Rusya
Şaraa’nın Moskova turu: Rusya ne istiyor, Şam ne alacak?

Suriye’nin “geçici cumhurbaşkanı” Ahmed eş-Şaraa (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani), dün Moskova’ya ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.
Kremlin’de gerçekleşen görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Başkanı Danışmanı Yuriy Uşakov ve Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin eşlik etti.
Görüşmelerin basına açık bölümünde konuşan Vladimir Putin, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin 1944’te diplomatik bağların kurulmasından bu yana “siyasi konjonktüre veya özel çıkarlara” bağlı olmadığını söyledi.
Vedomosti‘nin haberine göre Putin, “Bu on yıllar boyunca tek bir şeye göre, yani Suriye halkının çıkarlarına göre hareket ettik” dedi.
Rusya lideri, iki ülke arasındaki ilişkilerin daima dostane bir nitelik taşıdığını belirterek, 4 binden fazla Suriyeli öğrencinin Rus üniversitelerinde eğitim gördüğünü ve bu gençlerinin ülkenin yeniden imarında önemli rol oynayacaklarını dile getirdi.
Putin ayrıca, 5 Ekim’de yapılan parlamento seçimlerine değinerek sonuçları Şaraa açısından “büyük bir başarı” olarak nitelendirdi.
Devlet Başkanı, “Bu, toplumu birleştiriyor. Suriye zor bir dönemden geçse de tüm siyasi güçler arasındaki ilişkileri ve işbirliğini güçlendirecek” diye konuştu.
Putin, sözlerini “Rusya’ya hoş geldiniz” diyerek tamamladı.
Ahmed eş-Şaraa ise Rusya liderine teşekkür ederek Moskova’ya gelmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rusya’nın Suriye’nin kalkınmasına yaptığı “ciddi katkıyı” vurgulayan Şaraa, iki ülkeyi birbirine bağlayan “sağlam işbirliği köprülerinden” söz etti.
Şaraa, “Bundan sonra da birlikte çalışacağız. İlişkilerimizi yeniden canlandırıp sizi yeni Suriye’yle tanıştırmaya çalışacağız. Rusya, yeni Suriye’nin inşasında ciddi bir rol oynayacak” dedi.
Rus askeri üslerinin akıbeti de gündemdeydi
İki saatten uzun süren görüşmelerin ardından liderler basına ortak açıklama yapmadı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, tarafların iki ülke ilişkilerinin mevcut durumunu, ticari, iktisadi ve insani alanlardaki işbirliğini ele aldığını bildirdi.
Peskov’un açıklamasına göre liderler ayrıca Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve Suriye’deki Rus askeri üslerinin durumunu da görüştü.
Kremlin, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada gündemin ana başlıklarından birinin Hmeymim hava üssü ile Tartus’taki 720. donanma ikmal noktasının geleceği olacağını duyurmuştu.
Moskova, 2017’de imzaladığı anlaşmayla bu üslerdeki varlığını 49 yıllığına güvence altına almıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, tarafların kapalı oturumlarda “Rus askeri tesislerinin işlevlerinin olası yeniden düzenlenmesi” konusunu ele aldığını açıkladı.
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da bu üslerin Afrika’ya insani yardım sevkiyatında lojistik merkezlere dönüştürülebileceğini belirtti.
RBK‘nın aktardığına göre Lavrov, “Suriye tarafı, Tartus ve Hmeymim’deki üslerimizin korunmasından yana. Biz de, devlet başkanının söylediği üzere, ev sahibi ülkenin menfaatlerini gözetiyoruz” diye konuştu.
Yeni Suriye yönetimi, Rus birliklerinin ülkede kalmasına kendi çıkarlarına uygun koşullarda izin vereceğini taahhüt etmişti.
Bunun yanı sıra Putin, iki ülke arasındaki hükümetler arası komisyonun kısa süre önce yeniden çalışmaya başladığını hatırlatarak, eylül ayında Rus heyetinin Şam ziyaretinde “pek çok ilginç ve faydalı girişimin” görüşüldüğünü belirtti.
