Diplomasi
Rus ve Brezilyalı uzmanlar iki ülke ilişkilerini analiz etti

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından hazırlanan ortak rapor, iki ülkenin çok kutuplu dünya düzeni taahhütlerine rağmen ekonomik bağların zayıf kaldığını ortaya koydu. Brezilyalı uzmanlar ilişkileri “yarım kalmış işbirliği” olarak nitelerken, yaptırımlar ve lojistik engellerin ticareti sınırladığı belirtildi.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından ortaklaşa hazırlanan “Brezilya ve Rusya İlişkileri: Siyasi Yakınlaşma ve Ekonomik Gelişme” başlıklı raporda, iki ülke arasındaki ilişkilerin büyük siyasi iddialar ile zayıf ticari-ekonomik sonuçlar arasındaki yapısal dengesizlik ve paradoksal durumla karakterize edildiği belirtildi.
İki ülkenin uzmanları mevcut ekonomik ilişkileri farklı yaklaşımlarla ele aldı. Rus analistler, artan dış baskılara rağmen bazı alanlardaki bağların derinliğini ve dayanıklılığını vurguladı.
CEBRI uzmanları ise ilişkileri, uluslararası alanda çok kutuplu dünya savunuculuğunun getirdiği dönemsel diplomatik yakınlaşmalar ile dış sınamalara karşı hassas olan ekonomik bağlardaki asimetrinin şekillendirdiği “yarım kalmış işbirliği” (incomplete cooperation) modeli olarak tanımladı.
Brezilyalı uzmanlar ilişkilerdeki yapısal engelleri sıraladı
CEBRI analistleri, modern dönemde Rusya ve Brezilya ilişkilerini tetikleyen temel faktörler arasında Sovyetler Birliği’nin dağılması, BRICS’in kuruluşu ve Ukrayna’daki çatışmayı gösterdi. Değerlendirmelere göre, bu faktörlerin hiçbiri tarafların işbirliği potansiyelini tam anlamıyla kullanmasını sağlayamadı.
Post-Sovyet döneminde Rusya’nın yaşadığı iç istikrarsızlık ile Brezilya’daki ekonomik reformlar, iki ülkenin birbirinden uzak durmasının sürmesine neden oldu.
BRICS’in kurulmasının işbirliğini derinleştirmek için bir fırsat sunduğunu kabul eden Brezilyalı uzmanlar, beklentilerin gerçek sonuçların önüne geçtiğini ifade etti.
Brezilya’daki yapısal kısıtlamalar ve siyasi değişimler, siyasi fikir birliğinin sürdürülebilir bir işbirliğine dönüşmesini engelledi.
Luiz Inacio Lula da Silva’nın 2022 yılındaki başkanlık seçimlerini kazanması Rusya ile yakınlaşmanın niteliğini etkiledi.
Birleşmiş Milletler’deki oylama analizleri, her iki ülkenin benzer pozisyonlar alarak çok kutuplu dünya düzeni savunucusu imajını güçlendirdiğini gösterse de raporda bu durumun yapısal olmaktan ziyade dönemsel bir nitelik taşıdığı aktarıldı.
Ukrayna’daki askeri operasyonların Rusya’yı yeni ortaklar aramaya yönelttiğini ve Brezilya’nın parçalanmış uluslararası sistemde pragmatik bir arabulucu olarak rolünü pekiştirdiğini belirten uzmanlar, ikili ekonomik işbirliğini derinleştirme fırsatlarının ise sınırlı olduğunu kaydetti.
Büyük Brezilya şirketleri, ABD ve Avrupalı ortaklarının uygulayabileceği ikincil yaptırım riskleri nedeniyle Rusya pazarında tam olarak faaliyet gösteremiyor.
İki ülke arasındaki ticaret rotalarının büyük bölümü yaptırımlardan etkilendi. İsviçre-İtalya ortaklığı MSC, Danimarkalı Maersk, Fransız CMA CGM Group ve Alman Hapag-Lloyd gibi dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketleri Rus kargolarını taşımayı reddetti.
