Ortadoğu
Reuters: ABD, protestoları yeniden canlandırmak için İran’a saldırı olasılıklarını değerlendiriyor

Birden fazla diplomatik kaynak tarafından, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a yönelik güvenlik güçleri ve liderlerinin hedef alınmasını da içeren saldırı seçeneklerini değerlendirdiği; bu saldırıların protestoculara cesaret vermesinin amaçlandığı belirtildi.
Görüşmelere aşina iki ABD’li kaynak, Reuters’a yaptığı açıklamada, Trump’ın bu ayın başlarında ülke genelindeki protesto hareketinin kanlı bir bastırma operasyonuyla ezilmesinin ve binlerce kişinin öldürülmesinin ardından “rejim değişikliği” için uygun koşullar yaratmak istediğini söyledi.
Bunu sağlamak için Trump’ın, Washington’un “şiddetten sorumlu tuttuğu” komutanları ve kurumları vurma seçeneklerini değerlendirdiği; böylece protestoculara hükümet ve güvenlik binalarını ele geçirebilecekleri yönünde güven vermeyi amaçladığı aktarıldı.
ABD’li kaynaklardan biri, Trump’ın danışmanları arasında tartışılan seçenekler arasında, daha kalıcı etkisi olması hedeflenen çok daha büyük çaplı bir saldırının da bulunduğunu söyledi. Bunun, Orta Doğu’daki ABD müttefiklerine ulaşabilecek menzildeki balistik füzelere ya da İran’ın nükleer zenginleştirme programlarına yönelik olabileceği belirtildi.
Diğer ABD’li kaynak ise, Trump’ın askeri yolu seçip seçmeme dahil olmak üzere izlenecek kesin bir eylem planına henüz karar vermediğini söyledi.
Bu hafta ABD’ye ait bir uçak gemisinin ve onu destekleyen savaş gemilerinin Orta Doğu’ya ulaşması, Trump’ın İran’ın protestolara yönelik müdahalesini gerekçe göstererek defalarca müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, potansiyel askeri operasyon kapasitesini genişletti.
Arap ülkelerinden dört yetkili, üç Batılı diplomat ve hükümetleri bu görüşmeler hakkında bilgilendirilmiş üst düzey bir Batılı kaynak ise, bu tür saldırıların insanları sokağa dökmek yerine, aksine hareketi daha da zayıflatabileceği konusunda uyardı.
Orta Doğu Enstitüsü’nde İran Programı Direktörü Alex Vatanka, geniş çaplı askeri kopuşlar olmadan İran’daki protestoların “kahramanca ama ateş gücü bakımından yetersiz” kaldığını söyledi.
Reuters’a konuşan bu kaynaklar, hassas konular hakkında konuşabilmek için isimlerinin açıklanmamasını istedi. İran Dışişleri Bakanlığı, ABD Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi. İsrail Başbakanlık Ofisi de yorum yapmayı reddetti.
Trump, çarşamba günü İran’a masaya oturma ve nükleer silahlar konusunda bir anlaşma yapma çağrısı yaptı; gelecekteki herhangi bir ABD saldırısının, haziran ayında üç nükleer tesise düzenlenen bombardıman kampanyasından daha şiddetli olacağı uyarısında bulundu. Bölgedeki gemileri de İran’a doğru ilerleyen bir “armada” olarak niteledi.
Üst düzey bir İranlı yetkili Reuters’e, İran’ın “askeri bir çatışmaya hazırlanırken aynı zamanda diplomatik kanalları kullandığını” söyledi. Ancak yetkili, Washington’un diplomasiye açıklık göstermediğini belirtti.
Nükleer programının sivil olduğunu söyleyen İran’ın, “karşılıklı saygı ve çıkarlar temelinde” diyaloğa hazır olduğu; ancak köşeye sıkıştırılırsa “daha önce hiç olmadığı gibi” kendini savunacağı ifade edildi.
HAVA GÜCÜNÜN SINIRLARI
İsrail ile ABD arasında yürütülen planlamaya doğrudan vakıf üst düzey bir İsrailli yetkili, Reuters’e, Washington’un hedefi bu olsa bile, İsrail’in hava saldırılarının tek başına İslam Cumhuriyeti’ni devirebileceğine inanmadığını söyledi.
Yetkili, “Eğer rejimi devirecekseniz, sahaya asker indirmeniz gerekir” dedi ve ABD’nin dini lider Ayetullah Ali Hamaney’i öldürmesi halinde bile İran’ın “onun yerine geçecek yeni bir lider bulacağını” belirtti.
