Diplomasi
Rusya ile Çin arasındaki Sibirya’nın Gücü-2 anlaşmasının detayları

Rus enerji şirketi Gazprom, Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ile Sibirya’nın Gücü-2 boru hattının inşası ve Moğolistan üzerinden geçecek Soyuz Vostok transit hattı için bağlayıcı bir mutabakat zaptı imzaladığını duyurdu.
Boru hattının inşası Eylül 2020’de duyurulmuş, ülkeler projenin koşulları üzerinde Aralık 2023’te nihai anlaşmaya varmıştı.
Anlaşmanın detayları
Toplam uzunluğu 6 bin 700 kilometre olacak boru hattının 2 bin 700 kilometrelik kısmı Rusya topraklarından geçecek. Yeni hat üzerinden gaz tedarikine yönelik anlaşma 30 yıllık bir süreyi kapsıyor.
Projenin hayata geçirilmesiyle Rusya’dan Moğolistan’a transit olarak yılda 50 milyar metreküp gaz sevk edilecek.
Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı Aleksey Miller, fiyatı açıklamamakla birlikte, Sibirya’nın Gücü-2 üzerinden yapılacak sevkiyatların fiyatının Avrupa Birliği ülkelerine göre daha düşük olacağını bildirdi.
Gazprom ve CNPC ayrıca, mevcut Sibirya’nın Gücü boru hattı üzerinden yapılan sevkiyatların yılda 38 milyar metreküpten 44 milyar metreküpe çıkarılması konusunda da anlaştı.
Uzmanlar ne diyor?
Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsünden (IMEMO RAN) Sergey Lukonin, Vedomosti’ye yaptığı açıklamada, “Rusya kendi zararına ticaret yapmayacak, ancak fiyatın Avrupa yönündeki seviyede olmayacağı açık,” dedi.
İnşaatın kim tarafından finanse edileceği sorusunun da önemli olduğunu belirten Lukonin, Sibirya’nın Gücü-2’yi bir Rus-Çin konsorsiyumunun inşa etme ihtimali üzerinde durdu.
Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Direktörü Aleksey Maslov ise boru hattının Rusya topraklarındaki kısmının kredi kullanılmadan Rusya tarafından, Çin’deki kısmının ise Çin tarafından finanse edilmesini beklediğini ifade etti.
Lukonin, ABD ve AB’nin politikalarının anlaşmanın zamanlamasında rol oynadığını belirterek, ticaret savaşlarının devam edeceğinin açık olduğunu söyledi.
Uzman, bu koşullarda enerji kaynakları tedarikinin, ekonominin rekabet gücü açısından çok önemli bir faktör olduğunu düşünüyor.
Maslov, Sibirya’nın Gücü-2’nin inşası görüşmelerinde gaz fiyatının en önemli konu olduğunu, ancak mevcut durumda kilit faktörün genel siyasi durumdaki değişiklik olduğunu kaydetti.
Maslov, “Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesinde Çin, Küresel Güney’in lideri konumunu aldı ve ABD’ye olan eski bağımlılık politikasından kopmaya yönelik giderek daha fazla adım atıyor,” diye konuştu.
Maslov, Pekin’in daha önce Amerikalıları rahatsız etmemek için birçok sözleşmeyi ertelediğini, ancak şimdi bu faktörün ortadan kalktığını belirtti.

Moğolistan güzergahı Kazakistan planını rafa kaldırdı
Lukonin, Moğolistan üzerinden geçecek projenin, Kazakistan üzerinden bir boru hattı planını büyük olasılıkla ortadan kaldırdığına dikkat çekti.
Nisan ayında Çin’in Rusya Büyükelçisi Çjan Hanhuey, Pekin’in Rus gazının Kazakistan üzerinden tedarik edilmesini ekonomik olarak uygun bulmadığını açıklamıştı.
Büyükelçi, Batı ve Doğu Sibirya ile Moğolistan’dan geçecek olan Sibirya’nın Gücü-2 boru hattının daha umut verici bir güzergah olduğunu söylemişti.
Maslov, Moğolistan’ın uzun süre yapıcı olmayan bir tutum sergilediğini ancak bu sorunun da artık çözüldüğünü belirtti.
Mutabakat zaptı ne anlama geliyor?
Öte yandan Forward Legal hukuk bürosundan avukat Oles Gruzdev, “yasal olarak bağlayıcı mutabakat zaptı” teriminin, hem tarafların gelecekte müzakere edeceği anlaşmaları hem de karşılıklı hak ve yükümlülükler içeren tam teşekküllü bir sözleşmeyi ifade edebileceğini söyledi.
Gruzdev, bu zaptın sevkiyatların genel yapısını, boru hattının işletilmesinden sorumlu olacak kuruluşları, gazın ve taşımacılığının fiyatlandırma modelini içerebileceğini belirtti.
Avukat, tarafların mutabakata varamaması durumunda sonuçların belgenin kendi koşullarına bağlı olacağını açıkladı.
Gruzdev, belgenin hiçbir şey öngörmeyebileceği gibi, müzakerelerden kaçınan taraf için belirli yaptırımlar da getirebileceğini ve bu tür anlaşmalar için genel bir kural olmadığını ekledi.
Fiyat ne olabilir?
Rusya Hükümeti Maliye Üniversitesinden uzman İgor Yuşkov, boru hattına ilişkin sözleşmenin 2025 Doğu Ekonomik Forumu’nda imzalanma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyor.
Yuşkov’un tahminlerine göre, gaz sevkiyat maliyeti 1000 metreküp başına yaklaşık 350 dolar olacak. Uzman, inşaat hemen başlasa bile boru hattının proje kapasitesine 2030’ların ortalarından önce ulaşamayacağını kaydetti.
Yuşkov, bu sözleşmenin Rusya için bütçeye yeni vergi gelirleri ve boru üreticileri için siparişler anlamına geldiğini belirtti.
Enerji ve Finans Enstitüsü Enerji Direktörü Aleksey Gromov, tarafların boru hattının inşası konusunda taahhütte bulunmalarının başlı başına bir atılım olduğunu söyledi.
Gromov, sözleşmenin imzalanmasının, Batı Sibirya’daki gaz rezervlerinden gelir elde etmesi gereken Gazprom için daha da büyük bir başarı olacağını ifade etti.
Uzman, projeye ilişkin sözleşmenin bu yıl sonuna kadar imzalanmasını bekliyor.
Gromov, tarafların yeni boru hattı üzerinden yapılacak gaz sevkiyatlarının fiyatı konusunda henüz bir uzlaşmaya varmaları gerektiğini belirtti.
Gromov, Çin’in başlangıçta Sibirya’nın Gücü-2 için Rusya’nın iç piyasa fiyatları seviyesinde bir maliyet talep ettiğini, bunun da artan tarifelerle 1000 metreküp başına 120-130 dolar olduğunu hatırlattı.
Rusya ise gazı, Sibirya’nın Gücü-1’deki gibi Asya petrol ürünleri sepetinin maliyetine endeksli bir fiyatla (şu anda yaklaşık 265-285 dolar) tedarik etmek istiyordu.
Gromov, kaynak sahalarının hazırlanması dahil Sibirya’nın Gücü-1’in inşasının beş yıl sürdüğünü belirtti. Uzman, Sibirya’nın Gücü-2 için kaynak üssünün (Batı Sibirya) zaten hazır olduğunu, bu nedenle inşaatın yaklaşık üç yıl süreceğini tahmin ediyor.
Gromov, yine de birçok şeyin Çin’in kendi tarafındaki inşaatı ne kadar hızlı yürüteceğine bağlı olacağını ekledi.
Proje müzakereleri nasıl ilerledi?
Sibirya’nın Gücü-2’nin projelendirilmesine Eylül 2020’de başlandığı duyuruldu. Bu duyuru, “doğu” güzergahı (Sibirya’nın Gücü boru hattı) üzerinden yıllık 38 milyar metreküp kapasiteli 30 yıllık Rus gazı tedarik sözleşmesinin imzalanmasından altı yıl sonra geldi.
Yeni boru hattı ilk olarak 2015’te gündeme gelmişti. Rusya, 2020’de Moğolistan hükümetiyle transit boru hattı projesini uygulamak için ortak bir girişim kurulmasına yönelik bir mutabakat zaptı da imzalamıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ekim 2023’te tüm tarafların Rusya’dan Moğolistan üzerinden Çin’e uzanan boru hattı projesine onay verdiğini bildirmiş, ancak o dönemde bir anlaşma imzalandığı açıklanmamıştı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 2024 sonbaharında yaptığı açıklamada, Sibirya’nın Gücü-2 boru hattı müzakerelerinin ticari olduğunu ve belirli bir tarihe bağlı olmadığını söylemişti.
Bu yılın haziran ayında Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Sibirya’nın Gücü-2 projesinin güncelliğini koruduğunu belirtmişti.
Novak, yenilenebilir enerjinin aktif gelişimine rağmen Çin’in doğal gaz tüketimini artırmaya devam ettiğini söylemişti.
Başbakan Yardımcısı, Çin’deki gaz tüketiminin 2024’te 430 milyar metreküpe ulaştığını ve bunun 2021’e göre yüzde 15’lik bir artış anlamına geldiğini ifade etmişti.
Diplomasi
FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.
Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.
Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.
Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.
Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.
Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.
Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.
Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.
Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.
FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.
Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.
Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.
İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.
Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.
Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.
Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.
Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Diplomasi
Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.
Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.
The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.
Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.
Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.
Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.
“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”
Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.
Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.
Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.
Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.
Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.
Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.
Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.
Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.
Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.
Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.
Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?
Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı
Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.
Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.
Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.
Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti








