Bizi Takip Edin

Rusya

Şaraa’nın Moskova turu: Rusya ne istiyor, Şam ne alacak?

Yayınlanma

Suriye’nin “geçici cumhurbaşkanı” Ahmed eş-Şaraa (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani), dün Moskova’ya ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.

Kremlin’de gerçekleşen görüşmede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Başkanı Danışmanı Yuriy Uşakov ve Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin eşlik etti.

Görüşmelerin basına açık bölümünde konuşan Vladimir Putin, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin 1944’te diplomatik bağların kurulmasından bu yana “siyasi konjonktüre veya özel çıkarlara” bağlı olmadığını söyledi.

Vedomosti‘nin haberine göre Putin, “Bu on yıllar boyunca tek bir şeye göre, yani Suriye halkının çıkarlarına göre hareket ettik” dedi.

Rusya lideri, iki ülke arasındaki ilişkilerin daima dostane bir nitelik taşıdığını belirterek, 4 binden fazla Suriyeli öğrencinin Rus üniversitelerinde eğitim gördüğünü ve bu gençlerinin ülkenin yeniden imarında önemli rol oynayacaklarını dile getirdi.

Putin ayrıca, 5 Ekim’de yapılan parlamento seçimlerine değinerek sonuçları Şaraa açısından “büyük bir başarı” olarak nitelendirdi.

Devlet Başkanı, “Bu, toplumu birleştiriyor. Suriye zor bir dönemden geçse de tüm siyasi güçler arasındaki ilişkileri ve işbirliğini güçlendirecek” diye konuştu.

Putin, sözlerini “Rusya’ya hoş geldiniz” diyerek tamamladı.

Ahmed eş-Şaraa ise Rusya liderine teşekkür ederek Moskova’ya gelmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti. Rusya’nın Suriye’nin kalkınmasına yaptığı “ciddi katkıyı” vurgulayan Şaraa, iki ülkeyi birbirine bağlayan “sağlam işbirliği köprülerinden” söz etti.

Şaraa, “Bundan sonra da birlikte çalışacağız. İlişkilerimizi yeniden canlandırıp sizi yeni Suriye’yle tanıştırmaya çalışacağız. Rusya, yeni Suriye’nin inşasında ciddi bir rol oynayacak” dedi.

Rus askeri üslerinin akıbeti de gündemdeydi

İki saatten uzun süren görüşmelerin ardından liderler basına ortak açıklama yapmadı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, tarafların iki ülke ilişkilerinin mevcut durumunu, ticari, iktisadi ve insani alanlardaki işbirliğini ele aldığını bildirdi.

Peskov’un açıklamasına göre liderler ayrıca Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve Suriye’deki Rus askeri üslerinin durumunu da görüştü.

Kremlin, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada gündemin ana başlıklarından birinin Hmeymim hava üssü ile Tartus’taki 720. donanma ikmal noktasının geleceği olacağını duyurmuştu.

Moskova, 2017’de imzaladığı anlaşmayla bu üslerdeki varlığını 49 yıllığına güvence altına almıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, tarafların kapalı oturumlarda “Rus askeri tesislerinin işlevlerinin olası yeniden düzenlenmesi” konusunu ele aldığını açıkladı.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da bu üslerin Afrika’ya insani yardım sevkiyatında lojistik merkezlere dönüştürülebileceğini belirtti.

RBK‘nın aktardığına göre Lavrov, “Suriye tarafı, Tartus ve Hmeymim’deki üslerimizin korunmasından yana. Biz de, devlet başkanının söylediği üzere, ev sahibi ülkenin menfaatlerini gözetiyoruz” diye konuştu.

Yeni Suriye yönetimi, Rus birliklerinin ülkede kalmasına kendi çıkarlarına uygun koşullarda izin vereceğini taahhüt etmişti.

Bunun yanı sıra Putin, iki ülke arasındaki hükümetler arası komisyonun kısa süre önce yeniden çalışmaya başladığını hatırlatarak, eylül ayında Rus heyetinin Şam ziyaretinde “pek çok ilginç ve faydalı girişimin” görüşüldüğünü belirtti.

