Bizi Takip Edin

Dünya Basını

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi: ‘Ukrayna’da yabancı askerlerin konuşlandırılması kabul edilemez’

Yayınlanma

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, Ukrayna’daki savaş ve Almanya ile ilişkiler üzerine yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’ya yabancı asker konuşlandırılmasının Rusya açısından kabul edilemez olduğunu söylüyor. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıl dönümü nedeniyle yapılan anma törenlerine Rus temsilcilerin davet edilmemesini büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendiren büyükelçi, ABD ile ilişkileri yeniden inşa etme sürecinde olduklarını belirterek Büyükelçi, Almanya’nın silahlanma politikalarını da eleştiriyor. Neçayev, Rusya’nın Avrupa ile barış ve güvenlik içinde yaşamak istediğini vurgularken, NATO’nun doğuya genişlemesini geçmişteki tarihi hatalardan biri olarak gördüğünü dile getiriyor.


Rusya’nın Berlin Büyükelçisi ile mülakat: ‘Ukrayna’da yabancı askerlerin konuşlandırılması bizim için kabul edilemez’

Nicolas Butylin, Daniel Cremer, Moritz Eichhorn
Berliner Zeitung

Dünya, Almanya’nın yetişemeyeceği bir hızla dönüyor. Donald Trump’ın göreve başlamasıyla ABD’nin politikası ve dolayısıyla dünya durumu temelden değişti, özellikle de Ukrayna meselesinde. Moskova ve Washington birbirleriyle görüşüyor, Avrupa ise dünya siyaseti sahnesinde figüran konumuna düşüyor. Amerikalılar, Rusya’ya geniş kapsamlı tavizler vermeye hazır. Ancak Devlet Başkanı Vladimir Putin, Trump’ın yakınlaşma çabalarına pek karşılık vermiyor. Hâlâ gerçek anlamda bir ateşkes yok. Amerikalının seçim kampanyasında vaat ettiği 24 saatte savaşın sona ermesi vaadinden eser yok.

Avrupa hükümetleri Rusya konusunda kararsız görünüyor. Biden yönetiminin çizgisini sürdürmek istiyor gibiler. Savunma Bakanı’nın isteği doğrultusunda Almanya savaşa hazır hâle getirilecek, Alman ordusu için 500 milyar avro ayrılacak, televizyonlarda Alman acemi askerler hakkında belgeseller yayınlanıyor. En nihayetinde, Almanya’nın Rusya ile çok özel bir ilişkisi var. Sadece halklar arasındaki 1000 yıllık ilişkiler nedeniyle değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası uzlaşma uzun süre günlük siyasetten etkilenmezken, Putin’in Ukrayna’ya yönelik saldırı savaşından bu yana anma etkinlikleri yeni bir boyut kazandı. Bu günlerde Nazi Almanyası’nın kayıtsız şartsız teslimiyetinin 80. yıl dönümü. Ancak Alman hükümeti, Seelow ve başka yerlerdeki törenlerde Rusları görmek istemiyor.

Berliner Zeitung tüm bu soruları Rusya Büyükelçisi Sergey Neçayev ile ele aldı. Kendisiyle Rusya Federasyonu Büyükelçiliğinde bir araya geldik. Öğle vakti olmasına rağmen, 9 Mayıs’taki Dünya Savaşı anma törenleri için hazırlıkların yapıldığı devasa salonlara sahip, labirent gibi yapının içi karanlık. Havada bir ara dönem atmosferi hissediliyor.

Soru: Sayın Büyükelçi, bu haftalarda İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıl dönümü. Alman hükümeti, özellikle de Dışişleri Bakanlığı, Almanya’daki törenlerde Rus ve Belaruslu temsilcilerin yer almasını istemiyor. Buna nasıl tepki veriyorsunuz?

Nazizm’e karşı kazanılan zaferin 80. yıl dönümü, halkım için —sadece Rusya için değil, birlikte acı çeken ve zafer kazanan eski Sovyetler Birliği’nin tüm halkları için— kutsal bir gündür. Talimatla ilgili haberler doğruysa, bu acı bir hayal kırıklığı. Geleneksel olarak Alman mezarlıklarında askerlerimizi, savaş esirlerimizi ve zorunlu işçilerimizi anarız. Bunu Almanya ile birlikte yapmak, uzlaşma yolumuzun bir parçasıydı. Bu tür sinyaller bunu tehlikeye atıyor.

