Diplomasi
Rusya, Biden’ın ATACMS kararına nasıl tepki verecek?

Editörün notu: 2014-2019 yılları arasında Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde ticaret ataşesi olarak görev yapan, öncesinde Tayland ve Afganistan’da görevlerde bulunan ve 2013’te Belfast’taki G8 zirvesini organize ederek 2022’de İngiliz diplomatların yabancı dil eğitiminden sorumlu olan Uluslararası Akademi’nin Başkan Yardımcısı olarak Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli olan deneyimli diplomat Ian Proud, ABD Başkanı Joe Biden’ın Ukrayna’ya ATACMS füzelerinin Rusya topraklarında kullanımına izin verme yönündeki kararını ele alıyor. Proud’a göre gerilimi artırsa da Putin’in nükleer bir hamle yapma ihtimali düşük görünüyor.
ATACMS kararının ardından Putin, neden nükleere başvurmayacak?
18 Kasım 2024
Joe Biden’ın, ABD yapımı ATACMS füzelerinin Rusya topraklarında kullanılmasına izin verme kararının ardından pek çok Batılı yorumcu, Üçüncü Dünya Savaşı’nın eli kulağında olduğu yönünde panik dolu tahminlerde bulunuyor.
Bu adımın ardından Rus medyası ve siyasi çevrelerinden sert tepkiler geleceği şüphesiz. Fakat, bu füzelerin nasıl kullanılacağı büyük önem taşıyor.
Ufukta Trump’ın başkanlığı ve Ukrayna’daki savaşı sona erdirme taahhüdü göz önüne alındığında, Putin’in tepkisinin ölçülü olacağını düşünüyorum.
Cumhuriyetçi yorumculardan Biden’a sert tepki: Üçüncü Dünya Savaşı riski tırmanıyor
2016’daki durumun aksine, Biden’ın bu adımı Trump destekçileri arasında oldukça geniş bir kitle tarafından kınandı ve açık bir tansiyon yükseltme hamlesi olarak değerlendirildi.
Donald Trump Jr., sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Biden yönetimini, “Babam barışı sağlama ve hayat kurtarma şansını bulamadan Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmaya çalışıyor,” sözleriyle eleştirdi.
Utah Senatörü Mike Lee ve Georgia Temsilcisi Marjorie Taylor Greene gibi diğer Cumhuriyetçi politikacılar da benzer şekilde Üçüncü Dünya Savaşı uyarısında bulundu. Trump destekçisi girişimci David Sacks ise Biden’ın amacını, “Trump’a mümkün olan en kötü durumu mu bırakmaya çalışıyor?” diye sorguladı.
Biden’dan Obama’nın stratejik hamlesine benzer bir adım
Biden’ın bu hamlesi, Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasından önce Ukrayna politikasında diplomatik zemini zorlaştırmayı hedefliyor gibi görünüyor.
Bu hamleyi Putin de aynı şekilde değerlendirecektir.
Putin’in, Başkan Obama’nın görev süresinin son günlerinde attığı –daha az tehlikeli olsa da benzer– bir adımı hatırlaması muhtemel. Obama, dış politika alanındaki son hamlelerinden birinde, Rusya’ya yönelik yaptırımlar açıkladı ve 35 Rus diplomatı ABD’den sınır dışı etmişti.
Bu durum, Putin’in nasıl karşılık vereceğine dair medyada büyük bir spekülasyona neden oldu. Ancak nihayetinde, Putin tepki vermek yerine durumu izlemeyi ve ABD’nin yeni yönetimi olan Trump döneminde nasıl bir yol izleyeceğini görmeyi tercih etti.
Tıpkı o dönemde olduğu gibi, şimdi de Putin’in karşı hamle yapmadan önce gelişmeleri dikkatlice tartması muhtemel görünüyor.
ATACMS kararı göründüğü kadar önemli değil: Zelenskiy’in hala eli kolu bağlı
Biden’ın ATACMS füzelerinin sınırlı kullanımına izin verme kararı, aslında mayıs ayında alınan HIMARS sistemlerinin sınırlı kullanımı kararının bir uzantısı.
Bu karar, Rusya sınır bölgelerindeki askeri tesislere saldırılar düzenleyerek Harkov’a yönelik saldırıları azaltmayı hedefliyordu. Ancak Zelenskiy’in, Rusya topraklarına karşı serbestçe saldırılar düzenlemesine izin verilmiyor. Bu nedenle, her ne kadar bu karar tansiyonu artırıcı bir hamle gibi görünse de esasen göründüğü kadar büyük bir değişiklik getirmiyor.
ABD yönetiminden gelen işaretler, ATACMS füzelerinin yalnızca Ukrayna’nın Rusya’nın Kursk oblastındaki savunma hatlarına yönelik beklenen büyük bir saldırıyı engellemek amacıyla kullanılabileceğini gösteriyor.
Biden’ın hamlesi, Zelenskiy’in Kursk hatasını telafi etme çabası
Ukrayna, Kursk oblatsında ağustos ayında gerçekleştirdiği cüretkâr saldırıda ele geçirdiği toprakların yaklaşık yarısını kaybetmiş durumda. Zelenskiy, bu bölgeyi barış görüşmeleri kaçınılmaz bir şekilde başladığında elinde tutmanın, Rusya’dan Ukrayna topraklarını geri almak için sembolik bir koz sağlayacağını ifade etti.
Fakat Kursk saldırısından bu yana Ukrayna, Donbass’taki Rus kuvvetlerinin her gün küçük adımlarla ilerlediği amansız saldırılarında daha fazla toprak kaybetti.
Kursk’taki mevzilerin tamamen kaybedilmesi, pek çok yorumcunun halihazırda dile getirdiği gerçeği açıkça ortaya koyacaktır: Zelenskiy’in bu hamlesi, savaşın sonucunu değiştiremeyecek stratejik bir hata idi.
Dolayısıyla, ABD’nin ATACMS kullanımına izin verme kararı, en iyi ihtimalle, Biden yönetiminin Zelenskiy’in prestijini korumasına yardımcı olma çabası olarak değerlendirilebilir.
Rusya’nın tepkisi ATACMS’in nasıl kullanılacağına bağlı
ATACMS kullanımının tamamen ABD istihbaratı ve hedef belirlemesine bağlı olması nedeniyle, Biden yönetiminin Kursk cephesi dışında veya Kursk menzilindeki askeri merkezlerin ötesinde daha geniş çaplı saldırılara izin vermesi pek olası görünmüyor.
Ancak, füzelerin nasıl kullanılacağı henüz netleşmedi ve Putin, önleyici bir hamle yapmak yerine gelişmelere göre tepki verecektir.
Putin tepkisiz kalamaz
Her ne kadar HIMARS sistemleri daha önce Rusya topraklarında kullanılmış olsa da Putin bir şekilde karşılık vermek zorunda kalacaktır. Eylül ayında St. Petersburg’da yaptığı konuşmada bu konuda açıkça söz vermişti.
Putin’in siyasi anlamda tepki vermemesi için bir alan bulunmuyor. Fakat bu tepkinin biçimi, ATACMS füzelerinin kullanım şekline bağlı olacaktır.
Putin daha önce de bunları söyledi ve muhtemelen aşırı tepki vermeyecek
Putin, ABD askeri varlıklarını ya da diğer hedeflerini hedef alan büyük bir misillemenin, Trump’ın Rusya ve Ukrayna arasında vaat ettiği barışı sağlamasını çok daha zor hale getireceğini biliyor.
Batı silahlarının kullanımındaki bu taktiksel değişiklik üzerine Putin’in nükleer bir seviyeye tırmanacağını düşünmüyorum. Trump’ın müzakere için sahip olduğu hareket alanını kapatmak istemeyecektir, ki bu da Biden’ın ATACMS kararını almasının ana hedefi.
Rusya’nın Ukrayna’yı tüketmeye devam edecek kaynaklara ve siyasi desteğe sahip olmasına rağmen, Ukrayna’daki savaş Rusya için hâlâ önemli bir iktisadi ve insani maliyet yaratıyor.
Trump, Putin’i Mart 2022’de ABD ve İngiltere’nin İstanbul’daki barış anlaşmasını engellediği zamankinden daha iyi bir pozisyonda bırakabilecek bir çıkış yolu sunuyor.
Putin, Rus devlet yorumcularının aşırı tırmanma riskini gündeme getirmesinden memnun olacak
2016’nın sonlarında olduğu gibi, Putin kesinlikle Rus yorumcular, Batı medyasında Rusya’nın aşırı bir tırmanmaya gideceği korkusunu yaymaya teşvik edecektir. Bu, kendisine daha ölçülü bir şekilde yanıt verme alanı yaratırken, Batı basınına abartılı “düşman Rusya’yı” göstermek için bir fırsat sunacaktır. Bu, Rusya’nın sıkça kullandığı bir saldırı yöntemi.
Putin, muhtemelen şunları yapacaktır:
— Ukrayna’daki enerji altyapısına yönelik stratejik saldırıları artıracak;
— NATO’nun Polonya’daki silah dağıtım merkezlerini hedef alabilir;
— Avrupa’da ya da başka bir yerde ABD’ye ait bir askeri tesise sınırlı ve önceden işaret edilmiş bir saldırı düzenleyebilir.
Birleşik Krallık ve Fransa açısından riskler
Birleşik Krallık ve Fransa’nın, Amerika’nın Storm Shadow ve Scalp seyir füzelerinin Rusya içinde kullanılmasına olası izin verme hamlesini takip ettiklerine dair sinyaller var.
Yukarıda belirtilen hedef kısıtların burada da geçerli olacağını düşünüyorum. Bu nedenle, Birleşik Krallık ve Fransa varlıklarına yönelik sınırlı bir Rus saldırısı riski de söz konusu.
Fakat daha büyük risk, Trump yönetiminin, Rusya içinde ATACMS kullanımına ilişkin kararı tersine çevirerek, Ukrayna’nın hâlâ bu ülkeleri silahlarıyla vurduğu bir durumda, Trump’ın Zelenskiy ile Putin arasında barış görüşmelerini zorlaması.
Bu durum, ateşkes görüşmeleri başladığında, Fransa ve Birleşik Krallık’ın Ukrayna savaşına sorgusuz sualsiz destek verme pozisyonundan geri adım atmasını daha da zorlaştıracaktır.
Özellikle Birleşik Krallık’ta, bu durum hükümetin devam eden savaşı desteklemek için yaptığı devasa harcamalara yönelik baskıyı artırabilir. Bu, vergi oranlarının ciddi şekilde yükseldiği ve yaşam maliyeti krizinin devam ettiği bir dönemde daha da önemli hale geliyor.
Fransa’nın ise AB içinde pozisyonunu değiştirme konusunda daha fazla hareket alanı bulunuyor. Ancak AB, Trump barış için bastırırsa, Ukrayna’ya ABD’nin sağladığı mali ve askeri desteği eşleştiremeyecektir.
Keir Starmer, İşçi Partisi aktivistlerini Harris’in kampanyasını desteklemek üzere göndermesiyle Trump’la şimdiden kötü bir başlangıç yaptı. Bu, Birleşik Krallık’ın Ukrayna politikasında giderek daha izole ve etkisiz kalma riskini artırıyor. Yani plus ça change! (Hiçbir şey değişmiyor!)
Şimdilik, Üçüncü Dünya Savaşı’nın bir gecede başlamasını beklemeyin. Sakin olun ve bu anlamsız savaşın sona ermesi için mücadele etmeye devam edin.
Biden’dan Ukrayna’ya kritik hamle: ATACMS füzeleri için onay çıktı
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









