Bizi Takip Edin

Diplomasi

Suudi Arabistan’dan petrol resti: OPEC+ üretim artışında Rusya’yı dinlemedi

Yayınlanma

OPEC’in en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan, son yıllarda yüksek petrol fiyatlarını destekleme stratejisini değiştirerek ortaklarıyla müzakere etmek yerine ültimatom diline geçti. Riyad, iki ay içinde üçüncü kez üretim kotalarında önemli bir artış sağlayarak Rusya’nın tepkisini çekti; Moskova’nın petrol fiyatları bütçe beklentisinin yaklaşık yüzde 40 altına düştü.

OPEC‘in en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan, son yıllarda yüksek petrol fiyatlarını destekleme hedefini terk ederek stratejisini değiştirdi ve ortaklarıyla müzakere etmek yerine ültimatomlarla hareket etmeye başladı.

Riyad, cumartesi günü OPEC+ ülkelerini günlük ortalama petrol üretimini temmuz ayı için 411 bin varil artırmaya zorlayarak iki ay içinde üçüncü kez önemli bir kota artışını kabul ettirdi.

Bu durum, petrol fiyatları bütçede öngörülenin yaklaşık yüzde 40 altına düşen Rusya’da memnuniyetsizlik yaratırken, Moskova’nın bu duruma karşı koyacak gücü bulunmuyor.

Bloomberg‘in eski ve mevcut OPEC ülke delegeleri, hükümet yetkilileri ve sektör uzmanlarıyla yaptığı görüşmelere dayandırdığı haberine göre, Suudi Arabistan’ın bu adımları, küresel pazardaki payını geri kazanma çabasının bir parçası.

Strateji değişikliği, nisan ayında petrol vadeli işlem kontratlarının varil başına 60 doların altına düşerek son dört yılın en düşük seviyesine gerilemesine yol açmıştı.

Müzakerelerden ültimatoma geçiş

OPEC+ temsilcilerine göre, Suudiler son aylarda ortaklarını hazırlıksız video konferanslara çağırarak üretim artışı planlarını sadece birkaç gün, hatta saatler öncesinden bildiriyor.

Bu yaklaşım, OPEC+ temsilcilerinin Viyana’daki kartel merkezinde toplandığı ve uzlaşmaya varmak için bazen bütün gece, hatta günlerce süren tartışmalar yürüttüğü önceki yıllardaki müzakerelerle keskin bir tezat oluşturuyor.

Irak’ın 2018-2020 yılları arasında enerji işlerinden sorumlu eski başbakan yardımcısı ve petrol bakanı Tamir Gadhban, Bloomberg‘e yaptığı açıklamada, “Elbette daha büyük üreticinin daha fazla gücü var, ancak diğer [OPEC+] üyelerinin de söz hakkı olduğunu ve rollerini oynadıklarını kabul ediyorlardı. Bizim de söz hakkımız vardı. Tartışıyorduk, aynı fikirde olmuyorduk,” dedi.

Rusya ile derinleşen anlaşmazlık

Ancak bu dönem sona erdi. 3 Nisan’da Suudiler, mayıs ayında günlük arzı planlananın yaklaşık üç katı olan 411 bin varil artıracaklarını açıklayarak piyasayı şaşırttı.

Bu karar, Donald Trump’ın tüm ülkelere yüzde 10 ithalat vergisi ve yaklaşık 60 ülkeye daha yüksek oranlar getiren “misilleme gümrük vergilerini” duyurmasından bir gün sonra geldi ve küresel ekonominin resesyona sürükleneceği yönündeki bahisleri alevlendirdi.

OPEC+, nisan ayında birkaç yıllık kısıtlamaların ardından üretimi yeni artırmaya başlamıştı ve o ay için kota sadece günlük 138 bin varil yükseltilmişti.

Mayıs ayında da benzer temkinli bir artış bekleniyordu. Ancak bu gerçekleşmedi ve petrol fiyatı birkaç gün içinde 75 dolardan 60 doların altına düştü.

Mayıs başında OPEC+, haziran kotasının günlük 411 bin varil daha artırılacağını duyurdu. Geçtiğimiz cumartesi günü yapılması planlanan ve OPEC+’nın önde gelen üyelerinin katılacağı çevrim içi toplantı öncesinde ise görüş ayrılıkları belirginleşti.

Rusya, Umman ve Cezayir ile birlikte temmuz üretiminin mevcut seviyede tutulmasını ve önceki artışların sonuçlarının değerlendirilmesini önerdi.

Fakat toplantıdan bir gün önce Reuters, delegelere dayanarak daha büyük bir hacmin tartışılabileceğini bildirmişti.

Sonuç olarak, Rusya öncülüğündeki muhaliflerin gücü yetersiz kaldı ve Suudi Arabistan’ın üretimi günlük 411 bin varil daha artırma teklifi onaylandı.

Bloomberg, Rusya ve diğer ülkelerin kararı desteklemesine ve delegelerin bölünme iddialarını reddetmesine rağmen, kimin üstün geldiği konusunda hiçbir şüphe olmadığını belirtti.

Riyad’ın strateji değişikliğinin arkasındaki nedenler

Diğer OPEC+ ülkelerinin temsilcileri, Suudi Arabistan’ın pozisyonunu neden değiştirdiğinin gerçek nedenlerini bilmediklerini söylüyor.

Tahminler arasında Riyad’ın, petrol fiyatlarının düşürülmesi çağrısında bulunan ve mayıs ayında Körfez ülkelerine bir tur düzenleyerek şeyhleri öven ve onlarla milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapan Trump’ı yatıştırma isteği bulunuyor.

Diğerleri ise krallığın sabrının taştığını ve aylardır kendilerine ayrılan kotalardan fazla üretim yapan Kazakistan ve Irak gibi ülkeleri disipline etmeye çalıştığını düşünüyor.

Riyad’daki duruma aşina kaynaklara göre, krallık yetkilileri, son yıllarda kaya gazı devrimi sayesinde ABD’de günlük ortalama üretimi mart ayında rekor seviye olan 13,5 milyon varile çıkaran Amerikan şirketlerine kaptırdığı pazar payını geri almak istiyor.

Son iki aydaki petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle ABD şirketleri şimdiden üretim ve sermaye yatırımlarını sınırlamaya başladı; sondaj kulesi sayısı üst üste beşinci haftada da azaldı.

S&P Global Commodity Insights, bu yıl ABD üretiminde yüzde 1,1’lik bir düşüş öngörüyor; eğer bu gerçekleşirse, bu (Kovid salgınının yaşandığı 2020 hariç) 2015’ten bu yana ilk düşüş olacak.

Üretimde zamanından önce artış

Rystad Energy analisti Jorge Leon, “Suudi Arabistan şu anda gerçekten süreci yönetiyor. Bu sadece arz yönetimi değil, jeopolitik niyetleri olan stratejik bir yeniden düzenleme,” diyor.

Riyad’ın eylemleri sonucunda OPEC+, temmuz ayı itibarıyla toplam günlük ortalama üretimini 1,37 milyon varil artırmış olacak. ING emtia piyasaları strateji direktörü Warren Patterson, 18 ayda gerçekleştirilmesi planlanan 2,2 milyon varillik arz artışının yüzde 60’ından fazlasının dört ay içinde piyasaya döneceğini belirtiyor.

Patterson, OPEC+’nın aynı hızda üretim artırmaya devam etmesini ve 2,2 milyon varillik artışa planlanandan 12 ay önce, yani üçüncü çeyreğin sonunda ulaşmasını bekliyor.

Öte yandan Goldman Sachs, OPEC+’nın ağustos ayında üretimi 411 bin varil daha artırmasını ve eylülde duraklamasını bekliyor. Ancak banka analistleri, kartelin durmayabileceği riskinin de bulunduğunu belirtiyor.

Patterson, Ukrayna ile Rusya arasındaki çatışmanın tırmanması (Ukrayna’nın stratejik bombardıman uçaklarının bulunduğu havaalanlarına büyük ve başarılı bir saldırı düzenlemesi) ve ABD’nin Rus petrolü alıcılarına karşı yüzde 500’lük gümrük vergileri getiren yaptırımlar uygulama olasılığının (tasarının yazarları senatörler Lindsey Graham ve Richard Blumenthal, tasarının haziran ortasındaki G7 zirvesine kadar kabul edilmesini umuyor) şimdilik petrol fiyatlarını desteklediğini belirtiyor.

Pazartesi günü Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 artarak 65,2 dolara yükseldi.

Ancak ING, dördüncü çeyrekte Brent petrolün ortalama fiyatının 59 dolar olmasını bekliyor.

Goldman Sachs ise yılın geri kalanı için ortalama 60 dolar, 2026 yılı için ise varil başına 56 dolar fiyat öngörüyor.

Tüm bunlar Rus ekonomisini olumsuz etkiliyor. Reuters hesaplamalarına göre, vergilendirme amacıyla hesaplanan Rus petrolünün ortalama fiyatı mayıs ayında varil başına 4 bin 195 ruble oldu.

Bu, Nisan 2023’ten bu yana en düşük seviye ve 2025 yılı bütçe gelirlerinin planlanmasında kullanılan seviyenin yüzde 38 altında.

Rusya, pandemiden bu yana en düşük petrol fiyatlarına hazırlanıyor

Diplomasi

Infantino üzerindeki baskı artıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.

Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.

Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.

The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.

Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.

Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.

Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.

Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.

Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.

Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.

FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.

FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.

Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.

Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.

Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.

Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.

Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.

FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.

“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.

Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.

Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı. 

Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.

FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.

Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.

Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.

Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.

Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.

Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.

Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna, 2022’den bu yana en zorlu kışına hazırlanıyor

Yayınlanma

CNBC kanalına konuşan Ukraynalı yetkililer, hava savunma sistemlerindeki eksiklikler ve enerji altyapısına yönelik artan tehditler nedeniyle ülkenin 2022’den bu yana en zorlu kış sezonuna hazırlandığını bildirdi. Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırmasını beklerken füze mühimmatı temininde ve yerli savunma teknolojilerinde ciddi güçlüklerle karşılaşıyor.

Ukraynalı yetkililer, insansız hava aracı üreticileri ve güvenlik uzmanları, yaklaşan kış mevsiminin çatışmaların başladığı 2022 yılından bu yana ülke için en ağır dönem olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

CNBC’nin haberine göre Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmasını bekliyor.

Ülkede hava savunma araçlarının, özellikle de ABD yapımı Patriot sistemleri için kullanılan önleme füzelerinin yetersizliği endişe yaratıyor.

Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Fire Point şirketinin başkanı Irina Tereh, CNBC’ye yaptığı açıklamada Ukrayna’nın tehdidin boyutunu gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Tereh, Ukraynalı şirketlerin kendi füze savunma teknolojilerini geliştirmek için çalışmaları hızlandırdığını, ancak bu tür sistemlerin oluşturulmasının genellikle onlarca yıl aldığını ifade etti.

Tereh, bu nedenle söz konusu görevin ısıtma sezonu başlamadan tamamlanmasının imkansız olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ABD’ye karşı kullanılma endişesi gerekçesiyle Kiev’e Patriot lisansı verme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Mike Turner ise ABD ile Ukrayna’nın şu anda Kiev’e teknoloji transferi konusunda görüşmeler yürüttüğünü kaydetti.

CNBC’nin aktardığına göre Ukraynalı yetkililer bir yandan enerji tesislerinin korumasını artırırken, diğer yandan yakıt ile ekipman stoku oluşturuyor.

Kiev yönetimi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) 90 milyar euroluk finansal destek programından aktarılacak kaynaklar da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarından ek finansman temin etmeyi hesaplıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, temmuz ayı sonunda vatandaşlara “çok zorlu bir kışa” hazırlanma çağrısında bulunarak, sürecin sonucunun hem Kiev’in adımlarına hem de Batılı müttefiklerin desteğine bağlı olacağını vurguladı.

Zelenski, Serhiy Koretskiy’nin başbakan olarak atanmasını, yeni hükümet başkanının enerji konularına hakim olması ve ülkenin soğuk hava şartlarına hazırlanmasını sağlaması gerekliliğiyle açıkladı.

Gelecek kışın öncekilerden daha ağır geçebileceği yönündeki değerlendirmeler daha önce Başbakan Koretskiy, Enerji Bakanı Denıs Şmıhal ve Çernihiv Bölgesel Yönetimi Başkanı Vyaçeslav Çaus tarafından da dile getirildi.

Yetkililerin açıklamalarına göre Ukrayna’nın 10 gigavattan fazla üretim kapasitesini restore etmesi, yaklaşık 3 gigavatlık yeni merkezsiz üretim tesisi kurması, enerji altyapısının korunmasını güçlendirmesi ve yeraltı depolarındaki gaz stokunu yaklaşık 14,6 milyar metreküpe çıkarması gerekiyor.

Geçen kış Ukrayna’da elektrik ve ısıtma sunumunda kesintiler yaşandı. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günde 12 ila 16 saat sürerken, bazı yerleşim yerleri günlerce ısıtmasız kaldı.

Zelenski, ocak ayında yaptığı açıklamada Ukrayna enerji sisteminin ülkenin ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 60 kadarlık bölümünü karşılayabildiğini, gerekli olan 18 gigavatlık üretim kapasitesine karşılık sistemin yaklaşık 11 gigavat üretebildiğini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English