Bizi Takip Edin

Amerika

SpaceX piyasa değerinde Microsoft ve Amazon’u geride bıraktı

Yayınlanma

Halka arzının ardından borsadaki yükselişini sürdüren SpaceX, piyasa değerini 2,94 trilyon dolara çıkararak Amazon ve Microsoft’u geride bıraktı ve dünyanın en değerli ilk dört halka açık şirketi arasına girdi. Şirketin hisseleri, 12 Haziran’daki ilk halka arzından bu yana yüzde 65’ten fazla değer kazandı.

Uzay teknolojileri şirketi SpaceX, gerçekleştirdiği rekor ilk halka arzın (IPO) ardından borsadaki güçlü yükselişini sürdürerek dünyanın en değerli halka açık şirketleri listesinde ilk dörde girmeyi başardı.

Salı günü hisseleri yüzde 17 daha değer kazanan SpaceX’in piyasa değeri 2,94 trilyon dolara ulaştı. Bu yükselişle birlikte şirket, 2,66 trilyon dolar değerindeki Amazon’u ve 2,93 trilyon dolar değerindeki Microsoft’u geride bıraktı.

TradingView verilerine göre, Moskova saatiyle (TSİ ile aynı) 17.03 itibarıyla SpaceX (SPCX) hisseleri, pazartesi günkü kapanış fiyatı olan 192,5 dolara kıyasla yüzde 17,2 artışla 225,61 dolardan işlem gördü.

Ancak ilerleyen saatlerde hisseler kazançlarının bir kısmını geri verdi.

Saat 17.51 itibarıyla piyasa değeri 2,72 trilyon dolara gerileyen SpaceX, değerini 2,92 trilyon dolarda koruyan Microsoft’un yeniden gerisine düşerek dünyanın en değerli şirketleri sıralamasında beşinci sıraya yerleşti.

Hisseler kısa sürede hızla yükseldi

SpaceX hisseleri, 12 Haziran’da gerçekleşen halka arzından bu yana geçen birkaç gün içinde, 135 dolarlık ihraç fiyatına göre yüzde 65’ten fazla değer kazandı.

15 Haziran Pazartesi günü yüzde 19,6 artışla 192,5 dolara yükselen hisselerle birlikte şirketin piyasa değeri 2,5 trilyon doları aşmıştı.

SpaceX, işlem gördüğü ikinci günde Tesla, Broadcom ve Taiwan Semiconductor gibi devleri piyasa değeri açısından geride bırakmıştı.

Tarihin en büyük halka arzı olarak kayıtlara geçen bu süreçte SpaceX, ilk etapta 75 milyar dolar kaynak yarattı. Ardından konsorsiyum liderlerinin ek satış mekanizması kapsamında 83,3 milyon hisselik ek alım opsiyonunu kullanmasıyla toplam halka arz büyüklüğü 85,7 milyar dolara ulaştı.

Şirketin borsadaki yükselişi, yakın zamanda önemli endekslere dahil edilecek olmasıyla ivme kazandı. SpaceX, 26 Haziran’dan itibaren Nasdaq 100 endeksine, 29 Haziran’dan itibaren ise MSCI ve FTSE Russell endekslerine dahil edilecek. Bu durum, endeksleri takip etmek amacıyla hisse satın almak zorunda kalacak olan pasif fonlardan ek bir talep yaratacak.

Öte yandan analistler, fiili dolaşımdaki hisse miktarının azlığı ve yüksek değerleme nedeniyle yatırımcıların, özellikle halka arzın ilk dönemlerinde yüksek oynaklığa hazırlıklı olmaları gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

Swissquote Bank Kıdemli Analisti İpek Özkardeşkaya sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bugün bu değerlemenin kesinlikle hiçbir mantıklı açıklaması olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanlar, başkalarının da satın alıp fiyatı daha yukarı taşıyacağı beklentisiyle SpaceX hissesi alıyor, bu tamamen spekülasyondur” ifadelerini kullandı.

Aracı kurum Zephirin Group ise sınırlı hisse arzı ile pasif fon akışlarının birleşmesinin hisseleri daha da yukarı taşıyabileceğini kaydetti.

Kurumun paylaştığı değerlendirmede, “Tek başına endekse dahil edilmek genellikle kalıcı bir fiyat revizyonu sağlamak için yeterli olmasa da pasif akışların, piyasa dinamiklerinin ve sınırlı fiili dolaşımdaki hisse oranının bir araya gelmesinin, endekse eklemelerdeki tarihsel değişimlerin ötesinde bir büyümeyi desteklediğini görüyoruz” denildi.

Yatırımcılar uzun vadeli projelere odaklanıyor

Zarar açıklayan yapay zeka girişimi xAI ile birleşmesinin ardından SpaceX, 2025 yılı için 18,7 milyar dolar gelir ve 4,9 milyar dolar net zarar bildirdi.

Şirketin 2026 yılının ilk çeyreğindeki net zararı ise 4,3 milyar dolar olarak açıklandı. Starship uzay aracı, Starlink uydu interneti ve yapay zeka altyapısına yatırımlarını sürdüren SpaceX, önümüzdeki yıllarda kar elde etmeyi beklemiyor. Buna rağmen yatırımcılar şirketin uzun vadeli projelerine yatırım yapmaya devam ediyor.

SpaceX’in halka arzı, kurucusu Elon Musk’ı 1,05 trilyon dolarlık servetiyle (Bloomberg tahminlerine göre) dünyanın ilk trilyoneri yaparken, şirket çalışanları arasında da 4 bin 400’den fazla yeni milyoner yarattı.

Amerika

Pentagon Kongre’den İran savaşı için 80 milyar dolar istedi

Yayınlanma

The Wall Street Journal’ın haberine göre Pentagon, İran’a karşı yürütülen savaşın maliyetleri ve diğer harcamalar için ABD Kongresi’nden 80 milyar dolar ek kaynak talep etti. Talebin, Beyaz Saray’ın önümüzdeki günlerde Kongre’ye sunması beklenen daha geniş kapsamlı ek finansman paketine dahil edilmesi öngörülüyor. 

The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Pentagon, İran’a karşı yürütülen savaşla bağlantılı harcamalar ve diğer maliyetlerin karşılanması için ABD Kongresi’nden 80 milyar dolar ek kaynak talep etti.

Gazetenin aktardığına göre ABD Savunma Bakan Yardımcısı Stephen Feinberg, bu hafta yaptığı telefon görüşmelerinde talebi Kongre üyelerine iletti.

Söz konusu talebin, Beyaz Saray’ın önümüzdeki günlerde Kongre’ye göndermesi beklenen daha geniş kapsamlı ek finansman paketine dahil edilmesi gündemde.

Habere göre pakette Pentagon’a ayrılacak kaynakların yanı sıra çiftçilere yönelik destek harcamaları ile doğal afetlerin yol açtığı zararların giderilmesine yönelik ödenekler de yer alabilir.

Reuters, The Wall Street Journal’ın haberindeki bilgileri kısa sürede bağımsız olarak teyit edemediğini bildirdi.

Ajansın mesai saatleri dışında yönelttiği sorulara Beyaz Saray ve Pentagon yanıt vermedi.

Pentagon’un Kongre için hazırladığı değerlendirmeye göre İran’a karşı yürütülen savaşın ilk haftasının maliyeti 11,3 milyar doların üzerine çıktı.

Daha önce operasyonun ilk günlerinin yaklaşık 6 milyar dolara mal olduğu, bunun yaklaşık 4 milyar dolarının mühimmat harcamalarından kaynaklandığı bildirilmişti.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ise ABD askerlerinin Avrupa’daki konuşlanmasının yeniden gözden geçirileceğini açıkladı. Hegseth ayrıca, İran’daki hedeflere yönelik saldırılar için Washington’a üslerini ve hava sahalarını kullanma imkanı tanımadığını söylediği müttefikleri eleştirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikan ordusunda “milli postal” krizi

Yayınlanma

ABD ayakkabı endüstrisi, çok sayıda Amerikan askerinin Çin menşeli botlar giydiğinden şikayet ediyor ve yasa çıkarılmasını talep ediyor.

ABD ordusu tarafından dağıtılan botlar ABD’de üretilmek zorunda olsa da, askeri personel, kendi ayakkabılarını (bazen Pentagon tarafından finanse edilen üniforma ödeneğini kullanarak) satın alıp giyme özgürlüğüne sahip ve bu ayakkabıların yurt içinde üretilmiş olması gerekmiyor.

İşte bu nedenle ABD Ayakkabı Üreticileri Birliği (USFMA), “Askerlerimizi Daha İyi Donatma (BOOTS) Yasası”nı destekliyor.

USFMA başkanı William McCann şunları söyledi:

“Yasadaki bir boşluk, ABD askeri personelini her yıl tahmini bir milyon çift ucuz, yurtdışında üretilmiş savaş botu satın almaya teşvik etmiştir. Bunların çoğu, ABD ordusunun cephaneliğinde vazgeçilmez olan ihracatı bir silah olarak kullanma eğilimini zaten göstermiş olan Çin’den geliyor.”

Fakat askeri ve kolluk kuvvetleri savunucusu Kyle S. Reyes, buna karşı çıkıyor ve “ABD yapımı ‘blister botlar’”ın üreticilerinin suçu kendilerinde araması gerektiğini söylüyor.

Geçen yıl, Deniz Piyadeleri tarafından yapılan bir denetimde, ABD yapımı ayakkabıların yaklaşık %25’inin birliğin standartlarını karşılamadığı ortaya çıktı.

Reyes, “Dünyanın en ölümcül gücü, kelimenin tam anlamıyla ayak sürüyor ve Kongre bunu dinlemeli,” diyor.

Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi, 5 Haziran’da McCann’ın önerisini reddetti. McCann, lobi grubunun galip gelmek için daha çok çalışması gerektiğini kabul etti.

Sourcing Journal’ın “acı bir yasama darbesi” olarak nitelendirdiği olaydan beş gün sonra, USFMA bu mücadeleye başka bir ABD’li üreticiyi katarak takviye aldı. Emtexglobal, on yıllardır spor ve askeri ayakkabı sektörüne destek veren, mühendislik kumaşları alanında lider bir şirket.

Şirket, ABD’li askeri ayakkabı üreticilerine tedarik ettiği lamine kumaş paket serisiyle, ABD ordusuna yurt içinde üretilen savaş botları sağlanmasına daha büyük bir rol oynamaya heveslidir; ayrıca, askerlerimizin milyonlarca çift yabancı ithal ürüne bağımlı kalmasına yol açan bu boşluğu kapatmaya yardımcı olmayı amaçlıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de nükleer girişimlerin hız talebi güvenlik kaygılarını artırıyor

Yayınlanma

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun eski başkanı Allison Macfarlane, nükleer enerji alanında faaliyet gösteren bazı girişimlerin benimsediği hızlı büyüme yaklaşımının sektörün güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığını söyledi. Financial Times’a konuşan Macfarlane, küçük modüler reaktör geliştiren yeni şirketlerin düzenleyici süreçlerle ilgili taleplerinin nükleer güvenlik açısından risk yaratabileceği uyarısında bulundu.

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun eski başkanı Allison Macfarlane, Financial Times’a yaptığı açıklamada, atom enerjisinde startup modelinin uygulanmasının sektörün güvenlik ilkeleriyle çelişebileceğini söyledi.

Macfarlane, nükleer alanda iki farklı yaklaşımın ortaya çıktığını belirterek, geleneksel nükleer sanayi ile yeni nesil girişimleri birbirinden ayırdı.

“Gerçek bir nükleer endüstri var, bir de sözde ‘nükleer kardeşler’ var” diyen Macfarlane, bu ifadeyle hızlı hareket eden ve önündeki engelleri kaldırmaya çalışan startup şirketlerini kastettiğini söyledi.

Bu şirketlerin çalışma anlayışının nükleer enerji sektörünün gerekleriyle örtüşmediğini ifade eden Macfarlane, “Bir şeyi nükleer enerjide bozarsanız, bunun sonuçları çok ciddi olur” dedi.

Financial Times’ın haberine göre Macfarlane’in işaret ettiği şirketler arasında Matt Loszak ile Idaho National Laboratory uzmanı Yasir Arafat tarafından kurulan Aalo Atomics ve Isaiah Taylor’ın yönettiği Valar Atomics yer alıyor. Söz konusu girişimler küçük reaktör teknolojileri geliştiriyor ve ABD’deki pilot programlarda görev alıyor.

Son yıllarda ABD’deki küçük nükleer reaktör pazarına 7 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Bu alandaki projeler, risk sermayesi fonları, teknoloji şirketleri ve yeni enerji teknolojilerinin daha hızlı devreye alınmasını amaçlayan ABD hükümeti programları tarafından destekleniyor.

Bu gelişmelerle birlikte sektör düzenleyicileri ile startup şirketleri arasında lisans süreçlerinin hızı ve düzenlemelerin ne ölçüde sadeleştirilebileceği konusunda tartışmalar yoğunlaştı. Bazı uzmanlar, denetim mekanizmaları üzerindeki baskının nükleer güvenliğe duyulan güveni etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.

ABD uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmayı planlıyor

Financial Times’ın haberine göre ABD, 2028’de yürürlüğe girecek Rus nükleer yakıtı ithalat yasağı öncesinde uranyum zenginleştirme kapasitesini yaklaşık yüzde 50 artırmayı hedefliyor.

Gazetenin aktardığına göre Urenco, New Mexico eyaletinde yeni bir uranyum zenginleştirme tesisi kuracak. Proje, mevcut tesislerde yapılan kapasite artışına ek olarak 2,1 milyon ayrıştırma iş birimi (SWU) üretim kapasitesi sağlayacak.

Rusya hâlihazırda küresel uranyum zenginleştirme kapasitesinin yaklaşık yarısını kontrol ediyor ve ABD’de kullanılan nükleer yakıtın yaklaşık yüzde 20’sini sağlıyor. Washington yönetimi bu bağımlılığı enerji güvenliği açısından risk olarak değerlendiriyor ve yerli nükleer kapasiteyi geliştirmeye çalışıyor.

Financial Times, ABD’nin küresel nükleer enerji pazarındaki konumunu güçlendirmeye çalışırken Rusya ile rekabet ettiğini de belirtti.

Haberde, Rusya ile Kazakistan’ın mayıs ayında, devlet şirketi Rosatom’un katılımıyla 16,4 milyar dolar değerinde bir nükleer santral projesi üzerinde anlaşmaya vardığı hatırlatıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te ABD Enerji Bakanlığı’na 2030 yılına kadar en az 10 yeni nükleer reaktörün inşasına başlanması talimatını verdi.

ABD, 2024 yılında Rus uranyumunun ithalatını 2040 yılına kadar yasaklayan yasayı kabul etmişti. Buna karşın ABD’li şirketler, alternatif tedarik kaynaklarının bulunamadığı durumlarda 2028’e kadar geçici ithalat izinleri alabiliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English