Bizi Takip Edin

Diplomasi

Putin ve Maduro, Moskova’da stratejik ortaklık anlaşması imzaladı

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Moskova’da bir araya gelerek stratejik ortaklık ve işbirliği anlaşması imzaladı. Görüşmede ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, ticaretin artırılması ve uluslararası konularda ortak tutum sergilenmesi ele alındı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Büyük Anayurt Savaşı’nda kazanılan zaferin 80. yıl dönümü anma etkinliklerine katılmak üzere Moskova’ya resmi ziyarette bulunan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile dün Kremlin’de görüşme gerçekleştirdi.

İki lider, görüşmelerin ardından ülkeleri arasında stratejik ortaklık ve işbirliği anlaşmasına imza attı. Maduro, Zafer Günü etkinlikleri için Moskova’ya gelen ilk yabancı lider oldu. Maduro’ya Moskova ziyaretinde eşi Siliya Flores de eşlik etti.

Putin ile Maduro arasındaki görüşme Büyük Kremlin Sarayı’nın Yeşil Salonu’nda yapıldı. Rus heyetinde Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Başbakan Yardımcısı ve Rusya-Venezuela Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli Komisyonu Rusya tarafı Başkanı Dmitriy Çernışenko ve Rosneft İcra Kurulu Başkanı İgor Seçin yer aldı.

Venezuela heyetinde ise Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Başkanı Yardımcısı Vladimir Padrino Lopez, İletişim, Kültür ve Turizmden Sorumlu Devlet Başkanı Yardımcısı Freddy Alfred Nazareth Ñáñez Contreras, Dışişleri Bakanı Ivan Eduardo Gil Pinto ve Ulaştırma Bakanı Ramon Velasquez Araguayan bulundu.

Görüşmede Putin, Maduro’ya “Zafer Günü kutlamaları” için Moskova’ya geldiği için teşekkür ederek, “Biz bu savaşa Büyük Aanayurt Savaşı diyoruz. Rusya için, Rus halkı için bu özel bir gün; Nazizm’e karşı kazanılmış zaferin günü,” dedi.

Putin, bu yıl Zafer’in 80. yıl dönümünün yanı sıra Rusya ile Venezuela arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının da 80. yıl dönümünün kutlandığını hatırlattı.

Putin’e göre, Rusya ile Venezuela arasındaki 200 milyon dolarlık ticaret hacmi “memnuniyet verici olmaktan uzak” ancak 2024 yılında yüzde 64’lük bir artış gösterdi.

İki ülke arasındaki temel işbirliği alanları arasında enerji, ulaştırma, ilaç sanayii, lojistik, sağlık ve insani yardım konuları bulunuyor.

Putin, Maduro’nun Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem verdiğini vurgulayarak, “Dostumuz Hugo Chavez’i çok iyi hatırlıyoruz. O, sadece ülkeniz için değil, tüm Latin Amerika için parlak bir liderdi. Kesinlikle bizim dostumuzdu. Siz şimdi onun davasını sürdürüyorsunuz ve size en iyi dileklerimizi sunuyoruz,” diye ekledi.

Maduro da konuşmasına “Komutan” Hugo Chavez’i anarak başladı. Chavez, Kremlin’deyken ve Rusya ile ilişkilerin yeni gelişmeye başladığı dönemde ona eşlik ettiğini anlatan Maduro, “Bunlar güvenilir dostluk ilişkileri, zamanın testinden geçmiş bir dostluk,” diye konuştu.

Venezuela Devlet Başkanı, “Büyük Anayurt Savaşı’ndaki zaferin 80. yıl dönümü münasebetiyle Venezuela halkı adına özel bir hayranlık duygusunu iletmek istediğini” belirtti.

Maduro, “Sovyet halkı, 80 yıl önce faşizmin sonucu olan yasa dışı, korkunç savaşa son vermek için büyük çaba sarf etti. Eğer bu yapılmasaydı, insanlık bir suç ve çok ciddi bir kriz evresine girerdi,” ifadelerini kullandı.

Maduro, Kızıl Ordu’nun zaferi, Sovyet halkının kahramanlığı ve 27 milyon insanın hayatı sayesinde Sovyetler Birliği’nin Avrupa’yı ve tüm insanlığı kurtardığını söyledi.

Bunun yanı sıra Maduro, Venezuela ve Rusya ilişkilerine yeni bir ivme kazandırılabileceğine inandığını belirtti.

Venezuela lideri, stratejik ortaklık anlaşması sayesinde “bugün insanlığın kilit gücü olan büyük Rusya ile Bolivar ve Hugo Çavez’in ideallerini izleyen Venezuela arasındaki ilişkilerin nasıl geliştiğini görebileceğiz,” diye konuştu.

Maduro, “bu büyük tarihi” kutlamaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Bizim için bu da bir zafer,” dedi.

İki liderin baş başa görüşmesinin ardından heyetler arası görüşmelere geçildi. Bu görüşmelere Rusya tarafından Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Maliye Bakanı Anton Siluanov, İktisadi Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, Sanayi ve Ticaret Bakanı Anton Alihanov, Ulaştırma Bakanı Roman Starovoyt, Enerji Bakanı Sergey Tsivilev ve Çeçenistan Başkanı Ramzan Kadirov katıldı.

Görüşmelerin ardından Putin ile Maduro, devletlerarası stratejik ortaklık ve işbirliği anlaşmasını imzaladı.

Anlaşmada, Rusya ve Venezuela’nın “uluslararası hukukun normlarının dünya toplumunun tüm üyeleri tarafından desteklenmesi” için koordineli hareket edeceği, Rusya veya Venezuela’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkacakları ve bu tür önlemlere katılmayacakları belirtiliyor.

Taraflar ayrıca, Latin Amerika halklarına karşı işlenen “sömürgecilik mirası ve tarihinin tahrifatı, ırkçılığın, soykırımın ve diğer suçların ifşa edilmesi” ile mücadele etme çabalarını birleştirmeyi kabul etti.

Anlaşmada ayrıca, “Nazizm’in, neo-Nazizm’in ve Nazizm’in modern biçimlerinin, ırk ayrımcılığının, yabancı düşmanlığının ve bunlarla bağlantılı hoşgörüsüzlüğün tırmanmasına katkıda bulunan diğer uygulamaların yüceltilmesine” karşı çıkılacağı ve İkinci Dünya Savaşı sonuçlarının çarpıtılmasına karşı mücadele edileceği vurgulandı.

Anlaşmada, Rusya ve Venezuela’nın uluslararası insani işbirliğinin siyasallaştırılmasına, kültür, bilim ve spor alanlarındaki temsilcilere yönelik ayrımcılığa karşı çıktığı da yer aldı.

Özellikle, “uluslararası Olimpiyat hareketini bölmeye yönelik taraflı girişimlere” ortaklaşa karşı koyacakları ifade edildi.

Anlaşmaya göre, Rusya ve Venezuela, petrol taşımacılığı için alternatif bir sigorta sistemi oluşturulmasını ve sigorta hizmetlerinin uluslararası alanda tanınmasını teşvik ediyor.

Taraflar ayrıca, bağımsız bir Rus-Venezuela mali altyapısının oluşturulmasına katkıda bulunacak.

İki ülke arasında mevcut sözleşmeler çerçevesinde askeri-teknik işbirliği devam ederken, bu alanda yeni anlaşmalar da yapılacak.

Putin ve Maduro en son Ekim 2024’te Kazan’da düzenlenen BRICS zirvesi marjında bir araya gelmişti.

Bu yılın mart ayında ise iki lider video konferans yoluyla görüşmüştü. Kremlin, geçen yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artışın, başta buğday olmak üzere tarım ürünleri ile çeşitli makine ve ekipman sevkiyatındaki artıştan kaynaklandığını bildirmişti.

İthalatın henüz düşük seviyede olduğu ancak Venezuela’dan deniz ürünleri, meyve ve kahve alımlarıyla potansiyel bulunduğu belirtildi.

Putin’in Maduro ile yaptığı görüşmenin ardından 7 Mayıs’ta Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel Bermudez, Moğolistan Devlet Başkanı Ukhnaagiin Khurelsukh ve Kongo Devlet Başkanı Denis Sassou-Nguesso ile de görüşmesi planlanıyor.

Kim kazandı?  

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English