hesaplanan tahmini hasılatın yüzde 15’i ile sınırlandırıyor.

Maliye Bakanlığının hesaplamalarına göre bu yeni verginin bütçeye üç yılda toplam 683 milyar ruble gelir getirmesi planlanıyor.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliğinin projeksiyonları ise aynı makroekonomik varsayımlar altında toplam vergi tahsilatının yaklaşık 1,1 trilyon rubleye ulaşabileceğini ve bakanlık tahminini 1,6 kat aşacağını gösteriyor.

Maliye Bakanlığı uzlaşma açıkladı ancak iş dünyası kararı nihai görmüyor

Maliye Bakanı Anton Siluanov, 5 Ekim Pazartesi günü yaptığı açıklamada aşırı kazanç vergisi üzerinde iş dünyasıyla ortak bir paydada buluştuklarını duyurdu.

Federasyon Konseyindeki parlamento oturumunda konuşan Siluanov, yasa tasarısını hazırlarken girişimcilerin endişelerini dikkate aldıklarını ve ani fiyat dalgalanmalarının etkisini yumuşatacak bir mekanizma kurduklarını belirtti.

Siluanov meclis kürsüsünden yaptığı değerlendirmede, “Çok iyi bir çalışma yürüttük, iş dünyasıyla bir araya geldik ve aşırı kazanç vergisi konusunda uzlaşmaya vardık. Fiyatlarında ani sıçrama yaşayanların bu dalgalanmalarını törpüleyecek bir formül geliştirdik” dedi.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı ve İş Dünyası Ombudsmanı Aleksandr Şohin ise RBK’ya yaptığı açıklamada Maliye Bakanlığının uzlaşma ilan etmesine rağmen konunun henüz nihai bir zemine oturmadığını vurguladı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya ve Afrika sivil gemilere el konulmasına karşı birleşti

Yayınlanma

Moskova’daki zirveyi tamamlayan Rusya ve Afrika ülkeleri, sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasını deniz ticaretinin siyasi baskı aracına dönüştürülmesi olarak niteledi. Liderler 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı müdahalelere karşı ortak tutum alırken, Rusya Devlet Başkanı Putin ticaret gemilerine el konulması halinde dünyanın herhangi bir yerinde aynıyla karşılık vereceklerini kaydetti.

Rusya ile Afrika ülkeleri, Moskova’da sona eren Rusya-Afrika Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde, Afrika kıtası bayraklı olanlar dahil sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasına, ele geçirilmesine veya tutuklanmasına karşı ortak tavır aldı.

Zirve belgesinde taraflar, seyrüsefer güvenliği ile deniz çevresinin korunmasına ilişkin bütün şartları karşılayan sivil gemilere yönelik bu tür adımların uluslararası hukuka ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kurallarına aykırı olduğu durumlarda ortak bir duruş sergileyeceklerini kaydetti.

Belgede, “1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil olmak üzere uluslararası hukuk normlarına uymayan durumlarda, Afrika Kıtası devletlerinin bayraklarını taşıyan ve seyrüsefer güvenliği ile deniz çevresinin korunmasına ilişkin tüm gereklilikleri karşılayanlar da dahil olmak üzere, sivil gemilerin haksız yere alıkonulmasına, ele geçirilmesine veya tutuklanmasına tutarlı bir şekilde karşı çıkılacaktır” hükmü yer aldı.

Taraflar ayrıca, ticari seferler yürüten gemileri hedef alan bu tür eylemlerin deniz ticaretini bir “ekonomik ve siyasi baskı aracı” haline getirdiğinin altını çizme konusunda mutabakata vardı.

Batılı ülkeler son dönemde Rusya ile bağlantılı tankerlerin alıkonulduğuna ilişkin çok sayıda adım attı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, haziran ayında uluslararası yaptırımlar altında olan Tagor adlı tankerin alıkonulduğunu duyurdu.

Fransa mart ayında da Akdeniz’de Rusya’dan yola çıkan Mozambik bayraklı Deyna tankerini durdurdu.

Fransız makamları, söz konusu tankerin Rusya’nın gölge filosuna ait olduğunu değerlendiriyor.

ABD ise yılın başında Rus bayraklı Marinera tankerini yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle alıkoydu.

Rusya Ulaştırma Bakanlığı, Marinera vakasına ilişkin değerlendirmesinde Amerikan güçlerinin karasuları dışındaki tankere yönelik adımlarının uluslararası hukuku çiğnediğini vurguladı.

Putin ticari gemilere müdahalelere aynıyla karşılık verileceğini açıkladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayında Yujno-Sahalinsk’te Pasifik Filosu komutanlığıyla gerçekleştirdiği toplantıda, Batılı ülkelerin Rus ticaret gemilerini ele geçirmesi halinde aynıyla karşılık vereceklerini söyledi.

Bazı ülkelerin uluslararası hukuku çiğneyerek Rus gemilerinin hareketini kısıtlamaya çalıştığını belirten Putin, bu ülkelerin “son dönemde gemilerimizi ele geçirme ve bizden yağmalanan malları satma fikrini geliştirdiklerini” ifade etti.

Putin toplantıda, “Eğer bu durum uygulamaya geçerse, aynıyla karşılık vermek zorunda kalacağız. Üstelik bu yanıtı gemilerimize baskınların planlandığı sularda vermek zorunda da değiliz. Kendi uygun ve gerekli gördüğümüz yerde, herhangi bir noktada veririz” dedi.

Rusya Devlet Başkanı daha önce tankerlerin ele geçirilmesine karşı “korsanlarla mücadele eder gibi” hareket edilmesini teklif etmişti.

Putin konuya ilişkin yaklaşımını, “Deniz hukuku çerçevesinde, dikkatli ancak kararlı” hareket etmek gerektiği sözleriyle özetledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English