Şaraa’nın gündeminde Esad’ın iadesi de vardı
Reuters ajansına konuşan kaynaklara göre Ahmed eş-Şaraa, Kremlin’deki görüşmelerde Beşar Esad’ın iadesini de talep etmeyi planladı. Eylül sonunda Şam’daki bir mahkeme, eski cumhurbaşkanı hakkında 2011’de Deraa’daki protestolar sırasında “işkence ve kasten öldürme” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarmıştı.
Ahmed eş-Şaraa, bu yılın ocak ayında kendini geçici cumhurbaşkanı ilan etmesinin ardından lideri olduğu Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün himayesindeki hükümetinin uluslararası sahada kabul görmesi için yoğun bir diplomasi trafiği başlattı.
Şaraa, mart ayında Kahire’de düzenlenen Filistin konulu olağanüstü zirvede uluslararası arenaya ilk kez çıktı. Eylül ortasında ise Doha’da düzenlenen Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi’ne katılarak Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la görüştü.
Aynı zamanda Şaraa, iki kez Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la sınır güvenliği ve Kürt bölgelerindeki durumu ele aldı. Bu temaslar, Türkiye ve Suriye liderleri arasında uzun yıllar sonra gerçekleşen ilk doğrudan görüşmeler oldu.
Eylül sonunda BM Genel Kurulu’nda da bir konuşma yapan Şaraa, yaklaşık 60 yıl aradan sonra kürsüye çıkan ilk Suriye lideri olarak uluslararası topluma “Suriye halkının üzerindeki yaptırım zincirlerinin kaldırılması” çağrısında bulundu. Şaraa, “Suriye, uluslar arasında hak ettiği yeri yeniden alıyor” dedi.
New York’taki temasları sırasında Trump, Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ukrayna Devlet Başkanı ve AB liderleriyle de bir araya geldi.
Bu diplomatik adımların sonucunda yılın başından itibaren Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve İsviçre, Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma veya hafifletme kararı aldı. Körfez ülkeleri de savaş sonrası yeniden imar sürecinin başlıca finansörleri hâline geldi.
Katarlı bir konsorsiyum enerji projeleri için 7 milyar dolar, Suudi Arabistan inşaat yatırımları için 6,4 milyar dolar taahhüt etti. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir şirket ise Tartus Limanı’nın yenilenmesine 800 milyon dolar yatırım yapacağını duyurdu.
Colani’yi hatırlatmak gerekirse…
Uluslararası alanda meşruiyet kazanmaya çalışan Şaraa’nın çoğu kişinin vakıf olduğu sabıka kaydı kabarık. Mayıs ayında Bağdat’taki Arap Birliği zirvesine davet edilmesine rağmen Şam’da kalmayı tercih etti. Bazı Iraklı siyasetçiler, Şaraa’nın geçmişte Irak el-Kaidesi saflarında yer alması nedeniyle bu davete karşı çıktı. Söz konusu örgüt daha sonra IŞİD’e dönüşmüştü.
The Economist dergisine göre, 2006’da Amerikan askerleri Şaraa’yı Musul yakınlarında yola bomba yerleştirirken yakaladı. Şaraa, yaklaşık beş yılını aralarında Ebu Gureyb’in de bulunduğu Irak hapishanelerinde geçirdi.
Buna rağmen Şaraa, mayıs ayında Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la bir araya geldi. Bu, 2000’den beri iki ülke liderleri arasında yapılan ilk görüşmeydi. Görüşme öncesinde Trump, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklamış, ilgili kararname 30 Haziran’da imzalanmıştı.
Trump görüşmeden sonra, “Genç, çekici bir adam, tam bir mücadeleci. Çetin bir mazisi var ama güçlü biri, her şeyi kontrol altına alma şansı yüksek” ifadesini kullandı. Ancak ABD, 2024 sonuna kadar Şaraa’nın yeri hakkında bilgi getirene 10 milyon dolar ödül vaat ediyordu.
Moskova-Şam hattındaki trafik
Şaraa’nın Moskova ziyareti, son aylarda iki ülke arasında artan temasların ardından geldi. 28 Ocak 2025’te Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov başkanlığındaki Rus heyeti Şam’ı ziyaret etti. 12 Şubat’ta Putin ile Şaraa arasında ilk telefon görüşmesi yapıldı.
31 Temmuz’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Aynı dönemde HTŞ yönetiminin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra da Moskova’da temaslarda bulundu.
9 Eylül’de Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak liderliğindeki bir Rus heyeti Şam’a gitti. 25 Eylül’de Lavrov ve eş-Şeybani, BM Genel Kurulu sırasında New York’ta bir araya geldi.
Son olarak 2 Ekim’de Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Naasan başkanlığındaki askeri heyet Moskova’yı ziyaret etti.
Ziyaret öncesinde CBS News‘e mülakat veren Şaraa, Rusya ile ilişkilerin Batı’yla ilişkilerle çelişmediğini söylemişti. Aynı röportajda, Rusya ve Çin’le işbirliğinin “sakin bir karakter” taşıdığını belirterek, Moskova ve Pekin’in Şam’a “olumlu sinyaller” gönderdiğini ifade etmişti.

“Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru?”
Şaraa’nın mazisi ve Şam’da kurulan yeni yönetimin iktidarı tesis etme biçimine bakılırsa, Moskova’nın Kiev’deki Vladimir Zelenskiy yönetiminin sıkıyönetim altında seçimlere ertelemek suretiyle gayri meşru hale geldiği söylemi -ki haklı bir söylem- arasında bir çelişki var. Suriyeli gazeteci Kevork Almassian, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda şöyle izah ediyor:
“Rusya’nın 2015’te Suriye’ye müdahalesinin stratejik gerekçesi açıktı: Dost bir rejimi ayakta tutmak, Tartus Limanı üzerinden Akdeniz’e deniz erişimini güvenceye almak ve İslamcı tekfirci militanlığın Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya’ya yayılmasını engellemek. Müdahale, bir süreliğine Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmesini sağladı.
Fakat bugünkü tablo, bu başarının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Cihatçı aşırılığı ortadan kaldırmak için savaş gerekçesi sunan Moskova, şimdi o hareketin eski bir temsilcisini meşrulaştırıyor. Colani’nin seçim olmadan, halkın onayı veya meşru bir yetki olmadan kendisini cumhurbaşkanı ilan etmesi, Moskova’da diplomatik bir kabulle karşılandı.
Bu çelişki daha keskin olamazdı. Moskova’nın Ukrayna konusundaki resmi tutumu tek bir iddiaya dayanıyor, yani Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin savaş koşullarında seçimleri ertelemesi nedeniyle meşruiyetini yitirdiğine. Ancak Kremlin şimdi, darbeyle iktidarı ele geçirip kendisini fermanla cumhurbaşkanı ilan eden Colani’yi ağırlıyor.
Bu tutum, Rusya’nın kendi egemenlik ve meşruiyet söylemini zedeliyor. Eğer Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru sayılabilir?
Moskova’nın etkilemeyi en çok arzuladığı kitle olan Küresel Güney için bu sahne ibret verici. Uluslararası hukukun ve egemen meşruiyetin savunucusu rolünü üstlenen bir devlet, şimdi seçim yapılmadan yönetimi ele geçiren bir savaş ağasını kucaklıyor.
Bu tutarsızlıktan jeopolitik kazanç sağlayan aktörler belli. Uzun süredir NATO ile bölgedeki İslamcı ağlar arasında manevra yapma becerisine sahip Türkiye, Suriye’nin yeni gerçekliğinin sessiz mimarı olarak öne çıktı. Ankara’nın İdlib’deki gerilimi azaltma bölgelerine öncülük etmesi ve muhalif grupları denetim altında tutması, Colani’ye iktidarını pekiştirebileceği bir alan sağladı.
Washington ise kendi açısından, yirmi yıllık doğrudan müdahaleyle başaramadığını, yani Batı ve Türkiye’nin stratejik öncelikleriyle uyumlu bir Suriye yönetimini, dolaylı yollarla elde ediyor.
Suriye’deki geçiş sürecinin en önemli sonuçlarından biri, Türkiye’nin hızla bölgesel bir güç merkezi haline gelmesi. NATO’nun en büyük ordusuna sahip ve askeri güç kullanmaktan çekinmeyen Ankara, artık Orta Doğu ile Avrasya arasındaki yeniden yapılanmanın merkezinde duruyor.
Suriye, Türkiye’nin nüfuzunun başlıca sahnesine dönüştü. Ankara, ülke genelindeki varlığını güçlendirerek başlangıçta bir güvenlik tamponu olarak kurduğu alanı kalıcı siyasi ve ekonomik denetim alanına dönüştürdü. Colani yönetimindeki yeni Suriye rejimini destekleyerek Türkiye, Akdeniz ile Bilad’uş Şam arasındaki ticaret, enerji ve yeniden imar sözleşmelerinin akışını fiilen kontrol eder hale geldi.
Bu, duygusal anlamda bir imparatorluk dönüşü değil, yapısal bir yeniden doğuş. Türkiye’nin politikası, ekonomik bütünleşmeyi, askeri yerleşimi ve ideolojik yumuşak gücü -diplomasi kadar sahadaki varlıkla da genişleyen modern bir Osmanlıcılık biçimi- bir araya getiriyor. Türk askerlerinin, istihbarat ağlarının ve yüklenicilerin varlığı, yeni rejim altındaki Suriye devletinin Ankara’nın stratejik yörüngesinde kalmasını garanti ediyor.
Fakat Suriye bu genişlemenin yalnızca bir ekseni. Diğeri, Güney Kafkasya üzerinden kuzeydoğuya uzanıyor. Ermenistan’ı aşarak Türkiye’yi Azerbaycan’a, oradan Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine bağlayan yeni koridor -Zengezur koridoru- Avrasya’daki bağlantı yapısında tarihi bir kaymaya işaret ediyor. Uzun süredir Ankara’nın hedefi olan bu güzergah, Türkiye’ye Hazar Denizi’ne ve ötesine kara üzerinden doğrudan erişim sağlıyor.
Türkiye açısından bu, Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz bir nüfuz hattı demek. NATO açısından ise Avrupa’nın güneydoğu kanadını Avrasya’nın zengin enerji havzasına bağlayan sürekli bir jeopolitik kuşak açılıyor. Rusya içinse bu, yani güney sınırlarının bir NATO üyesi tarafından çevrelenmesi stratejik bir kabus.
Ankara’nın üstünlüğü, tutarlılığında yatıyor. Moskova’nın aşırı genişlediği, Pekin’in tereddüt ettiği yerde Türkiye çok boyutlu bir strateji izledi; NATO’daki konumunu, enerji diplomasisini ve Türk dünyasıyla kültürel bağlarını ustaca birleştirdi. Batı’nın onayladığı Ermenistan koridoru bu üstünlüğü kalıcılaştıracak; Türkiye’yi yalnızca savaş sonrası Suriye’nin başlıca bölgesel aktörü değil, aynı zamanda Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında -hem Rusya’nın hem İran’ın aleyhine- vazgeçilmez bir bağlantı noktası haline getirecek.
Çin’in tutumu da en az Rusya’nınki kadar açıklayıcı. Egemenliğe ve içişlerine karışmama ilkesine dair söylemine rağmen Pekin, Suriye’yi istikrara kavuşturma veya yeniden inşa etme konusunda anlamlı bir rol üstlenmedi. Kuşak ve Yol gibi ekonomik girişimleri, siyasi nüfuza dönüşmedi. Esad’ın devrilmesinin ardından gelen sessizlik, Çin’in Batı ya da Türkiye’nin üstünlüğüyle yüzleşme konusundaki isteksizliğini açıkça ortaya koyuyor.
Ortada kalan ise bir boşluk: Rusya ve Çin’in, temkinlilikleri, tutarsızlıkları ve stratejik geri çekilmeleriyle bizzat yarattıkları bir boşluk.
Bir zamanlar Orta Doğu, yükselen çok kutuplu düzenin sınav alanı olarak görülüyordu; Rusya ve Çin’in pragmatik ittifaklar ve alternatif kurumlar inşa edebileceği bir saha. Bu vizyon gerçekleşmedi.
Colani’nin kendi kendini ataması ve Moskova’nın bunu kabul etmesi, bu iddianın çözülüşünü simgeliyor. Çok kutuplu denge yerine, Türkiye ve İsrail stratejik alanlarını genişletiyor, ABD sessizce nüfuzunu yeniden kuruyor, Rusya ise kalan mevzilerini savunmaya çalışan tepkisel bir aktöre dönüşüyor.
Rusya açısından kayıp yalnızca jeopolitik değil, itibari de. Müttefiklerini koruyamayan, yatırımlarını sürdüremeyen ve kendi meşruiyet standartlarını savunamayan bir güç, artık küresel siyasette alternatif bir kutup olma iddiasını sorgulatıyor. Moskova, başkalarının tasarımına katılan edilgen bir oyuncuya dönüşüyor.
Colani’nin kendi kendine ilan ettiği cumhurbaşkanlığının Rusya tarafından tanınması, Moskova’nın Suriye stratejisinin -bir zamanlar Orta Doğu’daki yeniden yükselişinin merkezinde yer alan politikanın- sonuna gelindiğini gösteriyor. Batı hegemonyasından bağımsızlık iddiasıyla başlayan süreç, giderek tepkisel uyumun kalıbına dönüştü.
Putin ile Colani’nin Moskova’daki tokalaşması, her seferinde biraz daha pragmatik bir tavizle çok kutuplu düzenin vaatlerinin içini boşaltan dönüm noktası olarak hatırlanacak.”
“Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı”: Moskova’daki uzman topluluğu ne söylüyor?
Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘a görüş bildiren Rus siyaset bilimciler de durumu başka bir açıdan değerlendirmiş. Ortadoğu Enstitüsü’nden Sergey Balmasov şu ifadeleri kullanıyor:
“Bu görüşmenin önemi her şeyden önce Rusya’nın Suriye’den ayrılmayı düşünmemesinde yatıyor. İktidar değişikliğinden sonra da çıkarlarımız zarar görmedi. Başka bir yönetimle de çalışabileceğimizi gösteriyoruz. Ayrıca Suriye’deki Rus askeri üslerinin kira süresinin uzatılması konusunda da anlaşmaya varacağız.
Esad rejiminin çöküşünü Batı, Moskova’nın yenilgisi olarak adlandırmıştı ama yeni Suriye liderinin ziyareti bunun tersini gösteriyor. Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı, Moskova hiçbir şey kaybetmedi. Batı’nın yenilgimiz hakkındaki sözleri birer hayaldi; biz bir yere gitmedik, gerekirse Suriye’deki konumumuzu daha da güçlendireceğiz.
Rus askeri üsleri Suriye’yi koruyabilir. Rusya, ABD’nin etkisi altında olmayan özgür Arap dünyasıyla dost. Dahası, ülkemiz dostlarını asla yarı yolda bırakmaz, her zaman yardım eder. Amerikalılar ise esasen Suriye’nin harap halde kalmasıyla ilgileniyor.
Rusya’yı Suriye’den çıkarmak isteyenler var, bunun ideolojik nedenleri de bulunuyor. Bizi müttefik rejimi koruyamaz durumda göstermek istiyorlar. Ama görüyoruz ki durum böyle değil, Rus üsleri hâlâ Suriye’de.
Rusya’nın Şam’la ilişkilerini geliştirmesini asıl engelleyenler Avrupa ve Türkiye oldu. Rus üsleri Süveyş Kanalı’nın hemen yakınında yer alıyor ve Avrupa’ya hâlâ büyük miktarda petrol ve doğalgaz sevkiyatı bu hat üzerinden yapılıyor.
İsrail ve Körfez monarşileri ise Rusya ile Suriye arasındaki ilişkilerin gelişmesine karşı çıkmıyor. Suriye’de yabancı çıkarlar ne kadar çeşitli olursa, Türkiye’nin bu ülkeyi İsrail’e karşı kullanma olasılığı o kadar azalır.”
“Şaraa ikili oynamazsa…”
Siyaset bilimci ve analist Mais Kurbanov ise şunları söylemiş:
“Geçici cumhurbaşkanı en çok ekonomik yardımla ilgileniyor. Halep ve diğer şehirlerin altyapısı ciddi biçimde zarar gördü. Ayrıca İsrail ülkenin neredeyse tüm askeri cephaneliğini yok etti, hava savunma sistemi imha edildi. Yeni yönetimin elinde hiçbir şey yok.
Ahmed Şaraa’nın niyetlerinin ne kadar samimi olduğunu zaman gösterecek. Fakat kendisi artık dost bir ülkenin lideri olarak en üst düzeyde kabul edildi. Bugün tarihi bir an yaşandı. Bu, Rusya’nın Orta Doğu’daki rolünün ne kadar önemli olduğunu gösterecek.
Amerikalılar, Şaraa Şam’a döndükten sonra ona baskı yapmaya çalışacak ama başarılı olamayacaklar. Suriye’de Amerikan ve İsrail yanlısı gruplar var. ABD, eğer Şaraa’nın Moskova’yla dostluğu ciddiye binerse ülkede kaos yaratmaya çalışabilir. Avrupa da iki ülkenin yakınlaşmasını engellemeye uğraşacak. Buna ancak Şaraa ikili oynamazsa karşı konulabilir. Suriye Rusya’yla ilişkilerini geliştirirse eskisinden bile daha güçlü hale gelir.”
Rusya
Rusya kripto işlemlerinde tam kimlik doğrulaması getirecek

Rusya, kripto para piyasasını düzenleyecek yasa paketini 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi hedeflerken, piyasadaki tüm katılımcılar için tam kimlik doğrulaması ve işlem denetimi zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor. Rosfinmonitoring’e göre dijital saklama kuruluşları yüksek riskli müşterilerin işlemlerini sınırlandırmakla yükümlü olacak.
Rusya’da kripto para piyasasında faaliyet gösteren tüm katılımcılar, müşteriler için tam kimlik doğrulaması yapmak, işlemleri ve transferleri denetlemekle yükümlü olacak.
Rosfinmonitoring Direktörü Danışmanı Vlada Korçagina, dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere yönelik işlemleri sınırlandırmak zorunda kalacağını söyledi.
Rus yetkililer, FATF’nin talep ettiği takvim doğrultusunda kripto para piyasasının serbestleştirilmesini öngören yasa tasarısını 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi planlıyor.
Korçagina, salı günü Bankacılık İncelemesi dergisinin dijital varlıklar konferansında yaptığı konuşmada, “Kripto piyasasındaki yalnızca yasal katılımcıların değil, suçluların da yeni ödeme biçimlerine yönelmesi kaçınılmaz olarak dikkat çekiyor. Bu durum, diğer tüm finansal araçlarda olduğu gibi kaçınılmazdır” dedi.
Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik uluslararası standartları belirleyen FATF, kripto para dolaşımına ilişkin kurallar yayımlamıştı. Korçagina, kuruluşun kripto para transferlerinde bilgi eşlik mekanizmasının uygulanmasını zorunlu tuttuğunu belirtti.
Korçagina’ya göre Rusya’nın 2028 yılında yapılacak bir sonraki FATF değerlendirmesinden geçememesi halinde ülke, kuruluşun gri veya kara listelerine alınma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Korçagina, bunun Rusya’nın küresel finans sisteminden tamamen dışlanmasına yol açabileceğini, bu sürecin bir bölümünün Batı yaptırımları nedeniyle zaten yaşandığını ifade etti.
Rus yetkililerin amacının yalnızca uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek değil, aynı zamanda ülkenin kripto piyasasını “suç unsurlarından arındırmak” olduğunu belirten Korçagina, bu kapsamda tüm piyasa katılımcıları için kara para aklamayla mücadele düzenlemelerinin getirileceğini söyledi.
Korçagina, “Kripto piyasası katılımcılarının kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri kapsamında öncelikli konu müşteri kimlik doğrulaması, yani KYC olacaktır. Kripto piyasasına katılan tüm yeni müşteriler, kendileriyle birlikte temsilcileri, yararlanıcıları ve nihai faydalanıcıları da kapsayan tam kimlik doğrulamasından geçirilecektir” dedi.
Rusya, stabil kripto para düzenlemesinin detaylarını açıkladı
Rosfinmonitoring’in açıklamasına göre, brokerler ve portföy yöneticileri halen müşteriler için basitleştirilmiş kimlik doğrulaması uygulayabiliyor.
Ancak mevcut bir müşteri kripto piyasasına girmek isterse, ek bilgiler toplanarak kimlik doğrulama sürecinin tamamlanması gerekecek.
Dijital saklama kuruluşları ile kripto para borsalarına, müşteri kimlik doğrulama işlemlerini bankalara ve menkul kıymet piyasası katılımcılarına devretme imkanı tanınacak.
Yeni düzenleme kapsamında tüm piyasa oyuncuları için zorunlu işlem denetim sistemi de kurulacak.
Korçagina, “Dijital para ve dijital haklarla bağlantılı, zorunlu denetime tabi beş yeni işlem türü ortaya çıkacak. Bu işlemler hakkında Rosfinmonitoring’e bildirim yapılması gerekecek. Eşik değer 1 milyon rubleden başlayacak. Bu nedenle söz konusu uygulama tüm işlemlerin izlenmesi değil, en büyük işlemlerin denetlenmesi anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Dijital saklama kuruluşları, bankalarda olduğu gibi, müşterinin kara para aklama veya terörizmin finansmanıyla bağlantılı olabileceğine dair şüphe bulunması halinde dijital hesap sözleşmesi yapmayı veya dijital tanımlayıcıya erişim sağlamayı reddedebilecek.
Korçagina, “Önemli unsurlardan biri de travel rule, yani transferlere ilişkin bilgilerin eşlik etmesi kuralıdır. Dijital saklama kuruluşları bu sisteme tam olarak entegre edilecek ve dijital para ile dijital hak transferlerinde hem gönderici hem de alıcıya ilişkin bilgileri iletmekle yükümlü olacaktır” dedi.
Ayrıca dijital saklama kuruluşlarının, Rusya Merkez Bankasının “Müşterini Tanı” platformuna entegre edilmesinin planlandığını belirten Korçagina, Merkez Bankasının bu kuruluşlara kurumsal müşterilerin risk değerlendirmelerine ilişkin bilgi sağlayacağını söyledi.
Korçagina, bu bilgileri kullanan dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere karşı kısıtlayıcı tedbirler almak zorunda kalacağını ifade etti.
Korçagina, söz konusu yükümlülüklerin 1 Temmuz’a kadar kabul edilmesi planlanan temel yasa tasarısına eşlik eden düzenleme paketinde yer aldığını belirtti.
“Kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri neredeyse hemen yürürlüğe girecek. Herhangi bir geçiş süresi öngörülmüyor. Bu nedenle şirketler hazırlıklara şimdiden kademeli olarak başlayabilir” diyen Korçagina, sektörün yeni kurallara erkenden uyum sağlamasının önem taşıdığını kaydetti.
Rusya’da kripto para yasasıyla kitlesel kapanma dalgası ufukta
Rusya
Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.
Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.
İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.
Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.
Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.
Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor
Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.
Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.
Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.
Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.
Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.
Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.
Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor
Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu
Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.
Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.
Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.
İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.
Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”
Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.
Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.
Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.
Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.
Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.
Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.
Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.
Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.
Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.
Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.
Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:
“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”
Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.
İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.
Rusya
Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.
Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.
Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.
Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.
Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.
FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.
Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.
Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.
Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.
FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.
Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.
Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.
Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.
Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