Şaraa’nın gündeminde Esad’ın iadesi de vardı

Reuters ajansına konuşan kaynaklara göre Ahmed eş-Şaraa, Kremlin’deki görüşmelerde Beşar Esad’ın iadesini de talep etmeyi planladı. Eylül sonunda Şam’daki bir mahkeme, eski cumhurbaşkanı hakkında 2011’de Deraa’daki protestolar sırasında “işkence ve kasten öldürme” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarmıştı.

Ahmed eş-Şaraa, bu yılın ocak ayında kendini geçici cumhurbaşkanı ilan etmesinin ardından lideri olduğu Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün himayesindeki hükümetinin uluslararası sahada kabul görmesi için yoğun bir diplomasi trafiği başlattı.

Şaraa, mart ayında Kahire’de düzenlenen Filistin konulu olağanüstü zirvede uluslararası arenaya ilk kez çıktı. Eylül ortasında ise Doha’da düzenlenen Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi’ne katılarak Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la görüştü.

Aynı zamanda Şaraa, iki kez Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la sınır güvenliği ve Kürt bölgelerindeki durumu ele aldı. Bu temaslar, Türkiye ve Suriye liderleri arasında uzun yıllar sonra gerçekleşen ilk doğrudan görüşmeler oldu.

Eylül sonunda BM Genel Kurulu’nda da bir konuşma yapan Şaraa, yaklaşık 60 yıl aradan sonra kürsüye çıkan ilk Suriye lideri olarak uluslararası topluma “Suriye halkının üzerindeki yaptırım zincirlerinin kaldırılması” çağrısında bulundu. Şaraa, “Suriye, uluslar arasında hak ettiği yeri yeniden alıyor” dedi.

New York’taki temasları sırasında Trump, Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ukrayna Devlet Başkanı ve AB liderleriyle de bir araya geldi.

Bu diplomatik adımların sonucunda yılın başından itibaren Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve İsviçre, Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma veya hafifletme kararı aldı. Körfez ülkeleri de savaş sonrası yeniden imar sürecinin başlıca finansörleri hâline geldi.

Katarlı bir konsorsiyum enerji projeleri için 7 milyar dolar, Suudi Arabistan inşaat yatırımları için 6,4 milyar dolar taahhüt etti. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir şirket ise Tartus Limanı’nın yenilenmesine 800 milyon dolar yatırım yapacağını duyurdu.

Colani’yi hatırlatmak gerekirse…

Uluslararası alanda meşruiyet kazanmaya çalışan Şaraa’nın çoğu kişinin vakıf olduğu sabıka kaydı kabarık. Mayıs ayında Bağdat’taki Arap Birliği zirvesine davet edilmesine rağmen Şam’da kalmayı tercih etti. Bazı Iraklı siyasetçiler, Şaraa’nın geçmişte Irak el-Kaidesi saflarında yer alması nedeniyle bu davete karşı çıktı. Söz konusu örgüt daha sonra IŞİD’e dönüşmüştü.

The Economist dergisine göre, 2006’da Amerikan askerleri Şaraa’yı Musul yakınlarında yola bomba yerleştirirken yakaladı. Şaraa, yaklaşık beş yılını aralarında Ebu Gureyb’in de bulunduğu Irak hapishanelerinde geçirdi.

Buna rağmen Şaraa, mayıs ayında Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la bir araya geldi. Bu, 2000’den beri iki ülke liderleri arasında yapılan ilk görüşmeydi. Görüşme öncesinde Trump, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklamış, ilgili kararname 30 Haziran’da imzalanmıştı.

Trump görüşmeden sonra, “Genç, çekici bir adam, tam bir mücadeleci. Çetin bir mazisi var ama güçlü biri, her şeyi kontrol altına alma şansı yüksek” ifadesini kullandı. Ancak ABD, 2024 sonuna kadar Şaraa’nın yeri hakkında bilgi getirene 10 milyon dolar ödül vaat ediyordu.

Moskova-Şam hattındaki trafik

Şaraa’nın Moskova ziyareti, son aylarda iki ülke arasında artan temasların ardından geldi. 28 Ocak 2025’te Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov başkanlığındaki Rus heyeti Şam’ı ziyaret etti. 12 Şubat’ta Putin ile Şaraa arasında ilk telefon görüşmesi yapıldı.

31 Temmuz’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Aynı dönemde HTŞ yönetiminin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra da Moskova’da temaslarda bulundu.

9 Eylül’de Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak liderliğindeki bir Rus heyeti Şam’a gitti. 25 Eylül’de Lavrov ve eş-Şeybani, BM Genel Kurulu sırasında New York’ta bir araya geldi.

Son olarak 2 Ekim’de Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Naasan başkanlığındaki askeri heyet Moskova’yı ziyaret etti.

Ziyaret öncesinde CBS News‘e mülakat veren Şaraa, Rusya ile ilişkilerin Batı’yla ilişkilerle çelişmediğini söylemişti. Aynı röportajda, Rusya ve Çin’le işbirliğinin “sakin bir karakter” taşıdığını belirterek, Moskova ve Pekin’in Şam’a “olumlu sinyaller” gönderdiğini ifade etmişti.

“Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru?”

Şaraa’nın mazisi ve Şam’da kurulan yeni yönetimin iktidarı tesis etme biçimine bakılırsa, Moskova’nın Kiev’deki Vladimir Zelenskiy yönetiminin sıkıyönetim altında seçimlere ertelemek suretiyle gayri meşru hale geldiği söylemi -ki haklı bir söylem- arasında bir çelişki var. Suriyeli gazeteci Kevork Almassian, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda şöyle izah ediyor:

“Rusya’nın 2015’te Suriye’ye müdahalesinin stratejik gerekçesi açıktı: Dost bir rejimi ayakta tutmak, Tartus Limanı üzerinden Akdeniz’e deniz erişimini güvenceye almak ve İslamcı tekfirci militanlığın Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya’ya yayılmasını engellemek. Müdahale, bir süreliğine Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmesini sağladı.

Fakat bugünkü tablo, bu başarının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Cihatçı aşırılığı ortadan kaldırmak için savaş gerekçesi sunan Moskova, şimdi o hareketin eski bir temsilcisini meşrulaştırıyor. Colani’nin seçim olmadan, halkın onayı veya meşru bir yetki olmadan kendisini cumhurbaşkanı ilan etmesi, Moskova’da diplomatik bir kabulle karşılandı.

Bu çelişki daha keskin olamazdı. Moskova’nın Ukrayna konusundaki resmi tutumu tek bir iddiaya dayanıyor, yani Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin savaş koşullarında seçimleri ertelemesi nedeniyle meşruiyetini yitirdiğine. Ancak Kremlin şimdi, darbeyle iktidarı ele geçirip kendisini fermanla cumhurbaşkanı ilan eden Colani’yi ağırlıyor.

Bu tutum, Rusya’nın kendi egemenlik ve meşruiyet söylemini zedeliyor. Eğer Zelenskiy’nin seçimleri ertelemesi onun yetkisini geçersiz kılıyorsa, Colani’nin darbesi nasıl meşru sayılabilir?

Moskova’nın etkilemeyi en çok arzuladığı kitle olan Küresel Güney için bu sahne ibret verici. Uluslararası hukukun ve egemen meşruiyetin savunucusu rolünü üstlenen bir devlet, şimdi seçim yapılmadan yönetimi ele geçiren bir savaş ağasını kucaklıyor.

Bu tutarsızlıktan jeopolitik kazanç sağlayan aktörler belli. Uzun süredir NATO ile bölgedeki İslamcı ağlar arasında manevra yapma becerisine sahip Türkiye, Suriye’nin yeni gerçekliğinin sessiz mimarı olarak öne çıktı. Ankara’nın İdlib’deki gerilimi azaltma bölgelerine öncülük etmesi ve muhalif grupları denetim altında tutması, Colani’ye iktidarını pekiştirebileceği bir alan sağladı.

Washington ise kendi açısından, yirmi yıllık doğrudan müdahaleyle başaramadığını, yani Batı ve Türkiye’nin stratejik öncelikleriyle uyumlu bir Suriye yönetimini, dolaylı yollarla elde ediyor.

Suriye’deki geçiş sürecinin en önemli sonuçlarından biri, Türkiye’nin hızla bölgesel bir güç merkezi haline gelmesi. NATO’nun en büyük ordusuna sahip ve askeri güç kullanmaktan çekinmeyen Ankara, artık Orta Doğu ile Avrasya arasındaki yeniden yapılanmanın merkezinde duruyor.

Suriye, Türkiye’nin nüfuzunun başlıca sahnesine dönüştü. Ankara, ülke genelindeki varlığını güçlendirerek başlangıçta bir güvenlik tamponu olarak kurduğu alanı kalıcı siyasi ve ekonomik denetim alanına dönüştürdü. Colani yönetimindeki yeni Suriye rejimini destekleyerek Türkiye, Akdeniz ile Bilad’uş Şam arasındaki ticaret, enerji ve yeniden imar sözleşmelerinin akışını fiilen kontrol eder hale geldi.

Bu, duygusal anlamda bir imparatorluk dönüşü değil, yapısal bir yeniden doğuş. Türkiye’nin politikası, ekonomik bütünleşmeyi, askeri yerleşimi ve ideolojik yumuşak gücü -diplomasi kadar sahadaki varlıkla da genişleyen modern bir Osmanlıcılık biçimi- bir araya getiriyor. Türk askerlerinin, istihbarat ağlarının ve yüklenicilerin varlığı, yeni rejim altındaki Suriye devletinin Ankara’nın stratejik yörüngesinde kalmasını garanti ediyor.

Fakat Suriye bu genişlemenin yalnızca bir ekseni. Diğeri, Güney Kafkasya üzerinden kuzeydoğuya uzanıyor. Ermenistan’ı aşarak Türkiye’yi Azerbaycan’a, oradan Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine bağlayan yeni koridor -Zengezur koridoru- Avrasya’daki bağlantı yapısında tarihi bir kaymaya işaret ediyor. Uzun süredir Ankara’nın hedefi olan bu güzergah, Türkiye’ye Hazar Denizi’ne ve ötesine kara üzerinden doğrudan erişim sağlıyor.

Türkiye açısından bu, Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz bir nüfuz hattı demek. NATO açısından ise Avrupa’nın güneydoğu kanadını Avrasya’nın zengin enerji havzasına bağlayan sürekli bir jeopolitik kuşak açılıyor. Rusya içinse bu, yani güney sınırlarının bir NATO üyesi tarafından çevrelenmesi stratejik bir kabus.

Ankara’nın üstünlüğü, tutarlılığında yatıyor. Moskova’nın aşırı genişlediği, Pekin’in tereddüt ettiği yerde Türkiye çok boyutlu bir strateji izledi; NATO’daki konumunu, enerji diplomasisini ve Türk dünyasıyla kültürel bağlarını ustaca birleştirdi. Batı’nın onayladığı Ermenistan koridoru bu üstünlüğü kalıcılaştıracak; Türkiye’yi yalnızca savaş sonrası Suriye’nin başlıca bölgesel aktörü değil, aynı zamanda Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında -hem Rusya’nın hem İran’ın aleyhine- vazgeçilmez bir bağlantı noktası haline getirecek.

Çin’in tutumu da en az Rusya’nınki kadar açıklayıcı. Egemenliğe ve içişlerine karışmama ilkesine dair söylemine rağmen Pekin, Suriye’yi istikrara kavuşturma veya yeniden inşa etme konusunda anlamlı bir rol üstlenmedi. Kuşak ve Yol gibi ekonomik girişimleri, siyasi nüfuza dönüşmedi. Esad’ın devrilmesinin ardından gelen sessizlik, Çin’in Batı ya da Türkiye’nin üstünlüğüyle yüzleşme konusundaki isteksizliğini açıkça ortaya koyuyor.

Ortada kalan ise bir boşluk: Rusya ve Çin’in, temkinlilikleri, tutarsızlıkları ve stratejik geri çekilmeleriyle bizzat yarattıkları bir boşluk.

Bir zamanlar Orta Doğu, yükselen çok kutuplu düzenin sınav alanı olarak görülüyordu; Rusya ve Çin’in pragmatik ittifaklar ve alternatif kurumlar inşa edebileceği bir saha. Bu vizyon gerçekleşmedi.

Colani’nin kendi kendini ataması ve Moskova’nın bunu kabul etmesi, bu iddianın çözülüşünü simgeliyor. Çok kutuplu denge yerine, Türkiye ve İsrail stratejik alanlarını genişletiyor, ABD sessizce nüfuzunu yeniden kuruyor, Rusya ise kalan mevzilerini savunmaya çalışan tepkisel bir aktöre dönüşüyor.

Rusya açısından kayıp yalnızca jeopolitik değil, itibari de. Müttefiklerini koruyamayan, yatırımlarını sürdüremeyen ve kendi meşruiyet standartlarını savunamayan bir güç, artık küresel siyasette alternatif bir kutup olma iddiasını sorgulatıyor. Moskova, başkalarının tasarımına katılan edilgen bir oyuncuya dönüşüyor.

Colani’nin kendi kendine ilan ettiği cumhurbaşkanlığının Rusya tarafından tanınması, Moskova’nın Suriye stratejisinin -bir zamanlar Orta Doğu’daki yeniden yükselişinin merkezinde yer alan politikanın- sonuna gelindiğini gösteriyor. Batı hegemonyasından bağımsızlık iddiasıyla başlayan süreç, giderek tepkisel uyumun kalıbına dönüştü.

Putin ile Colani’nin Moskova’daki tokalaşması, her seferinde biraz daha pragmatik bir tavizle çok kutuplu düzenin vaatlerinin içini boşaltan dönüm noktası olarak hatırlanacak.”

“Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı”: Moskova’daki uzman topluluğu ne söylüyor?

Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘a görüş bildiren Rus siyaset bilimciler de durumu başka bir açıdan değerlendirmiş. Ortadoğu Enstitüsü’nden Sergey Balmasov şu ifadeleri kullanıyor:

“Bu görüşmenin önemi her şeyden önce Rusya’nın Suriye’den ayrılmayı düşünmemesinde yatıyor. İktidar değişikliğinden sonra da çıkarlarımız zarar görmedi. Başka bir yönetimle de çalışabileceğimizi gösteriyoruz. Ayrıca Suriye’deki Rus askeri üslerinin kira süresinin uzatılması konusunda da anlaşmaya varacağız.

Esad rejiminin çöküşünü Batı, Moskova’nın yenilgisi olarak adlandırmıştı ama yeni Suriye liderinin ziyareti bunun tersini gösteriyor. Dekor değişti ama Rusya’nın pozisyonu aynı kaldı, Moskova hiçbir şey kaybetmedi. Batı’nın yenilgimiz hakkındaki sözleri birer hayaldi; biz bir yere gitmedik, gerekirse Suriye’deki konumumuzu daha da güçlendireceğiz.

Rus askeri üsleri Suriye’yi koruyabilir. Rusya, ABD’nin etkisi altında olmayan özgür Arap dünyasıyla dost. Dahası, ülkemiz dostlarını asla yarı yolda bırakmaz, her zaman yardım eder. Amerikalılar ise esasen Suriye’nin harap halde kalmasıyla ilgileniyor.

Rusya’yı Suriye’den çıkarmak isteyenler var, bunun ideolojik nedenleri de bulunuyor. Bizi müttefik rejimi koruyamaz durumda göstermek istiyorlar. Ama görüyoruz ki durum böyle değil, Rus üsleri hâlâ Suriye’de.

Rusya’nın Şam’la ilişkilerini geliştirmesini asıl engelleyenler Avrupa ve Türkiye oldu. Rus üsleri Süveyş Kanalı’nın hemen yakınında yer alıyor ve Avrupa’ya hâlâ büyük miktarda petrol ve doğalgaz sevkiyatı bu hat üzerinden yapılıyor.

İsrail ve Körfez monarşileri ise Rusya ile Suriye arasındaki ilişkilerin gelişmesine karşı çıkmıyor. Suriye’de yabancı çıkarlar ne kadar çeşitli olursa, Türkiye’nin bu ülkeyi İsrail’e karşı kullanma olasılığı o kadar azalır.”

“Şaraa ikili oynamazsa…”

Siyaset bilimci ve analist Mais Kurbanov ise şunları söylemiş:

“Geçici cumhurbaşkanı en çok ekonomik yardımla ilgileniyor. Halep ve diğer şehirlerin altyapısı ciddi biçimde zarar gördü. Ayrıca İsrail ülkenin neredeyse tüm askeri cephaneliğini yok etti, hava savunma sistemi imha edildi. Yeni yönetimin elinde hiçbir şey yok.

Ahmed Şaraa’nın niyetlerinin ne kadar samimi olduğunu zaman gösterecek. Fakat kendisi artık dost bir ülkenin lideri olarak en üst düzeyde kabul edildi. Bugün tarihi bir an yaşandı. Bu, Rusya’nın Orta Doğu’daki rolünün ne kadar önemli olduğunu gösterecek.

Amerikalılar, Şaraa Şam’a döndükten sonra ona baskı yapmaya çalışacak ama başarılı olamayacaklar. Suriye’de Amerikan ve İsrail yanlısı gruplar var. ABD, eğer Şaraa’nın Moskova’yla dostluğu ciddiye binerse ülkede kaos yaratmaya çalışabilir. Avrupa da iki ülkenin yakınlaşmasını engellemeye uğraşacak. Buna ancak Şaraa ikili oynamazsa karşı konulabilir. Suriye Rusya’yla ilişkilerini geliştirirse eskisinden bile daha güçlü hale gelir.”

Rusya

Rusya Maden Rezervleri Komisyonu Başkanı rüşvetten mahkemeye çıkıyor

Yayınlanma

Rusya Devlet Maden Rezervleri Komisyonu Genel Müdürü İgor Şpurov hakkında yaklaşık 3 milyon ruble rüşvet aldığı iddiasıyla ceza davası açıldı. Soruşturma Komitesinin yürüttüğü dosya kapsamında mahkeme Şpurov’un tutuklanma talebini görüşürken, ilgili maddeden 15 yıla kadar hapis cezası istenebiliyor.

Rusya Devlet Maden Rezervleri Komisyonu (GKZ) Genel Müdürü İgor Şpurov hakkında yaklaşık 3 milyon ruble rüşvet aldığı iddiasıyla ceza davası açıldı.

RBK medya kuruluşuna konuşan kolluk kuvvetlerindeki kaynaklar, Moskova’daki Basmannıy Bölge Mahkemesinin 2 Ekim günü müfettişlerin Şpurov hakkında talep ettiği tutuklama başvurusunu değerlendireceğini aktardı.

Rusya Ceza Kanunu’nun 290. maddesinin 6. fıkrası uyarınca suçlanan GKZ başkanının karşı karşıya olduğu en yüksek ceza 15 yıl hapis olarak öngörülüyor.

Federal Maden Kullanım Ajansı (Rosnedra), Şpurov hakkında soruşturma işlemlerinin sürdüğünü doğruladı.

Kurumdan yapılan açıklamada, “Şu anda soruşturma işlemleri yürütülüyor. Rosnedra, kolluk kuvvetlerine gerekli yardımı sağlıyor” ifadelerine yer verildi.

Maden rezervlerinin onayından sorumlu tepe kurum

Rosnedra bünyesinde devlet ekspertiz organı olarak faaliyet gösteren GKZ, kullanıma sunulan maden sahalarının rezervleri ile jeolojik, ekonomik ve çevresel verilerinin resmi incelemesini yürütüyor.

Kurum aynı zamanda maden rezervlerini inceleyen ve onaylayan yetkili komisyonlara organizasyonel ve metodolojik destek veriyor.

1964 yılında Tümen’de doğan İgor Şpurov, 1987’de Tümen Endüstri Enstitüsünden maden mühendisi olarak mezun oldu.

1985 ile 1999 yılları arasında SibNİİNP bünyesinde Samotlor petrol sahasının geliştirilmesi projelerinde görev alan Şpurov, 1999 ve 2000 yıllarında aynı sahanın jeoloji ve geliştirme departmanı direktörlüğünü yürüttü. Şpurov, Aralık 2013’te GKZ genel müdürlüğü görevine atanmıştı.

Uzak Doğu’da da maden yetkilileri tutuklanmıştı

Rusya’da maden sahalarına ilişkin rüşvet soruşturmaları daha önce de üst düzey bürokratları hedef almıştı.

Şubat ayında Primorskiy Krayı’ndaki mahkeme, Uzak Doğu Federal Bölgesi Maden Kullanım Departmanı Başkanı Dmitriy Tsukanov ile yardımcısı Artem Neveselıy hakkında rüşvet suçlamasıyla tutuklama kararı vermişti.

Soruşturma makamlarına göre Tsukanov, değeri 17,5 milyon rubleyi aşan bir Lexus LX600 marka otomobili rüşvet olarak kabul etti. Tsukanov’un ticari bir şirketin temsilcisine kurumsal bilgileri aktardığı ve Magadan bölgesindeki maden arama ile işletme ruhsatının lehte koşullarla verilmesini sağladığı öne sürülüyor.

Yardımcısı Neveselıy ise jeolojik araştırma lisansının uzatılmasına aracılık etmek ve gizli bilgileri sızdırmak karşılığında aracılar üzerinden 350 bin ruble almakla suçlanıyor. Söz konusu davada rüşveti veren kişinin de tutuklandığı bildirildi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya: Saldırıya uğrayan rafinerilerin yüzde 10’unda onarım sürüyor

Yayınlanma

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, petrol şirketlerinin Ukrayna saldırıları sonrası rafinerileri daha hızlı devreye aldığını ve hasarın azaldığını açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı bir gecede 646 İHA’nın düşürüldüğünü duyururken dört rafinerinin hedef alındığı bildirildi.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, petrol şirketlerinin Ukrayna saldırılarının ardından rafinerileri işletmeye alma süresini kısalttığını ve tesislerdeki hasarın belirgin ölçüde azaldığını öne sürdü.

TASS haber ajansının aktardığına göre Novak, bu durumun şirketler, Enerji Bakanlığı ve Savunma Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü savunma önlemleri sayesinde sağlandığını söyledi.

Novak, rafinerilere yönelik tehdit modellerine uygun pasif koruma sistemleri kurulduğunu ve hava savunma araçlarıyla aktif korumanın güçlendirildiğini belirterek “Tesislerimize yönelik sürekli akınlardan kaynaklanan hasarın son dönemde çok daha düşük olduğunu gözlemliyoruz” dedi.

Novak ayrıca petrol şirketlerinin, üretimin durmasından kaynaklanan yüksek zararlar sebebiyle güvenlik önlemlerini kendi bütçelerinden finanse ettiğini kaydetti.

Dört rafineriye saldırı düzenlendi

Novak, 2 Ekim gecesi Ukrayna ordusunun Rusya topraklarındaki dört petrol rafinerisini hedef aldığını, saldırıların tümünün püskürtüldüğünü iddia etti. Teknolojik ekipmanın zarar görmediğini savunan Novak, yalnızca bir tesiste hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı ise aynı gece Rusya bölgeleri, Kırım, Karadeniz ve Azak Denizi üzerinde toplam 646 insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Volgograd Bölge Valisi Andrey Boçarov da gece saatlerinde bir sanayi altyapısına yönelik saldırı gerçekleştiğini kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1 Eylül’de yaptığı açıklamada hasar gören rafinerilerin yaklaşık yüzde 10’luk kısmının onarılmayı beklediğini bildirmişti.

Novak ise bu açıklamanın hemen ertesinde, bakımdan çıkan tesislerin tedariki artırmasıyla yakıt piyasasının daha istikrarlı hale geldiğini savunmuştu.

Başbakan Birinci Yardımcısı Denis Manturov da rafinerilerdeki onarım ve restorasyon sürelerini asgariye indirmeye çalıştıklarını, çalışmaların hasarın boyutuna ve parça ihtiyacına göre değiştiğini fakat önceliğin tesisleri hızla devreye almak olduğunu ifade etmişti.

Manturov, kapasitelerin korunması, yedeklenmesi ve onarım sürelerinin kısaltılması talimatını vermişti.

Putin, rafinerilerin güvenliğini ağustos ayı sonunda sanayi ve enerji tesisleri dahil kritik altyapıların korunmasına yönelik imzaladığı kararnameyle ilişkilendirmişti.

Tesislerin teçhizat ve korunması için on milyarlarca ruble ayrıldığını kaydeden Putin, kararnamede yer alan geçici yönetim uygulamasının bir kamulaştırma anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Novak, şirketlerin savunma önlemlerini Savunma Bakanlığı ve Ulusal Muhafızlar (Rosgvardiya) ile koordineli yürüttüğünü aktardı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Schröder Rusya’da 22 mağazalı hipermarket zincirinin yönetimine geçti

Yayınlanma

Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, Rusya’da faaliyet gösteren perakende zinciri Globus’un stratejik yönetimini üstlendi. Ülkede sekiz bölgede 22 hipermarketi kapsayan ağda görev alan Schröder, gıda tedarikinde ekonomik bağların korunması gerektiğini savundu.

Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, Rusya’da faaliyet gösteren perakende zinciri Globus’un stratejik gelişim süreçlerini yönetecek.

Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan şirket temsilcisi, OOO Giperglobuş Genel Kurulu kararıyla Schröder’in denetim kurulu üyeliğine getirildiğini duyurdu.

Temsilcinin verdiği bilgiye göre Schröder, Rusya pazarındaki genel yönetim süreçlerine dahil olacak ve şirketin uzun vadeli planlamasına katkı sunacak.

Globus Holding hissedarı ve OOO Giperglobuş’un sahibi Thomas Bruch, basın servisi aracılığıyla yaptığı değerlendirmede, atamanın şirketteki uzmanlık desteğini artırma ihtiyacından kaynaklandığını bildirdi.

Bruch, eski başbakanın Rusya’nın siyasi ve iktisadi hayatındaki uzun yıllara dayanan tecrübesinin, mevcut koşullarda “diyalog odaklı bir yaklaşım” izlemeyi ve yapıcı çözümler geliştirmeyi kolaylaştıracağını kaydetti.

Gerhard Schröder ise ekonomik temasların ve yatırımların sürdürülmesinin önemini vurgularken, gıda tedarik sektörünü temel bir işbirliği alanı olarak niteledi.

Basın servisinin aktardığına göre Schröder, “Kriz dönemlerinde bu bağlar birbirini dinlemeyi ve geleceğe dönük yollar belirlemeyi mümkün kılması açısından ayrı bir değer taşıyor” ifadesini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, daha önce yaptığı bir değerlendirmede, Avrupa tarafından Rusya ile yürütülecek diyalog zemini için Schröder’in tercih edilen bir müzakereci olduğunu dile getirmiş ve bu öneriyi kendisine duyduğu yüksek güvenle gerekçelendirmişti.

Putin, 2026 yılında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) marjında uluslararası haber ajanslarının temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantıda, Schröder’in tutumunu savunma cesaretine sahip bir siyasetçi olduğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı, eski başbakanın Kuzey Akım gibi altyapı projelerini hayata geçirerek Almanya sanayisine uygun maliyetli ve güvenilir sevkiyat sağlamayı amaçladığını da anımsatmıştı.

Rusya’daki perakende yapısı OOO Giperglobuş, Ocak 2025’te Almanya merkezli Globus Holding bünyesinden ayrıldı.

Rusya’nın Merkez Federal Bölgesi’ndeki sekiz bölgede faaliyet gösteren ağın bünyesinde, 2025 yılı sonu itibarıyla 22 hipermarket yer alıyor. Şirket, faaliyetlerini doğrudan ana şirketin finansmanına bağlı kalmaksızın kendi öz kaynaklarıyla yürüttüğünü açıklıyor.

Almanya kökenli zincir, gıda odaklı hipermarket segmentinde orta ve üst gelir grubuna hitap ediyor.

Rusya pazarına 2006 yılında Moskova bölgesindeki Şçyolkovo kentinde açtığı ilk mağazayla giren Globus, 2022 yılı sonrasında ülkeden ayrılmayan az sayıdaki yabancı perakendeci arasında yer alıyor.

Ülkedeki varlığını sürdüren yabancı şirketler arasında Alman Metro Cash & Carry, Fransız Auchan ve eski adı Leroy Merlin olan Lemana PRO da bulunuyor.

Rusya’da yabancı şirketlerin mülkiyet yapısına dönük idari adımlar ise genişliyor.

Vladimir Putin, eylül ayı ortasında imzaladığı kararnameyle Auchan, Lemana PRO, lojistik şirketi FM Logistic ve Nestle’nin Rusya operasyonlarının yönetimini L.E.V. Management şirketine devretti. 28 Eylül’de ise Metro’nun ülkedeki ticari varlıkları UK Torg Rus yönetiminin idaresine verildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English