Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rusya, Biden’ın ATACMS kararına nasıl tepki verecek?

Yayınlanma

Editörün notu: 2014-2019 yılları arasında Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde ticaret ataşesi olarak görev yapan, öncesinde Tayland ve Afganistan’da görevlerde bulunan ve 2013’te Belfast’taki G8 zirvesini organize ederek 2022’de İngiliz diplomatların yabancı dil eğitiminden sorumlu olan Uluslararası Akademi’nin Başkan Yardımcısı olarak Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli olan deneyimli diplomat Ian Proud, ABD Başkanı Joe Biden’ın Ukrayna’ya ATACMS füzelerinin Rusya topraklarında kullanımına izin verme yönündeki kararını ele alıyor. Proud’a göre gerilimi artırsa da Putin’in nükleer bir hamle yapma ihtimali düşük görünüyor.


ATACMS kararının ardından Putin, neden nükleere başvurmayacak?

Ian Proud

18 Kasım 2024

Joe Biden’ın, ABD yapımı ATACMS füzelerinin Rusya topraklarında kullanılmasına izin verme kararının ardından pek çok Batılı yorumcu, Üçüncü Dünya Savaşı’nın eli kulağında olduğu yönünde panik dolu tahminlerde bulunuyor.

Bu adımın ardından Rus medyası ve siyasi çevrelerinden sert tepkiler geleceği şüphesiz. Fakat, bu füzelerin nasıl kullanılacağı büyük önem taşıyor.

Ufukta Trump’ın başkanlığı ve Ukrayna’daki savaşı sona erdirme taahhüdü göz önüne alındığında, Putin’in tepkisinin ölçülü olacağını düşünüyorum.

Cumhuriyetçi yorumculardan Biden’a sert tepki: Üçüncü Dünya Savaşı riski tırmanıyor

2016’daki durumun aksine, Biden’ın bu adımı Trump destekçileri arasında oldukça geniş bir kitle tarafından kınandı ve açık bir tansiyon yükseltme hamlesi olarak değerlendirildi.

Donald Trump Jr., sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Biden yönetimini, “Babam barışı sağlama ve hayat kurtarma şansını bulamadan Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmaya çalışıyor,” sözleriyle eleştirdi.

Utah Senatörü Mike Lee ve Georgia Temsilcisi Marjorie Taylor Greene gibi diğer Cumhuriyetçi politikacılar da benzer şekilde Üçüncü Dünya Savaşı uyarısında bulundu. Trump destekçisi girişimci David Sacks ise Biden’ın amacını, “Trump’a mümkün olan en kötü durumu mu bırakmaya çalışıyor?” diye sorguladı.

Biden’dan Obama’nın stratejik hamlesine benzer bir adım

Biden’ın bu hamlesi, Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasından önce Ukrayna politikasında diplomatik zemini zorlaştırmayı hedefliyor gibi görünüyor.

Bu hamleyi Putin de aynı şekilde değerlendirecektir.

Putin’in, Başkan Obama’nın görev süresinin son günlerinde attığı –daha az tehlikeli olsa da benzer– bir adımı hatırlaması muhtemel. Obama, dış politika alanındaki son hamlelerinden birinde, Rusya’ya yönelik yaptırımlar açıkladı ve 35 Rus diplomatı ABD’den sınır dışı etmişti.

Bu durum, Putin’in nasıl karşılık vereceğine dair medyada büyük bir spekülasyona neden oldu. Ancak nihayetinde, Putin tepki vermek yerine durumu izlemeyi ve ABD’nin yeni yönetimi olan Trump döneminde nasıl bir yol izleyeceğini görmeyi tercih etti.

Tıpkı o dönemde olduğu gibi, şimdi de Putin’in karşı hamle yapmadan önce gelişmeleri dikkatlice tartması muhtemel görünüyor.

ATACMS kararı göründüğü kadar önemli değil: Zelenskiy’in hala eli kolu bağlı

Biden’ın ATACMS füzelerinin sınırlı kullanımına izin verme kararı, aslında mayıs ayında alınan HIMARS sistemlerinin sınırlı kullanımı kararının bir uzantısı.

Bu karar, Rusya sınır bölgelerindeki askeri tesislere saldırılar düzenleyerek Harkov’a yönelik saldırıları azaltmayı hedefliyordu. Ancak Zelenskiy’in, Rusya topraklarına karşı serbestçe saldırılar düzenlemesine izin verilmiyor. Bu nedenle, her ne kadar bu karar tansiyonu artırıcı bir hamle gibi görünse de esasen göründüğü kadar büyük bir değişiklik getirmiyor.

ABD yönetiminden gelen işaretler, ATACMS füzelerinin yalnızca Ukrayna’nın Rusya’nın Kursk oblastındaki savunma hatlarına yönelik beklenen büyük bir saldırıyı engellemek amacıyla kullanılabileceğini gösteriyor.

Biden’ın hamlesi, Zelenskiy’in Kursk hatasını telafi etme çabası

Ukrayna, Kursk oblatsında ağustos ayında gerçekleştirdiği cüretkâr saldırıda ele geçirdiği toprakların yaklaşık yarısını kaybetmiş durumda. Zelenskiy, bu bölgeyi barış görüşmeleri kaçınılmaz bir şekilde başladığında elinde tutmanın, Rusya’dan Ukrayna topraklarını geri almak için sembolik bir koz sağlayacağını ifade etti.

Fakat Kursk saldırısından bu yana Ukrayna, Donbass’taki Rus kuvvetlerinin her gün küçük adımlarla ilerlediği amansız saldırılarında daha fazla toprak kaybetti.

Kursk’taki mevzilerin tamamen kaybedilmesi, pek çok yorumcunun halihazırda dile getirdiği gerçeği açıkça ortaya koyacaktır: Zelenskiy’in bu hamlesi, savaşın sonucunu değiştiremeyecek stratejik bir hata idi.

Dolayısıyla, ABD’nin ATACMS kullanımına izin verme kararı, en iyi ihtimalle, Biden yönetiminin Zelenskiy’in prestijini korumasına yardımcı olma çabası olarak değerlendirilebilir.

Rusya’nın tepkisi ATACMS’in nasıl kullanılacağına bağlı

ATACMS kullanımının tamamen ABD istihbaratı ve hedef belirlemesine bağlı olması nedeniyle, Biden yönetiminin Kursk cephesi dışında veya Kursk menzilindeki askeri merkezlerin ötesinde daha geniş çaplı saldırılara izin vermesi pek olası görünmüyor.

Ancak, füzelerin nasıl kullanılacağı henüz netleşmedi ve Putin, önleyici bir hamle yapmak yerine gelişmelere göre tepki verecektir.

Putin tepkisiz kalamaz

Her ne kadar HIMARS sistemleri daha önce Rusya topraklarında kullanılmış olsa da Putin bir şekilde karşılık vermek zorunda kalacaktır. Eylül ayında St. Petersburg’da yaptığı konuşmada bu konuda açıkça söz vermişti.

Putin’in siyasi anlamda tepki vermemesi için bir alan bulunmuyor. Fakat bu tepkinin biçimi, ATACMS füzelerinin kullanım şekline bağlı olacaktır.

Putin daha önce de bunları söyledi ve muhtemelen aşırı tepki vermeyecek

Putin, ABD askeri varlıklarını ya da diğer hedeflerini hedef alan büyük bir misillemenin, Trump’ın Rusya ve Ukrayna arasında vaat ettiği barışı sağlamasını çok daha zor hale getireceğini biliyor.

Batı silahlarının kullanımındaki bu taktiksel değişiklik üzerine Putin’in nükleer bir seviyeye tırmanacağını düşünmüyorum. Trump’ın müzakere için sahip olduğu hareket alanını kapatmak istemeyecektir, ki bu da Biden’ın ATACMS kararını almasının ana hedefi.

Rusya’nın Ukrayna’yı tüketmeye devam edecek kaynaklara ve siyasi desteğe sahip olmasına rağmen, Ukrayna’daki savaş Rusya için hâlâ önemli bir iktisadi ve insani maliyet yaratıyor.

Trump, Putin’i Mart 2022’de ABD ve İngiltere’nin İstanbul’daki barış anlaşmasını engellediği zamankinden daha iyi bir pozisyonda bırakabilecek bir çıkış yolu sunuyor.

Putin, Rus devlet yorumcularının aşırı tırmanma riskini gündeme getirmesinden memnun olacak

2016’nın sonlarında olduğu gibi, Putin kesinlikle Rus yorumcular, Batı medyasında Rusya’nın aşırı bir tırmanmaya gideceği korkusunu yaymaya teşvik edecektir. Bu, kendisine daha ölçülü bir şekilde yanıt verme alanı yaratırken, Batı basınına abartılı “düşman Rusya’yı” göstermek için bir fırsat sunacaktır. Bu, Rusya’nın sıkça kullandığı bir saldırı yöntemi.

Putin, muhtemelen şunları yapacaktır:

— Ukrayna’daki enerji altyapısına yönelik stratejik saldırıları artıracak;

— NATO’nun Polonya’daki silah dağıtım merkezlerini hedef alabilir;

— Avrupa’da ya da başka bir yerde ABD’ye ait bir askeri tesise sınırlı ve önceden işaret edilmiş bir saldırı düzenleyebilir.

Birleşik Krallık ve Fransa açısından riskler

Birleşik Krallık ve Fransa’nın, Amerika’nın Storm Shadow ve Scalp seyir füzelerinin Rusya içinde kullanılmasına olası izin verme hamlesini takip ettiklerine dair sinyaller var.

Yukarıda belirtilen hedef kısıtların burada da geçerli olacağını düşünüyorum. Bu nedenle, Birleşik Krallık ve Fransa varlıklarına yönelik sınırlı bir Rus saldırısı riski de söz konusu.

Fakat daha büyük risk, Trump yönetiminin, Rusya içinde ATACMS kullanımına ilişkin kararı tersine çevirerek, Ukrayna’nın hâlâ bu ülkeleri silahlarıyla vurduğu bir durumda, Trump’ın Zelenskiy ile Putin arasında barış görüşmelerini zorlaması.

Bu durum, ateşkes görüşmeleri başladığında, Fransa ve Birleşik Krallık’ın Ukrayna savaşına sorgusuz sualsiz destek verme pozisyonundan geri adım atmasını daha da zorlaştıracaktır.

Özellikle Birleşik Krallık’ta, bu durum hükümetin devam eden savaşı desteklemek için yaptığı devasa harcamalara yönelik baskıyı artırabilir. Bu, vergi oranlarının ciddi şekilde yükseldiği ve yaşam maliyeti krizinin devam ettiği bir dönemde daha da önemli hale geliyor.

Fransa’nın ise AB içinde pozisyonunu değiştirme konusunda daha fazla hareket alanı bulunuyor. Ancak AB, Trump barış için bastırırsa, Ukrayna’ya ABD’nin sağladığı mali ve askeri desteği eşleştiremeyecektir.

Keir Starmer, İşçi Partisi aktivistlerini Harris’in kampanyasını desteklemek üzere göndermesiyle Trump’la şimdiden kötü bir başlangıç yaptı. Bu, Birleşik Krallık’ın Ukrayna politikasında giderek daha izole ve etkisiz kalma riskini artırıyor. Yani plus ça change! (Hiçbir şey değişmiyor!)

Şimdilik, Üçüncü Dünya Savaşı’nın bir gecede başlamasını beklemeyin. Sakin olun ve bu anlamsız savaşın sona ermesi için mücadele etmeye devam edin.

Biden’dan Ukrayna’ya kritik hamle: ATACMS füzeleri için onay çıktı

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English