Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suriye denkleminde Türkiye nerede duruyor?

Yayınlanma

Türkiye yaptığı resmî açıklamalarda Suriye’nin kuzeybatısında 27 Kasım’da yeniden tırmanan çatışmalara müdahil olmadığını söylüyor. Ancak hem Ankara’nın doğrudan desteklediği ÖSO’nun (kendi ifadeleri ile SMO) bazı unsurlarının HTŞ safında Halep’teki çatışmalara katılması hem de Tel Rıfat’a girmesi Türkiye’nin denklemin dışında olmadığını gösteriyor. Ayrıca operasyondan kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Astana ortaklarını Suriye’deki terörle mücadele ve mülteciler konusunda atılmadıkları için eleştirmiş ve “diplomasiyle cevap alınamadığı yerde başka türden adımları atabileceklerini” söylemişti.

İdlib’deki terör örgütlerinin Suriye ordusuna yönelik 27 Kasım’da başlattıkları ve Halep’i ele geçirerek Hama’ya yöneldikleri saldırılarla ilgili Türkiye’den ilk resmî açıklama 29 Kasım’da yapıldı.

Ankara: Uyarmıştık

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, sosyal medya hesabından yapıldığı açıklamada isim vermeden HTŞ’nin Halep’e saldırısının “İdlib’e yönelik son dönemde artan saldırılar” nedeniyle gerçekleştiğini söyledi. Keçeli’nin ikinci dikkat çektiği nokta ise artan istikrarsızlık ortamında yine isim vermeden Tel Rıfat ve Münbiç’teki PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin Türkiye’ye yönelik saldırılarını artırdığını belirtmesi oldu.

Keçeli, “İdlib’e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmış ve bu saldırıların durdurulması gerektiğini kayda geçirmiştik” dedi.

Son günlerde yaşanan çatışmaların bölgedeki gerginliğin istenmeyen şekilde artmasına neden olduğunu belirten Keçeli, yeni ve daha büyük istikrarsızlıklara yol açılmamasının ve sivil halkın zarar görmemesinin Türkiye bakımından büyük önem teşkil ettiğinin altını çizdi.

Keçeli, şunları kaydetti: “Mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz. Bu bölgelerdeki terörist varlığının sonlandırılması amacıyla paydaşlarla daha önce varılan mutabakatların gereğinin yerine getirilmemiş olması endişelerimizi artırmaktadır.”

“Müdahil değiliz”

Bir gün sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT World Forumu’nda konuyla ilgili açıklamasında Türkiye’nin Halep’te süren çatışmalara müdahil olmadığını söyledi, “Yeni bir göç dalgasını tetikleyecek hiçbir aksiyona girişmeyiz” dedi.

Suriye’deki gelişmelerin yakından takip edildiğini belirten Fidan, “Halep’te yaşanan çatışmalara Türkiye müdahil değil. Tedbirler alınıyor. Yeni bir göç dalgasını tetikleyecek hiçbir aksiyona girişmeyiz” ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 3 milyon Suriyeliyi barındıran Türkiye, yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip İdlib bölgesine yapılacak olası bir operasyonun sınırlarına dönük yeni bir kitlesel göç hareketini tetikleyeceğini uzun zamandır söylüyor.

Hem olası göç tehlikesi hem de iç siyasetin önemli bir tartışma konusu olan Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda Suriye hükümeti ve Astana ortaklarının adım atmaya istekli olmaması Türkiye’yi rahatsız ediyordu.

Financial Times’da yer alan habere göre bu yıl Şam ve Ankara arasındaki görüşmelere aracılık eden Iraklı yetkililer, Esad hükümetinin mülteciler konusunda bir adım bile atmayı reddettiğini söyledi. FT’nin haberinde “Esad bunun yerine isyancıların elindeki İdlib’i vurmaya devam ederek binlerce insanı, yaklaşık 3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ve isyancıları desteklediği Suriye’nin kuzeyinde askerleri bulunan Türkiye sınırına doğru itti” ifadeleri kullanıldı.

Ankara Rusya ve İran’ın Esad’a baskı yapmadığını düşünüyor

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile iki ülke arasında yeni bir dönemi başlatmak amacıyla birden fazla çağrı yapmış ancak Suriye’nin önkoşul olarak koyduğu “Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesi” ya da “çekileceğine ilişkin bir takvim ortaya koymayı” reddetmesi bu sürecin önünü tıkamıştı. Türkiye; Astana ortakları Rusya ve İran’ın normalleşme sürecinde Şam’a yeterince baskı uygulamadığını düşünüyor.

Dışişleri Bakanı Fidan, HTŞ’nin saldırısından günler önce 23 Kasım’da yaptığı bir açıklamada “İran’ın Suriye’deki önceliklerinin arasında Türkiye ile Suriye’nin normalleşmesi yok. Rusya açısından da şu anda bölgede zaten bir ateşkes olduğu ve ciddi bir tehdit çok fazla kendini göstermediği için, o türden bir konu gündemde yok” demişti.

Fidan şöyle devam etmişti: “Bizim değerlendirmemize göre şu anda, Astana’da başlattığımız sürecin devamının yeterli olacağını düşünen bir yaklaşım söz konusu ama tabii bunun sürdürülebilirliği meselesi var. Terörle mücadelede ve mülteciler konusunda atılması gereken adımlar atılmadığı için Suriye’nin içerisinde giderek evrilen bir tehdit. Bir başka deyişle, bizim daha sonra yok etme maliyetimizin her geçen gün arttığı bir tehdide evrilebilir. Bunun için bizim çözüm arayışlarımız var. Tabii bu çözüm arayışlarının diplomasiyle ve yapıcı yaklaşımla cevap alınamadığı yerde, başka türden adımları zamanı geldiğinde mecburen nasıl atarız ona bakacağız.”

“Ankara’ya koz verdi”

Türkiye’deki Suriyeli “muhalif” kaynaklar Al-Akhbar’a, Türkiye’nin tutumuyla ilgili olarak “Onun onayı olmadan savaş başlamazdı ama Ankara’nın istediği ile Suriye muhalefetinin istediği arasında hedef uyumu olmayabilir” dedi.

FT’de yer alan habere göre de analistler Türkiye’nin HTŞ öncülüğündeki saldırıyı açıkça onaylamamış olabileceğini, ancak saldırının Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edeceğini ve herhangi bir müzakerede Ankara’ya daha fazla koz vereceğini söyledi.

Suriyeli analist Malik al-Abdeh, “Esad’ın yazdan beri Erdoğan’la oturup Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bir nüfuz bölgesi oluşturacağı bir plan üzerinde çalışma şansı vardı. Bu durumu siyasi olarak itibarını koruyarak müzakere etme şansı vardı, ancak reddetti” dedi.

HTŞ, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından terör örgütü olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla Türkiye de HTŞ’yi terör örgütü olarak sınıflandırıyor. Ancak Türkiye’nin resmen desteklediği ÖSO’nun bazı unsurlarının HTŞ liderliğindeki saldırılara katıldığı da bilinen bir gerçek.

Türkiye’nin Halep gibi stratejik bir kent üzerinden Esad’ı sıkıştırarak normalleşme konusunda öne sürdüğü şartlardan geri adım atması amacıyla HTŞ’nin saldırısına “olur” verdiği sık dile getirilen bir görüş. Türkiye, Şam ile normalleşme sürecini, mültecilerin geri dönüşü ve YPG tehdidinin ortadan kaldırılması ana hedefleriyle nihayete erdirmek istiyor.

Ancak normalleşmenin adı bile bu tür grupların Türkiye’nin Suriye’deki varlıklarına saldırısı ile sonuçlandığı düşünüldüğünde bu hedef amacıyla bu adımın atılmasının ne kadar akıllıca olduğu ayrıca bir tartışma konusu.

Esad’la görüşen İranlı bakan Türkiye’de

Öte yandan krizle ilgili İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi dün akşam Şam’da Beşar Esad ile görüştü. Irakçi ardından Türkiye’ye geldi.

Irakçi, Esad’la yaptığı görüşmeyle ilgili “görüş alışverişinde bulundıklarını söyledi ve şöyle devam etti: “Elbette koşullar zor ancak kesin olan Suriye hükümetinin ruhu ve tekfirci teröristlerin bu son komplosuna karşı dimdik duran direnişi. Geçmişte IŞİD ve diğer terör gruplarının Suriye’yi iç savaşa sürüklediği daha da zor zamanlar oldu ancak bunlarla yüzleşildi ve şimdi başka bir fırsat buldular. Siyonist rejimin Lübnan ve Filistin’i işgalinden kaynaklanan koşullar nedeniyle yeniden dirilmeyi düşünüyorlar.”

Irakçi, “Suriye ordusu ve hükümeti teröristlere karşı koyabilecek güçte. Elbette direniş grupları da yardım edecek. İran İslam Cumhuriyeti de tekfircilerin ortadan kaldırılması için gerekli görülen her türlü desteği sağlayacak” dedi.

İranlı Bakan, Hakan Fidan’la yapacağı görüşmede de “büyük ölçüde ortak kaygılara odaklanacaklarını” söyledi. Türkiye ve İran’ın farklı konularda her zaman birbirlerine danıştıklarını anlaştıkları ve anlaşamadıkları konular olduğunu söyleyen Irakçi, “Bu kez bölgesel istikrara yol açacak ve Suriye’nin ya da bölgenin bir kez daha teröristler için bir merkez haline gelmesini önleyecek konularda ortak bir anlayışa varılacağını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu

Suudi Arabistan’da 18 kişinin öldüğü saldırı öncesi halk uyarılmadı

Yayınlanma

Suudi Arabistan yönetimi, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin öldüğü, 300’den fazla kişinin yaralandığı saldırılardan hemen önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurdu. Körfez ülkeleri siren ve telefon mesajlarıyla önlem alırken Suudi makamlarının günlük yaşamın aksamaması gerekçesiyle ikazları kestiği belirtiliyor.

Suudi Arabistan yönetiminin, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin ölümüne, 300’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan saldırılardan günler önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurduğu ortaya çıktı.

Hükümet, son bir haftada havalimanına düzenlenen dört saldırı öncesinde kamuoyuna neden ikaz gönderilmediğine dair resmi bir açıklama yapmadı.

Reuters ajansına konuşan bölgedeki dört Batılı ve Arap yetkili ile siyasi analistler, saldırılar sırasında devreye sokulmayan uyarıların Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesini tartışmaya açtığını aktardı.

Uzmanlar, uygulamanın Yemen operasyonları sürerken hem ülke içine hem de dış dünyaya “hayatın olağan akışında ilerlediği” mesajını verme çabasından kaynaklandığını değerlendiriyor.

Ortadoğu Politikaları Konseyi kıdemli araştırmacısı Sultan el-Amer, Riyad yönetiminin bir yandan askeri harekat yürütürken diğer yandan topluma ve küresel aktörlere güven aşılama ikilemi yaşadığına dikkat çekti.

İçişleri Bakanlığına bağlı Sivil Savunma İdaresi ile hükümetin medya ofisi, uyarıların durdurulma gerekçesine ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.

Körfez genelinde alarmlar çalarken Suudi Arabistan sessiz kaldı

Şubat ayında patlak veren ABD-İran savaşından bu yana Körfez ülkeleri düzenli olarak füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor.

Katar İçişleri Bakanlığı temmuz ayındaki saldırılar dahil olmak üzere tehdit anlarında vatandaşların cep telefonlarına pencerelerden uzak durma ve evde kalma çağrısı iletti; Bahreyn ve Kuveyt ise halkı sığınaklara yönlendiren sirenleri devreye soktu.

Suudi Arabistan mayıs ayında faaliyete geçirdiği ulusal erken uyarı ağını son haftalarda devre dışı bıraktı.

Sivil Savunma İdaresinin paylaşımlarına göre son askeri tehdit uyarısı 29 Eylül’de güneydeki Necran bölgesi için yayımlandı.

Kurum, füze tehditleri karşısında sessiz kalırken yağmur ve sel gibi olumsuz hava koşullarına yönelik duyurularını sürdürdü.

Aynı kurum pazartesi günü yayımladığı mesajda, mart ayında yürürlüğe giren düzenlemeleri hatırlatarak halktan önleme faaliyetleri ile vurulan noktalara dair görüntü ve bilgi paylaşmamasını istedi.

“Vatandaşlar gece uyandırılmaktan şikayetçi oldu” savunması

Doğrudan bilgi sahibi iki yetkilinin aktardığına göre, havalimanı saldırılarından önce Riyad ile müttefik bir Batılı ülke, uyarıların kesilme nedenini Suudi makamlarına sordu.

Suudi yetkililer, gece gönderilen ikazların günlük yaşamı aksattığını ve çok sayıda vatandaşın uykusunun bölünmesinden şikayet ettiğini öne sürdü.

Eski ABD Büyükelçisi Michael Ratney, yönetimin sivil hayatın aksamasını önleme çabasının sahada tam tersi bir kaygı yarattığını belirtti.

Ratney, “Ensarullah’a karşılık vermeleri gerekiyor ama bunun toplumsal hayatı aksatmasını istemiyorlar. Ancak yaklaşan saldırılara dair uyarı yapılmaması, engellemeye çalıştıkları endişeyi daha da körüklüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sivil Savunma İdaresi, 29 Eylül’den bu yana ilk kez pazartesi günü Riyad ve güney kentleri için yeniden tehdit bildirimi yayımladı. Uyarılara dönüşün ölümcül havalimanı saldırılarıyla bağlantılı olup olmadığı teyit edilemedi.

“Her tesisi koruyacak hava savunma mühimmatı yok”

Suudi yönetimine yakınlığıyla bilinen analist Ali Şihabi, erken uyarılar sağlansa dahi ülkenin geniş coğrafyası nedeniyle tüm altyapıyı korumanın teknik sınırları olduğunu vurguladı:

“Suudi Arabistan’da korunması gereken havalimanları, boru hatları ve petrol tesisleri var. Devasa bir ülke. Her noktayı aynı anda savunacak yeterli Patriot sistemi, önleyici füze ve batarya mevcut değil.”

Güvenlik risklerine karşın Riyad’da düzenlenen Dünya Petrol Konseyi Enerji Kongresi’ne katılan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman, risklerin sürdüğünü kabul etti ancak ekonomik vizyondan geri adım atmayacaklarını duyurdu.

Zirveye bazı küresel petrol şirketlerinin yöneticileri katılmazken Suudi Bakan, “Burada bir araya gelmemiz, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Yabancı misyonlar kendi personelini uyardı

Halka bildirim yapılmayan dönemde Riyad’ın onlarca kez hedef alındığı bildirildi.

Reuters’ın ulaştığı belgeler ve konuyu bilen kaynaklar, Batılı elçiliklerin ABD, müttefik istihbaratları ve Suudi makamlarından gelen verileri birleştirerek kendi çalışanlarına düzenli füze ve İHA uyarıları geçtiğini ortaya koydu.

Geçen haftaki ilk iki saldırıda diplomatik personele tahliye ve sığınma ikazı ulaştırıldı.

Öte yandan en az 18 kişinin hayatını kaybettiği cumartesi günkü son havalimanı saldırısı öncesinde yabancı elçiliklere de herhangi bir istihbarat veya ikaz iletilmedi. Saldırı öncesindeki istihbarat boşluğunun gerekçesi aydınlatılamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail hava sahasını 31 ülkenin uçuş personeline kapattı

Yayınlanma

İsrail, diplomatik ilişkisi olmayan 31 ülkenin vatandaşlığını taşıyan pilot ve kabin görevlilerinin hava sahasına girişini yasakladı. United Airlines ile Air France’ın benimsediği karar, FlyDubai seferindeki şüpheli uçak kaçırma iddiasının ardından alındı.

İsrail, diplomatik ilişkisi olmayan ülkelerin vatandaşlığını taşıyan yabancı havayolu mürettebatının hava sahasına giren uçuşlarda görev almasını yasakladı.

İsrail Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki Havacılık Güvenliği Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan güncellenmiş güvenlik talimatı, çifte vatandaşlığı olan personeli de kapsıyor.

Haaretz gazetesinin duyurduğu güvenlik kısıtlamaları, geçen ay Tel Aviv seferini yapan bir yolcu uçağında Ummanlı yardımcı pilotun kontrolü ele geçirmeye çalıştığı iddiasına dayanıyor.

İsrail kamu yayıncısı KAN’ın aktardığı bilgilere göre United Airlines ve Air France yeni kuralları kabul ederek çalışanlarına tebliğ etti.

Yasak 31 ülkeyi kapsıyor

Düzenleme; Suudi Arabistan, İran, Malezya, Venezuela, Pakistan ve Umman dahil 31 ülkenin vatandaşlarını etkileyecek nitelik taşıyor.

Uygulama, çoğunluğu Müslüman olan bu ülkelerin pasaportuna sahip pilot ve kabin görevlilerinin İsrail varışlı seferlerde çalışmasını fiilen engelliyor.

Kararın uluslararası havayolu şirketlerinde çalışma hukuku sorunları doğurabileceği belirtiliyor.

Air France bünyesinde görev yapan çok sayıda Fransız çalışan, İsrail ile diplomatik bağı olmayan Tunus ve Cezayir vatandaşlığına da sahip.

Fransız şirketin kısıtlamaları yürürlüğe koymasının Fransa’da hukuki itirazlara yol açabileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan İsrail merkezli Kanal 13 televizyonu, ülkedeki en az bir havayolu şirketinin yerel havacılık sektöründe görev yapan yaklaşık 2 bin 500 uçuş personeli hakkında güvenlik ve geçmiş araştırması başlattığını aktardı.

FlyDubai seferindeki iddia tartışma yarattı

Güvenlik tedbirlerine gerekçe gösterilen olay, 30 Eylül’de FlyDubai’nin 1073 sefer sayılı uçuşunda kayıtlara geçti.

İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) makamları, Ummanlı yardımcı pilot Hammam el-Hammami’nin acil durum baltasıyla kaptan pilota saldırdığını ve uçağı düşürerek İsrailli yolcuları hedef almayı amaçladığını ileri sürdü.

Resmi anlatıda yer alan bazı ayrıntılar ise olayın İsrail’in kamuoyu yönlendirme girişiminin parçası olabileceği yönünde şüpheler uyandırdı.

Uçaktaki 50 yaşındaki İsrailli tesisat şirketi sahibi Yaniv Hayun, havacılık eğitimi olmamasına karşın kokpite girerek yardımcı pilotu etkisiz hale getirdiğini savundu.

Uçak kazalarıyla ilgili bir televizyon belgeselinden öğrendikleri sayesinde 20 bin fit irtifa kaybeden uçağı yeniden dengeye kavuşturduğunu öne süren Hayun, 170’ten fazla kişinin hayatını kurtardığını iddia etti.

CNN’e değerlendirmede bulunan bir pilot, söz konusu irtifa kaybı iddiasını sorgulayarak “Aktarılan bazı rakamlar hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bu kadar hızlı alçalsaydınız uçak tamamen parçalanırdı” dedi.

Hızlı irtifa kaybı iddialarına rağmen yolcuların kokpitteki durumu izlemek için koridorda ayakta durduğunu ve yürüdüğünü gösteren video kayıtları da resmi anlatıdaki çelişkileri artırdı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Zuckerberg: Meta, yapay zeka “sınırlarına” ulaştı

Yayınlanma

Meta, pazartesi günü en yeni Muse modelini piyasaya sürerken, CEO Mark Zuckerberg şirketinin yapay zeka yeteneklerinin “sınırlarına” ulaştığını savundu.

“Bu noktaya gelmek, hem büyük miktarda hesaplama gücü hem de yatırım gerektirdi,” diyen Zuckerberg, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte daha fazla harcama yapma sözü verdi.

Milyarder CEO, yeni sistemin “yapay zeka alanında yapılan çalışmaların en ileri sınırlarında yer alan çok daha sofistike davranışlara olanak sağlayacağını” iddia etti.

Teknoloji devi, geçen yıl Scale AI’ya 14,3 milyar dolar yatırım yapmıştı ve bu şirketin kurucusu, Meta’nın yapay zeka başkanı oldu.

Muse şu anda ABD’de en çok indirilen uygulama konumunda. Bu durum OpenAI’ı rakip bir ajan aracı tanıtmaya itti.

Teknik karşılaştırma sonuçlarına göre, Silikon Vadisi’ndeki grup, Muse Wonder’ın bazı görevlerde Anthropic ve OpenAI tarafından piyasaya sürülen benzer modellerden daha iyi performans gösterdiğini iddia ediyor.

Meta, Muse Wonder’ın bazı teknik performans testlerinde Anthropic’in Claude Opus 5.5 ve Fable 5.1 modelleriyle OpenAI’nin GPT-6 Astra modelinden daha iyi performans gösterdiğini belirtti.

Şirket, yeni modelin “kira sözleşmesini anlamaktan finansal veya sağlık bilgilerini yorumlamaya kadar” karmaşık görevleri yerine getirmek için kullanılabileceğini ifade etti.

Öte yandan lansman, modelin kullanımının Meta’nın Code aboneliğindeki kullanım sınırlarına nasıl yansıtıldığını etkileyen bir hata nedeniyle gölgelendi.

Meta’nın yapay zeka başkanı Alexandr Wang, sorunu “çözmek için çalıştıklarını” söyledi.

Muse Wonder, en iyi sürümleri doğrudan işletmelere satılan “kapalı” bir model olacak.

Bu durum, şirketin hedeflerini ciddi bir sınava tabi tutacak şekilde, kurumsal yapay zeka sözleşmeleri konusunda onu Anthropic ve OpenAI ile rekabete sokacak.

Yapay zeka hamlesi başlangıçta yatırımcıları tedirgin etmişti. Fakat Meta’nın, market alışverişi yapmak ve seyahat rezervasyonu gibi günlük işleri yerine getirmek için otonom botlar kullanan “Muse” adlı kişisel yapay zeka asistanını piyasaya sürdüğü Eylül başından bu yana şirketin hisse fiyatı neredeyse yüzde 10 arttı.

Beyaz Saray’ın özdenetim protokolünün hazırlanmasına katkıda bulunan Zuckerberg, geliştirme sürecini yavaşlatma çağrılarını da reddetti.

CEO, güvenlik konusunda büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri arasında görüş ayrılığı olduğunu vurguladı.

Meta CEO’su, yapay zekanın kitlesel yıkıma yol açma olasılığını tanımlamak için Silikon Vadisi’nde sıkça tartışılan bir terim olan “P(doom)” rakamına ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Bunun yerine, model güvenliğini sağlamanın sorumluluğunun her bir laboratuvara ait olması gerektiğini savundu:

“AI’nın kendi başına hareket edeceği şeklindeki antropomorfik vizyondan ziyade, AI’nın normal güvenlik önlemleriyle tasarlanabilen ve sorumlu bir şekilde geliştirilebilen bir teknoloji olduğu inancına çok daha yakınım.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English