Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ramstein toplantısında Ukrayna’ya 3 milyar avroluk silahı fonu oluşturuldu

Yayınlanma

Brüksel’de toplanan Ukrayna Savunma Temas Grubu, Kiev’e Amerikan silahları alınması için yaklaşık 3 milyar avroluk fon oluşturdu. Almanya’nın 500 milyon dolarla başı çektiği ve 16 ülkenin katıldığı plan, Avrupa’nın savaşın mali sorumluluğunu üstlenmesini amaçlıyor.

Ukrayna Savunma Temas Grubu, 15 Ekim’de Brüksel’deki NATO karargahında toplandı. Ramstein formatındaki toplantıya Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Birleşik Krallık Savunma Bakanı John Healey eş başkanlık etti.

Toplantıdan bir gün önce açıklama yapan ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, “Ukrayna’ya silah tedariki konusunda önemli bir duyuru” yapılacağını söylemişti.

ABD Başkanı Donald Trump da ekim ayı başında, Kiev’e Tomahawk füzeleri gönderme kararını “vermek üzere olduğunu” belirtmişti.

Ancak NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel’deki toplantının açılışında yaptığı konuşmada, uzun menzilli füzelerin teslimatının gündemde olmadığını belirtti. Rutte, bu konunun iki ülke arasındaki ikili anlaşmalar çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Avrupa’dan 3 milyar avroluk fon

NATO ülkelerinin savunma bakanları, temmuz ayında ABD ile üzerinde anlaşılan Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi (PURL) adlı tedarik planını görüştü. Bu plan, Avrupalı ülkelerin Ukrayna’ya silah tedarikini kendi bütçelerinden finanse etmesini öngörüyor.

Plana Almanya, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, Letonya ve Kanada şimdiden katıldı. Rutte, bugüne kadar yaklaşık 2 milyar dolar ayrıldığını açıkladı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Brüksel’deki toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Washington’un müttefiklerinden Ukrayna için silah alımlarını artırmasını beklediğini söyledi.

Hegseth, barışın tesis edilmesi için bunun gerekli olduğunu belirterek, “Trump döneminden öğrendiğimiz bir şey varsa o da ‘güç yoluyla barış’ ilkesidir. Barış, güçlü olduğun zaman sağlanır” diye konuştu.

Katılımcı ülke sayısı artıyor

Ukrayna’nın NATO Daimi Temsilcisi Alena Hetmançuk, toplantıdan önce en az yedi ülkenin daha PURL’a katkı açıklamayı planladığını duyurdu. Rutte de girişime katılan ülke sayısının artacağını doğruladı.

Slovenya Başbakanı Robert Golob, 13 Ekim’de ülkesinin PURL’a katılma niyetinde olduğunu açıkladı ancak ayrılacak miktarı belirtmedi.

Golob, “Şu anda bunu açıklama yetkim yok. Fakat savunma bakanlığının 2025 bütçesinde bu kaynak yer alıyor. Dolayısıyla ek bir harcama söz konusu değil; bunun altını çizmek isterim” dedi.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen de 15 Ekim’de ülkesinin PURL’a katılacağını doğruladı.

Häkkänen, “ABD, Avrupa’da yürütülen savaşın mali sorumluluğunun Avrupa’ya geçtiğini açıkladı. Bu nedenle artık Avrupalı ülkeler gerekli Amerikan silahlarının finansmanını üstlenmek zorunda” diye konuştu.

Ülkelerden gelen katkılar

Litvanya Savunma Bakanı Dovile Šakalienė, Brüksel’de yaptığı açıklamada, ülkesinin PURL kapsamında silah alımı için 30 milyon dolar ayıracağını bildirdi.

Šakalienė, “Gerekirse bu parayı bugün bile aktarabiliriz. Bir sonraki paketin en kısa sürede oluşturulmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur ise ülkesinin Ukrayna’ya 12 milyon dolar değerinde silah göndereceğini, ayrıca Kiev’e “on milyonlarca dolar” tutarında insansız hava aracı sevk edeceğini söyledi. Pevkur, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımın azaldığına dikkat çekti.

Almanya Savunma Bakanı Pistorius, ülkesinin Ukrayna için ABD’den silah alımına 500 milyon dolar ayıracağını açıkladı.

Paket; hava savunma sistemleri, Patriot füzeleri, radar istasyonları, güdümlü çok namlulu roketatar mühimmatı ve diğer cephaneleri içeriyor.

Hollanda Savunma Bakanı Ruben Brekelmans da ülkesinin Ukrayna’daki tesislerde keşif ve taarruz dronlarının üretimine 90 milyon avro yatırmaya hazır olduğunu belirtti.

Polonya ise PURL’a katılıp katılmayacağına henüz karar vermedi. Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, “Polonya farklı bir yol izliyor; bu konuda (ABD’den silahı alımı) karar henüz alınmadı” dedi.

Rusya’nın dondurulan varlıkları da gündemde

Toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında Rutte, PURL’a 16 NATO ülkesinin dahil olduğunu açıkladı.

Alman Savunma Bakanı Pistorius, gazetecilerin toplam harcama miktarıyla ilgili sorusuna, “Şu anda rakam yaklaşık 3 milyar avro civarında, ancak ayrıntılar henüz netleşmediği için kesin bir sayı vermek güç” yanıtını verdi.

Ukrayna Savunma Bakanı Denis Şmıgal, PURL kapsamında Rusya’nın dondurulan varlıklarının kullanılmasının da değerlendirildiğini belirtti.

Şmıgal, “Eğer dondurulan Rus varlıklarını kullanabilirsek, bir kısmı Avrupalı müttefiklere, bir kısmı Ukraynalı üreticilere, bir kısmı da önümüzdeki yıl PURL’ın eş finansmanına aktarılacak” diye konuştu.

Öte yandan 13 NATO ülkesi (Kanada, Çekya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda, Norveç, İspanya, Türkiye ve Birleşik Krallık) 15 Ekim’de ortak bir eğitim merkezi kurulması konusunda anlaştı.

Merkezin, savaş simülasyonu yapılmasına imkân tanıyacağı ve eğitim ile tatbikatlarda kullanılacağı planlanıyor.

Tomahawk tartışması

Son haftalarda Trump, Rusya’ya yönelik söylemini yeniden sertleştirdi. Geçen ay BM Genel Kurulu marjında Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmede uzun menzilli silah teslimatlarını ve bu silahların menzil kısıtlamalarının kaldırılmasını ele aldı.

The Wall Street Journal gazetesine konuşan kaynaklara göre Trump, bu fikre karşı olmadığını ancak henüz taahhütte bulunmadığını söyledi.

Trump, 6 Ekim’de ise Tomahawk füzelerinin teslimine ilişkin “kararını büyük ölçüde verdiğini” belirtti fakat çatışmanın daha fazla tırmanmasını istemediğini ekledi.

Trump, “Ne yapacaklarını öğrenmek istiyorum. Bu füzeleri nereye gönderecekler? Bunu sormam gerekecek” dedi.

Trump, 12 Ekim’de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bu konuyu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil Rusya yönetimiyle görüşmek istediğini belirtti.

Trump, “Ona şöyle diyebilirim: ‘Bak, bu savaş bitmezse onlara Tomahawk göndereceğim.’ ‘Tomahawk’ olağanüstü güçlü bir taarruz silahı ve açık konuşayım, Rusya’nın böyle bir şeye ihtiyacı yok” diye konuştu.

Brüksel’deki toplantıda gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Şmıgal, Kiev’in ABD’den Tomahawk teslimatıyla ilgili bir sinyal alıp almadığı sorulduğunda, bu konunun devlet başkanları düzeyinde ele alınacağını söyledi.

Bu meselenin, 17 Ekim’de Trump ile Zelenskiy arasındaki görüşmenin ana gündem maddesi olacağı belirtiliyor.

The Washington Post muhabirlerine konuşan Avrupalı diplomatlar, ABD yönetiminin Ukrayna’ya desteği artırma kararının son aylarda şekillendiğini ancak Washington’un nihai kararını henüz vermediğini belirtti.

Olası teslimatları yorumlayan Whitaker, adımın “Rusları barış müzakeresi masasına oturmaya zorlayabileceğini” öne sürdü. Hegseth de Brüksel’de ABD yönetiminin barış arayışında olduğunu vurguladı.

Tomahawk füzesi nedir?

Tomahawk (Tomahawk Land Attack Missile – TLAM), yer hedeflerini vurmak için tasarlanmış, düşük irtifada uçan bir ABD yapımı seyir füzesi.

Komuta merkezleri, radarlar, hava savunma bataryaları ve hava üsleri gibi hedeflere karşı kullanılıyor. Menzili modeline göre 1.200 ila 2.500 kilometre arasında değişiyor.

Esas olarak deniz konuşlu bir silah olan Tomahawk, gemilerden ve denizaltılardan fırlatılıyor. Bununla birlikte Typhon adlı kara konuşlu mobil fırlatma sistemleri de bulunuyor.

Füzeler 1970’lerde General Dynamics tarafından geliştirildi ve ilk modeli 1983’te hizmete girdi. 1997’den itibaren üretimi savunma sanayi devi RTX (önceki adıyla Raytheon Technologies) tarafından üstlenildi.

Bu yıl itibarıyla beş farklı versiyonu bulunan füzenin en yeni modellerinden Block IV Tactical Tomahawk (TACTOM), havada birkaç saat kalabiliyor ve uçuş sırasında hedef değiştirmeyi sağlayan veri aktarım sistemine sahip.

Block V ise TACTOM’un modernize edilmiş versiyonu olup, kısa süre içinde ABD donanmasının envanterine girecek.

Uzmanlar ne diyor?

ABD eski Savunma Bakanlığı yetkilisi ve askeri analist Mark Kansian’a göre, ABD’nin cephaneliğinde 4 bin 150 Tomahawk bulunuyor. The Financial Times gazetesine göre bunların yalnızca birkaçının Ukrayna’ya verilmesi bekleniyor.

Kansian, 2022’den bu yana Pentagon’un 200 füze satın aldığını, bunların 120’sinin halihazırda kullanıldığını, 2026 bütçesinde ise 57 füze alımı için kaynak talep edildiğini belirtiyor.

Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nin savunma programı direktörü Stacie Pettijohn da Washington’un Ukrayna’ya 20 ila 50 füze gönderebileceğini ve bunun “savaşın gidişatında belirleyici değişiklik yaratmayacağını” söylüyor.

Diplomasi

Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Yayınlanma

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.

İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.

Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.

Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.

Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.

Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.

Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.

Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.

Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.

Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.

Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.

Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.

İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.

Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.

İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.

Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Infantino üzerindeki baskı artıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.

Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.

Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.

The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.

Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.

Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.

Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.

Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.

Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.

Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.

FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.

FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.

Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.

Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.

Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.

Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.

Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.

FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.

“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.

Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.

Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı. 

Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.

FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.

Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.

Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.

Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.

Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.

Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.

Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English