İki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artışa rağmen, ikili ticaretin yapısı asimetrik kalmaya devam ediyor. Brezilyalı ortaklar, bu durumun ticaret bağlarının gerçek anlamda çeşitlenmesinden ziyade tarafların ekonomik olarak birbirini tamamlamasını yansıttığını kaydetti. Brezilya’nın Rusya’ya ihracatı ağırlıklı olarak tarım ürünlerinden oluşuyor. Son yıllarda ihracatta soya fasulyesi yüzde 33, et yüzde 28 ve kahve yüzde 18 ile önemli yer tuttu. Rusya’nın Brezilya’ya ihracatı ise başta dizel yakıt, gübre ve endüstriyel ham maddeler olmak üzere sınırlı sayıdaki stratejik ürün grubuna dayanıyor. Rusya’nın Brezilya’ya yaptığı sevkiyatın yaklaşık yüzde 75’ini gübre oluşturuyor ve bu durum ticaretin tek bir sektörde yoğunlaştığını gösteriyor. Brezilya’nın 2025 yılında kabul ettiği Ulusal Gübre Planı’nın gelecek on yılda bu alandaki dışa bağımlılığı azaltmayı öngörmesi, ikili ticaret akışını gelecekte zayıflatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Brezilyalı analistlerin verilerine göre, 2021-2025 döneminde Rusya, Brezilya’nın ana silah tedarikçileri arasında yer almadı. Brezilya’nın Rusya karşıtı yaptırımlara katılmaması ve Kiev’e silah göndermemesine rağmen, Ukrayna’daki çatışmanın başlamasının ardından iki ülkenin savunma alanındaki ilişkileri sembolik bir nitelik kazanmaya başladı.
Brezilya Merkez Bankası verilerine göre, iki ülkenin birbirinin ekonomisine yaptığı doğrudan yabancı yatırımlar da sınırlı düzeyde kaldı. 2024 yılında Rusya’nın Brezilya’daki birikmiş doğrudan yabancı yatırım tutarı 38,73 milyon dolar olarak kaydedildi. Bu miktar, ülkedeki toplam yabancı yatırımların sadece yüzde 0,0044’üne karşılık geliyor. Aynı dönemde Brezilya’nın Rusya’daki yatırımları ise 1,69 milyon dolar (toplam yabancı yatırımların yüzde 0,00038’i) seviyesinde gerçekleşti.
CEBRI analistleri, Rusya-Brezilya ilişkilerinin seçici ve düzensiz bir etkileşim modeli sunduğunu, siyasi hırslar ile ekonomik sonuçlar arasında kalıcı bir uçurum olduğunu ifade etti. En belirgin yakınlaşma dönemsel diplomatik temaslarda görülürken, kurumsallaşma ve uzun vadeli koordinasyon gerektiren alanlarda işbirliğinin sınırlı kaldığı, asimetrik ekonomik yapının ise kazanımların eşitsiz dağılmasına yol açtığı belirtildi.
İşbirliğinin geliştirilmesi için farklı öneriler sunuldu
Brezilyalı uzmanlar, ilişkilerin geliştirilmesindeki temel zorluğun ekonomik ve teknolojik karşılıklı bağımlılık yapısının değiştirilmesi olduğunu kaydetti. Raporda, “Ülkelerin, ağırlıklı olarak doğal kaynakların ve düşük katma değerli malların ticaretine dayalı ilişkiler modelinden vazgeçmesi gerekmektedir” ifadesine yer verildi.
CEBRI analistleri, dengeli ve sürdürülebilir bir ortaklık için şu koşulları öne çıkardı:
- İkili ticaretin çeşitlendirilmesi,
- Karşılıklı yatırımların artırılması,
- Yüksek teknoloji sektörlerinde işbirliğinin geliştirilmesi,
- Hizmet sektöründeki etkileşimin güçlendirilmesi,
- İmalat sanayisinin daha karmaşık kollarında işbirliğinin genişletilmesi.
Bu süreç, bir yandan Rusya ekonomisinin Brezilya sermayesi dahil yabancı yatırımlara kademeli olarak açılmasını, diğer yandan Brezilya ürünlerinin Rusya pazarına erişiminin kolaylaştırılmasını öngörüyor. Ayrıca CEBRI uzmanlarına göre, Rusya’nın Brezilya’nın teknoloji sektörlerine yapacağı yatırımların artması, Brezilya’nın üretim potansiyelini güçlendirebilir.
Rus analistler ise aksine, işbirliğinin derinleşmesinin Rusya’nın rekabet avantajlarının belirgin olduğu geleneksel alanlardaki ticari etkileşimin genişletilmesiyle mümkün olduğunu savunuyor. Tahminlere göre, 2030 yılına kadar Brezilya’nın gübre talebi yüzde 20 oranında artacak ve ülke GSYH’sinin yüzde 25’ini oluşturan tarım-sanayi kompleksinin rolü daha da önem kazanacak. Rus şirketlerinin gübre üretimindeki payının artırılması ve tam döngülü üretim-lojistik zincirlerinin kurulması, Brezilya’nın Latin Amerika’nın diğer ülkelerine sevkiyatı artırmak için bir platform haline gelmesini sağlayabilir.
Rus uzmanlar, ihracat yapısının çeşitlendirilmesi fırsatlarını ortak yatırım projelerinin uygulanması ve yüksek teknoloji alanındaki işbirliğinin derinleştirilmesiyle ilişkilendiriyor. Rus küçük ve orta ölçekli işletmelerinin tüketim mallarını tanıtmak için çevrimiçi ticaret platformlarının kullanılması da yeni ve hızla gelişen bir etkileşim alanı olarak öne çıkıyor.
Rus uzmanlar, gelecek vadeden işbirliği alanlarını şu şekilde sıraladı:
- Petrol ve gaz arama ve üretimi,
- Uranyum ve lityum yataklarının işletilmesi,
- Gübre üretimi ve petrol rafinaj tesislerinin modernizasyonu,
- Tarım ticareti,
- Yenilenebilir enerji kaynakları ve yeşil ekonomi,
- Havacılık-uzay sanayisi ve nükleer enerji,
- Ulaştırma ve lojistik,
- Bilgi teknolojileri,
- Savunma sanayisi.
Brezilya’da uranyum ve lityumun ortak üretimi konusunda Brezilya hükümeti, Rosatom bünyesindeki Rus Tenex şirketi ile görüşmeler yürütüyor. Raporda, Rusya’nın barışçıl nükleer teknoloji geliştirme deneyimini paylaşmaya, yapay zeka, dijital devlet hizmetleri ve otomasyon çözümlerinin çeşitli alanlarda uygulanmasına destek vermeye hazır olduğu belirtildi. Moskova ve Rio de Janeiro belediyeleri arasındaki temasların gösterdiği üzere, akıllı şehir teknolojileri dahil olmak üzere belediye düzeyindeki etkileşimin önemli bir potansiyele sahip olduğu kaydedildi.
Rus analistler ayrıca, Batı yaptırımlarının aşılması için alternatif ödeme mekanizmalarının kurulması gerektiğine işaret etti. Olası seçenekler arasında üçüncü ülkeler üzerinden ödeme yapılması, karşılıklı ticarette ulusal para birimlerinin kullanılması ve Rusya ihracatının ödemelerinde kısmen yuan kullanımına geçilmesi yer alıyor.
Sonuç olarak raporun yazarları, iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasının ve stratejik özerkliğe yönelik ortak ilginin, ilişkilerin düzensiz yapısına rağmen henüz hayata geçirilmemiş önemli bir potansiyel barındırdığını ortaya koyduğunu belirtti.
Diplomasi
Reuters: Barrack, Irak-Suriye boru hattı projesinde finansal çıkar sahibi

Thomas Barrack, Irak’tan Suriye’ye uzanan bir petrol boru hattının inşasına katılan şirkette finansal pay sahibi.
Reuters’ın haberine göre Temmuz ayında Irak ve Suriye, Hürmüz Boğazı’nı atlayacak olan boru hattının rehabilitasyonuna hazırlık amacıyla teknik ve finansal çalışmaların yürütülmesi için, söz konusu şirket, Kaliforniyalı yatırım grubu TI Capital ile Chevron ve Katar merkezli UCC Holding’den oluşan bir konsorsiyumla mutabakat zaptı imzaladı.
Hem Irak hem de Suriye’ye atanan ABD başkanlık özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın, TI Capital ve şirketin kurucusu Ziad Ghandour ile uzun süredir devam eden bir iş ilişkisi bulunuyor.
