Bizi Takip Edin

Amerika

Silikon Vadisi eskatolojisi – 2: Çünkü eski düzen ortadan kalktı…

Yayınlanma

“Bu yaratıklardan birisi bir zamanlar sana ‘öldüremeyeceğin kimseyi diriltme’ diye yazmıştı. Daha önce bir kez, muhtemelen aynı yoldan, mahvolmuştun; şimdi bir kere daha kendi kötü büyün seni mahvedecek. Curwen, bir insan doğayla belirli sınırların ötesinde oynayamaz ve dokuduğun her dehşet, seni yeryüzünden silmek için yükselir.”
H. P. Lovecraft – Charles Dexter Ward Vakası

“— Peki neden deneye onunla başlamıyorsunuz?
— Çünkü Profesör Dowell’in başı, binlerce diğer insan başından daha değerli. Brick’in başına bir beden bahşetmeden önce bir köpekle başladım. Brick’in başı köpeğinkinden çok daha değerli; ve Dowell’in başı Brick’inkinden çok daha değerli.
— Köpeğin ve insanların hayatı karşılaştırılamaz, Profesör…
— Aynı şekilde Dowell’in ve Brick’in başı da.”
Aleksandr Belyaev – Profesör Dowell’in Başı

Kahramanımız yine Peter Thiel. Bilimsel buluşlardan ziyade, bilimsel kahramanlıktan duyulan heyecanı yitirişimize ağıt yakıyor. Bu heyecana, Ekim Devrimi sonrası Sovyet Rusya’yı, Sovyetlerin 1920’lerini de dahil ediyor:

“19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başlarında, Sovyet Devrimi’nin yaşandığı 1920’lerde Sovyetler Birliği’nde kozmizm adı verilen bir hareket vardı. Bu hareket, devrimin başarılı olması için bilim ile işçilerin birleşmesiyle tüm ölüleri fiziksel olarak diriltmek ve çağa ayak uydurmak gerektiğini savunuyordu.

Sloganları ‘Dünyanın ölüleri, birleşin’ idi ve tabii ki bu konuda pek ilerleme kaydedemediler. Sonra bir noktada, Stalin’in iktidara gelmesiyle birlikte göstermelik mahkemeler geldi ve ölümler azalmaya değil, artmaya başladı.”

Thiel’in bir şeyi yanlış hatırladığını söyleyip geçelim: Ölüleri dirilterek onları da kıyama davet eden ilk kişi, 1903 yılında ölen, yani devrimden çok önce bu dünyadan göçen kozmist Nikolay Fedorov’du.

Fedorov, ölümün doğal bir şey olmadığını, daha çok insanın tasarımındaki bir kusur olduğunu, tıpkı tıbbın hastalıkları tedavi etmeye çalıştığı gibi, teknolojik ve bilimsel yollarla aşılması gereken bir şey olduğunu düşünüyordu. Öncelikle, ölüm yeni bir şekilde anlaşılmalıydı: Ruhun bedeni terk etmesine rağmen varlığını sürdürdüğü gibi, ölümü de insanın maddi durumundaki bir değişiklik olarak anlayabilirdik. Nasıl ki akıl ve bilgiyi kullanarak hastalara bakmak gibi bir etik yükümlülüğümüz varsa, ölümü yenmek, ölüleri hayata döndürülmek de aynı türden etik bir görevdi.

Ölüler, cennetteki ruhlar olarak değil, maddi biçimde, bu dünyada, tüm anıları ve bilgileriyle birlikte geri dönecekti: hiçbir şey bitmeyecek ve herkes ve her şey devam edecekti.

Gerisini Anton Vidokle ve Brian Kuan Wood yazıyor:

“Fedorov’un ‘ortak vazife’ [common task] felsefesi, bu nedenle bütün sosyal ilişkilerin, üretici güçlerin, ekonominin ve siyasetin, fiziksel ölümsüzlük ve maddi diriliş gibi tek bir hedefe doğru tamamen yeniden yönlendirilmesini gerektirir.”(1)

Bununla birlikte, gerçekten de, 1920’ler Sovyet Rusya’sında kozmist veya kozmizm bağlantılı kişiler ve kurumlar vardı. En bilinenleri, Lenin’in en büyük muarızlarından Aleksandr Bogdanov ve onun kuruluşuna önayak olduğu meşhur Proletkült’tür. Kozmizmin başlıca araştırma konuları yaşam süresini uzatma, ölüleri diriltme, evrende başka dünyalara göç gibi başlıklardı; söylemeye gerek bile yok ki, bilim ve teknoloji bu araştırmalarda başat rol oynuyordu. Daha sonra Tektoloji adını verdiği bir “evrensel bilim” geliştirmeye ömrünü adayan Bogdanov, ne tesadüftür ki, yaşlılığı durdurma amacıyla da yaptığı kan transfüzyonu deneylerinden birinde kaptığı bir hastalık sonucu hayata veda edecekti.(2)

İsme boğmaya gerek yok, ama bir tür modern “kozmik anksiyete”, bilim insanlarını, siyasetçileri, filozofları ve kimi zenginleri “ölümsüzlük” ilmine yönlendiriyor. Kozmizm, ya da daha yeni versiyonuyla transhümanizm (“insan ötesi”), belki de Faust’tan günümüze gelen; kara büyü ile, mezar soygunculuğu ile, Ortaçağın yasaklı simyacılığı ile, dünya egemenliği ile, Armageddonu önlemek ile ve daha bir sürü şeyle özdeşleştirilen ölüleri diriltmeye, hiç olmadı ölümü ötelemeye, o da olmadı biyolojik varlığımızı ilerletmeye varıyor, en azından varmak istiyor.(3)

Fakat burada da iyimserler ve kötümserler var. Örneğin Fedorov, ölülerle dirilerin birleşip yeryüzünde cenneti kurması için aklımızı kullanmamız gerektiğini, üstelik bir Ortodoks olarak söyleyebiliyordu. Ama Georges Bataille, Güneş’in Dünya’ya, yüzeyinde yaşayan organizmaların anında emebileceğinden daha fazla enerji gönderdiğini öne sürerek, bu fazla enerjinin doğal olarak fazlalığa yol açtığını, eğer bu fazlalık coşkulu festivaller ve toplu cinsel fantezilerle tüketilmezse, şiddet ve savaşa harcanacağını, dolayısıyla “kozmik enerji”nin, insan kültürünün ve siyasetinin “düzen ve düzensizlik arasında sonsuza dek gidip gelmesinin” nedeni olduğunu öne sürer.(4)

Son olarak, Rus avangardının öncü isimlerinden Kazimir Maleviç, Velimir Hlebnikov, Aleksey Kruçenıh ve Mihail Matyuşin’in fütürist-gizemli operası Güneş’e Karşı Zafer ile bu bahsi kapatıyoruz. Rus kozmizmi üzerine alıntıladığımız kitabın editörü Boris Groys yazıyor, biraz uzun olsa da dokunmadan aktarıyorum:

“Eser, Güneş’in yok oluşunu ve kozmosun kaosa dönüşmesini kutluyordu. Bu [yok oluş ve kaos], Maleviç’in opera sahne tasarımı için ilk kez kullandığı siyah kare ile sembolize ediliyordu. Yirminci yüzyılın başlarında, kaosun hakimiyeti kaçınılmaz görünüyordu, çünkü artık hiç kimse ilahi veya doğal düzenin istikrarına inanmıyordu. Dini veya rasyonel olsun, istikrarlı bir düzen fikri ontolojik garantisini kaybetmiş gibi görünüyordu. Yeni teknolojiler, eski şeyleri, eski gelenekleri ve alışılmış yaşam biçimlerini kalıcı olarak yerinden etmek, modası geçirmek ve nihayetinde yok etmekteydi; böylece ‘geleneksel dünya düzenine’ olan inancı sarsıyordu. İlerleme mantığına tabi olan teknolojik gelişme, istikrarlı bir düzeni hoş görmeyen bir kaos gücü olarak kendini gösteriyordu. Gelecek, hem geçmişin hem de bugünün düşmanı olarak görülmeye başlandı. Tam da bu görüş nedeniyle, fütüristler geleceği kutladılar, çünkü gelecek, geçmişte var olan ve hâlâ var olan her şeyin yok olacağına dair bir vaat içeriyordu.”

Dizinin ilk bölümünde Thiel’in şahsında cisimleşen “ahir zaman” veya “kıyameti kucaklama” fikrinin köklerini tespit edebiliyoruz. Teknoloji coşkusu, bilime yönelik sözde iman, insanın apokalipsten teknik eliyle kurtulup üst-insan haline gelmesi veya üst-insan olarak apokaliptsten kurtulması… Tüm bu iyimser görünümün altında bariz bir felaket beklentisi sırıtıyor. Teknoloji, kıyameti bekleyen kötümserlerin, özellikle de mülk sahiplerinin, biricik sığınağı haline geliyor. Kıyamet, mutlaka Dünya’ya düşen devasa bir göktaşından veya salgın hastalıktan kopmuyor: Örneğin “renkli” halkların Amerika’ya biner biner gelişi de bir mini kıyamet, yoksullara devlet teşviği de, hatta ulusal egemenlik ve vergilendirme de…

Silikon Vadisi eskatolojisi – 1: Ahir zamanı beklerken

Yapay zeka: İyinin ve kötünün ötesinde

Bu transhümanist yaygaranın odak noktasındaki yapay zekanın (AI) Silikon Vadisinde iki ana hizip yarattığını belirterek somut tartışmalara doğru ilerleyelim.

Queen Mary Londra Üniversitesinde siyaset teorisi profesörü Elke Schwarz, Vadideki iki hizbi şöyle özetliyor: Birincisi, teknolojinin, ama özellikle de AI’ın her derde deva olduğunu savunan e/acc, yani “effective accelerationists” (efektif hızlandırıcılar/akselerasyonistler) ekibi; ikincisi ise Effective Altruism (Efektif Özgecilik – EA) adı verilen, AI’ın insanlık için yarattığı tehlikeleri yönetmeyi odağa alan bir grup.

2023 yılında “Tekno-İyimser Manifesto” ile gündeme oturan risk sermayedarı ve Trump destekçisi Marc Andreessen birinci grubun öne çıkan isimlerinden. Manifesto, olağanüstü yeteneklere sahip kişilerin, bizi “teknolojik süper insanlar” haline getirecek ve “çok daha üstün bir yaşam ve varoluş biçimi” yaratacak bir teknolojik ütopya inşa etmelerini savunuyor.

Andreessen’in sanal broşürü, “teknoloji özgürleştiricidir” inancına yaslanıyor. “Yalanlar” alt başlığında, “Teknolojinin işlerimizi elimizden aldığını, maaşlarımızı düşürdüğünü, eşitsizliği artırdığını, sağlığımızı tehdit ettiğini, çevreyi mahvettiğini, toplumumuzu yozlaştırdığını, çocuklarımızı ahlaksızlaştırdığını, insanlığımızı bozduğunu, geleceğimizi tehdit ettiğini ve her şeyi mahvetmek üzere olduğunu söylüyorlar,” diyerek bir düşman tarif ediyor. Zekâmızın “doğal hakkımız” olduğunu savunuyor; yine “onlar”, doğa üzerindeki kontrolümüzü, daha iyi bir dünya kurma yeteneğimizi reddetmemizi söylüyor.

Teknoloji, “insan olmanın anlamını” genişletiyor, en azından Andreessen buna inanıyor. Peki “düşmanlar” kimler? Teknolojik ilerlemenin ve teknolojik olarak üretilen bolluk ütopyasının önünde duran her şey: devletçilik, kolektivizm, sosyalizm, bürokrasi, gerontokrasi, regülasyono, etik, sürdürülebilirlik… Liste uzayıp gidiyor.

7 Şubat 2024 tarihli bir Independent makalesinde, ​​tanınmış startup kurucuları ve yatırımcıların da aralarında bulunduğu yaklaşık 65 kişinin katıldığı bir e/Acc toplantısı düzenleyen yapay zeka araştırma mühendisi Rohan Pandey, “E/Acc, yapay zeka geliştiricileri olarak rolümüzün, evrenin temel termodinamik iradesiyle tam olarak uyumlu olduğunu veya bu iradeden doğrudan ortaya çıktığını fark etmekle ilgilidir,” diyor.(5)

Destekçiler arasında Andreessen’in yanı sıra yatırımcı arkadaşı Garry Tan, “Pharma Bro” olarak bilinen ve tıbbi yapay zeka girişimcisi haline gelen Martin Shkreli gibi eksantrik tipler yer alıyor.

EA’e göre ise AI, insanlığın tamamen yok olmasına neden olabilecek en büyük tehdit ve aynı zamanda yeryüzünde, uzayda veya dijital ortamda “sayısız fayda ve insan ömrünün uzaması” için de bir yol sunuyor.

E/acc taraftarları tarafından “kıyametçiler” olarak adlandırılan EA hizbi, e/acc taraftarları gibi, teknoloji aracılığıyla yansıtılan kıyamet ve zafer hikayeleriyle yol alıyor. 

Bunun odak noktası, AGI (Yapay Genel Zeka) peşinde koşmak. Schwarz’a göre genellikle manevi terimlerle süslenen AGI, yapay bilinç yaratma arzusunu temsil eder; bu, teknolojinin artık bir şey değil, daha üstün bir varlık olduğu yapay bir yaratım demek.

Schwarz, bu hiziplerin arkasında sermaye mantığına da işaret ediyor ve her ikisinin de aslında kendi ideolojik cephesinden maddi çıkar elde etmek için yarıştığını hatırlatıyor:

“Bununla birlikte, her iki grup da, AI’ın geleceğe yönelik bir gerçekliğin düzenleyici ilkeleri olarak yer aldığı, aynı yarı-manevi madalyonun iki yüzünü temsil ediyor. Her iki grup da risk sermayesi mantığına derinlemesine yerleşmiştir ve daha fazla AI’ın geliştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını teşvik etmek ve kendi AI girişimleri için daha fazla sermaye çekmek konusunda önemli çıkarları bulunuyor. Her iki kamp da halihazırda muazzam miktarda sermaye yatırımıyla destekleniyor ve bu sayede geleceğe dair kolektif vizyonlarımız üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bunu yaparken, her ikisinin de sırlarla, bilinmeyenle ve hayal dünyasıyla ilgilenen eskatolojik anlatılara yönelmiş olduğu açıkça görülüyor.”

Öteden beri, insanlığın kaçınılmaz geleceği hakkında gizli bilgilere sahip olduklarını inandırıcı bir şekilde iddia edebilenler, daha büyük siyasi güce sahip olanlardı. Schwarz’a göre bugün de durum aynı ve “maddi çıkarları olanlar, tekno-eskatolojik anlatıların muazzam bir etkiye sahip olduğunu anlıyorlar.”

Dolayısıyla özgürlük ve kurtuluş anlatısı, aslında ezilenlerin özgürlük ve kurtuluş anlatısının etrafını çevirmek için kurgulanıyor. Yıkıcı eleştiri gibi görünen Silikon Vadisi ideolojisi, aslında insan zincirlerini kırıp yaşayan çiçekleri toplasın diye değil, hem zincire vurulsun hem de hayali çiçeklerinden mahrum kalsın diye kullanılıyor.(6)

Zenginliği genetikleştirmek: Süper zeki kast fantezisi

Silikon Vadisinin korkusu ve isyanı yeni değil, bunu daha önce de vurguladım. Yoksulların, işçilerin, göçmenlerin, “renkli” halkların, yerine göre Slavların veya Yahudilerin, yerine göre ise Avrupa’nın güneyinde yaşayan Latin halklarının zekasına ilişkin kuşkular 19. yüzyılın son çeyreğinde ırk teorilerinin yaygınlaşması ile birlikte “bilimsel” bir forma bürünüyor ve bilinen ırksal hiyerarşiler oluşturuluyor.

Öjeninin doğuşu bunun bir sonucu. Nazizmde “ırksal hijyen” delilik seviyesine ulaşsa da, “makul” bir sahte-bilime de yaslanıyor. Japon emperyalizminde de benzer bir takıntı var. Sosyal korku biyolojikleştiriliyor ve Darwin’in düşüncesi sosyalleştiriliyor.(7)

Yakın zamanda yayınlanan bir Wall Street Journal (WSJ) haberine göre, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji girişimcileri, ileri genetik test ve embriyo seçimi yöntemlerini kullanarak “daha zeki” bir nesil yaratmak için aktif olarak yatırım yapıyor. Bazı teknoloji şirketi yöneticileri, doğacak çocuklarının IQ seviyesini tahmin eden hizmetler için 50 bin dolara varan ücretler ödüyor.

Ama süper-zeki kast yaratma hevesi, yine bir korkuya dayanıyor. Haberde, en sıra dışı nedenin, bir grup bilgisayar bilimcisinden geldiği vurgulanıyor: Rasyonalistler olarak bilinen bu grup, yapay zekanın insanlık için varoluşsal bir risk oluşturmasından korkuyor!

Süper zeki zengin kastı yaratması murat edilen Genomic Prediction’ın kurucu ortağı, bu grubun, güvenli yapay zeka yaratmanın yollarından birinin, “daha zeki insanlar tarafından geliştirilmesi olduğunu” düşündüğünü söylüyor.

Kurucu ortak, “Bu kişilerden bazıları, daha zeki insanlar yaratmayı amaçlayan uzun vadeli bir öjeni programına adanmış durumda ve daha zeki insanlar, yapay zekayı güvenli hale getirecek kişiler olacak,” diyor.

San Francisco Standard için yazan ve kendisi de bu testlere “gazetecilik” aşkından katılan Margaux MacColl, bize daha ayrıntılı bilgiler veriyor. Malikanesinde bir partiye katıldığı risk sermayedarı ve yeni doğum yapan karısı, embriyolarını poligenik hastalıklar (bipolar bozukluk veya Alzheimer gibi birçok genin birleşik etkisiyle ortaya çıkan karmaşık hastalıklar) için embriyo başına 2.500 doların üzerinde ücret alan genetik test şirketi Orchid’e test ettirmişlerdi (Thiel bu şirketin yatırımcısıydı). Yazar, bebeğin tüm diğer bebeklere benzediğini ama genetik biliminin izin verdiği ölçüde “optimize edildiğini” söylüyordu.

Poligenik testler yapan girişimler, Silikon Vadisinin en yeni yıldızlarından olsa da araştırmalar, poligenik hastalıklara “risk puanı” vermenin hâlâ bir kumar olduğunu, sonuçların “rastgele” ve “tutarsız” olduğunu gösterirken, eleştirmenler bu testlerin Avrupa kökenli insanlardan elde edilen verilere aşırı güvenerek ebeveynlere tehlikeli bir “kontrol illüzyonu” sunduğunu iddia ediyor.

Son beş yılda Anne Wojcicki, Sam Altman, Vitalik Buterin, Elad Gil ve Alexis Ohanian gibi teknoloji liderleri, doğrudan tüketiciye yönelik poligenik testler yapan Orchid, Nucleus ve Genomic Prediction gibi girişimlere milyonlarca dolar yatırım yapmış.

Bu ürünleri kullanan ünlü zenginler arasında Elon Musk, Michael Phelps, Bryan Johnson, Coinbase CEO’su Brian Armstrong gibi isimler de yer alıyor.

Biyoetik uzmanı Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi hukuk profesörü Jacob Sherkow, “Şirketlerin bu puanları nasıl hesapladıkları her zaman şeffaf değil. Özel bir algoritmaya sahip olduklarını iddia ediyorlar, ancak gerçekte bu algoritma tamamen bir kara kutu. Bu puanlar tamamen doğru değilse, tüketiciler yanlış bilgilere dayanarak sağlığı için zararlı seçimler yapabilir,” diyor ve ipucunu veriyor.

Şirketler teknik olarak aynı sayıda varyantı test etmiş olsalar bile, tamamen farklı veri setlerine sahip olabilirler. Genomik biliminin toplumsal etkilerini araştıran sinirbilimci ve biyoetikçi Gabriel Lazaro-Munoz, bu veri setlerinin belirli ırklara göre çarpıtılabileceğini veya örneklem boyutlarında farklılıklar gösterebileceğini ve bunun da şirketler arasında bireylerin sonuçlarını önemli ölçüde etkileyebileceğini söylüyor.

Commentary için yazan Christine Rosen, bu şirketlerin hastalığı oluşturduğu düşünülen geni değil, o geni taşıyan bebeği ortadan kaldırmak istediğini düşünüyor.

IQ’nun dönüşü ve nörokastlar

“Silikon Vadisi’nde IQ sevilir,” diyor bu genetik testleri yapan startup’lardan birinin kurucusu. 

Quinn Slobodian, Hayek’s Bastards [Hayek’in Piçleri] kitabında, 1990’larda IQ ve “nörokast” anlayışının ABD’de nasıl yaygınlaştığını anlatıyor. SSCB’nin çözülüşünden sonra, kalıtım ve sosyal hiyerarşiler arasındaki ilişkiler tekrar daha sıkı kuruluyor; “insan genomu” projesi de tuz biber ekiyor:

“Bilgi ekonomisinin ürettiği nörokastlar, hem elit kesimin varlığını kanıtlıyor hem de refah, kamu eğitimi veya 1960’ların Büyük Toplum projesinin külfetli mirası olarak gördükleri pozitif ayrımcılık programları yoluyla sonuçları eşitlemek için gösterilen çabaların boşuna olduğunu kanıtlıyor gibi görünüyordu.”

Sosyal devlet, pozitif ayrımcılık programları, planlama vb. yöntemler işe yaramaz çünkü “bilimsel” olarak kanıtlandığı üzere, “nörokastlar” vardır ve zeka sosyal (ırksal) olarak farklı farklıdır. Bu genetik özellikler dışarıdan müdahalelerle düzeltileme veya iyileştirilemez, dolayısıyla “sosyal devlet” veya eşitlikçilik vaazları boşa kürek çekmektir. 1994 yılında yayımlanan ve çok tartışma yaratan Bell Curve kitabının da belirttiği üzere, kastlar bilişsel yeteneklerle tanımlanıyordu ve iddia oydu ki, ABD’de bir “bilişsel tabakalaşma” vardı: Toplumun daha zeki üyeleri, kendi topluluklarından elit eğitim ve yüksek gelirli istihdam alanlarına çekilirken, düşük zekalı nüfus, “büyük aileleri ödüllendiren çarpık bir sosyal yardım sisteminin teşvikiyle” çoğalmaya devam ediyordu.

Slobodian, Silikon Vadisi’nin 1960’lar ve 1970’lerde ırk biliminin merkezi olduğuna işaret ediyor. Örneğin Stanford Üniversitesinin kurucusu hem at yetiştiricisi hem de insan ırkını geliştirmenin mümkün olduğuna inanan biriydi. Nobel ödüllü Silikon Vadisi’nin Nobel ödüllü fizikçisi William Shockley, önde gelen “bilimsel ırkçılık” savunucularındandı ve düşük IQ’lu erkeklere kısırlaştırılmaları için para ödenmesi gibi fikirleri savundu.

Slobodian’a göre hortlayan bu “IQ ırkçılığı”, temel bir iktisadi dönüşüme işaret ediyordu:

“Onlardan önce Young, onlardan sonra Murray ve Herrnstein ve onlardan sonra sayısız Silikon Vadisi teknoliberteryenleri gibi, onlar da işgücünün giderek daha fazla ‘sibernetik ve otomasyon kontrol sistemleri’ tarafından yürütüleceği bir geleceğe bakıyorlardı. Makineler daha fazla işçiyi işsiz bırakırken, makineleri tasarlayan ve çalıştıran işçileri daha da önemli hale getirecekti. IQ ırkçılığı, ortaya çıkan bilgi ekonomisinin ihtiyaçlarını yansıtıyordu.”

Slobodian, The Guardian için yazdığı bir makalede, ABD’de ekonomiye hâlâ imalatın hakim olduğu dönemlerde, IQ’nun eğitim sonuçlarını ölçmenin bir yolu olarak değer gördüğünü, fakat “bilgi ekonomisinin” 1980’lerde ve 90’larda ortaya çıkmasıyla birlikte bilgi emekçilerinin “tartışmasız bir şekilde gelecekteki refahın öncüsü haline geldiğini” vurguluyor.

Dolayısıyla, ABD’de yetenekli ve üstün zekalı çocukları tespit eden ve onları devlet okullarından alıp parlak zekalılar için hazırlanan yoğun yaz programlarına yerleştiren programlar aracılığıyla eğitimin “daha ince bir şekilde” kurgulanmasını istiyorlar.

Bu üstün zekalı çocuk programının mahsullerinden biri de, okurlarımızın tanıyacağı Curtis Yarvin. JD Vance’in övdüğü Yarvin, gençlik yıllarında Julian Stanley’nin Yetenekli Gençler Merkezi’nin bir üyesiydi. İnsan değerinin ölçüsü olarak IQ’nun önemini savunmaya devam eden Yarvin, 2000’lerin sonlarında, “Karanlık Aydınlanma” veya “neo-reaksiyon” olarak adlandırılan akımın bir temsilcisi olarak, apartheid sonrası Güney Afrika’da IQ testlerinin seçmenleri diskalifiye etmek için kullanılabileceğini önerecekti.

Peter Thiel de 2014 yılında, Cumhuriyetçi Parti’nin sorununun, liderlerinin çoğunun Demokrat Parti’dekine kıyasla “daha düşük IQ’ya” sahip olması olduğunu söylemişti.

Yapay ve zeki: Varlığı bir dert, yokluğu yara

Teknoloji milyarderlerinin, bir gün onu geçebilecek yapay genel zekayı geliştirmek için çırpınırken, üstün insan zekasını övmeleri de kimileri için bir tür ironi.

Örneğin Google’ın kurucu ortağı Larry Page, gelişen teknoloji karşısında insan zekasını bu kadar inatla savunan Elon Musk’ı “türcü” olmakla suçlamıştı.

Fakat Musk’ın çözümü de var: şirketi Neuralink tarafından geliştirilen elektronik beyin implantları kullanarak biyolojik donanımımızı yükseltmeyi ve insan ile makine zekasını birleştirmeyi planlıyor. “İnsanı zenginleştirmek” diyebileceğimiz bir teknoloji ile, alet veya cihaz artık insanın yaratıcı faaliyetinin parçası veya organı olmanın ötesine geçiyor. Makine-insan değil, insan-makine olgunlaşıyor. 

Slobodian, yapay zekaya milyar dolarlar harcanırken, son 30 yıldır amiyane tabirle biraz şımartılan kimi beyaz yaka mesleklerin ortadan kalkacak olmasının IQ manyaklığı ile nasıl bağdaştırılacağını sorguluyor, çünkü IQ takıntısı, aslında “meritokrasi” anlatısının merkezinde yer alıyordu ve beyaz yakalıların “yukarısı” ile işbirliğinin, onlara öykünmelerinin ve yer yer sınıf atlamalarının vesilesi haline geliyordu.

Oysa ortada ironi yok: Bu, yer yer uluslararasılaşmış beyaz yaka emeğinin değersizleştirilmesinin aracı hem yapay zeka, hem IQ takıntısı.

Nekromansi ve gizemden para kazanmak

Silikon Vadisi’nin yaşadığı teknolojik ve felsefi dönüşümler, Timnit Gebru ve Émile P. Torres’in “TESCREAL” olarak tanımladıkları bir dizi ideolojiden büyük ölçüde etkilenmiş görünüyor.

TESCREAL şunların baş harfleri: transhümanizm, ekstropizm, tekillikçilik [singularitarianism], kozmizm, rasyonalizm, efektif özgecilik ve uzun vadecilik [longtermism].

Torres, bir röportajında, “Bu çok heceli kelimeleri telaffuz etmek biraz zor. Transhümanizmi bu ideoloji kümesinin omurgası olarak düşünebilirsiniz,” diye açıklıyor. 

Torres, diğer tüm ideolojilerin transhümanizmden ortaya çıktığını öne sürüyor. Transhümanizm, özetle, “insanı geliştirmek” ve yeniden tasarlamak için ileri teknolojilerin kullanılmasını savunan felsefi bir akım ve nihai hedefi, radikal bir şekilde geliştirilmiş bir “post-insan”, yani insan-sonrası türü yaratmaktır.

Yazar, transhümanistlerin halkla ilişkiler çalışmalarının, tıbbi ilerlemelerin potansiyeline ve ölümü yenme fikrine odaklanmasına rağmen, tarihsel düzeyde eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda, transhümanizmin hayal ettiklerinin öncelikle zenginlerin yararına olmasının “kaçınılmaz bir sonuç” olarak belireceğine işaret ediyor.

Hatta ona göre, transhümanizmi, “üstün bir ırk yaratma” çabası olarak nitelendirmek bile mümkün. Sonsuz, insan-sonrası bir yaşamın peşinde koşmak bile iddialı ama Silikon Vadisi’nin yeni tarikatları için insanlığımızın sonu sadece bir başlangıç.

Bu bölümü bitirirken Schwarz’a dönelim. Profesörümüz, her şeye rağmen, Silikon Vadisi’nin anlatısının ve gücünün, nihayetinde parayla ilgili olduğunu hatırlatıyor.

AI’ın “yarı tanrı” olarak kutsallaştırılmasının, her şeyden önce AI şirketlerine sermaye yatırımı yapanlara hizmet ettiğini ve özellikle risk sermayesinin mantığına baktığımızda, “manevi” anlatının OpenAI (e/acc) ve Anthropic (EA) gibi girişimlere ve diğerlerine muazzam miktarlarda yatırım yapanların finansal servetini, aşırı sermaye kazançları beklentisiyle güçlendirmeye hizmet ettiğinin ortaya çıktığını vurguluyor.

Schwarz’a göre, “Bir teknolojiye inanç yaratmak, bir startup’ın bu yarı tanrısal teknolojiyi sunma kapasitesini kutsallaştırmak demek ve bu da böyle bir şirketin değerini yükseltmeye hizmet eder.”

Dünyanın en büyük risk sermayesi fonlarından biri olan Founders Fund’ı yöneten Thiel, 2014 yılında yayınlanan ve çok satan kitabı Zero to One: Notes on Startups, Or How to Build the Future’da [Sıfırdan Bire: Startup’lar Üzerine Notlar veya Gelecek Nasıl İnşa Edilir], değerli bir şirket kurmak için “mevcut sırları” kullanmak gerektiğini öne sürüyor.

Kitapta, sırlara (ve Schwarz’ın aktardığına göre, sırlarla birlikte mitlere) olan genel inancın aşındığını üzülerek belirtiyor. Girişimcilerin, sırların gücünü temel alarak şirketlerini kurmaları gerektiğini savunuyor: “Harika bir şirket, dünyayı değiştirmek için kurulan bir komplodur; sırlarınızı paylaştığınızda, bunları alan kişi de komplonun bir parçası olur.”

Schwarz şöyle devam ediyor:

“Kurtuluşun veya kıyametin sırrını elinde tuttuğunu iddia etmek, denenmiş ve test edilmiş, son derece etkili bir anlatıdır ve isteyerek veya istemeyerek giderek daha fazla izleyiciyi kendine çeker. Ve sonuçta çok basit ama çok güçlü bir denkleme geri döner: para eşittir güç. Risk sermayesi, kapsamlı lobi gücüyle, askeriye dahil olmak üzere çeşitli siyasi alanlarda politika manzarasını giderek daha fazla şekillendiriyor. Bu güç ve nüfuz yapısı, özünde, teknolojik eskatolojinin güncel varyantı üzerine inşa edilmiştir.”

Biyoloji ve genetik, insan-ötesine açılan kapılardan sadece biri. Kalabalıklardan, düşük IQ’lülerden, ölümden, ezcümle Armageddondan kaçmada biyolojinin açtığı kapıdan başka şeyler de giriyor. Coğrafi ayrışma, ırksal segregasyon ile kol kola gidiyor. Bir sonraki bölümde, Silikon Vadisi elitinin kıyametten kaçış rotalarına göz atacağız.


(*) Başlıktaki gönderme Esinleme (Revelation) 21:4’ten: “Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlamak, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.”
(1) İkilinin yazdığı Önsöz’den aktarıyorum, bkz. Boris Groys, Russian Cosmism, MIT Press, 2018, New York.
(2) Bogdanov, her nedense “ilk Bolşevik ütopya” olarak tanıtılan Kızıl Yıldız’ın da yazarıdır ve kitap, Mars’a yapılan bir yolculuğu ve bu gezegende inşa edilen sosyalizm ile karşılaşan Rus sosyal demokratımızın başından geçenler anlatır. Mars’ta inşa edilen sosyalizmi tam bir denge ve neredeyse Marslıların bazı psiko-kimyasal özellikleri ile açıklaması hayli manidar olmalı: Nitekim Marslılar, Dünyalı kahramanımız Leonid’deki “kapitalist bilinci” ilaçlarla ortadan kaldırmaya çalışır. Ünlü Sovyet psikoloğu Evald Vasilyeviç İlyenkov’un Kızıl Yıldız’a yönelik mükemmel eleştirisi için bkz. https://www.marxists.org/archive/ilyenkov/works/positive/positii.htm. Uzay yolculuğu ve uzayın kolonileştirilmesi fikrine dizinin bir sonraki bölümünde ayrıca değineceğiz.
(3) Thiel, ömür uzatma ve ölümsüzlük araştırmalarındaki en eski ve en aktif yatırımcılardan biri. Bilim adamı Aubrey De Grey ve Thiel’in ortağı Jim O’Neill (şu anda Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı müsteşar yardımcısı) tarafından yönetilen, sonsuz yaşamın sırrını keşfetmeye adanmış SENS Research Foundation adlı bir enstitüye fon sağlamıştı. Thiel ayrıca yaşlanmayı durdurmayı amaçlayan genetik startup’ı Halcyon Molecular’ı desteklemiş, bilincimizi bilgisayarlara indirmeyi amaçlayan Singularity Institute’a 1 milyon dolar bağışlamış ve daha gelişmiş bir gelecekte yeniden canlandırılabilmesi ihtimaline karşı, öldüğünde vücudunun dondurulması için Alcor Life Extension Foundation’a üye olmuştu. Hatta gençlerin kanını kendine enjekte ederek yaşlanmayı geciktirme gücünü araştırdığı da iddia ediliyor. Bir konferansta bu konu sorulduğunda “Ben vampir değilim,” diye yanıt vermişti.
(4) Aleksandr Çijevski daha da ileri giderek, kitlesel devrimci hareketlerle Güneş’in hareketi arasında bağ kurar ve ayrıca, tarihsel sürecin on bir yıllık güneş aktivitesi döngülerine karşılık gelen aktif ve pasif dönemlerin birbirini izlemesi ile karakterize olduğunu ileri sürer.
(5) Independent yazarı Io Dodds aktarıyor: “Termodinamiğin ikinci yasası, kapalı bir sistemdeki tüm enerjinin sonunda işe yaramaz bir denge durumuna yayılacağını söyler. Fizikçi Jeremy England, kozmosun doğası gereği bu süreci hızlandıran madde formlarına, örneğin mevcut tüm enerjiyi tüketmek için durmaksızın kendini kopyalayan yaşam gibi, eğilimli olduğunu öne sürmüştür. E/Acc, bu yeni ama tartışmalı teoriyi genelleştirerek, enerji tüketimimizi en üst düzeye çıkarmanın varlığımızın en üst amacı olduğunu iddia ediyor. Bazen ‘termodinamik tanrı’ olarak kişileştirilen evren, bizim yıldızları fethetmemizi ve onları devasa enerji santrallerine dönüştürmemizi istiyor ve tüm insanlık tarihi bu kozmik kadere doğru atılan adımlar olagelmiştir.”
(6) Marx, bu metaforu Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı’da kullanıyor: Felsefenin din eleştirisinin, kutsal olmayan biçimlerin eleştirisine de yönelmediği sürece, insanın zincirlerinden kurtuluşu anlamına değil, onun acısını daha da katmerlendirecek bir işkenceye dönüşeceğinin altını çiziyor.
(7) Darwin’in buna bir hayli çanak tuttuğunu da kabul etmek gerek. Açıkça Malthusçu bir nüfus teorisine yaslanan Türlerin Kokeni, ilk heyecanlarına rağmen, Marx ve Engels tarafından daha sonra kıyasıyla eleştirilecekti.

Amerika

El Salvador, Haiti’yi işgal etmeye başladı

Yayınlanma

El Salvador lideri Nayib Bukele, adadaki çete sorununu ortadan kaldırma çabalarına destek olmak iddiasıyla Haiti’ye binlerce asker göndermeye başladı.

Axios’ta yer alan habere göre Bukele, salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak, Haiti hükümetinin de kabul ettiği bu büyük çaplı askeri tırmanışa ilişkin herhangi bir sakıncası olup olmadığını teyit etti.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi kaynaklara göre, Trump ona “Ne yapman gerekiyorsa yap,” dedi.

Haiti, Bukele ve kötü şöhretli güvenlik şirketi Blackwater’ın eski sahibi Erik Prince için, bu yarımkürede ABD’nin gücünün kamu-özel sektör vekilleri olarak hareket etmeleri açısından bir “deneme alanı” olabilir.

Irak’ta yaptığı katliamlarla bilinen Blackwater’ın kurucusu Prince, hem Trump’ın hem de Bukele’nin müttefiki olan ve aynı zamanda Haiti’de faaliyet gösteren bir isim.

Blackwater kurucusu Prince Haiti’de gizli operasyon yürütüyor

CNN muhabiri Caitlin Stephen Hu’nun aktardığına göre iki bin asker, buraya yapılan önemli bir sevkiyat.

Çünkü bu sayı, Haiti’nin tüm ordusundan daha fazla ve Haiti Ulusal Polisi’nin kentsel faaliyet alanının yaklaşık dörtte birine denk geliyor. 

Salvador işgal gücü, BM destekli çok uluslu Çete Bastırma Gücü’nün (GSF) mevcut personel sayısına yaklaşık olarak eşit ve Haiti hükümetinin gizli “görev gücü”ndeki özel askeri müteahhitlerin sayısını bir hayli aşıyor.

CNN’e konuşan konuya yakın bir kaynağa göre, Salvadorlu güçlerin komuta yapısı şimdilik belirlenmiş durumda değil.

Eril Prince ayrıca Haiti’ye insansız hava aracı (drone) savaşını da getirmiş durumda. Görev Gücü’nün geçen Mart ayında operasyonlara başlamasından bu yana 2.000’den fazla saldırı gerçekleştirildi.

CNN’in görüntülediği bir videoda, minik bir insansız hava aracının bir çatının üzerindeki su deposuna benzeyen bir yapıya doğru uçtuğu görülüyor. Aracın çarpmasıyla yapı patlıyor ve aniden bina alevler içinde kalıyor.

Görev Gücü’nden bir kaynak, buranın bir çetenin Molotof kokteyli üretim tesisi olduğunu söylüyor.

Haiti’de tekerrür eden tarih: Yine ‘barış gücü’ gidiyor

Prince, geçen ay Port-au-Prince’de CNN’e verdiği özel röportajda şunları söyledi:

“İsyancılar sadece liderlerini ortadan kaldırarak yenilmez. “Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda bir takıntı olduğunu biliyorum, fakat savaşlar, önemli sayıda düşman askerini savaş alanından uzaklaştırarak kazanılır. Onlar kötü suçlular ve onlar için en iyi yer toprağın altı.”

Prince’in yeni şirketi Vectus Global, geçen yıl Haiti’nin geçici hükümeti tarafından görevlendirildi. Görev Gücü şu anda, Haiti Ulusal Polisi, BM tarafından yetkilendirilen yeni Çete Bastırma Gücü, Haiti’nin uzun süredir ihmal edilmiş ordusu ve silahlı milis gruplarından oluşan bir ağın yer aldığı parçalanmış bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor.

CNN’e göre “yüz yüze konuşurken yumuşak başlı ama sosyal medyada oldukça aktif” olan Prince, Haiti’deki çalışmalarını, kendi çözümsüz güvenlik sorunlarıyla boğuşan diğer çökmekte olan devletler için bir model olarak tanıtıyor.

Bukele: Sizi işgal etmeye gelmedik

El Salvador çarşamba günü, Haiti’ye 2.000 kadar asker gönderdiğini duyurdu. Kaynaklara göre bu sayı ikiye ya da üçe katlanabilir.

Bukele, perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “Haiti’ye para kazanmak için gelmedik, çünkü kimse bize bunun için para ödemiyor. Haiti’ye kötülere karşı savaşmak için geldik,” dedi.

El Salvador, diğer ülkelerle birlikte, BM tarafından kurulan ve Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te faaliyet gösteren “Çete Bastırma Gücü” (GSF) adlı girişimin bir parçası.

Miami Herald’a göre, 18 Ekim’de dört Salvadorlu havacılık teknisyeni pusuya düşürüldü ve akıbetleri hâlâ bilinmiyor.

Üç gün sonra Bukele, X’te bir uyarı yayınlayarak şunları söyledi:

“Siz çete liderlerinin bir şeyi çok net bir şekilde anlamanızı istiyorum: Dört rehineyi de sağ salim geri alamazsak, bugünkü saldırı gelecekte olacakların yanında hiçbir şey kalmayacak. El Salvador’daki çetelerin işini çoktan bitirdik, sizinkini de bitirebiliriz.”

Haiti halkından kendisine güvenmelerini isteyen Bukele, Karayip ülkesini işgal etmediğini, tek istediğinin askerlerini geri almak olduğunu ve Haiti’deki çetelere bir ders vermek olduğunu ileri sürdü.

El Salvador lideri şöyle devam etti:

“Bu, Haiti halkına yönelik bir operasyon değil, ne de Haiti ülkesine yönelik bir işgal. Biz bir süper güç değiliz. Haiti halkını egemenliğimiz altına almak ya da Haiti’nin zenginliklerine el koymak gibi bir niyetimiz yok. Biz gelişmekte olan mütevazı bir ülkeyiz. Tek istediğimiz, dört havacılık teknisyenimizin evlerine dönmesi.”

Bukele’nin ifadesine göre, çeteler Haitililere acı çektiriyor, sevdiklerini öldürüyor ve halkın “korkusuz, normal ve özgür bir hayat sürmesini” engelliyor.

Bukele, “bu operasyonun masraflarını karşılayanın” El Salvador olduğunu söyledi. “Giderlerin %90’ını kendi mütevazı kaynaklarımızla karşılıyoruz,” diyen Bukele, birliklerin konuşlandırılmasının neredeyse tamamlandığını da duyurdu.

Bukele, “Bize pahalıya mal oluyor ama kendi acılarımızdan ders aldık: Adalet ve barışın bedeli yoktur,” dedi.

Haitililerden kendisine güvenmelerini ve şifa için Tanrı’ya dua etmelerini isteyen bu güçlü lider, ardından Eski Ahit’ten 2. Tarihler 7:14 ayetini alıntıladı.

Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti gerekçesiyle seçimleri erteledi

2019’da ilk kez seçilen Bukele, El Salvador’da MS-13 çetesini acımasız bir askeri güç kullanımı ve kitlesel tutuklamalardan oluşan bir kampanya ile ortadan kaldırmasıyla dikkatleri üzerine çekti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile güçlü bir ilişkisi olan Bukele, ABD’den toplu olarak sınır dışı edilen ve ardından Bukele’nin kötü şöhretli CECOT hapishanesine hapsedilen üçüncü ülke göçmenlerini kabul etmeyi kabul ederek yeni Trump yönetiminin gönlünü kazandı.

Bukele’nin birimleri, Salvadorlu özel kuvvetler ve askeri teçhizatın adaya akın etmeye başlamasıyla birlikte, çarşamba günü onaylanan Haiti ile yapılan ikili anlaşma kapsamında adada operasyon yürütme yetkisi aldı.

Yine çarşamba günü, Haiti Seçim Kurulu, çete şiddeti nedeniyle cumhurbaşkanlığı seçimlerini gelecek yıla erteledi.

Bukele’nin işgal güçleri, şu anda üyesi olduğu GSF ile ve Prince’in Blackwater’ın halefi olan özel güvenlik şirketi Vectus Global ile paralel olarak faaliyet gösteriyor gibi görünüyor.

Haiti, “çete şiddetini bastırma” misyonundaki ilk Kenyalı subayları bekliyor

ABD, BM gücünü “bürokratik ve çekingen” buluyor

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı, Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Brian Mast, BM destekli GSF’nin fazla bürokratik ve çekingen olduğunu söyledi.

Mast, Kenya’nın liderlik ettiği GSF’nin öncülünün çok beceriksiz ve 1 milyar dolarlık maliyeti nedeniyle çok pahalı olduğunu savundu.

Mast, “Her Kenyalı için 1 milyon dolarlık bir harcama yaptık ve sonuçta durum daha da kötüleşti,” dedi.

Haiti çetelerinin işlediği katliamları göstermek amacıyla Mast, GSF’ye yardım ettiği için palalarla parçalanarak öldürülen bir Haitili erkeğin videosunu Axios ile paylaştı.

Adada tecavüz, kundaklama, haraç ve adam kaçırma olayları yaygın bir şekilde yaşanıyor.

Mast, El Salvador’un kayıp dört personelini bulmasının ötesinde şunları da yapmasını istedi:

“Umarım bu görevin amacı intikam almak, cezalandırmak ve çeteleri yok etmektir. Orada bir amaç ve motivasyonla hareket eden birinin olması gerekiyor. Artık bu mücadele onlar için kişisel bir mesele haline geldi ve mücadele çetelerin kalesine taşınacak. ABD bu işten çıkmak ve milyonları boşa harcamamak istiyor.”

Kolombiya, gayri resmi işgal aracısı olarak işlev görebilir

Bukele, Trump yönetiminin El Salvador’un ABD adına bir vekil güç olarak Haiti’yi sakinleştirmesine izin vermesini önermişti.

Fakat Axios’a konuşan bir kaynak, “Rubio bu konudan uzak durmak istedi. Haiti’yi gündemden uzak tutmak istiyor,” diye konuştu.

Bukele, insansız hava araçları ve nakliye uçakları da dahil olmak üzere ABD’den askeri teçhizat talep etmişti; fakat bu talep resmi olarak reddedildi.

Başka bir kaynağa göre, Kolombiya nihayetinde, görevde ABD’nin izi kalmayacak şekilde Bukele’nin güçlerine teçhizat sağlamak üzere gayri resmi bir aracı olarak hareket edebilir.

Bir Beyaz Saray yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Bukele salı günü Trump’ı aradığında, başkan, Bukele’nin kayıp askeri personelinin içinde bulunduğu zor durum nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, oraya gittiği için ABD’nin aniden ona darbe vurmasını istemiyor,” dedi.

Trump’ın Haiti’ye yönelik ilgisi, büyük ölçüde, Trump’ın geçen yıl sonlandırdığı geçici koruma statüsü kapsamında ABD’de bulunan vatandaşlarını geri almasını sağlamaya sınırlı.

Görüşmeyle ilgili bilgi sahibi bir kaynak, “Bukele, başkana bu işi halledebileceğinden emin olduğunu söyledi. Fakat işler karışabilir. Çeteler yanlış adama bulaştı. Bukele’nin kanıtlaması gereken bir şey var,” dedi.

Emperyalist müdahale zilleri Haiti için çalıyor

El Salvador’a “sivillere saldırı” suçlaması

Öte yandan bir Haiti hak savunuculuğu grubu, Salvadorlu güçleri Port-au-Prince yakınlarında sivilleri bombalamakla suçladı.

BM Genel Sekreteri António Guterres’e açık mektubunda “Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti” isimli grup, “Çocuklar çeteler tarafından değil, yabancı bombalar tarafından öldürülüyor,” dedi.

Adından farklı olarak, Birleşmiş Milletler Derneği-Haiti, BM’nin bir parçası değil, diasporaya ait bir savunma grubu.

Croix-des-Bouquets doğumlu kurucu Harvey Dupiton, 22 Ekim’den bu yana Salvadorlu askerlerin buradaki ve yakınlardaki Canaan’daki sivil mahalleleri hava saldırıları, helikopterler ve ağır silahlarla vurduğunu yazdı.

Dupiton, “Ailelerimiz bize yatakların altına saklandıklarını söylüyor,” diye ekledi.

Grup, Salvador’un “saldırı amaçlı bombalama operasyonlarının” derhal durdurulmasını, sivil ölümlerine ilişkin bir BM soruşturması açılmasını ve BM Güvenlik Konseyi’nin El Salvador’un “Haiti’de tek taraflı savaş yürütme hakkı olmadığına” dair bir açıklama yapmasını talep etti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Rus dizeli krizi: Demokratlar sevkiyatın yasa dışı olduğunu savunuyor

Yayınlanma

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım merkezine ev sahipliği yapan New Jersey’nin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan gelen dizel yakıtın limanlara girişini engelleme tehdidinde bulundu. ABD Hazine Bakanlığının verdiği geçici lisansla 140 bin tonluk ilk yakıt sevkiyatı yola çıkarken, üç tankerin ara seçimlerden sonra ülkeye ulaşması bekleniyor.

ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük petrol ürünleri dağıtım ve ithalat merkezine ev sahipliği yapan New Jersey eyaletinin Valisi Mikie Sherrill, Rusya’dan yapılan dizel yakıt ithalatını engelleme tehdidinde bulundu.

Financial Times gazetesine konuşan Sherrill, Rusya ile varılan dizel anlaşmasını yasa dışı olarak nitelendirdi.

Sherrill, “ABD Başkanı Donald Trump benzin, dizel yakıt fiyatlarını veya maliyetleri düşürmek için hiçbir adım atmıyor. Şu anda dizelin New Jersey limanına ulaşmasını nasıl engelleyebileceğimize dair seçenekleri değerlendiriyorum” dedi.

New York ve New Jersey Limanı, ABD’nin doğu kıyısında petrol ürünlerinin ithalatı, depolanması ve dağıtımı açısından ana merkez konumunda.

Altyapının büyük kısmı ise New Jersey eyaleti sınırlarında yer alıyor. Boru hatları ve dağıtım ağının yanı sıra Bayonne ve Linden’deki büyük yakıt depolama terminalleri başlıca tesisleri oluşturuyor.

Gazetenin aktardığına göre dizel taşıyan tankerler yüklerini genellikle Bayonne, Linden, Carteret, Perth Amboy, Port Reading ve Sewaren’deki özel petrol terminallerine boşaltıyor.

Financial Times, üç tankerin ara seçimlerin ardından ABD’ye ulaşmasının beklendiğini yazdı. 140 bin tonluk bu yakıt sevkiyatı, ABD makamlarının anlaşma kapsamında izin verdiği ilk parti oldu.

Buna karşın Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’a anlaşmayı iptal etme çağrısı yaptı.

ABD Hazine Bakanlığı, Rus yakıtıyla işlem yapılmasına geçici izin veren genel bir lisans yayımlamıştı.

Demokratlar ise Kongre’nin 2022 yılında Rus petrolü ithalatını sonlandıran ve Rus enerji kaynaklarının ülkeye girişine tam yasak getiren yasayı kabul ettiğini hatırlatarak, bakanlığın verdiği belgenin hukuki geçerliliği olmadığını savunuyor.

Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, bu hafta petrol şirketlerini Rus dizel yakıtı ithal etmeleri halinde 1 milyon dolara varan para cezaları ve 20 yıla kadar hapis dahil çeşitli yaptırımlarla tehdit etti.

Rusya’ya yönelik ağır yaptırım tasarılarının ortak hazırlayıcılarından Demokrat Senatör Richard Blumenthal ise deniz taşımacılığı şirketlerinden Rus dizeli taşıyan tankerleri geri çağırmalarını talep etti.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in “Rusların Başkan Trump’ı istedikleri gibi yönlendirdiği” yönündeki sözlerine ise Başkan Yardımcısı JD Vance yanıt verdi.

Vance, “Sizi temin ederim ki hiç kimse ABD Başkanı’nı istediği gibi yönlendiremez. Kendisi durumu son derece gerçekçi biçimde değerlendiriyor” ifadelerini kullandı.

Kremlin geçen hafta Washington ile varılan mutabakat kapsamındaki sevkiyatların başladığını ve süreceğini duyurmuştu.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak da ülkesinin ihracata ayrılan dizel yakıttan ABD’ye istenilen her miktarda sevkiyat yapmaya hazır olduğunu belirtmişti.

Novak, 27 Ekim’de üç dizel tankerinin Rus limanlarından ayrıldığını, dördüncü tankerin ise 28 Ekim’de yola çıkmasının beklendiğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD ekonomisinde beklenmedik büyüme

Yayınlanma

Yatırımlardaki patlama ve dayanıklı tüketici harcamaları sayesinde ABD ekonomisi, üçüncü çeyrekte yıllık bazda %3,4 oranında büyüdü.

İktisadi büyüme, analistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve önceki iki çeyrekteki %2,5 ve %2,2’lik büyüme oranlarına kıyasla keskin bir ivme kazandı.

Tüketici harcamalarındaki yıllık büyüme, geçen çeyrekte %3,8’e ulaşarak 2024’ten bu yana en hızlı artışını kaydetti.

İşletme yatırımları %12,7 oranında sıçradı ve GSYİH artışının yarısından fazlasını oluşturdu.

Yapay zeka yatırımları, GSYİH’yi iten başlıca faktörlerden biri oldu: Ekipman alımları, yapay zeka alanında faaliyet gösteren hiper ölçekli şirketlerin veri merkezi teknolojisine yaptığı büyük harcamalar da dahil olmak üzere, %20,9 gibi muazzam bir oranda yükseldi.

Paradoksal olarak, yapay zeka altyapısının geliştirilmesi de bunlardan biriydi. Bunun nedeni, bilgisayar çipleri gibi birçok yapay zeka donanımı alımının yurtdışında gerçekleştirilmiş olmasıydı.

Bu durum, ABD’nin ticaret dengesini ithalata doğru kaydırarak (ithalat, GSYİH’dan düşülür) büyümeyi yavaşlattı.

Ayrıca, artan mortgage faiz oranları konut inşaatını da olumsuz etkiledi.

İşsizlik oranı düşük seviyelerde seyretse de, geçen ay enflasyon gelir artışlarını geride bıraktı.

Federal Rezerv’in tercih ettiği enflasyon göstergesine göre, Eylül ayında fiyat artışları hem aylık hem de yıllık bazda hızlandı.

Bu artış, merkez bankasının %2’lik yıllık enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyretti ve faiz oranlarının yükseltilmesi yönündeki görüşleri güçlendirdi.

Yüksek fiyatların Amerikan hane halkı bütçelerini zorlayabileceğine işaret eden bir gelişme olarak, vergi sonrası tasarruf oranı geçen ay %3,8’e geriledi. Bu, 2022’den bu yana kaydedilen en düşük seviye.

Ayrıca otomobil, mobilya ve elektronik eşya gibi ürünlerin satışlarında durgunluk yaşandı.

Birçok iktisatçı, hisse senedi portföylerindeki kazançlardan (ki bunlar büyük ölçüde yapay zeka patlamasına bağlı) cesaret alan daha varlıklı Amerikalıların tüketimi ayakta tuttuğunu düşünüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English