Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya-Ukrayna savaşı: Yanlış teşhis konulan hasta bitkisel hayatta

Yayınlanma

Editörün notu: George Beebe, Quincy Institute’ta Büyük Strateji Direktörü. Yirmi yılı aşkın süre boyunca hükümette istihbarat analisti, diplomat ve politika danışmanı olarak görev yaptı; CIA’in Rusya analiz bölümünü yönetti ve Başkan Yardımcısı Cheney’e Rusya konularında danışmanlık yaptı. 2019 tarihli The Russia Trap: How Our Shadow War with Russia Could Spiral into Nuclear Catastrophe adlı kitabın yazarı. Beebe, son makalesinde Batı’nın Ukrayna’daki savaşı yanlış teşhis ettiğini ve Rusya’yı irrasyonel bir saldırgan olarak görmekle sorunun özünü kaçırdığını vurguluyor. Beebe’ye göre Putin’in işgal kararı, toprak hırsından çok NATO’nun genişlemesine karşı bir güvenlik tepkisiydi ve kalıcı çözüm, tarafların güvenlik endişelerini karşılayan karşılıklı tavizlerle mümkün olabilir.

***

Rusya-Ukrayna savaşı: Yanlış teşhis konulan hasta bitkisel hayatta

George Beebe

Responsible Statecraft

27 EKim 2025

ABD’nin Rus petrol üreticilerine yeni yaptırımlar uygulaması ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in, Washington’u ziyaret eden Rus temsilci Kirill Dmitriyev’i “propagandacı” diye nitelendirerek geri çevirmesi, Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı bitirme çabalarının pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor.

Bu çabaların başarılı olup olmayacağı, basit bir önermeye dayanıyor: Bir sorunu çözmek için önce doğru anlamak gerekir. Ne yazık ki Batı, on yılı aşkın süredir Ukrayna’daki sorunu yanlış teşhis ediyor; bunun sonucu da giderek büyüyen trajediler oluyor. Başkan Trump’ın bu teşhisi -ve buna bağlı politika reçetesini- düzeltmek için zamanı hızla tükeniyor.

En az 2014’ten beri, yani Ukrayna’daki Maydan Devrimi’nden ve Rusya’nın Kırım’ı ilhak edip Donbass’taki ayrılıkçı güçleri destekleme kararından bu yana, Batı’nın dış politika çevreleri Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri eylemlerini, Başkan Putin’in “sebepsiz” biçimde toprak kazanma ve imparatorluğu yeniden kurma hevesinin, otoriter dürtülerinin bir sonucu olarak gördü.

Bu teşhis doğrultusunda Batı, Putin’in savaş yürütmesinin maliyetini artırmaya, Rus ekonomisine baskı kurmaya, ordusuna ağır insan ve teçhizat kayıpları verdirmeye ve Rusları uluslararası alanda dışlanmış hale getirmeye odaklandı. Bu yaklaşımın mantığı şuydu: Putin, güç ve prestij kazanma girişiminin yalnızca zayıflık ve aşağılanma getirdiğini görürse, işgal gücünü geri çekecek veya Ukrayna’nın barış koşullarına boyun eğecekti.

Bu teşhis, savaş sonrası düzen tasavvurunu da biçimlendirdi. Ukrayna’ya NATO’nun Beşinci Maddesi benzeri bir güvence verilmesi veya ülke topraklarında bir Avrupa “güvence gücü” konuşlandırılması ısrarı buna dayanıyor. Aksi halde, Rusya’nın yeniden toparlanıp herhangi bir anlaşmadan sonra Ukrayna’yı ikinci kez işgal etmeye kalkışacağı düşünülüyor.

Bu yaklaşım sonuç vermedikçe, savunucuları Moskova’ya iktisadi, askeri ve diplomatik baskıyı artırma çağrılarını yükseltti. Bu yüzden Rusya’ya yönelik yaptırımların sertleştirilmesi, Ukrayna’ya verilen Batı silahlarının menzil ve yıkıcılık sınırlarının kaldırılması istendi. Bu yüzden son olarak, Ukrayna’ya “oyun değiştirici” olacağı iddia edilen bir silah daha -bu kez Tomahawk seyir füzeleri- sağlama önerisi geldi. Umut, bunun sonunda Putin’i aklı başına getirmesiydi.

Fakat bu reçete yetersiz dozdan değil, yanlış teşhisten dolayı başarısız oldu. Batı’nın dış politika mimarları çözmeye çalıştıkları sorunu temelden yanlış anladı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Nazi Almanyası’nı andıran saldırgan yayılmacılığın yeniden sahnelenmesinden çok, bir tırmanma sarmalı, yani “güvenlik ikilemi” denilen durumun ürünüdür. Taraflar kendi eylemlerini ihtiyatlı savunma önlemleri olarak görürken, karşı taraf bunları tehdit olarak algılar. Böylece her iki taraf da savunmada olduğunu sanarak bir eylem-tepki döngüsüne girer; bu da I. Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi çatışmaya sürüklenmeye yol açar.

Başka bir deyişle, Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesinin asıl nedeni toprak hırsı ya da Moskova’nın kayıp imparatorluğunu yeniden kurma arzusu değildi. Eğer amacı bu olsaydı, 2014’te Kırım’la birlikte Donbass’ı da ilhak edebilirdi; o dönemde Ukrayna çok daha zayıf bir askeri kapasiteye sahipti. Ancak Putin, Rus milliyetçilerin ve Donbass’taki ayrılıkçıların sert eleştirilerine rağmen bunu sekiz yıl boyunca yapmadı. Çünkü Donetsk ve Lugansk’ın Ukrayna içinde kalmasının, ülkenin NATO’ya katılımına karşı içeriden bir muhalefet bloğu yaratacağına inanıyordu.

Putin’in asıl motivasyonu, ABD ve NATO’nun giderek artan biçimde Ukrayna’nın güvenlik yapısına nüfuz ettiğine, Batı’nın bu adımlarının Rusya’yı caydırmak yerine kışkırttığına ve Ukrayna’yı Moskova’ya karşı kullanılacak bir “batmaz uçak gemisine” -Batı’nın askeri ve istihbarat operasyonları için bir üsse- dönüştürdüğüne olan inancıydı.

İşgalden önce Rus yetkililer, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’ya taslak antlaşmalar sundu; bu belgelerde ittifakın genişlemesinin durdurulması ve Batı’nın askeri kuvvetlerini Rus sınırlarından uzaklaştırması talep edildi. ABD ve Avrupa yetkilileri bu talepleri reddetti; Ukrayna’nın bir gün NATO’ya katılacağını ve Rusya’nın bu kararı veto etme hakkı bulunmadığını ısrarla vurgulamayı sürdürdüler.

Başkan Biden’a, Rusya’nın Ukrayna’daki NATO genişlemesine dair itirazlarının nasıl ele alınacağı sorulduğunda, “kimsenin kırmızı çizgisini tanımayacağını” söyledi. Haftalar içinde Putin işgal emrini verdi.

Ukrayna’daki savaşın temel nedenini nasıl teşhis ettiğimiz son derece önemli. Yayılmacı bir zorba devletle karşı karşıya olunduğunda uzlaşma arayışı gerçekten de ters etki yaratır; zira bu tür “yatıştırma” çabaları, yalnızca saldırganları cesaretlendiren bir zayıflık ve çekingenlik göstergesi olarak algılanır. Fakat caydırıcılığı artırma stratejisi, bir güvenlik ikilemi söz konusu olduğunda durumu iyileştirmek yerine kötüleştirir. Her iki tarafın da karşısındaki düşmanı uzlaşmaz biçimde tehditkâr gördüğü ve yalnızca güç kullanarak durdurabileceğine inandığı bir döngüyü besler; tırmanma merdiveninde yeni basamaklar yaratır.

Eğer Ukrayna’daki bu tırmanma döngüsünden çıkmanın tek yolu müzakereyle ulaşılan bir uzlaşmaysa, bu süreç nasıl işleyecektir?

Başlangıç noktası, tartışmalı toprakları bölüştürmek olmamalıdır; çünkü bu mesele savaşın asıl nedeni değildir. Süreç, tarafların temel güvenlik kaygılarını, hiçbirinin aşırı tehdit altında hissetmeyeceği biçimde ele almakla başlamalıdır. Batı, Ukrayna’yı NATO’ya dahil etmeyeceğini, bir anlaşmadan sonra Ukrayna’ya Batılı muharip birlikler göndermeyeceğini ve Kiev’e uzun menzilli taarruz silahları sağlamayacağını taahhüt etmelidir.

Buna karşılık Rusya, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini kabul etmeli, Ukrayna’nın etkili bir öz savunma kapasitesine sahip olma hakkını tanımalı ve Kiev’in Batı’dan silah, eğitim ve askeri bakım desteği almasına razı olmalıdır.

Bu tür bir güvenlik düzenlemesinin ayrıntıları müzakere ve ince ayar gerektirse de, Trump yönetimi böyle bir süreci başlatırsa bu uzlaşma yakın zamanda mümkün olabilir. Putin, Rusya’nın Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı çıkmayacağını kamuoyu önünde dile getirdi; Alaska zirvesinde yaptığı açıklamada “Ukrayna’nın güvenliği de (Rusya’nınki kadar) sağlanmalıdır” diyerek “bunun üzerinde çalışmaya hazır olduklarını” söyledi. Öte yandan Ukraynalı yetkililer de giderek NATO üyeliğinin gerçekçi olmadığını, özellikle ABD’nin Ukrayna için savaşmayacağını defalarca açıkça ifade etmesiyle birlikte, anlamaya başlamış görünüyor. Bu durumda Ukrayna için en iyi seçenek, otomatik yaptırım mekanizmaları ve Batı’dan garanti altına alınmış askeri destek görünüyor.

Bu tür bir uzlaşmayı çerçeve anlaşması biçiminde resmileştirmek, savaşı tek başına bitirmeye yetmeyecektir. Ancak bu adım, savaşı kapsamlı bir çözüm yoluna sokacak önemli bir başarı olur. Tarafların toprak konusundaki anlaşmazlıklarını çözmesini, ateşkes ve barış gücü operasyonlarıyla ilgili konularda uzlaşmasını çok daha kolaylaştırırdı. Ve belki de her şeyden önemlisi -bu savaşa eşlik eden güvensizlik ortamı göz önüne alındığında- tarafların birbirini teslim olmaya zorlamak yerine karşılıklı kabul edilebilir bir uzlaşma arayışında olduklarını gösterebilirdi.

Bekleneceği üzere, son birkaç on yıldır ABD dış politikasına yön veren hükümet ve medya çevreleri, Rusya ile her türlü uzlaşmaya hâlâ karşı çıkıyor. Fakat bu tutumları, çatışmanın başlamasının başlıca nedenlerinden biri.

Rusya

Putin: NATO, açıkça Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, NATO ülkelerinin Kiev’e destek vermenin ötesine geçerek Rusya ile savaşa açıkça hazırlanmaya başladıklarını belirtti. Kremlin’de askeri okul mezunlarına hitap eden Putin, askeri operasyon bölgesinde binin üzerinde yeni silah ve teçhizatın test edildiğini açıkladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Büyük Kremlin Sarayı’nın Aziz George Salonu’nda askeri akademilerin ve güvenlik güçlerine bağlı yükseköğretim kurumlarının mezunlarıyla bir araya geldi.

kapsamında bir konuşma yapan Putin, NATO ülkelerinin Rusya ile savaşa açıkça hazırlandığını belirtti, operasyon şartlarında test edilen askeri teçhizata ilişkin verileri paylaştı ve subay kadrosunun önemine dikkat çekti.

Mevcut uluslararası durumu istikrarlı olmaktan uzak şeklinde nitelendiren Putin, NATO ülkelerinin Ukrayna’ya destek vermenin ötesine geçerek Rusya ile savaşa yönelik açık beyanlarda bulunduklarını ve askeri bütçelerini artırdıklarını ifade etti.

Batı’nın askeri yapılanmasını gerekçelendirmek amacıyla uydurma bir Rus tehdidi tezini kullandığını savunan Putin, durumu şu sözlerle özetledi:

“Önce ülkemiz için tehditler yaratıyor, bizi meşru müdafaa ve kendimizi korumak için gerekli adımları atmaya mecbur bırakıyorlar; ardından da kendi saldırgan politikalarını sürdürmeyi haklı çıkarmak için bizi hemen tüm ölümcül günahlarla suçluyorlar.”

Putin, Batı’nın ve Nazi Almanyası’nın 22 Haziran 1941’deki saldırının ardından Sovyetler Birliği’ni benzer şekilde saldırganlıkla suçlamaya çalıştığını hatırlattı. Rusya’nın herkes için eşit ve bölünmez bir güvenlik anlayışını savunduğunu dile getiren Putin, bununla birlikte her türlü tehdide yanıt vermeye hazır olduklarını vurguladı.

Cephede test edilen yerli askeri teknolojiler

Özel askeri operasyonun başlamasından bu yana birçok silah türünün geliştirildiğini aktaran Putin, geçen yıl binin üzerinde silah ve teçhizat numunesinin muharebe koşullarında test edildiğini bildirdi.

Test edilen teknolojiler arasında şunlar yer aldı:

  • Gelişmiş yönlendirme sistemlerine sahip insansız hava araçları,
  • Kamikaze insansız hava araçları (gezinir mühimmatlar),
  • Robotik sistemler.

Tüm bu çalışmaların Rusya’nın kendi bilimsel ve teknolojik altyapısına dayanarak yürütüldüğünü belirten Putin, “Bununla birlikte cephe hattındaki birlikler ile savunma sanayisi işletmeleri arasında hızlı bir bilgi akışı kurulmuştur. Oluşturulan geri bildirim kanalları, silah ve teçhizatın etkinliğine dair verilerin toplanmasını ve bunları savaş alanında bizzat kullanan askerlerin değerlendirmelerinin dikkate alınmasını sağlamaktadır” dedi.

Silah üretimindeki hiçbir başarının askerlerin cesaret ve profesyonelliğinin yerini tutamayacağını vurgulayan Putin, muharebe faaliyetlerindeki başarının en önemli unsurunun askeri kolektifler, bu kolektiflerin yönetici ve yönlendirici gücünün ise subaylar olduğunu ifade etti.

I. Petro’nun “Orduda her subay, insan bedenindeki ruh gibidir” sözünü alıntılayan Putin, silahlı kuvvetlerin temeli olan subay kadrosunun itibarını ve sosyal statüsünü yükseltmeye devam edeceklerini taahhüt etti.

Putin, Federal Güvenlik Servisi (FSB), İçişleri Bakanlığı, Rosgvardiya, Acil Durumlar Bakanlığı (MÇS), Federal Koruma Servisi (FSO), Soruşturma Komitesi ve Federal Cezaevi Hizmetleri (FSIN) mezunlarına yönelik öncelikli görevleri de sıraladı. Bu görevler arasında terörle, yolsuzlukla ve organize suçla mücadele, hukukun üstünlüğü ile kamu düzeninin sağlanması ve vatandaşların haklarının korunması yer aldı.

Devlet Başkanı ayrıca, güvenlik güçlerine operasyon bölgesindeki askerlere destek olmayı sürdürme ve kontrolün sağlandığı tarihi bölgelerde güvenliğin pekiştirilmesine yardımcı olma çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Eski Aeroflot Genel Müdürü Poluboyarinov tutuklandı

Yayınlanma

Rus havayolu şirketi Aeroflot’un eski genel müdürü ve devlet kuruluşu Rosteh’in başkan danışmanı Mihail Poluboyarinov, görevini kötüye kullanma suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. Moskova’daki Tverskoy Mahkemesi, Poluboyarinov’un gözaltına alınmasının ardından tutuklanmasına karar verdi.

Rusya’nın ulusal havayolu şirketi Aeroflot’un eski genel müdürü ve devlet kuruluşu Rosteh’in genel müdür danışmanı Mihail Poluboyarinov, hakkında açılan ceza davası kapsamında gözaltına alınmasının ardından tutuklandı.

Mediazona ve Vedomosti gazetelerinin kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre, Moskova’daki Tverskoy Mahkemesi, 19 Haziran’da Poluboyarinov’un görevini kötüye kullanma suçlamasıyla tutuklu yargılanmasına karar verdi.

Vedomosti’nin kaynağı, tutuklama kararının Poluboyarinov’un VEB.RF bünyesinde çalıştığı döneme ve 2016 yılındaki banka kurtarma (sanasyon) süreçlerine ilişkin gelişmelerle bağlantılı olabileceğini belirtti.

Poluboyarinov, 2020 yılında devlet kuruluşu VEB.RF’nin yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyordu.

Aynı mahkeme, Nisan 2026’da VEB.RF’nin mevcut başkan yardımcısı Artem Dovlatov hakkında da ev hapsi kararı vermişti. Dovlatov’a da görevini kötüye kullanma suçlaması yöneltilmişti.

Kasım 2020’den Nisan 2022’ye kadar Aeroflot’u yöneten Poluboyarinov, Avrupa Birliği’nin kendisine yönelik kişisel yaptırımlar uygulamasının ardından görevinden ayrılmıştı.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Vitaliy Saveliyev, söz konusu istifayı “stresli koşulların hızlı kararlar gerektirmesi ve herkesin bu koşullarda çalışmaya hazır olmaması” gerekçesiyle açıklamıştı.

Poluboyarinov, Ocak 2023’te devlet kuruluşu Rosteh’e geçerek Genel Müdür Sergey Çemezov’un danışmanı olmuş ve burada grubun finansal destek süreçlerinden sorumlu olarak görev yapmaya başlamıştı.

Rusya Anayasa Mahkemesi Başkanı: Yolsuzluk Nazizm ve terörden daha tehlikeli bir düşman

Okumaya Devam Et

Rusya

Novak: Rusya akaryakıt piyasasında durum kontrol altında

Yayınlanma

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, ülkedeki akaryakıt piyasasında durumun kolay olmasa da kontrol altında olduğunu, hükümetin Kırım, Sivastopol, Kaliningrad ve Uzak Doğu bölgelerine özel önem verdiğini açıkladı. Novak, dizel yakıt ihracatına tamamen yasak getirilmesi seçeneğinin değerlendirildiğini belirtti.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile salı günü gerçekleştirdiği toplantıda, ülkedeki akaryakıt piyasasında durumun kolay olmadığını ancak kontrol altında tutulduğunu söyledi.

Novak, yetkililerin Kırım, Sivastopol, Kaliningrad ve Uzak Doğu bölgelerine özel önem verdiğini belirtti.

Başbakan Yardımcısı Novak, hükümetin dizel yakıt ihracatının tamamen yasaklanması olasılığını da değerlendirdiğini kaydetti.

Rusya’nın merkez kesimindeki bazı büyük petrol rafinerilerinin bir dizi insansız hava aracı (İHA) saldırısı nedeniyle faaliyetlerini durdurması, haziran ayının ikinci on günlük döneminin sonuna doğru benzin üretiminin geçen yılın haziran ayına kıyasla yüzde 25 oranında düşmesine yol açarak açık yaşanması riskini doğurdu.

Rusya hükümeti, akaryakıt sıkıntısıyla mücadele kapsamında rafinerilerin iç piyasaya yönelik daha düşük kalite standartlarında benzin ve dizel üretmesine izin verdi. Ayrıca Rusya’nın bu ay içinde deniz yoluyla benzin ithal etmeyi planladığı bildirildi.

Gelişmeler, 2026 yılında Rusya iç piyasasındaki akaryakıt arzında yaşanan kesintiler bağlamında gerçekleşiyor.

Rusya’da toptan akaryakıt fiyatları rekor seviyeye ulaştı

Novak salı günü yaptığı açıklamada, lojistik sorunları çözdüklerini ve akaryakıt istasyonlarına yapılan tedariki kontrol ettiklerini, bölgelerin akaryakıt ihtiyacını karşılamak için gerekli tüm araçları operasyonel düzeyde devreye soktuklarını aktardı.

Rusya Federal Devlet İstatistik Servisi (Rosstat) verilerine göre, 9-15 Haziran tarihleri arasında Rusya’da perakende benzin fiyatlarının artış hızı yüzde 1,0’e yükselirken, dizel fiyatları aynı dönemde yüzde 0,8 arttı.

Geçen yılın sonundan bu yana kaydedilen fiyat artışı ise benzinde yüzde 6,6, dizel yakıtta ise yüzde 5,7 olarak ölçüldü.

Tüm petrol rafinerilerinin işleme kapasitelerini artırdığını ve planlı bakım çalışmalarını ertelediğini belirten Novak, sürece ilişkin şu bilgileri verdi:

“Daha önce kullanılmayan rezervleri devreye alıyoruz, ayrıca iç piyasaya ek hacimlerde akaryakıt tedarik edilmesini teşvik ediyoruz. Bu doğrultuda hükümetle birlikte vergi mevzuatında yapılacak değişiklikler de hazırlandı.”

Novak, söz konusu yasal değişikliklerin yakın zamanda değerlendirilerek kabul edileceğini de sözlerine ekledi.

Salı günü Vedomosti gazetesinde yer alan haberde ise Rusya hükümetinin, bütçe ödemelerinin ithal petrol ürünlerini de kapsayacak şekilde sönümleyici (damping) mekanizmanın ayarlanması dahil olmak üzere akaryakıt piyasasını istikrara kavuşturacak bir plan hazırladığı yazıldı.

Rusya’da yakıt krizi derinleşiyor: Altı bölgede satış sınırlaması

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English