Soru: Anma etkinlikleri konusunda Büyükelçiliğiniz ile Alman hükümeti arasında herhangi bir temas var mı?

Maalesef derinlemesine bir diyaloğumuz yok, ancak biz diyaloğu kesmedik. 80. yıl dönümü programımız, diğer BDT ülkelerinin büyükelçilikleriyle birlikte birkaç eyalete ziyaretleri içeriyor. Bu anma kültürünü paylaşan vatandaşlarımızın ve Alman vatandaşlarının katılımını bekliyoruz,

Soru: Bahsettiğiniz Dışişleri Bakanlığı’nın talimatında, yabancı temsilcilerin giriş yasağı yetkisi kullanılarak anma etkinliklerine girişlerinin engellenebileceği belirtiliyor. Bunun olacağını düşünüyor musunuz ve eğer olursa nasıl davranırsınız?

Yerel makamların makul davranacağını umuyorum. İyimserim, zira bu günler sadece Rusya Büyükelçiliği için değil, Alman kamuoyu için de önemli. Bu savaşta 27 milyon insanımızı kaybettik, çoğu sivildi. Sovyetler Birliği’ne karşı yürütülen bu savaş, soykırıma eşdeğer bir imha savaşıydı. Fakat uzlaşma yolunu Almanya ile birlikte açtık. Savaş mezarları başında birbirimize ellerimizi uzattık, karşılıklı anlayış ve güven muazzam ölçüde arttı. Bu tarihi uzlaşma yolunun Almanya’da hâlâ geçerli olduğunu umuyorum. Yoksa yanılıyor muyum? Çünkü kısa süre önce Rusya Federasyonu’na ve Belarus Cumhuriyeti’ne, savaş sonrası uzlaşmanın bir başka sembolü olan Alman Anma, Sorumluluk ve Gelecek Vakfı’nın mütevelli heyeti için aday gösterme hakkının reddedildiği haberi ulaştı.

Soru: Brandenburg eyaletindeki Seelow’da önümüzdeki günlerde bir anma töreni düzenlenecek, şahsen oraya gidecek misiniz?

Kesinlikle. 16 Nisan’da küçük bir heyetle —askeri ataşeler ve birkaç vatandaşımız dahil— çelenk bırakacağım. Orada her yıl bir anma töreni düzenliyoruz. Bunun için Märkisch-Oderland’daki yerel makamlara minnettarım.

Soru: Üç yılı aşkın süredir devam eden, Rusya’nın uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşı göz önüne alındığında, pek çok Alman’ın, sadece hükümette değil, bu anmaya karışık duygularla baktığını anlıyor musunuz?

Saldırı savaşı terimini kesinlikle reddetmeliyim. Bu savaşı biz başlatmadık, Ukrayna’da Şubat 2014’teki kanlı, uluslararası hukuka aykırı darbe sonrası başlayan süreçlere tepki verdik. Zira Ukrayna’da darbeyi ve sloganlarını desteklemeyen insanların peşine düşülmesi ve öldürülmesini, Donbass’ın sürekli saldırıya uğraması ve bombalanmasını ve Kiev rejiminin NATO’ya girme isteği ve topyekûn silahlanmasıyla Rusya açısından giderek daha büyük bir tehdit hâline gelmesini görmezden gelemezdik.

Soru: Biz farklı görüyoruz, böyle bir işgalin hiçbir gerekçesi olamaz. Çünkü önceden ne yaşanmış olursa olsun, geniş çaplı bir istila uluslararası hukuka aykırı bir saldırıdır. Gerçek şu ki, Almanya’daki pek çok insan, böyle bir saldırı yürüten bir ülkeyle anma törenleri düzenlemekte zorlanıyor.

Anma konusuna gelince, ikisini tamamen ayırmak elbette mümkün değil. Çünkü her iki durumda da —o zaman da bugün de— konu Nazizm’e, daha doğrusu neo-Nazizme karşı mücadeledir. Ukrayna’daki bu tür eğilimleri örneğin Bandera gibi Nazi işbirlikçilerine tapınmada, Azov Taburu gibi militan oluşumlar aracılığıyla Nazi ideolojisinin yayılmasında, Rusçaya, Rus kültürüne, tarihine, hatta Rus Ortodoks Kilisesi’ne karşı çıkarılan yasalarda görüyoruz. Bu bizi gerçekten son derece endişelendiriyor. İkinci Dünya Savaşı ve günümüz elbette farklı dönemler, fakat bu kez de karşımızda bizimle askeri olarak savaşmak isteyen büyük bir Batılı devletler grubu var.