Kamu kayıtlarına göre, 2025 yılında yapılan onay duruşmaları sırasında, Kaliforniya’nın San Francisco kenti yakınlarında bulunan ve Ghandour’un genel müdürlüğünü yaptığı, TI Capital tarafından yönetilen bir gayrimenkul girişiminden elde edilen kârın beşte birine kadar hak kazandıran bir mali menfaati vardı ve bu menfaati elinde tutmayı planladığını belirtmişti.
İran’da savaşın başlamasının ardından Suriyeli ve Iraklı yetkililerle yapılan görüşmelerde Barrack, tartışmalar hakkında doğrudan bilgi sahibi olan iki kişinin ifadesine göre, Ghandour’un şirketinin projeye dahil edilmesi için baskı yaptı.
16 Haziran’da, konsorsiyum anlaşmasının imzalanmasından bir ay önce, Barrack ve Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Irak’ın “Kerkük-Banyas Boru Hattı’nı yeniden işler hale getirmek üzere TI Capital ile bir mutabakat zaptı hazırlama” kararını öven ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride, boru hattıyla bağlantılı olarak Chevron veya UCC’den hiç bahsedilmedi.
Reuters, Barrack’ın boru hattından veya diğer projelerden kazanç elde edeceğine dair herhangi bir kanıt bulamadı.
İki etik hukuku uzmanı Reuters’a, Barrack’ın Ghandour ile olan bağlarının, boru hattından doğrudan kazanç elde etmediği sürece cezai nitelikte bir çıkar çatışması oluşturmayacağını belirtti.
Fakat eski Beyaz Saray baş etik avukatı ve Minnesota Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Painter, Barrack’ın Ghandour ile olan ilişkisinin, yetkililerin kişisel veya ticari ilişkiler nedeniyle tarafsızlıklarını sorgulanır hale getiren meselelere katılmasını yasaklayan düzenleme kapsamında bu tür bir savunuculuğu “ciddi bir sorun” haline getirdiğini belirtti.
Ceza kanunu niteliği taşımayan tarafsızlık kuralı, yetkilinin kendisinin mali menfaati olup olmadığına bakılmaksızın, bir iş ortağının projeye dahil olmasıyla devreye girebilir.
Santa Clara Üniversitesi Markkula Uygulamalı Etik Merkezi’nin geçici yönetici direktörü Ann Skeet, “Etik kaygı, çıkar çatışması izleniminin ortaya çıkmasıdır,” dedi.
Barrack’ın kurallara uymak için ne yapması gerektiği sorulduğunda Painter şöyle yanıt verdi:
“Bu boru hattıyla hiçbir ilgisi olmamalıydı. Kendini tamamen çekmeliydi. ‘Bu, benim katıldığım bir konu değil’ demeliydi.”
ABD Hükümet Etik Ofisi’nin eski genel danışmanı ve vekil direktörü Don Fox, Barrack’ın TI Capital’i tanıtmasının, yetkililerin görevlerini herhangi bir işletmeyi desteklemek veya bağlı oldukları kişilerin özel çıkarları için kullanmasını yasaklayan bir düzenlemeyi de ihlal edeceğini belirtti.
Reuters’ın bilgi edinme talebine göre, Barrack, projeye katılan şirketle olan bağları konusunda ABD Hükümet Etik Ofisi’ne herhangi bir çıkar çatışması feragatnamesi sunmadı.
Feragatnameler, potansiyel çıkar çatışması bulunan yetkililerin, aksi takdirde görevden çekilmesini gerektirecek konulara katılmalarına imkân tanır.
Geçen yılki onay duruşmalarından önce imzaladığı bir etik anlaşmasında, Barrack, önceden böyle bir feragat belgesi almadıkça, gayrimenkul girişiminin mali çıkarlarını doğrudan etkileyen konulardan çekileceğini taahhüt etmişti.
17 Temmuz’da X’te yayınlanan bir gönderide Barrack, ABD şirketlerinin Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinin bölgeye netlik ve fırsat getirmeyi amaçlayan “yeni bir paradigma” olduğunu söylemişti.
Dördüncü bir etik avukatı, bir çalışanın mali varlıklarının potansiyel bir çıkar çatışması yaratıp yaratmadığının belirlenmesinin Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtti.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Reuters’a, “Büyükelçi Barrack’ın Kerkük-Banyas boru hattı projesiyle hiçbir bağlantısı, rolü veya mali menfaati bulunmamaktadır” derken, Barrack’ın TI Capital gayrimenkul girişimi ile olan ilişkisini de kabul etti.
Sözcü, boru hattı hakkındaki kamuoyuna yaptığı açıklamaların “bölgesel enerji entegrasyonuna yönelik uzun süredir devam eden ve kamuoyuna açıklanmış ABD politika çıkarlarını” yansıttığını belirterek, Barrack’ın etik kurallarına uygunluğunun onaylandığını da ekledi.
Barrack, diplomatik görevlerine başlamadan önce, Mart 2025’te ABD Hükümet Etik Ofisi’ne sunduğu mali beyanında, San Francisco yakınlarında büyük bir konut projesi inşa eden ACD-TI Oakley Investment LLC şirketinde hisseye sahip olduğunu beyan etti.
Beyan, hisse oranını açıklamasa da, kârın belirlenen asgari düzeye ulaştığı takdirde şirket kârının %20’sine hak kazandığını belirtti.
Kaliforniya eyaleti şirket kayıtlarına göre, ACD-TI, TI Capital tarafından yönetiliyor ve Ghandour tarafından yönetiliyor.
Beyannamede, kâr paylaşımı düzenlemesinin, Barrack’ın şirkete sağladığı hizmetlerin karşılığı olduğu belirtildi.
Barrack ayrıca, 2024 yılında bu girişimle ücretli bir danışmanlık görevi üstlendiğini OGE’ye bildirdi. Bildirimde, kendisine ödeme yapılıp yapılmadığı veya ne kadar ödeme aldığı belirtilmemiş.
Senato onay oturumundan üç hafta önce, 7 Mart 2025 tarihli ayrı bir imzalı etik anlaşmasında Barrack, ACD-TI Oakley’i satmak yerine elinde tutacağı varlıklar arasında listelemişti.
On yıllardır Irak ham petrolünü Suriye’nin Akdeniz kıyılarına taşıyan tarihi Kerkük-Banyas boru hattı, 1980’lerin başından itibaren ara sıra kesintilere maruz kaldı ve 2003’teki ABD’nin Irak işgalinden sonra hizmet dışı kaldı.
Boru hattını yeniden faaliyete geçirme yönündeki askıya alınmış planlar, bu yıl ABD’nin saldırısı altında İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği kısıtlayarak petrol fiyatlarını yükseltmesiyle yeni bir ivme kazandı.
Ağustos ayında birkaç kaynak Reuters’a, boru hattının inşasının en az dört yıl süreceğini ve 15 milyar dolara mal olacağını söylemişti.
TI Capital’i bu bölgesel projeye dahil etme fikri, Mayıs ayında Los Angeles’ta düzenlenen Milken Enstitüsü Küresel Konferansı’nda Barrack tarafından gündeme getirildi.
ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın şiddetini artırdığı bir dönemde, Barrack ve Ghandour konferansta sadece davetlilerin katılabildiği bir panele de katıldılar ve burada Orta Doğu’da yeni enerji tedarik hatlarına duyulan ihtiyacı daha genel hatlarıyla ele aldılar.
Milken Enstitüsü sözcüsü, panel tartışmasının basına kapalı olduğunu belirterek ayrıntıları paylaşmayı reddetti.
Barrack, en azından 2020 yılından beri Ghandour ile iş ilişkisi içindeydi. İki adam, o yıl 250 milyon dolarlık bir “blank-check” SPAC kurmuştu.
Fakat Barrack, 2021 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin kayıt dışı temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği suçlamasıyla tutuklandıktan sonra bu yapı feshedildi. Barrack, 2022 yılında beraat etti.
Irak kabinesi, Temmuz ayı sonlarında TI Capital’i, Irak’ın en büyük gelişmemiş rezervlerinden biri olan Akkas gaz sahasını değerlendirmek üzere UCC Holding ve ConocoPhillips ile oluşturulan başka bir konsorsiyumun parçası olarak atadı.
Şirket, internet sitesinde ayrıntılara girmeden Suriye’nin Tartus limanındaki projelerde yer aldığını iddia ediyor. Suriye liman idaresi, TI Capital ile ilgili sorulara yanıt vermedi ve Reuters, şirketin Tartus’taki rolünü doğrulayamadı.
Barrack’a yakın bir kişi, büyükelçinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak ve Suriye’yi ABD’ye yaklaştırma bölgesel stratejisinin uygulanmasında Ghandour’a güvendiğini söyledi.
Kaynak, “Ziad, seçilmiş adam. Barrack tarafından özenle seçildi,” dedi.
Diplomasi
Nobel Barış Ödülü Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay’e verildi

Bu yılki Nobel Barış Ödülü, barış ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle eski BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’e verildi. Toplam 287 adayın gösterildiği ödülün para kısmı, 125. yıl dolayısıyla 12 milyon İsveç kronuna çıkarıldı.
2026 Nobel Barış Ödülü, eski Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin eski başkanı Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’e verildi.
Norveç Nobel Komitesinin Oslo’da yaptığı açıklamada, ödülün Pillay’e “barışın ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çabaları” gerekçesiyle takdim edildiği kaydedildi.
Güney Afrika Cumhuriyeti doğumlu ve Hint kökenli olan Pillay, ülkesindeki avukatlık kariyeri boyunca apartheid karşıtı eylemcileri savundu, dönemin hükümetinin uyguladığı işkence ve baskı politikalarını ortaya çıkardı.
Güney Afrika Yüksek Mahkemesine atanan ilk beyaz olmayan kadın yargıç unvanını alan Pillay, 2003-2008 döneminde Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargıçlık, 2008-2014 döneminde ise BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevlerini yürüttü.
Komiteye bu yıl barış ödülü için 208 kişi ve 79 kuruluş olmak üzere toplam 287 aday gösterildi. Nobel Komitesi, aday listeleri ile müzakere kayıtlarını 50 yıl boyunca gizli tutuyor.
Trump’a yine ödül yok
Nobel Barış Ödülü, 2025 yılında Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado’ya verildi. Komite, Machado’nun “Venezuelalıların demokratik haklarını geliştirme çabalarını” ve “diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl geçiş mücadelesini” gerekçe gösterdi.
Bu karar Beyaz Saray’ın tepkisini çekti. Ödül için ismi geçen ancak seçilmeyen ABD Başkanı Donald Trump adına açıklama yapan Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, Nobel Komitesinin “siyaseti barışın önüne koyduğunu” savundu ve Trump’ın barış anlaşmaları yapmayı ve savaşları sona erdirmeyi sürdüreceğini ifade etti.
Machado, Ocak 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşmede Nobel madalyasını Trump’a takdim etti.
Norveç Nobel Komitesi, madalyanın verilmesinin ödülün hukuki statüsünü değiştirmediğini, ödülün geri alınamayacağını, paylaştırılamayacağını veya devredilemeyeceğini, resmi sahibinin Machado olarak kaldığını vurguladı.
Ödül, 2024 yılında Hiroşima ve Nagazaki atom bombası mağdurlarını temsil eden Japon kuruluşu Nihon Hidankyo’ya takdim edildi.
2023 yılında ise İran’daki kadın hakları mücadelesi nedeniyle karar anında cezaevinde olan İranlı insan hakları savunucusu Nergis Muhammedi ödüle layık görüldü. 2021’de ödülü alan Rus gazeteci Dmitriy Muratov ise Rusya’nın modern tarihinde bu ödülü alan tek kişi olmayı sürdürüyor.
Nobel Barış Ödülü 125 yaşında
İlk kez 1901’de verilen Nobel Barış Ödülü, diğer kategorilerden farklı olarak Norveç’te belirleniyor.
Ödül töreni her yıl Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta Oslo’da düzenleniyor.
Ödülün 125. yılı dolayısıyla Nobel Vakfı, para ödülünü 1 milyon İsveç kronu (yaklaşık 101 bin dolar) artırarak 12 milyon krona (yaklaşık 1,2 milyon dolar) çıkardı.
Komite kurallarına göre ödül tutarı birden fazla kazanana paylaştırılabiliyor ve bir ödülü en fazla üç kişi alabiliyor.
Diplomasi
Eritre ordusu sınır hattını geçerek Etiyopya’nın Tigray bölgesine girdi

Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde yer alan Adigrat kasabasına girdiği ve Mekelle yönünde ilerlediği bildirildi. Etiyopya ordusu ile TPLF arasında 23 Eylül’de yeniden başlayan çatışmaların ardından geçen ay diplomatik ilişkilerini kesen Addis Ababa ile Asmara arasındaki gerilimin bölgesel savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor.
Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyinde yer alan Tigray bölgesine girdiği bildirildi. Etiyopya ordusu ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında yeniden başlayan çatışmaların daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşıdığı kaydedildi.
Fransız haber ajansı AFP’nin yerel kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre, Eritre askerleri Tigray’ın kuzeyindeki Adigrat kasabasını kontrol altında tutuyor ve güneydeki Mekelle kentine doğru ilerliyor. Etiyopya ordusu ile TPLF güçleri arasındaki çatışmaların iki hafta önce, 23 Eylül’de başladığı aktarıldı.
Eritre güçlerinin Mekelle istikametinde ilerlediği öne sürülüyor
Etiyopya ordusunun yanında savaşan yerel milis grubunun komutanı Gebreigziabher Beyene, Eritre askerlerinin kendi üniformaları ve ağır silahlarla donatılmış halde Tigray’a girdiğini açıkladı. Beyene, Eritre yönetiminin çatışmaların kendi topraklarına yayılmasını engellemek amacıyla güçlerini bilinçli olarak Tigray içine konuşlandırdığını ifade etti.
AFP’ye konuşan yerel bir yetkili, Eritre askerlerinin günlerdir Adigrat’ta kaldığını ve halkın büyük endişe duyduğunu kaydetti. Bir görgü tanığı ise büyük kamyonlar, devriye araçları ve askeri taşıtlarla donatılan Eritre birliklerinin ağır silahlar taşıyarak güneye yöneldiğini aktardı.
Oslo New University College bünyesinde görev yapan Kjetil Tronvoll, ajansa yaptığı değerlendirmede, “Eritre için kuzey Tigray’da stratejik derinliği ve bir tampon bölgeyi korumak, Etiyopya ordusunu Tigray topraklarında karşılamak ve onunla orada savaşmak hayati önem taşıyor” görüşünü dile getirdi.
Addis Ababa ile Asmara arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi
Etiyopya, 2020-2022 döneminde TPLF’ye karşı yürüttüğü ve yaklaşık 500 bin kişinin öldüğü tahmin edilen iç savaşta Eritre ile müttefik oldu. Ancak Addis Ababa yönetimi güncel süreçte Eritre’yi TPLF’ye destek vermekle suçluyor.
Eritre yönetimi ise denize kıyısı olmayan Etiyopya’nın, TPLF ile yaşanan çatışmaları gerekçe göstererek Kızıldeniz’e ulaşmak amacıyla kendi topraklarını ele geçirmesinden endişe ediyor. Bu gerilimlerin ardından Addis Ababa ile Asmara yönetimleri geçen ay diplomatik ilişkilerini tamamen kesti.
Hafta sonunda Etiyopya ordusu TPLF güçlerini Mekelle kentinden çıkardı. TPLF unsurlarının çatışmaya girmeden şehirden uzaklaştığı belirtildi. AFP, Eritre birliklerinin Tigray’a girme gerekçesinin, TPLF güçlerinin sınıra doğru çekilmesi durumunda savaşın Eritre içine taşınmasını önlemek olduğunu kaydetti.
Kızıldeniz’e erişim anlaşmazlığı gerilimi artırıyor
Eritre, 1993 yılında Etiyopya’dan ayrılarak resmi bağımsızlığını kazandı; iki ülke 1998-2000 yıllarında geniş çaplı bir sınır savaşı verdi. 2018’de ilişkilerin düzelmesi, 2020-2022 çatışmalarında Eritre’nin Etiyopya ordusunun yanında yer almasını sağlamıştı.
The Washington Post gazetesinin aktardığı değerlendirmelere göre, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kopmasında Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in Kızıldeniz’e çıkış talepleri etkili oldu. Ahmed, Etiyopya’nın denize erişim sağlamasını “kaçınılmaz ve varoluşsal” bir mesele olarak nitelendiriyor.
Eritre’nin 1991’de fiilen bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte Etiyopya, Kızıldeniz kıyısındaki Assab Limanı’nın kontrolünü yitirmişti. Etiyopya, bu tarihten itibaren dış ticaret taşımacılığını komşu ülke Cibuti üzerinden yürütmek zorunda kaldı.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya1 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor











