Rusya
Şaraa’nın Moskova turu: Rusya ne istiyor, Şam ne alacak?

Suriye’nin “geçici cumhurbaşkanı” Ahmed eş-Şaraa (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani), dün Moskova’ya ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.
Kremlin’de gerçekleşen görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Başkanı Danışmanı Yuriy Uşakov ve Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin eşlik etti.
Görüşmelerin basına açık bölümünde konuşan Vladimir Putin, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin 1944’te diplomatik bağların kurulmasından bu yana “siyasi konjonktüre veya özel çıkarlara” bağlı olmadığını söyledi.
Vedomosti‘nin haberine göre Putin, “Bu on yıllar boyunca tek bir şeye göre, yani Suriye halkının çıkarlarına göre hareket ettik” dedi.
Rusya lideri, iki ülke arasındaki ilişkilerin daima dostane bir nitelik taşıdığını belirterek, 4 binden fazla Suriyeli öğrencinin Rus üniversitelerinde eğitim gördüğünü ve bu gençlerinin ülkenin yeniden imarında önemli rol oynayacaklarını dile getirdi.
Putin ayrıca, 5 Ekim’de yapılan parlamento seçimlerine değinerek sonuçları Şaraa açısından “büyük bir başarı” olarak nitelendirdi.
Devlet Başkanı, “Bu, toplumu birleştiriyor. Suriye zor bir dönemden geçse de tüm siyasi güçler arasındaki ilişkileri ve işbirliğini güçlendirecek” diye konuştu.
Putin, sözlerini “Rusya’ya hoş geldiniz” diyerek tamamladı.
Ahmed eş-Şaraa ise Rusya liderine teşekkür ederek Moskova’ya gelmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rusya’nın Suriye’nin kalkınmasına yaptığı “ciddi katkıyı” vurgulayan Şaraa, iki ülkeyi birbirine bağlayan “sağlam işbirliği köprülerinden” söz etti.
Şaraa, “Bundan sonra da birlikte çalışacağız. İlişkilerimizi yeniden canlandırıp sizi yeni Suriye’yle tanıştırmaya çalışacağız. Rusya, yeni Suriye’nin inşasında ciddi bir rol oynayacak” dedi.
Rus askeri üslerinin akıbeti de gündemdeydi
İki saatten uzun süren görüşmelerin ardından liderler basına ortak açıklama yapmadı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, tarafların iki ülke ilişkilerinin mevcut durumunu, ticari, iktisadi ve insani alanlardaki işbirliğini ele aldığını bildirdi.
Peskov’un açıklamasına göre liderler ayrıca Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve Suriye’deki Rus askeri üslerinin durumunu da görüştü.
Kremlin, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada gündemin ana başlıklarından birinin Hmeymim hava üssü ile Tartus’taki 720. donanma ikmal noktasının geleceği olacağını duyurmuştu.
Moskova, 2017’de imzaladığı anlaşmayla bu üslerdeki varlığını 49 yıllığına güvence altına almıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, tarafların kapalı oturumlarda “Rus askeri tesislerinin işlevlerinin olası yeniden düzenlenmesi” konusunu ele aldığını açıkladı.
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da bu üslerin Afrika’ya insani yardım sevkiyatında lojistik merkezlere dönüştürülebileceğini belirtti.
RBK‘nın aktardığına göre Lavrov, “Suriye tarafı, Tartus ve Hmeymim’deki üslerimizin korunmasından yana. Biz de, devlet başkanının söylediği üzere, ev sahibi ülkenin menfaatlerini gözetiyoruz” diye konuştu.
Yeni Suriye yönetimi, Rus birliklerinin ülkede kalmasına kendi çıkarlarına uygun koşullarda izin vereceğini taahhüt etmişti.
Bunun yanı sıra Putin, iki ülke arasındaki hükümetler arası komisyonun kısa süre önce yeniden çalışmaya başladığını hatırlatarak, eylül ayında Rus heyetinin Şam ziyaretinde “pek çok ilginç ve faydalı girişimin” görüşüldüğünü belirtti.
Şaraa’nın gündeminde Esad’ın iadesi de vardı
Reuters ajansına konuşan kaynaklara göre Ahmed eş-Şaraa, Kremlin’deki görüşmelerde Beşar Esad’ın iadesini de talep etmeyi planladı. Eylül sonunda Şam’daki bir mahkeme, eski cumhurbaşkanı hakkında 2011’de Deraa’daki protestolar sırasında “işkence ve kasten öldürme” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarmıştı.
Ahmed eş-Şaraa, bu yılın ocak ayında kendini geçici cumhurbaşkanı ilan etmesinin ardından lideri olduğu Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün himayesindeki hükümetinin uluslararası sahada kabul görmesi için yoğun bir diplomasi trafiği başlattı.
Şaraa, mart ayında Kahire’de düzenlenen Filistin konulu olağanüstü zirvede uluslararası arenaya ilk kez çıktı. Eylül ortasında ise Doha’da düzenlenen Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi’ne katılarak Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la görüştü.
Aynı zamanda Şaraa, iki kez Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la sınır güvenliği ve Kürt bölgelerindeki durumu ele aldı. Bu temaslar, Türkiye ve Suriye liderleri arasında uzun yıllar sonra gerçekleşen ilk doğrudan görüşmeler oldu.
Eylül sonunda BM Genel Kurulu’nda da bir konuşma yapan Şaraa, yaklaşık 60 yıl aradan sonra kürsüye çıkan ilk Suriye lideri olarak uluslararası topluma “Suriye halkının üzerindeki yaptırım zincirlerinin kaldırılması” çağrısında bulundu. Şaraa, “Suriye, uluslar arasında hak ettiği yeri yeniden alıyor” dedi.
New York’taki temasları sırasında Trump, Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ukrayna Devlet Başkanı ve AB liderleriyle de bir araya geldi.
Bu diplomatik adımların sonucunda yılın başından itibaren Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve İsviçre, Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma veya hafifletme kararı aldı. Körfez ülkeleri de savaş sonrası yeniden imar sürecinin başlıca finansörleri hâline geldi.
Katarlı bir konsorsiyum enerji projeleri için 7 milyar dolar, Suudi Arabistan inşaat yatırımları için 6,4 milyar dolar taahhüt etti. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir şirket ise Tartus Limanı’nın yenilenmesine 800 milyon dolar yatırım yapacağını duyurdu.
Colani’yi hatırlatmak gerekirse…
Uluslararası alanda meşruiyet kazanmaya çalışan Şaraa’nın çoğu kişinin vakıf olduğu sabıka kaydı kabarık. Mayıs ayında Bağdat’taki Arap Birliği zirvesine davet edilmesine rağmen Şam’da kalmayı tercih etti. Bazı Iraklı siyasetçiler, Şaraa’nın geçmişte Irak el-Kaidesi saflarında yer alması nedeniyle bu davete karşı çıktı. Söz konusu örgüt daha sonra IŞİD’e dönüşmüştü.
The Economist dergisine göre, 2006’da Amerikan askerleri Şaraa’yı Musul yakınlarında yola bomba yerleştirirken yakaladı. Şaraa, yaklaşık beş yılını aralarında Ebu Gureyb’in de bulunduğu Irak hapishanelerinde geçirdi.
Buna rağmen Şaraa, mayıs ayında Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la bir araya geldi. Bu, 2000’den beri iki ülke liderleri arasında yapılan ilk görüşmeydi. Görüşme öncesinde Trump, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklamış, ilgili kararname 30 Haziran’da imzalanmıştı.
Trump görüşmeden sonra, “Genç, çekici bir adam, tam bir mücadeleci. Çetin bir mazisi var ama güçlü biri, her şeyi kontrol altına alma şansı yüksek” ifadesini kullandı. Ancak ABD, 2024 sonuna kadar Şaraa’nın yeri hakkında bilgi getirene 10 milyon dolar ödül vaat ediyordu.
Moskova-Şam hattındaki trafik
Şaraa’nın Moskova ziyareti, son aylarda iki ülke arasında artan temasların ardından geldi. 28 Ocak 2025’te Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov başkanlığındaki Rus heyeti Şam’ı ziyaret etti. 12 Şubat’ta Putin ile Şaraa arasında ilk telefon görüşmesi yapıldı.
31 Temmuz’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Aynı dönemde HTŞ yönetiminin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra da Moskova’da temaslarda bulundu.
9 Eylül’de Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak liderliğindeki bir Rus heyeti Şam’a gitti. 25 Eylül’de Lavrov ve eş-Şeybani, BM Genel Kurulu sırasında New York’ta bir araya geldi.
Son olarak 2 Ekim’de Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Naasan başkanlığındaki askeri heyet Moskova’yı ziyaret etti.
