Bizi Takip Edin

Avrupa

Sahra Wagenknecht: AfD’nin güçlenmesini seyredemeyiz

Yayınlanma

Almanya’da Sol Parti’den (Die Linke) ayrılarak kendi örgütü BSW’yi (Sahra Wagenknecht İttifakı – Akıl ve Adalet İçin) kuran Sahra Wagenknecht, Alman haftalık dergisi Der Freitag’a kapsamlı bir mülakat verdi.

Şu anda birçok insanın kendisine yaklaştığını ve çok fazla e-posta aldığını söyleyen Alman siyasetçi, “Birçok insanın bu proje için büyük umutları olduğunu hissedebilirsiniz,” diyor.

Yaz aylarında yeni parti kurmaya yönelik inancını sağlamlaştıran birçok konuşma yaptığını kaydeden Wagenknecht, “Solun ortadan kaybolmasını ve AfD’nin giderek güçlenmesini izleyemeyiz,” iddiasında bulunuyor.

‘AfD toplumumuzu daha adil hale getirmeyecek’

Almanya’nın ekonomik bir kriz içinde olduğunu, önemli sanayilerin göçü ve dolayısıyla birçok iyi ücretli işin kaybedilmesi tehdidi ile karşı karşıya kalındığını vurgulayan BSW lideri, SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun ısınma, yakıt ve gıda fiyatlarını daha da artırdığına işaret ediyor.

Halk arasındaki hoşnutsuzluğun ve protestoların tek sözcüsünün şu anda AfD olduğunu kabul eden Wagenknecht, “Fakat AfD toplumumuzu daha adil hale getirmeyecek, daha fazla piyasa radikalizmi çağrısında bulunuyor ve hükümeti yeniden silahlanma ve sosyal kesintiler konusunda destekliyor,” ifadelerini kullanıyor.

Çiftçiler için yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması hakkındaki bir soruya yanıt veren Wagenknecht, “Trafik ışığı [koalisyonu], Almanların bu kadar hoşgörülü olmasından mutlu olabilir. Fransa’da böyle bir karardan sonra kıyamet kopardı,” diyor.

Berlin’deki savaş karşıtı mitinge Sahra Wagenknecht partisi damga vurdu

Hükümete ‘yeşil dönüşüm’ eleştirileri

Wagenknecht, hükümetin yaptıklarını ‘sosyal ve ekonomik olarak yıkıcı’ olarak nitelendirirken, özellikle ‘yeşil dönüşüm’ için yapılan hamlelerin ‘insanları daha az gelire sahip olduklarında daha da zorlayan yükler’ olduğunu söylüyor.

Isınma, yakıt ve elektrik harcamalarının hanehalkı bütçesindeki payının yoksullar arasında yüksek olduğuna dikkat çeken Wagenknecht, yeşil dönüşüm politikalarının alt sınıflara ‘orantısız bir yük getirdiğini’ savunuyor. 

Almanya’nın yeniden silahlanmasına da eleştirel yaklaşan Alman siyasetçi, “Gelecek yıl 90 milyar avro orduya ve bunun 8 milyardan fazlası daha fazla silah için Ukrayna’ya gidecek. Acil bir durumda, silah teslimatları için borç frenini bile kaldırmak istiyorlar. Ancak elbette, eğitime ve altyapıya yatırım yapmak söz konusu olduğunda bu tartışmaya açık değildir. Eğer bir hükümet böyle bir politika izlerse ve tek gerçek muhalefet AfD ise, bir sonraki seçimlerin sonucunu tahmin etmek mümkündür,” iddiasında bulunuyor.

Güçlü bir muhalefetin hükümetin politikalarında değişikliğe neden olabileceğine inandığını söyleyen Wagenknecht, “Neden artık kimse büyük zenginlikten bahsetmiyor? Neden kimse yüksek temettülerden, düşük ücretlerden ve emekli maaşlarından bahsetmiyor? Neden neredeyse hiç kimse büyük askeri bütçeden bahsetmiyor?” diye soruyor.

Sahra Wagenknecht, doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerde eyalet hükümetlerine katılma seçeneğine de kapıyı kapatmadıklarını söylüyor. 

Sahra Wagenknecht ve arkadaşlarından ortak açıklama: Sol Parti’den neden ayrıldık?

BSW’nin ‘KOBİ’lere’ yönelişinin nedenleri

Der Freitag muhabiri, birçok kişinin, küçük ve orta büyüklükteki ölçekli işletmelerin BSW’nin kuruluş manifestosunda bu kadar önemli bir rol oynamasına şaşırdığını söylüyor. Wagenknecht, “Nedir bu orta sınıf?” sorusuna, diğer partilerin ‘orta sınıf sevgisinin ikiyüzlü’ olduğunu savunuyor. Wagenknecht’e göre, FDP de dahil olmak üzere diğer partilerin yürüttükleri reel politikalar çok büyük şirketlerin yararına, küçük ve orta ölçekli şirketlerin aleyhine.

COVID-19 politikasının halihazırda ‘küçükleri yok edip büyükleri büyüttüğünü’ söyleyen Wagenknecht, “Sokağa çıkma yasakları dijital şirketler için olduğu kadar büyük zincirler için de ekonomik bir teşvik programıydı,” diyor.

Alman siyasetçi, “Bu süre içinde kaç restoran iflas etti, kaç perakendeci? Son derece karmaşık düzenlemeler, bitmek bilmeyen raporlama yükümlülükleri, mevcut vergi kanunları, hepsi büyük olanları destekliyor ve ekonomik gücün birkaç şirkette yoğunlaşmasına yol açıyor. Fakat müşteri odaklılık ve inovasyon ancak adil rekabet ile sağlanabilir. Aksi takdirde, dizginsiz vurgunculuk, kalitesiz ürünler ve demokrasi erozyonu olur,” iddiasında bulunuyor.

Almanya’da Wagenknecht partisinin geleceği

Alman orta sınıfının farkı?

Wagenknecht, ‘nispeten güçlü endüstriyel orta sınıfın’ Alman ekonomisini diğer ülkelerinkinden ayıran şey olduğunu düşünüyor. Orta ölçekli şirketlerin ‘nispeten yenilikçi’ ve ‘gizli şampiyonların dünya pazar liderleri’ olduğuna işaret ediyor ve ‘sahibi tarafından yönetilen şirketlerin’ genellikle, önemli olan tek şeyin kâr olduğu borsada işlem gören büyük şirketlerden farklı şekilde çalıştığına inanıyor.

Alman siyasetçi, KOBİ’lere bu kadar önem vermelerinin sebebini açıklarken, “Üretken bir ekonominin yetenekli, iyi eğitimli işçilere ihtiyacı vardır, ama aynı zamanda yetenekli girişimcilere de ihtiyacı vardır. İhtiyaç duymadığı şey, şirketleri yağmalayan finansal yatırımcılar ve büyük servetlerden elde edilen verimsiz gelirlerdir. İşleyen piyasalar ve adil rekabet, başarılı bir ekonomi için önemli araçlardır,” diyor.

Wagenknecht, bu ‘rekabetçiliği’ yalnızca ticari sektörler için savunduklarını, sağlık, barınma veya eğitim gibi ‘varoluşsal ihtiyaçlar’ söz konusu olduğunda böyle düşünmediklerini de ekliyor.

Almanya’da Sarah Wagenknecht partisinin başarı şansı var mı?

‘Ücretleri yükseltmek isteyen’ patronlar var mı?

Alman siyasetçi, soldaki birçok insanın hem işçileri hem de işverenleri savunmanın nasıl bir arada olacağına inanamadıkları ve birçok orta ölçekli patronun ücret artışlarına soğuk baktığı yönündeki bir soruya, “Asgari ücretin artırılmasından yana olan girişimciler kesinlikle var (…) Sorumlu girişimciler, motive olmuş çalışanların şirketlerinin başarısı için ön koşul olduğunu bilirler. Bunu idealize etmek istemiyorum ama birçok küçük ve orta ölçekli şirkette büyük halka açık şirketlerden farklı bir kurum kültürü var,” yanıtını veriyor.

Alman siyasetçiye göre, “şirketini kuran ve işleten girişimci düşman değildir, önemli bir hizmet sunar.”

Almanya’da sanayisizleşme tartışmaları üzerine bir değerlendirme

Faşizm tehlikesine işaret

“Büyük bir ekonomik kriz ve Weimar koşulları yaşarsak işlerin nasıl sonuçlanabileceğini tarihten biliyoruz,” diyerek faşizm tehlikesine de işaret eden Wagenknecht, şirketler arasında kârın sürekli artan bir kısmını yeniden yatırıma yönlendirmeme, hissedarlara aktarma, hatta bazı durumlarda kârın üzerinde temettü dağıtma eğilimi olsa bile, Alman ekonomisinin ‘özünün’ hâlâ sağlam olduğuna inanıyor.

Rusya’ya yönelik yaptırımları da eleştiren Wagenknecht, Alman ekonomisinin ‘umutsuzca ihtiyaç duyduğu’ ucuz enerji kaynaklarını terk ettiklerini söyleyerek bunun ‘oldukça aptalca bir politika’ olduğunu savunuyor ve ekliyor: “Yaptırımlarla Rusya’ya değil, kendimize zarar verdik. ABD için ise ek bir ekonomik teşvik paketi görevi görüyorlar.”

AfD kongresi toplandı: ‘Völkisch’ ideolojisinin konsolidasyonu mu?

‘Sosyalizm’ sözcüğünü neden kullanmıyor?

BSW’nin kuruluş manifestosunda sosyalizmden söz edilmemesine ilişkin bir soruya da yanıt veren Wagenknecht, itici gücü paradan daha fazla para kazanmak olan bir ekonomik sistemin artan eşitsizliğe ve savaşa yol açtığını ve bu yüzden ‘böyle bir düzenin üstesinden gelmek istediğini’ söylüyor.

Wagenknecht, “Bunun için ekonomiyi kamulaştırmak zorunda değilsiniz,” iddiasında bulunuyor ve ‘kamu ve kâr amacı gütmeyen mülkiyet biçimlerine’ Sahip olmaktan bahsediyor.

“Ticari ekonomide, bazı ilerici girişimciler tarafından önerilen yönetim mülkiyeti gibi temel çözümler veya mülkiyet biçimleri mantıklı olacaktır,” iddiasında bulunan BSW lideri, bu şekilde ‘yaratıcılık, verimlilik ve yenilik için teşvikler kesilmeden sömürünün üstesinden gelineceğini’ öne sürüyor ve bu hedefe ‘sosyalizm de denebileceğini’ söylüyor.

Wagenknecht sözlerini şöyle bitiriyor: “Sorun şu ki, birçok insan bu terimi başka bir şey için kullanıyor: merkezi bir planlı ekonomi, orta ölçekli işletmelerin bile kamulaştırılması, kıtlık ekonomisi. Sadece solcular tarafından değil, Marx okumamış ve on dönem siyaset okumamış sıradan vatandaşlar tarafından da anlaşılmak istiyorum. Bu yüzden anlamadıkları terimleri kullanmıyorum.”

Avrupa

Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Yayınlanma

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.

Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.

Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.

Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.

Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.

Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.

Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.

Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.

Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.

Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.

Sınırlı hukuki denetim imkanı

Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.

Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.

Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.

Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.

Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.

Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.

Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.

Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.

Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.

Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.

Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English