Yetkiliye göre İran’ın siyasi rotasını değiştirebilecek şey; dış baskı ile içeride örgütlü bir muhalefetin birleşimiydi.
İsrailli yetkili, İran liderliğinin toplumsal huzursuzlukla zayıfladığını ancak protestoları tetikleyen derin ekonomik krize rağmen hâlâ sağlam biçimde kontrolü elinde tuttuğunu söyledi.
Konuyla ilgili bilgi sahibi iki kişi, birden fazla ABD istihbarat raporunun da benzer bir sonuca ulaştığını; protestolara yol açan koşulların hâlâ var olduğunu ve bunun hükümeti zayıflattığını, ancak büyük kırılmalar bulunmadığını aktardı.
Batılı kaynak, Trump’ın amacının rejimi “toptan devirmekten” ziyade liderlikte bir değişimi mühendislik yoluyla sağlamak gibi göründüğünü; bunun da, ABD müdahalesinin hükümeti tamamen dönüştürmeden başkanı değiştirdiği Venezuela’ya benzer bir sonuç doğurabileceğini söyledi.
Hamaney, protestolarda birkaç bin kişinin öldüğünü kamuoyu önünde açıkladı. Huzursuzluğun sorumlusu olarak ABD’yi ve İsrail’i işaret etti.
Resmi rakamlar polis ve sivil dahil olmak üzere 3.117 ölüm olduğunu söylüyor.
HAMANEY’İN ALTERNATİFİ YOK
Bölgesel yetkililere göre 86 yaşındaki Hamaney, günlük yönetimden geri çekildi; kamuoyu önündeki görünürlüğünü azalttı ve geçen yıl İsrail saldırılarının İran’ın üst düzey askeri lider kadrosunun önemli kısmını etkisiz bırakmasının ardından güvenli yerlerde bulunduğuna inanılıyor.
Yetkililer, günlük yönetimin, aralarında üst düzey danışman Ali Laricani’nin de bulunduğu, İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ile uyumlu figürlere kaydığını söyledi.
Bununla birlikte, savaş, halefiyet ve nükleer strateji konularında nihai yetkinin Hamaney’de olduğu belirtildi.
Batılı diplomatların ikisi, Washington ve Tel Aviv’de bazı yetkililerin, İran’da bir geçiş sürecinin nükleer çıkmazı kırabileceğini ve zamanla Batı ile daha işbirlikçi ilişkilerin önünü açabileceğini savunduğunu söyledi.
Ancak diplomatlar, Hamaney’in yerine geçecek net bir halef bulunmadığı uyarısında bulundu. Bu boşlukta Arap yetkililer ve diplomatlar, Devrim Muhafızları’nın kontrolü ele geçirebileceğini düşünüyor.
Yetkililer, yabancı baskısı altında ortaya çıkmış görülecek herhangi bir halefin reddedileceğini de ekledi.
Körfez’den Türkiye’ye kadar bölgedeki yetkililer, mezhepsel ve etnik fay hatlarıyla bölünmüş 90 milyonluk bir ülkede yaşanacak bir çalkantının İran sınırlarının çok ötesine taşabilecek istikrarsızlık doğurmasından endişe ettikleri için İran’a yönelik olası saldırılara karşı çıkıyor.
Batılı diplomatların ikisi, parçalanmış bir İran’ın, 2003 ABD işgalinden sonra Irak’ta yaşananlara benzer biçimde iç savaşa sürüklenebileceği; bunun da mülteci akınına, İslamcı militanlığın artmasına ve küresel enerji açısından kritik bir boğaz olan Hürmüz Boğazı üzerinden petrol akışının kesintiye uğramasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Analist Vatanka, en ağır riskin, farklı birlikler ve vilayetlerin toprak ve kaynaklar için çatıştığı “erken aşama Suriye” benzeri bir parçalanma olduğunu söyledi.
BÖLGESEL GERİ TEPME
Uzun süredir ABD’nin müttefiki olan ve büyük Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkeleri, İran’ın misilleme kapsamında İran füzeleriyle ya da Yemen’de Tahran destekli Husiler üzerinden düzenlenecek insansız hava aracı saldırılarıyla kendilerinin ilk hedefler olacağından endişe ediyor.
Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır, Washington’a İran’a yönelik bir saldırı yapmaması için lobi yapıyor. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a Riyad’ın hava sahasının veya topraklarının Tahran’a karşı askeri eylemler için kullanılmasına izin vermeyeceğini söylediği aktarıldı.
Arap kaynaklardan biri, “ABD tetiği çekebilir” dedi, “ama sonuçlarıyla yaşayacak olan o olmayacak. Biz olacağız.”
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor











