Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ramstein toplantısında Ukrayna’ya 3 milyar avroluk silahı fonu oluşturuldu

Yayınlanma

Brüksel’de toplanan Ukrayna Savunma Temas Grubu, Kiev’e Amerikan silahları alınması için yaklaşık 3 milyar avroluk fon oluşturdu. Almanya’nın 500 milyon dolarla başı çektiği ve 16 ülkenin katıldığı plan, Avrupa’nın savaşın mali sorumluluğunu üstlenmesini amaçlıyor.

Ukrayna Savunma Temas Grubu, 15 Ekim’de Brüksel’deki NATO karargahında toplandı. Ramstein formatındaki toplantıya Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Birleşik Krallık Savunma Bakanı John Healey eş başkanlık etti.

Toplantıdan bir gün önce açıklama yapan ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, “Ukrayna’ya silah tedariki konusunda önemli bir duyuru” yapılacağını söylemişti.

ABD Başkanı Donald Trump da ekim ayı başında, Kiev’e Tomahawk füzeleri gönderme kararını “vermek üzere olduğunu” belirtmişti.

Ancak NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel’deki toplantının açılışında yaptığı konuşmada, uzun menzilli füzelerin teslimatının gündemde olmadığını belirtti. Rutte, bu konunun iki ülke arasındaki ikili anlaşmalar çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Avrupa’dan 3 milyar avroluk fon

NATO ülkelerinin savunma bakanları, temmuz ayında ABD ile üzerinde anlaşılan Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi (PURL) adlı tedarik planını görüştü. Bu plan, Avrupalı ülkelerin Ukrayna’ya silah tedarikini kendi bütçelerinden finanse etmesini öngörüyor.

Plana Almanya, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, Letonya ve Kanada şimdiden katıldı. Rutte, bugüne kadar yaklaşık 2 milyar dolar ayrıldığını açıkladı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Brüksel’deki toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Washington’un müttefiklerinden Ukrayna için silah alımlarını artırmasını beklediğini söyledi.

Hegseth, barışın tesis edilmesi için bunun gerekli olduğunu belirterek, “Trump döneminden öğrendiğimiz bir şey varsa o da ‘güç yoluyla barış’ ilkesidir. Barış, güçlü olduğun zaman sağlanır” diye konuştu.

Katılımcı ülke sayısı artıyor

Ukrayna’nın NATO Daimi Temsilcisi Alena Hetmançuk, toplantıdan önce en az yedi ülkenin daha PURL’a katkı açıklamayı planladığını duyurdu. Rutte de girişime katılan ülke sayısının artacağını doğruladı.

Slovenya Başbakanı Robert Golob, 13 Ekim’de ülkesinin PURL’a katılma niyetinde olduğunu açıkladı ancak ayrılacak miktarı belirtmedi.

Golob, “Şu anda bunu açıklama yetkim yok. Fakat savunma bakanlığının 2025 bütçesinde bu kaynak yer alıyor. Dolayısıyla ek bir harcama söz konusu değil; bunun altını çizmek isterim” dedi.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen de 15 Ekim’de ülkesinin PURL’a katılacağını doğruladı.

Häkkänen, “ABD, Avrupa’da yürütülen savaşın mali sorumluluğunun Avrupa’ya geçtiğini açıkladı. Bu nedenle artık Avrupalı ülkeler gerekli Amerikan silahlarının finansmanını üstlenmek zorunda” diye konuştu.

Ülkelerden gelen katkılar

Litvanya Savunma Bakanı Dovile Šakalienė, Brüksel’de yaptığı açıklamada, ülkesinin PURL kapsamında silah alımı için 30 milyon dolar ayıracağını bildirdi.

Šakalienė, “Gerekirse bu parayı bugün bile aktarabiliriz. Bir sonraki paketin en kısa sürede oluşturulmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur ise ülkesinin Ukrayna’ya 12 milyon dolar değerinde silah göndereceğini, ayrıca Kiev’e “on milyonlarca dolar” tutarında insansız hava aracı sevk edeceğini söyledi. Pevkur, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımın azaldığına dikkat çekti.

Almanya Savunma Bakanı Pistorius, ülkesinin Ukrayna için ABD’den silah alımına 500 milyon dolar ayıracağını açıkladı.

Paket; hava savunma sistemleri, Patriot füzeleri, radar istasyonları, güdümlü çok namlulu roketatar mühimmatı ve diğer cephaneleri içeriyor.

Hollanda Savunma Bakanı Ruben Brekelmans da ülkesinin Ukrayna’daki tesislerde keşif ve taarruz dronlarının üretimine 90 milyon avro yatırmaya hazır olduğunu belirtti.

Polonya ise PURL’a katılıp katılmayacağına henüz karar vermedi. Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, “Polonya farklı bir yol izliyor; bu konuda (ABD’den silahı alımı) karar henüz alınmadı” dedi.

Rusya’nın dondurulan varlıkları da gündemde

Toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında Rutte, PURL’a 16 NATO ülkesinin dahil olduğunu açıkladı.

Alman Savunma Bakanı Pistorius, gazetecilerin toplam harcama miktarıyla ilgili sorusuna, “Şu anda rakam yaklaşık 3 milyar avro civarında, ancak ayrıntılar henüz netleşmediği için kesin bir sayı vermek güç” yanıtını verdi.

Ukrayna Savunma Bakanı Denis Şmıgal, PURL kapsamında Rusya’nın dondurulan varlıklarının kullanılmasının da değerlendirildiğini belirtti.

Şmıgal, “Eğer dondurulan Rus varlıklarını kullanabilirsek, bir kısmı Avrupalı müttefiklere, bir kısmı Ukraynalı üreticilere, bir kısmı da önümüzdeki yıl PURL’ın eş finansmanına aktarılacak” diye konuştu.

Öte yandan 13 NATO ülkesi (Kanada, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda, Norveç, İspanya, Türkiye ve Birleşik Krallık) 15 Ekim’de ortak bir eğitim merkezi kurulması konusunda anlaştı.

Merkezin, savaş simülasyonu yapılmasına imkân tanıyacağı ve eğitim ile tatbikatlarda kullanılacağı planlanıyor.

Tomahawk tartışması

Son haftalarda Trump, Rusya’ya yönelik söylemini yeniden sertleştirdi. Geçen ay BM Genel Kurulu marjında Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmede uzun menzilli silah teslimatlarını ve bu silahların menzil kısıtlamalarının kaldırılmasını ele aldı.

The Wall Street Journal gazetesine konuşan kaynaklara göre Trump, bu fikre karşı olmadığını ancak henüz taahhütte bulunmadığını söyledi.

Trump, 6 Ekim’de ise Tomahawk füzelerinin teslimine ilişkin “kararını büyük ölçüde verdiğini” belirtti fakat çatışmanın daha fazla tırmanmasını istemediğini ekledi.

Trump, “Ne yapacaklarını öğrenmek istiyorum. Bu füzeleri nereye gönderecekler? Bunu sormam gerekecek” dedi.

Trump, 12 Ekim’de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bu konuyu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil Rusya yönetimiyle görüşmek istediğini belirtti.

Trump, “Ona şöyle diyebilirim: ‘Bak, bu savaş bitmezse onlara Tomahawk göndereceğim.’ ‘Tomahawk’ olağanüstü güçlü bir taarruz silahı ve açık konuşayım, Rusya’nın böyle bir şeye ihtiyacı yok” diye konuştu.

Brüksel’deki toplantıda gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Şmıgal, Kiev’in ABD’den Tomahawk teslimatıyla ilgili bir sinyal alıp almadığı sorulduğunda, bu konunun devlet başkanları düzeyinde ele alınacağını söyledi.

Bu meselenin, 17 Ekim’de Trump ile Zelenskiy arasındaki görüşmenin ana gündem maddesi olacağı belirtiliyor.

The Washington Post muhabirlerine konuşan Avrupalı diplomatlar, ABD yönetiminin Ukrayna’ya desteği artırma kararının son aylarda şekillendiğini ancak Washington’un nihai kararını henüz vermediğini belirtti.

Olası teslimatları yorumlayan Whitaker, adımın “Rusları barış müzakeresi masasına oturmaya zorlayabileceğini” öne sürdü. Hegseth de Brüksel’de ABD yönetiminin barış arayışında olduğunu vurguladı.

Tomahawk füzesi nedir?

Tomahawk (Tomahawk Land Attack Missile – TLAM), yer hedeflerini vurmak için tasarlanmış, düşük irtifada uçan bir ABD yapımı seyir füzesi.

Komuta merkezleri, radarlar, hava savunma bataryaları ve hava üsleri gibi hedeflere karşı kullanılıyor. Menzili modeline göre 1.200 ila 2.500 kilometre arasında değişiyor.

Esas olarak deniz konuşlu bir silah olan Tomahawk, gemilerden ve denizaltılardan fırlatılıyor. Bununla birlikte Typhon adlı kara konuşlu mobil fırlatma sistemleri de bulunuyor.

Füzeler 1970’lerde General Dynamics tarafından geliştirildi ve ilk modeli 1983’te hizmete girdi. 1997’den itibaren üretimi savunma sanayi devi RTX (önceki adıyla Raytheon Technologies) tarafından üstlenildi.

Bu yıl itibarıyla beş farklı versiyonu bulunan füzenin en yeni modellerinden Block IV Tactical Tomahawk (TACTOM), havada birkaç saat kalabiliyor ve uçuş sırasında hedef değiştirmeyi sağlayan veri aktarım sistemine sahip.

Block V ise TACTOM’un modernize edilmiş versiyonu olup, kısa süre içinde ABD donanmasının envanterine girecek.

Uzmanlar ne diyor?

ABD eski Savunma Bakanlığı yetkilisi ve askeri analist Mark Kansian’a göre, ABD’nin cephaneliğinde 4 bin 150 Tomahawk bulunuyor. The Financial Times gazetesine göre bunların yalnızca birkaçının Ukrayna’ya verilmesi bekleniyor.

Kansian, 2022’den bu yana Pentagon’un 200 füze satın aldığını, bunların 120’sinin halihazırda kullanıldığını, 2026 bütçesinde ise 57 füze alımı için kaynak talep edildiğini belirtiyor.

Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nin savunma programı direktörü Stacie Pettijohn da Washington’un Ukrayna’ya 20 ila 50 füze gönderebileceğini ve bunun “savaşın gidişatında belirleyici değişiklik yaratmayacağını” söylüyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English