Soru: Bu doğru değil, Kiev hükümeti ile faşist Nazi rejimi arasında hiçbir paralellik yok. Naziler Doğu’da bir imha savaşı başlattı ve Holokost’ta altı milyon Yahudi’nin öldürülmesinden sorumlu. Devlet Başkanı Zelenskiy’nin kendisi de Yahudi. Ayrıca şunu da belirtmeliyiz: Rusya’nın, Ukrayna’nın Krivoy Rog kentine düzenlediği saldırısında en az 14 kişi öldü, aralarında altı çocuk da vardı. Rusya bir yandan Kızıl Ordu’nun manevi mirasını sahipleniyor ama aynı zamanda komşu bir ülkeye, eski bir Sovyet müttefikine karşı acımasız bir saldırı savaşı yürütüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Öncelikle, Krivoy Rog’daki olaylarla ilgili hangi kaynaklardan bilgi aldığınızı bilmiyorum. Savunma Bakanlığımızın açıklamalarına göre, ki ben sadece resmi bilgilerle hareket edebilirim, biz prensip olarak sivil hedefleri, ne okulları ne de hastaneleri bombalamıyoruz. Bu bizim için kabul edilemez. Askeri hedeflere, ordu mensuplarına ve paralı askerlere karşı operasyon yürütüyoruz. Ayrıca, Devlet Başkanı Putin söz verdi ve bunu ABD Başkanı Trump’a da iletti, enerji altyapısı tesislerine saldırmayacağız. Biz buna, enerji tesislerimizi gece gündüz bombalayan Ukrayna ordusunun aksine sadık kalıyoruz. Rusya’da da Ukrayna saldırıları nedeniyle yüzlerce insan ölüyor ve yaralanıyor. Lütfen bunu da dikkate alın.

Soru: Elimizde farklı bilgile var, gözlemcilere göre Rusya sivil altyapıya saldırıyor, bu bir gerçek. Ama Donald Trump’tan bahsettiniz: Yeni Amerikan yönetimi göreve geldiğinden beri Rusya politikasını temelden değiştirdi. Fakat son zamanlarda Trump’ın veya Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun üslubu değişti. Amerikalılar sabrını yitiriyor gibi görünüyor. Rusya zaman mı kazanmaya çalışıyor?

Bu bağlamda 80. yıl dönümü hakkında bir şey daha söylememe izin verirseniz: Devlet Başkanı Trump’ın Nazilere karşı ortak mücadelemize büyük saygı duyduğunu hatırlatmak isterim. Ayrıca, ABD Başkan Yardımcısı Münih gezisi sırasında Dachau toplama kampını ziyaret etti. Bunlar ilişkilerimizin değer verdiğimiz tarihi yönleri. Amerika Birleşik Devletleri ile ikili ilişkilere gelince, henüz yolun başındayız.

Soru: 9 Mayıs’ta Amerikalılarla birlikte mi kutlayacaksınız?

Bu henüz belli değil. Her halükârda herkesi bu günü bizimle birlikte kutlamak için Moskova’ya davet ediyoruz. Resmi teyitler hakkında bilgim yok, daha zaman var.

Soru: Moskova hangi somut alanlarda Washington ile tekrar daha yakın işbirliği yapacak?

Önceki ABD yönetimi ilişkiyi neredeyse sıfıra indirmişti. Çok şeyi yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Gerek diplomatik alanda gerekse iktisadi alanda, şu anda ilgili görüşmeler yapılıyor. Temsilcilerimiz kısa süre önce Amerika Birleşik Devletleri’ndeydi. Rusya’ya karşı uygulanan kendi yaptırımları nedeniyle ABD ekonomisinin uğradığı zarar çok büyük. 300 milyar dolarlık kayıptan bahsediyoruz. Mevcut Amerikalı meslektaşlarımız bu kayıpları telafi etmekle ilgileniyorlar. Ayrıca, ABD’lilerle küresel bir gündemimiz var: gelecek yıl şubat ayında sona erecek olan Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’ndan (START), Orta Doğu’daki küresel sorunlara ve Ukrayna’ya kadar. Ancak şimdi öncelikli olarak ikili meseleler ve güvenin yeniden inşası söz konusu.

Soru: Ukrayna’da neden ciddi bir ateşkes sağlanamıyor?

Enerji altyapısına yönelik saldırılardan vazgeçme girişimini başından beri memnuniyetle karşıladık. Fakat sadece bir ateşkese değil, Ukrayna ile kalıcı, istikrarlı bir barışa ihtiyacımız var. Ve bu barışı sağlamak için bu çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu sadece bizim arzumuz değil. Çinli, Brezilyalı ve Afrikalı ortaklarımız da böyle görüyor. Ukrayna NATO üyesi olmamalı, tarafsız, askerden arındırılmış bir Ukrayna talep ediyoruz ve NATO üyesi ülkelerin askeri altyapısı da burada konuşlandırılmamalıdır. Bu, kalıcı bir barışın temelidir. Bu anlaşmanın uluslararası hukuk açısından meşru olması gerekiyor. Kiev’in bu yönde adımlar atması lazım. Bizim açımızdan, Devlet Başkanı Zelenskiy’nin görev süresi geçen mayıs ayında dolduğu için meşru bir başkan olup olmadığı konusunda hâlâ bazı şüpheler var.

Soru: Ukrayna liderliği, seçimlerin neden yapılamayacağına dair çok sayıda gerekçe sundu. Bunlardan biri de Rus kuvvetlerinin Ukrayna topraklarında bulunması. Peki Rusya, NATO değilse, Ukrayna için herhangi bir tür garantör gücü kabul etmeye hazır mı? Çinliler teklifte bulundu, AB de hazır görünüyor. Moskova için kim kabul edilebilir?

Ben Delfi kâhini değilim, Tanrı korusun. Herhangi bir anlaşma, ki son zamanlarda sıkça duyduğumuz güzel bir kelime, mevcut müzakerelerin konusudur. Ancak kesin olan şu ki, Ukrayna’da nereden gelirse gelsin yabancı birliklerin konuşlandırılması bizim için kabul edilemez.

Soru: Ukrayna halkı on yıllarca süper güçler arasında müzakere kozu olmak istemiyor. Kiev’in güvenlik garantilerine ihtiyacı olduğu yönündeki Ukrayna perspektifini anlıyor musunuz?

Bu yüzden her şeyin yer alacağı meşru, uzun vadeli, kalıcı ve sağlam bir barış anlaşmasından bahsediyoruz. Oraya çok şey yazılabilir. Önemli olan bizim varoluşsal çıkarlarımızın dikkate alınması. Halihazorda 2022 baharında İstanbul’dan taslaklar vardı. Bu, imzaya hazır bir anlaşma için iyi bir temeldi. Ancak sonra Batılı ülkelerden bazı temsilciler geldi ve her şeyi mahvetti.

Soru: Az önce bir anlaşmadan bahsettiniz. Yani Rusya prensipte bir anlaşmaya hazır mı?

Evet, hazırlık var, ama dediğim gibi, şeytan ayrıntıda gizlidir. Bu yüzden bu olası barış anlaşmasını ayrıntılı olarak görüşmeli ve ilgili tanımları sabitlemeliyiz. Aksi takdirde olmaz. Tarihimizde sabitlenmesi gereken bazı şeyleri sabitlemediğimiz oldu. Bunun bedelini NATO’nun doğuya doğru genişlemesiyle ödedik.

Soru: Az önce Amerikalılarla küresel bir gündeminiz olduğunu söylediniz. Bu, Ukrayna’da olası barış anlaşmasının, dünyanın geri kalanında Amerikalılar ve Ruslar arasında kararlaştırılacaklara da bağlı olduğu anlamına mı geliyor?

Başkan Trump yönetimindeki yeni ABD yönetimi Ukrayna’da bir barış düzenlemesi sağlamak istiyor. Aynı zamanda Trump, anladığım kadarıyla, Amerikan şirketlerinin lehine bazı ekonomik sorunları çözmek istiyor. Ve Avrupa’daki barış düzeni de elbette Ukrayna’daki durumla alakalı. Bazı Batı Avrupa başkentlerindeki, Avrupa’da Rusya olmadan veya Rusya’ya karşı iyi bir güvenlik düzeni kurulabileceği yönündeki hüsnükuruntu bana bilim kurgu gibi geliyor.

Soru: Kısa süre önce ARD kanalından Anne Will’e mülakat verdiniz. Orada Sayın Will, Almanların yüzde 56’sının Rusya’ya karşı büyük bir savaştan korktuğundan bahsetti. Almanya’nın Rusya’dan korkması gerekip gerekmediği sorusuna, “şimdilik” birbirleriyle savaş durumunda olmadığınızı söylediniz. Tekrar sormak istiyoruz: Rusya, Almanya’ya saldırmak ve savaşmak istiyor mu?

Öncelikle, Alman halkı, bana göre pek de objektif olmayan bu bilgi dalgasıyla oldukça güçlü bir şekilde etkilenmiş ve enfekte olmuş durumda. Farklı görüşler maalesef duyulmuyor. İkincisi: Alman makamlarının, Avrupa’daki mevcut militarizasyon atmosferi göz önüne alındığında, Rusya’nın bir tehlike olarak algılanması için ne kadar çok şey yaptığını siz de hissetmiyor musunuz? Resmi düzeyde sürekli olarak Rusya ile yakında bir savaş çıkacağından, silahlardan, zorunlu askerlikten bahsediliyor. Biz Almanya’yı hiç tehdit etmedik. Etmiyoruz da. Bizi yüzyıllara dayanan kültürel ve ekonomik ilişkiler bağlıyor. 6 bin 300 Alman firması Rusya’da aktifti, her alanda ortaklıklar vardı. Bu köprüler bizim tarafımızdan yıkılmadı. Bu gelişmeden esef duyuyoruz. Almanya ile bir daha asla savaş durumunda olacağımıza inanmıyorum ve ummuyorum. Ancak son üç yılda Zeitenwende (dönüm noktası) adına yapılanlar, halkımız için de Almanya’nın nereye doğru gittiğini tam olarak netleştirmiyor.

Soru: Kuzey Akım-2 üzerinden tekrar Rus doğalgazı satmak için ABD temsilcileriyle görüşmeler yapıyor musunuz?

Çok şükür, bu benim işim değil. Bu bir ekonomi projesi, Gazprom bu konuda doğru muhataptır. Şu anda görüşmeler olup olmadığını bilmiyorum. Şimdiye kadar sadece Amerikan iş dünyasının ilgisi hakkındaki basın bültenlerini okuyorum. Aynı zamanda Batı Avrupa’dan buna izin vermek istemeyen görüşler de duyuyorum. Fakat genel olarak Almanya’dan, durumu makul ve pragmatik bir şekilde değerlendiren ve Alman-Rus ilişkilerinin normalleşmesini arzulayan birçok ses duyuyorum. Bana göre, buradaki toplumda Rusya ile tekrar daha iyi ilişkilere sahip olma isteği artıyor. Kuzey Akım ve Kuzey Akım-2’ye yönelik sabotaj eylemlerine gelince, Almanya tarafından yürütülen soruşturmanın bir gün sona ereceğini umuyorum.

Soru: Rus temsilcilerinin Washington’da Amerikalılara ayna tuttuğunu ve ABD’nin Rusya yaptırımlarından Rusya’dan daha fazla zarar gördüğünü söylediğinizi belirtmiştiniz. Tersinden bakarsak, henüz muaf olduğunuz gümrük vergilerinden de korkmuyor musunuz?

Kısa süre önce Devlet Başkanı Putin Moskova’daki bir etkinlikte yaptırımlarla ilgili güncel rakamları açıkladı. Tüm bu yıllar boyunca toplamda yaklaşık 29 bin bu tür önlem alındı. Ve buna rağmen hâlâ hayattayız. Ekonomimiz uyum sağladı, büyüyor, girişimciliğimiz aktif. Elbette sorunlar var, bunu gizlemeyeceğiz. Ayrıca, dost ülkelerden firmalar, Batılı ortaklarımızın bıraktığı boşlukları hemen doldurdu.

Soru: Donald Trump’ın, Richard Nixon’ın 1972’de Çin’e giderek Çinlileri Sovyetler Birliği’nden uzaklaştırma stratejisine benzer bir hamle yapmak istediği yönünde bir tez var. Yani, Rusya’yı yeniden Batı’ya, Avrupalı bir ulus olarak çekmeye çalıştığı; böylece Rusya ile Çin arasındaki yakınlaşmanın, ABD’ye karşı bir blok oluşturmasının önüne geçmeyi hedeflediği söyleniyor. Sizce bu görüşte doğruluk payı var mı? Batılı komşularınıza yeniden yakınlaşmak mı istiyorsunuz, yoksa Çin’le kurduğunuz ilişkilerden daha mı rahatsınız?

Çinlilerle rahatız. Karşılıklı çıkarlarımız var, birbirimizi anlıyoruz, iktisadi çıkarlarımız var. Ayrıca, Çin ile stratejik ortaklığımız ve dostluğumuz üçüncü devletlere karşı yönelik değil.

Soru: Geçtiğimiz üç yıl boyunca Rusya Büyükelçiliği ile Alman hükümeti arasında neredeyse bir durgunluk yaşandı. Başbakan Friedrich Merz ile tekrar daha yoğun bir temas bekliyor musunuz?

Alman halkının seçtiği Federal Hükümet ile işbirliği yapacağız ama elbette sadece seçim programlarına değil, somut eylemlere göre hareket edeceğiz. Yeni hükümetin Rusya’ya karşı nasıl davranacağı konusundaki en önemli kriter budur.

Soru: Friedrich Merz seçim kampanyasında defalarca Ukrayna’ya Taurus füzelerinin teslim edilmesini talep etti. Bu gerçekleşirse ne anlama gelir?

Bu gerilimin tırmanması olur. Kursk’taki Alman tankları bile vatandaşlarımız arasında öfkeye neden oldu. Bu, oldukça acı veren belli tarihsel anımsatmalar yaratıyor. Şimdi bir de daha uzun menzilli Taurus ortaya çıkarsa, bu yeni bir nitelik demek. Ukrayna ordusu bu füzeleri kullanamaz. O zaman Alman uzmanların bu füzeleri yönlendirmesi gerekir. Bunu yeni bir durum olarak değerlendirecek ve ilgili kararları alacağız. Fakat Taurus füzeleri de cephe hattındaki durumu temelden değiştirmez.

Soru: Alman Federal Meclisi’ndeki en büyük ikinci parti AfD, oldukça Rusya dostu bir parti. AfD temsilcileri ile Rusya Büyükelçiliği arasında görüşmeler var mı?

Almanya’daki tüm partilerle, tüm meşru siyasi güçlerle —ister kırmızı, ister yeşil, ister siyah olsun— konuşuyoruz. On iki milyon Alman AfD’yi seçiyorsa, bu onların meşru kararıdır. Ancak Almanya’da Rusya yanlısı partiler görmüyorum,

Soru: Yaptırımlar konusuna dönersek: Önce Moskova’dan New York’a direkt uçuş imkânı mı olacak, yoksa daha ziyade Moskova-Berlin güzergâhı mı?

Berlin’e seferleri biz durdurmadık. Uçuş bağlantılarının çalışmasından her zaman yanaydık. Ve sadece Berlin’e değil, Köln, Düsseldorf, Münih veya Dresden’e de çok sayıda bağlantımız vardı. Amerikalıların bu tür direkt uçuş bağlantılarına gerçek bir ilgisi varsa, ben de bunu destekliyorum. Almanya’ya uçuş güzergâhlarına gelince: Elbette bundan yanayım. Ancak Alman tarafının bunu gerçekleştirmek isteyip istemediği bana sorulacak bir soru değil. Hâlâ birkaç bin Alman şirketi Rusya pazarında aktif ve hepsi iyi rakamlar yazıyor. İnanın bana, bu arada bazı Alman iş insanlarıyla konuştum. Hepsi kalmaya devam etmek istiyor ve memnunlar. Size bir sır daha vereyim: Kalan firmaların çoğu Rusya’daki işlerini daha da genişletmek istiyor.

Dünya Basını

Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Yayınlanma

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.

Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.

2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.

Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.

“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”

Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.

1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.

Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.

Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.

“Servet ile para aynı şey değildir”

Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.

Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:

“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”

Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.

Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”

Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.

Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.

Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:

“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”

“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”

Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.

İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.

Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.

Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.

Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:

“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”

“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”

Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.

1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.

ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.

İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.

Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.

Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”

Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.

Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.

Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.

Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.

“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”

Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.

Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.

“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”

Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.

Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.

“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”

Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.

“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”

Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.

“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”

Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.

“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”

Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”

“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”

Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.

Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.

İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.

“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”

Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”

Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.

Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.

İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.

“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”

Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.

“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”

İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.

Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.

Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.

Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.

Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”

ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.

“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”

Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.

Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English