Ziyaret öncesinde CBS News‘e mülakat veren Şaraa, Rusya ile ilişkilerin Batı’yla ilişkilerle çelişmediğini söylemişti. Aynı röportajda, Rusya ve Çin’le işbirliğinin “sakin bir karakter” taşıdığını belirterek, Moskova ve Pekin’in Şam’a “olumlu sinyaller” gönderdiğini ifade etmişti.

“Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru?”
Şaraa’nın mazisi ve Şam’da kurulan yeni yönetimin iktidarı tesis etme biçimine bakılırsa, Moskova’nın Kiev’deki Vladimir Zelenskiy yönetiminin sıkıyönetim altında seçimlere ertelemek suretiyle gayri meşru hale geldiği söylemi -ki haklı bir söylem- arasında bir çelişki var. Suriyeli gazeteci Kevork Almassian, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda şöyle izah ediyor:
“Rusya’nın 2015’te Suriye’ye müdahalesinin stratejik gerekçesi açıktı: Dost bir rejimi ayakta tutmak, Tartus Limanı üzerinden Akdeniz’e deniz erişimini güvenceye almak ve İslamcı tekfirci militanlığın Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya’ya yayılmasını engellemek. Müdahale, bir süreliğine Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmesini sağladı.
Fakat bugünkü tablo, bu başarının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Cihatçı aşırılığı ortadan kaldırmak için savaş gerekçesi sunan Moskova, şimdi o hareketin eski bir temsilcisini meşrulaştırıyor. Colani’nin seçim olmadan, halkın onayı veya meşru bir yetki olmadan kendisini cumhurbaşkanı ilan etmesi, Moskova’da diplomatik bir kabulle karşılandı.
Bu çelişki daha keskin olamazdı. Moskova’nın Ukrayna konusundaki resmi tutumu tek bir iddiaya dayanıyor, yani Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin savaş koşullarında seçimleri ertelemesi nedeniyle meşruiyetini yitirdiğine. Ancak Kremlin şimdi, darbeyle iktidarı ele geçirip kendisini fermanla cumhurbaşkanı ilan eden Colani’yi ağırlıyor.
Bu tutum, Rusya’nın kendi egemenlik ve meşruiyet söylemini zedeliyor. Eğer Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru sayılabilir?
Moskova’nın etkilemeyi en çok arzuladığı kitle olan Küresel Güney için bu sahne ibret verici. Uluslararası hukukun ve egemen meşruiyetin savunucusu rolünü üstlenen bir devlet, şimdi seçim yapılmadan yönetimi ele geçiren bir savaş ağasını kucaklıyor.
Bu tutarsızlıktan jeopolitik kazanç sağlayan aktörler belli. Uzun süredir NATO ile bölgedeki İslamcı ağlar arasında manevra yapma becerisine sahip Türkiye, Suriye’nin yeni gerçekliğinin sessiz mimarı olarak öne çıktı. Ankara’nın İdlib’deki gerilimi azaltma bölgelerine öncülük etmesi ve muhalif grupları denetim altında tutması, Colani’ye iktidarını pekiştirebileceği bir alan sağladı.
Washington ise kendi açısından, yirmi yıllık doğrudan müdahaleyle başaramadığını, yani Batı ve Türkiye’nin stratejik öncelikleriyle uyumlu bir Suriye yönetimini, dolaylı yollarla elde ediyor.
Suriye’deki geçiş sürecinin en önemli sonuçlarından biri, Türkiye’nin hızla bölgesel bir güç merkezi haline gelmesi. NATO’nun en büyük ordusuna sahip ve askeri güç kullanmaktan çekinmeyen Ankara, artık Orta Doğu ile Avrasya arasındaki yeniden yapılanmanın merkezinde duruyor.
Suriye, Türkiye’nin nüfuzunun başlıca sahnesine dönüştü. Ankara, ülke genelindeki varlığını güçlendirerek başlangıçta bir güvenlik tamponu olarak kurduğu alanı kalıcı siyasi ve ekonomik denetim alanına dönüştürdü. Colani yönetimindeki yeni Suriye rejimini destekleyerek Türkiye, Akdeniz ile Bilad’uş Şam arasındaki ticaret, enerji ve yeniden imar sözleşmelerinin akışını fiilen kontrol eder hale geldi.
Bu, duygusal anlamda bir imparatorluk dönüşü değil, yapısal bir yeniden doğuş. Türkiye’nin politikası, ekonomik bütünleşmeyi, askeri yerleşimi ve ideolojik yumuşak gücü -diplomasi kadar sahadaki varlıkla da genişleyen modern bir Osmanlıcılık biçimi- bir araya getiriyor. Türk askerlerinin, istihbarat ağlarının ve yüklenicilerin varlığı, yeni rejim altındaki Suriye devletinin Ankara’nın stratejik yörüngesinde kalmasını garanti ediyor.
Fakat Suriye bu genişlemenin yalnızca bir ekseni. Diğeri, Güney Kafkasya üzerinden kuzeydoğuya uzanıyor. Ermenistan’ı aşarak Türkiye’yi Azerbaycan’a, oradan Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine bağlayan yeni koridor -Zengezur koridoru- Avrasya’daki bağlantı yapısında tarihi bir kaymaya işaret ediyor. Uzun süredir Ankara’nın hedefi olan bu güzergah, Türkiye’ye Hazar Denizi’ne ve ötesine kara üzerinden doğrudan erişim sağlıyor.
Türkiye açısından bu, Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz bir nüfuz hattı demek. NATO açısından ise Avrupa’nın güneydoğu kanadını Avrasya’nın zengin enerji havzasına bağlayan sürekli bir jeopolitik kuşak açılıyor. Rusya içinse bu, yani güney sınırlarının bir NATO üyesi tarafından çevrelenmesi stratejik bir kabus.
Ankara’nın üstünlüğü, tutarlılığında yatıyor. Moskova’nın aşırı genişlediği, Pekin’in tereddüt ettiği yerde Türkiye çok boyutlu bir strateji izledi; NATO’daki konumunu, enerji diplomasisini ve Türk dünyasıyla kültürel bağlarını ustaca birleştirdi. Batı’nın onayladığı Ermenistan koridoru bu üstünlüğü kalıcılaştıracak; Türkiye’yi yalnızca savaş sonrası Suriye’nin başlıca bölgesel aktörü değil, aynı zamanda Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında -hem Rusya’nın hem İran’ın aleyhine- vazgeçilmez bir bağlantı noktası haline getirecek.
Çin’in tutumu da en az Rusya’nınki kadar açıklayıcı. Egemenliğe ve içişlerine karışmama ilkesine dair söylemine rağmen Pekin, Suriye’yi istikrara kavuşturma veya yeniden inşa etme konusunda anlamlı bir rol üstlenmedi. Kuşak ve Yol gibi ekonomik girişimleri, siyasi nüfuza dönüşmedi. Esad’ın devrilmesinin ardından gelen sessizlik, Çin’in Batı ya da Türkiye’nin üstünlüğüyle yüzleşme konusundaki isteksizliğini açıkça ortaya koyuyor.
Ortada kalan ise bir boşluk: Rusya ve Çin’in, temkinlilikleri, tutarsızlıkları ve stratejik geri çekilmeleriyle bizzat yarattıkları bir boşluk.
Bir zamanlar Orta Doğu, yükselen çok kutuplu düzenin sınav alanı olarak görülüyordu; Rusya ve Çin’in pragmatik ittifaklar ve alternatif kurumlar inşa edebileceği bir saha. Bu vizyon gerçekleşmedi.
Colani’nin kendi kendini ataması ve Moskova’nın bunu kabul etmesi, bu iddianın çözülüşünü simgeliyor. Çok kutuplu denge yerine, Türkiye ve İsrail stratejik alanlarını genişletiyor, ABD sessizce nüfuzunu yeniden kuruyor, Rusya ise kalan mevzilerini savunmaya çalışan tepkisel bir aktöre dönüşüyor.
Rusya açısından kayıp yalnızca jeopolitik değil, itibari de. Müttefiklerini koruyamayan, yatırımlarını sürdüremeyen ve kendi meşruiyet standartlarını savunamayan bir güç, artık küresel siyasette alternatif bir kutup olma iddiasını sorgulatıyor. Moskova, başkalarının tasarımına katılan edilgen bir oyuncuya dönüşüyor.
Colani’nin kendi kendine ilan ettiği cumhurbaşkanlığının Rusya tarafından tanınması, Moskova’nın Suriye stratejisinin -bir zamanlar Orta Doğu’daki yeniden yükselişinin merkezinde yer alan politikanın- sonuna gelindiğini gösteriyor. Batı hegemonyasından bağımsızlık iddiasıyla başlayan süreç, giderek tepkisel uyumun kalıbına dönüştü.
Putin ile Colani’nin Moskova’daki tokalaşması, her seferinde biraz daha pragmatik bir tavizle çok kutuplu düzenin vaatlerinin içini boşaltan dönüm noktası olarak hatırlanacak.”
“Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı”: Moskova’daki uzman topluluğu ne söylüyor?
Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘a görüş bildiren Rus siyaset bilimciler de durumu başka bir açıdan değerlendirmiş. Ortadoğu Enstitüsü’nden Sergey Balmasov şu ifadeleri kullanıyor:
“Bu görüşmenin önemi her şeyden önce Rusya’nın Suriye’den ayrılmayı düşünmemesinde yatıyor. İktidar değişikliğinden sonra da çıkarlarımız zarar görmedi. Başka bir yönetimle de çalışabileceğimizi gösteriyoruz. Ayrıca Suriye’deki Rus askeri üslerinin kira süresinin uzatılması konusunda da anlaşmaya varacağız.
Esad rejiminin çöküşünü Batı, Moskova’nın yenilgisi olarak adlandırmıştı ama yeni Suriye liderinin ziyareti bunun tersini gösteriyor. Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı, Moskova hiçbir şey kaybetmedi. Batı’nın yenilgimiz hakkındaki sözleri birer hayaldi; biz bir yere gitmedik, gerekirse Suriye’deki konumumuzu daha da güçlendireceğiz.
Rus askeri üsleri Suriye’yi koruyabilir. Rusya, ABD’nin etkisi altında olmayan özgür Arap dünyasıyla dost. Dahası, ülkemiz dostlarını asla yarı yolda bırakmaz, her zaman yardım eder. Amerikalılar ise esasen Suriye’nin harap halde kalmasıyla ilgileniyor.
Rusya’yı Suriye’den çıkarmak isteyenler var, bunun ideolojik nedenleri de bulunuyor. Bizi müttefik rejimi koruyamaz durumda göstermek istiyorlar. Ama görüyoruz ki durum böyle değil, Rus üsleri hâlâ Suriye’de.
Rusya’nın Şam’la ilişkilerini geliştirmesini asıl engelleyenler Avrupa ve Türkiye oldu. Rus üsleri Süveyş Kanalı’nın hemen yakınında yer alıyor ve Avrupa’ya hâlâ büyük miktarda petrol ve doğalgaz sevkiyatı bu hat üzerinden yapılıyor.
İsrail ve Körfez monarşileri ise Rusya ile Suriye arasındaki ilişkilerin gelişmesine karşı çıkmıyor. Suriye’de yabancı çıkarlar ne kadar çeşitli olursa, Türkiye’nin bu ülkeyi İsrail’e karşı kullanma olasılığı o kadar azalır.”
“Şaraa ikili oynamazsa…”
Siyaset bilimci ve analist Mais Kurbanov ise şunları söylemiş:
“Geçici cumhurbaşkanı en çok ekonomik yardımla ilgileniyor. Halep ve diğer şehirlerin altyapısı ciddi biçimde zarar gördü. Ayrıca İsrail ülkenin neredeyse tüm askeri cephaneliğini yok etti, hava savunma sistemi imha edildi. Yeni yönetimin elinde hiçbir şey yok.
Ahmed Şaraa’nın niyetlerinin ne kadar samimi olduğunu zaman gösterecek. Fakat kendisi artık dost bir ülkenin lideri olarak en üst düzeyde kabul edildi. Bugün tarihi bir an yaşandı. Bu, Rusya’nın Orta Doğu’daki rolünün ne kadar önemli olduğunu gösterecek.
Amerikalılar, Şaraa Şam’a döndükten sonra ona baskı yapmaya çalışacak ama başarılı olamayacaklar. Suriye’de Amerikan ve İsrail yanlısı gruplar var. ABD, eğer Şaraa’nın Moskova’yla dostluğu ciddiye binerse ülkede kaos yaratmaya çalışabilir. Avrupa da iki ülkenin yakınlaşmasını engellemeye uğraşacak. Buna ancak Şaraa ikili oynamazsa karşı konulabilir. Suriye Rusya’yla ilişkilerini geliştirirse eskisinden bile daha güçlü hale gelir.”
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa6 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor







