Amerika
Teknoloji milyarderi Peter Thiel’in sızdırılan gizli ‘Deccal’ dersleri

Teknoloji milyarderi ve siyasi stratejist Peter Thiel’in San Francisco’da verdiği gizli “Deccal” derslerinin kayıtları sızdırıldı. Thiel, derslerde Deccal’i “tek dünya devleti” ile eşdeğer tuttuğunu belirterek, bu figürün Greta Thunberg gibi bir çevreci aktivist ya da ABD’nin kendisi olabileceğini öne sürdü. Yaklaşan bir Armageddon’a karşı uyarılarda bulunan Thiel, uluslararası kurumları ve teknoloji kısıtlamalarını Deccal’in yükselişinin işaretleri olarak yorumladı.
Silikon Vadisi’nin en etkili isimlerinden milyarder yatırımcı ve sağ siyasetin akıl hocası Peter Thiel, son dönemde “zamanın sonunda ortaya çıkan kötü bir kral ya da tiran” olarak tanımladığı Deccal üzerine kapalı kapılar ardında dersler veriyor. Thiel’e göre bu figür, Amerika Birleşik Devletleri de olabilir, İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg de.
Geçtiğimiz ay boyunca San Francisco’nun merkez sahilinde dört ayrı ders veren Thiel, kimin Deccal olabileceği üzerine felsefi tartışmalar yürüttü ve yaklaşan Armageddon’a karşı uyarılarda bulundu.
Kendisini “küçük harfle ortodoks Hristiyan” olarak tanımlayan Thiel, dünyanın sonunu haber veren figürün çoktan aramızda olabileceğine inanıyor. Thiel, uluslararası kuruluşların, çevrecilik hareketinin ve teknoloji üzerindeki kısıtlamaların Deccal’in yükselişini hızlandırabileceğini öne sürüyor.
“Kötü bir kral, tiran ya da sahte Mesih”
Guardian gazetesinin haberine göre Thiel, ilk dersinin açılışında, “Deccal’in temel bir tanımıyla başlayalım. Bazı insanlar onu son derece kötü bir kişi olarak görür. Bazense kötülük güçlerinin ruhani bir betimlemesi olarak kullanılır. Ben, Deccal’in en yaygın ve en dramatik yorumuna odaklanacağım: Zamanın sonunda ortaya çıkan kötü bir kral, tiran ya da sahte Mesih figürü” diye konuştu.
PayPal’ın kurucu ortaklarından biri olarak servetinin temelini atan Thiel, yatırım şirketi Founders Fund aracılığıyla Facebook’un ilk dış yatırımcısı olmuş, ayrıca SpaceX ve OpenAI gibi birçok girişime kaynak sağlamıştı.
Kurucu ortağı olduğu Palantir ise Pentagon, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE) ve Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) gibi kurumlardan milyarlarca dolarlık yazılım sözleşmeleri kazandı.
Silikon Vadisi’ndeki sağa kayıştan çok önce muhafazakâr siyasetin ön saflarında yer alan Thiel, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminden bu yana eski başkanla yakın bağlarını koruyor.
Cumhuriyetçilerin 2026 ara seçim kampanyalarına büyük finansal destek sağlayan Thiel’in, JD Vance’in başkan yardımcılığı koltuğuna oturmasında da kilit rol oynadığı biliniyor.
Üçüncü dersinde kendini, “Ben bir liberteryenim ya da klasik anlamda bir liberalim ama küçük bir farkla ayrılıyorum: Deccal konusunda endişeliyim” sözleriyle tanımladı.
Biletler 200 dolardan satıldı, kayıt yapmak yasaklandı
15 Eylül’de başlayan ve geçtiğimiz pazartesi tamamlanan konuşmalar, Kutsal Kitap’tan pasajlar, yakın tarih ve felsefi tartışmaların bir araya getirildiği uzun metinlerdi. Thiel, zaman zaman komplo teorilerine de değinerek video oyunlarından ve televizyon dizilerinden göndermeler yaptı, J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üzerine yorumlarda bulundu. Konuşmalarında Elon Musk ve Binyamin Netanyahu ile yaptığı sohbetleri anlatan Thiel, Bill Gates hakkında ise “çok ama çok kötü bir insan” dedi.
Ders serisinin 200 dolardan satılan biletleri birkaç saat içinde tükendi. Katılımcılara konuşmaların kesinlikle kayda alınamayacağı, fotoğraf, video veya ses kaydı yapmalarının yasaklandığı bildirildi. Notlarını X platformunda paylaşan en az bir kişinin bileti iptal edildi.
Kimliğini gizli tutan bir katılımcı, derslerin kayıtlarını gazeteyle paylaştı. Thiel’in sözcüsü Jeremiah Hall, yayımlanan içerikleri yalanlamadı, yalnızca Thiel’in Yahudiler ve Deccal üzerine yaptığı bir tartışmaya ilişkin ifadeyi düzelttiğini belirtti.
Thiel’e göre Deccal kim olabilir?
Thiel, Deccal’in tek bir kötü tiran olacağına inanıyor ancak bu figürün kim olabileceğine dair net bir isim vermiyor. Bununla birlikte, özellikle “bilim karşıtı bir lüdist” figürün, yani tüm bilimi durdurmak isteyen birinin Deccal olabileceğini öne sürüyor. Bu noktada Greta Thunberg, Eliezer Yudkowsky ve Marc Andreessen gibi isimleri anıyor:
“Benim tezime göre, 17. ya da 18. yüzyılda Deccal, delice deneyler yapan, kötülüğün sınırlarını zorlayan bir bilim insanı olurdu. 21. yüzyılda ise Deccal, bilimi durdurmak isteyen bir lüdisttir. Greta ya da Eliezer gibi biri.”
Thiel, Microsoft’un kurucusu Bill Gates’i de hedef aldı:
“Bir arkadaşım bana, San Francisco’daki insanlara Bill Gates’in Deccal olduğunu söyleme fırsatını kaçırmamam gerektiğini söyledi. Kabul ediyorum, o tam bir Dr. Jekyll ve Mr. Hyde karışımı.”
Ancak Thiel, Gates’in bir siyasi lider olmaması ve kitlelerce sevilmemesi nedeniyle Deccal olamayacağını da ekledi: “Bill Gates’in çok kötü biri olduğuna inanıyorum ama Deccal olmaktan çok uzakta.”
Trump, Musk ve Amerikan siyasetine bakışı
Thiel, eski dostu ve müttefiki Elon Musk’la yaptığı özel bir konuşmayı da anlattı. Musk’ı, milyarderlerin servetlerinin çoğunu bağışlamasını öngören Giving Pledge girişiminden ayrılmaya ikna etmeye çalıştığını belirten Thiel, şunları söyledi:
“Elon’a dedim ki, ‘2012’de imzaladığın şu aptal Bağış Taahhüdü’nü iptal et. Servetinin yarısını vermeye söz vermiştin. Dikkat etmezsen, 200 milyar dolar solcu vakıflara gidecek.’ Sonra bir adım öteye geçtim ve dedim ki, ‘Ölüm ihtimalini hiç düşünmüyorsun. 54 yaşında birinin önümüzdeki yıl ölme ihtimali yüzde 0,7. Bu da 1,4 milyar dolar demek. Yani Bay Gates, senden gelecek 1,4 milyar doları bekliyor.’”
Thiel’in aktardığına göre Musk, “Aslında ölme ihtimalim yüzde 0,7’den yüksek” yanıtını verdi ve ekledi:
“Ne yapmamı istiyorsun? Parayı çocuklarıma mı vereyim? Trans kızım var, ona veremem, bu kötü olur. Bill Gates’e vermek ondan da beter olur.”
Katılımcılardan biri, Donald Trump’ın küresel yönetime karşı çıkmasının kendisine güven verip vermediğini sorduğunda Thiel, “En fanatik Trump destekçisinin bile şunu anlaması gerekir: Hiçbir siyasetçi, hatta Reagan bile, tüm sorunları sonsuza dek çözemedi. Aynı yükü Trump’a yüklemek de haksızlık olur” yanıtını verdi.
33 sayısının gizemi ve ‘genç fatih’ miti
Thiel’e göre, Deccal’in bir ömür içinde Armageddon’u gerçekleştirebilmesi için genç olması gerekiyor. Bu noktada “33” sayısına mistik bir önem atfeden Thiel, “Mesih yalnızca 33 yaşına kadar yaşadı ve tarihin en büyük insanı oldu. Deccal’in bunu bir şekilde aşması gerekir. Bu sayı, farklı kültürlerde neredeyse mistik biçimde tekrar eder” dedi.
Bu mantıkla yaşlı liderlerin Deccal tanımına uymadığını belirten Thiel, “Hitler, İkinci Dünya Savaşı başladığında 50 yaşındaydı. Şi Cinping’e gelince, yetmişlerinde; vadesi dolmuş bir lider” ifadelerini kullandı.
“ABD hem Deccal hem de onu durduran güç olabilir”
Thiel, son dersinin büyük bir bölümünü ABD’nin hem Deccal’i besleyen hem de onu dizginleyen çelişkili konumuna ayırdı. Ona göre ABD, bugün hem Deccal’i engelleyen güç (“katehon”) hem de Deccal olma potansiyeline sahip tek aday.
“Tek dünya devletinin sıfır noktası olduğu kadar, ona karşı direnişin de merkez üssü. ABD, dünyanın polisidir; gerçekten egemen tek ülkedir. Başkan, Amerika’nın belediye başkanı ama dünyanın diktatörüdür” diyen Thiel, küresel finansal sistemin de esasen Amerika tarafından yönetildiğini savundu.
Öte yandan Thiel, derslerinde sık sık “Deccal” ve “katehon” kavramları arasında gidip geldi. “Katehon”, İncil’de Deccal’in gelişini engelleyen gücü temsil eden bir sözcük. Thiel, Soğuk Savaş sonrası dönemde neoliberalizmin bu “katehon” niteliğini kaybederek Deccalvari bir yönetime dönüştüğünü iddia etti.
Thiel’in son dersinin yapıldığı gün, salonun önünde yaklaşık yirmi kişilik bir grup protesto gösterisi düzenledi. Göstericiler, “Yırtıcı teknoloji” ve “Bugün değil, Şeytan” yazılı pankartlar taşıdı.
Siyah giysiler ve gotik makyajlı üç “satanist” de kalabalığın arasında dolaşarak “karanlık ayin” adını verdikleri bir performans sergiledi. Gösteri, protestocuların yerde kıvranarak “Bizi kişisel cehennemine götür… Karanlık efendimiz olduğun için teşekkür ederiz!” diye bağırmalarıyla sona erdi.
Amerika
Arizona, Colorado ve Nebraska’da seçmenler, kız sporlarına trans sporcuların katılımını yasakladı

Arizona, Colorado ve Nebraska’da okulların spor takımlarında “biyolojik cinsiyet” belirlemesini zorunlu kılan bir referandum önerisi kabul edildi.
Seçmenler, “Girişim Önerisi 442” olarak bilinen anayasa değişikliğini onayladı. Bu değişiklik, K-12 ve kolejler ile üniversiteler dahil olmak üzere tüm devlet okullarının spor takımlarını erkek, kadın veya karma olarak belirlemesini zorunlu kılıyor.
DDHQ tarafından sayılan oyların yüzde 95’inden fazlasına göre, önergenin yaklaşık yüzde 68 destekle kabul edilmesi bekleniyor.
Bu inisiyatif, aynı zamanda trans kız ve kadınların cinsiyet kimliklerine uygun spor takımlarında oynamalarını da engelleyecek.
Nebraska’nın 2025 yılında kabul ettiği yasa, eyaletteki kamu eğitim kurumlarının bu takımları doğumda atanan cinsiyete göre sınıflandırmasını zorunlu kılıyor.
Yasa uyarınca, kadınlar, “söz konusu kadın öğrenci için o spor dalında kadın takımı sunulmamış veya mevcut değilse” erkekler için belirlenmiş spor takımlarında oynayamazlar.
Eyalet yasası ayrıca öğrencilerin cinsiyetlerini bir hekim tarafından doğrulatmalarını şart koşuyor.
Oylanan yasa tasarısı ile aradaki fark, bu şartların büyük ölçüde eyalet Anayasasına dahil edilecek olması.
Cumhuriyetçiler, trans bireylerin, özellikle de trans kadınların veya kızların, cinsiyet kimliklerine uygun özel tesisleri kullanmalarına veya spor takımlarında oynamalarına izin verilip verilmemesi konusuna yoğun bir şekilde odaklandılar. Bu konu, bazı Demokratları da ikiye böldü.
Arizona’da da benzer bir nedenle oy kullanıldı. Eyaletteki seçmenler, trans öğrencilerin kız spor takımlarından ve cinsiyet kimliklerine uygun okul tuvaletleri ile soyunma odalarından dışlanmaları konusunda neredeyse kesin bir kararlılık sergiledi.
“Arizona’da Kız Sporlarını Koruma Yasası” olarak adlandırılan 318 Numaralı Önerge, okulların ve spor derneklerinin trans kızların cinsiyet kimliklerine uygun spor takımlarına katılmalarına izin vermeleri veya bir kişinin biyolojik cinsiyeti ile zıt olan cinsiyete yönelik soyunma odası, duş tesisi ya da tuvaleti kullanmasına izin vermeleri halinde dava açılacağı tehdidinde bulunuyor.
Arizona yasalarına göre, trans kızların kızlar için belirlenmiş okul spor takımlarında oynamasına izin vermek zaten yasadışı ama bu yasa teklifi, bu yasağı Little League gibi özel spor kuruluşlarına da genişletecek.
Salı günü açıklanan ilk seçim sonuçlarına göre, 318 numaralı yasa teklifi lehine verilen oylar, 200.000’den fazla oy farkıyla muhtemelen aşılmaz bir üstünlük elde etti.
Colorado’da da seçmenlerin yüzde 52,2’si okulların spor takımlarında “biyolojik cinsiyet” belirlemesini zorunlu kılan önergeyi destekledi.
Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles Hukuk Fakültesi’ne bağlı Williams Enstitüsü düşünce kuruluşunun verilerine göre 2025 yılında yapılan tahminlere göre, ülkede toplamda 13 ila 17 yaşları arasında transseksüel olarak tanımlanan yaklaşık 300.000 genç bulunuyor.
Ayrı bir veri seti ise ABD’de 18 ila 24 yaşları arasında yaklaşık 400.000 kişinin de transseksüel olarak tanımlandığını gösteriyor.
Amerika
“Trump etrafında ördüğümüz ittifak artık yok”

ABD ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilgiden sonra, başkanlık seçimlerinde Trump ve çevresinde oluşturulan ittifaklar dağılmış görünüyor.
POLITICO’da yer alan değerlendirmeye göre Trump, iki yıl önce genç seçmenler ve azınlık grupları arasında önemli bir destek kazanarak yeniden göreve gelmişti.
PF Global tarafından yürütülen POLITICO Anketi’nin yeni sonuçlarına göre, popülerliği düşük olan İran savaşı ve düşen destek oranları nedeniyle bu kilit gruplar artık ondan uzaklaşıyor gibi görünüyor.
Geçen yılın sonunda, Hispanik Trump seçmenlerinin %56’sı kendilerini “MAGA Cumhuriyetçisi” olarak tanımlamıştı. Bu Ekim itibarıyla ise bu oran sadece %37’ye geriledi.
Geçen yılın sonunda, 20 ila 29 yaş arası genç Trump seçmenlerinin %50’si oy kullanacaklarından emin olduklarını belirtmişti. Bu Ekim itibarıyla ise bu oranı sadece %38’e düştü.
Seçim kampanyasındaki bu telaş, endişenin boyutunu ortaya koyuyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, salı günü Güney Teksas’ta son bir seçim turu düzenleyerek, Cumhuriyetçilerin bu bölgede, kitlesel sınır dışı etme ve ekonomi konusundaki Hispanik seçmenlerin endişelerini gidermek için çaba sarf etti.
Cumhuriyetçi Parti yetkilileri, süregelen enflasyon ve yüksek fiyatların, her ırktan işçi sınıfı seçmenler üzerinde yaratacağı etkiden endişe duyuyorlar.
Buna, sandığa yeterince güçlü bir şekilde gitmeyeceklerinden çok korktukları genç erkekler de dahil.
Ayrıca, seçmenlerinin rekor sayılarda sandığa akın ettiği görülen, siyah nüfusu yoğun bir dizi güney eyaletine (Mississippi, Güney Karolina ve hatta Louisiana gibi) son dakikada milyonlarca dolarlık kaynak aktardılar.
Cumhuriyetçilerin 2024 koalisyonunun dayanıklılığı, partinin geleceği için hayati bir sınav niteliğinde.
Cumhuriyetçilerin genç, Latin kökenli ve Siyah seçmenler arasında elde ettiği ilerlemeler, partiyi Washington’da üçlü iktidara (Başkanlık, Senato, Temsilciler Meclisi) taşımıştı.
Bu gruplardan gelen desteğin azalması, Cumhuriyetçileri 2028 başkanlık seçimleri için kazanma formülünü oluştururken yeniden başlangıç noktasına döndürebilir.
Üst düzey Cumhuriyetçiler, Teksas’ta yaşanan hezimet, Florida’daki kilit Temsilciler Meclisi koltuklarındaki kayıplar ve daha fazlasını önlemeye çalıştı ama Hispanik seçmenler üzerindeki etkilerini kaybetmelerini engelleyemediler.
Ankete göre, Trump’ın çekirdek tabanının bir parçası olan ve kendilerini MAGA olarak tanımlayan Hispanik Trump seçmenlerinin oranı, geçen Kasım ile bu Ekim arasında 19 puanlık bir düşüş gösterdi.
Bu seçmenlerin üçte ikisi ara seçimlerde hâlâ Cumhuriyetçilere oy verme niyetinde olsa da, Trump’ın gündemine duydukları memnuniyetsizlik açıkça ortada.
Anket, Hispanik Trump seçmenlerinin, Hispanik olmayan Trump seçmenlerine kıyasla son on yılda Demokratlara oy vermiş olma olasılığının daha yüksek olduğunu ve Trump yönetiminin toplu sınır dışı etme uygulamalarının fazla sert olduğunu düşündüklerini ortaya koydu.
Beyaz Saray’ın üst düzey yetkilisi Stephen Miller’ın öncülüğünü yaptığı Trump yönetiminin sert göçmenlik uygulamaları, ismini açıklamak istemeyen dört Kongre Cumhuriyetçisine göre, Hispaniklerin tepkisini tetikledi.
Bu durum, bir zamanlar Demokrat Kongre üyeleri Vicente Gonzalez ve Henry Cuellar’ı koltuklarından etmek için mükemmel fırsatlar gibi görünen fırsatlara zarar verirken, 2024 yılında başkanın 18 puan farkla kazandığı, yeniden çizilen bir seçim bölgesinde Cumhuriyetçi Kongre üyesi Monica De La Cruz’u da tehlikeye attı.
Bir grup Hispanik Cumhuriyetçi Kongre üyesi, endişelerini doğrudan Johnson’a ve üst düzey Beyaz Saray yetkililerine iletmeye devam ediyor.
Ne var ki, isminin gizli tutulması şartıyla konuşan Teksaslı bir Cumhuriyetçi stratejist şöyle konuşuyor:
“Benzin fiyatı 3,30 dolar yerine 2,50 dolar olsaydı kendimi daha iyi hisseder miydim? Evet. Ama ICE amcasını gözaltına alırken birine durumun düzeldiğine ikna etmeyi denemekte bol şans.”
Uzun süredir Trump’ın müttefiki ve Arizona Cumhuriyetçi Partisi’nin eski başkanı Gina Swoboda, “Trump döneminde kurduğumuz koalisyon artık lanet olsun ki yok,” dedi.
Wisconsin’in eski Cumhuriyetçi valisi ve 2016 başkanlık adayı, şu anda muhafazakâr Young America’s Foundation’ın başkanlığını yürüten Scott Walker ise, “İki yıl önce, Trump ve diğer Cumhuriyetçiler, Biden ve Harris’ten bıkmış olan bu seçmenleri kendi lehlerine kullandılar; iki yıl sonra durum iki yıl öncesine göre daha az kötü olabilir fakat seçmenler hâlâ endişeli,” dedi.
Beyaz Saray sözcüsü Lauren Bis, Trump’ın Cumhuriyetçiler için seçim kampanyası yürütmek ve “radikal solcu Demokratlar” ile aradaki farkı vurgulamak amacıyla “ülkeyi boydan boya dolaştığını” söyledi.
Bis, “Başkan Trump, Cumhuriyetçi Parti için tartışmasız lider, en iyi elçi ve eşsiz bir motivasyon kaynağı,” diye ekledi.
Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi sözcüsü Natalie Baldassarre ise yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin Amerikan halkına verdiği sözleri yerine getirdiğini” ve başkanın “bu başarıları duyurmak için ülkeyi baştan başa dolaştığını” belirtti.
Amerika
ABD’li teknoloji devlerinin gizli yapay zeka borcu 3,2 trilyon dolara yükseldi

ABD’li teknoloji devlerinin yapay zeka ile ilgili yükümlülüklerinden kaynaklanan bilanço dışı borçları hızla artmaya devam ediyor.
Bu borçlar altı ayda neredeyse iki katına çıkarak yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Yatırımcılar ise bitmek bilmeyen bu harcamalardan giderek daha fazla endişe duyuyor.
Nikkei Asia, Google’ın sahibi Alphabet, Microsoft, Amazon, Meta ve Oracle’ın en son finansal sonuç açıklamalarından ve tahminlerinden verileri derledi.
Teknoloji şirketleri, yapay zeka veri merkezlerini kurmak için tedarikçilerden çip setleri, sunucular ve elektrik tedarik ediyor.
Arz sıkıntısı nedeniyle erişimi güvence altına almak için genellikle birkaç yıllık sözleşmeler imzalıyorlar.
Bazıları ise kendi tesislerini kurmak yerine, bulut hizmeti sunan girişimlerden ekipman kiralıyor veya bilgi işlem kaynakları ayırıyor.
Henüz yerine getirilmemiş satın alma taahhütleri ve henüz başlamamış kiralama sözleşmeleri genellikle bilanço dışı kalemler olarak değerlendiriliyor.
Muhasebe kurallarına tam olarak uygun olsalar da, bunlar gelecekte muhasebeleştirilmesi muhtemel gizli borçlar olarak görülüyor.
Bu tür gizli borç, beş şirket genelinde yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Bunun yaklaşık %60’ı satın alma taahhütlerinden, %40’ı ise henüz başlamamış kiralama yükümlülüklerinden oluşuyor.
Toplam tutar şimdiden şirketlerin toplam varlıklarının yaklaşık %80’ine denk geliyor ve bu hız devam ederse yakında toplam varlıkları aşabilir.
30 Eylül itibarıyla en fazla gizli borca sahip olan şirket 1,05 trilyon dolarlık borçla Google. Bu rakam Mart sonuna kıyasla yaklaşık %160 daha yüksek.
Ne var ki, şirketin hesaplama metodolojisinin bir kısmını değiştirmiş olması nedeniyle doğrudan karşılaştırma yapmak zor.
Meta ikinci sırada yer alırken, onu Microsoft, Amazon ve Oracle izliyor.
Google, ana faaliyetlerinden elde ettiği gelirden daha fazla nakit akışını veri merkezlerine ve diğer sermaye harcamalarına yönlendiriyor.
Temmuz-Eylül çeyreğinde sermaye yatırımı kaynaklı nakit çıkışları 71,3 milyar dolara ulaştı.
İşletme nakit akışıyla birleştirildiğinde, bu hamleler yaklaşık 29 milyar dolarlık bir açık verdi ve bu, üst üste üçüncü çeyrekteki açığı işaret ediyor.
Şirket, güçlü talebi karşılamak için 2027’de harcamaları daha da artırmayı planlıyor.
Meta’nın bilanço dışı yükümlülükleri Eylül sonunda yaklaşık 810 milyar dolara ulaştı; bu rakam Mart sonuna göre %90 artış gösterdi.
Şirket, dış yatırımcı sermayesini kullanarak bilgi işlem kapasitesini artırıyor. Temmuz ayında, ABD’li yatırım şirketi BlackRock ile bir ortak girişim kurduğunu duyurdu ve veri merkezlerini kiralamak üzere bir anlaşma imzaladı.
Meta ayrıca Nisan ayında, ABD’li startup CoreWeave’den 2032 yılına kadar yaklaşık 21 milyar dolar değerinde bulut kapasitesi satın almayı kabul etti.
Bu şirketlerin gizli borçlarının bir kısmı, CoreWeave gibi girişimlerin kredi itibarını güçlendirmeye de hizmet etti.
Bilançoları daha zayıf olsa bile, bu şirketler teknoloji devleriyle yaptıkları sözleşmelerle desteklenen gelecekteki satışlara sahip oldukları için bankalardan ve yatırımcılardan finansman çekebiliyorlar.
Gelgelelim bu eşi görülmemiş altyapı yatırımı patlamasında artık değişim sinyalleri ortaya çıkıyor.
CoreWeave’in tahvil fiyatları Ekim ayında düşüş yaşadı ve bu durum, bazen “neocloud sağlayıcıları” olarak da adlandırılan, yapay zeka odaklı bulut girişimlerinin finansal sağlığı konusunda endişeleri artırdı.
Bu tür şirketlerin çoğunun bulut hizmetleri dışındaki gelir kaynakları sınırlı. Bu da, artan faiz oranlarının ek fon toplama sürecini zorlaştırması ve veri merkezlerine yönelik yatırımların devamını tehlikeye atması durumunda, bu şirketleri savunmasız bırakıyor.
Yatırımcıların endişeleri, kredi notu yüksek teknoloji şirketlerinin kendilerinin yapacağı devasa yapay zeka harcamaları konusunda da artıyor.
Geçen hafta açıklanan finansal sonuçların ardından, hem Alphabet hem de Amazon, 2027 ve sonrasında yatırımlarını genişletmeye devam etme planlarını ortaya koyduktan sonra hisseleri keskin bir düşüş yaşadı.
Beş şirket arasında en az gizli borcu olan Oracle, mali durumu konusunda özellikle ciddi endişelerle karşı karşıya. Şirketin hisseleri, yaklaşık bir yıl önceki zirve seviyesine kıyasla %60’ın üzerinde değer kaybetti.
Şirket, yatırımcıları rahatlatmak amacıyla, geçen hafta temel kazançlar ile sermaye harcamaları arasındaki dengeyi yansıtan serbest nakit akışını, Aralık 2027 ile Mayıs 2028 arasındaki dönemde pozitif seviyeye geri getireceğini açıkladı.
Günümüzün yapay zeka sektörü, teknoloji devleri, çip üreticileri, yapay zeka geliştiricileri ve yeni nesil bulut sağlayıcıları arasındaki uzun vadeli satın alma anlaşmaları ağı üzerine kurulu.
Yatırım, finansman ve garantiler birbirini pekiştirerek kredi itibarını artırıyor ve şirketlerin finansal piyasalardan büyük meblağlar toplamasına olanak tanıyor.
Fakat tüm bu kredi itibarı hâlâ birkaç teknoloji devine bağlı durumda. Yapay zeka yatırımları mevcut hızıyla devam ederse ve kârlar beklentileri karşılayamazsa, piyasanın bu şirketlere olan güveni sarsılabilir ve bunun yansımaları hem teknoloji sektörüne hem de daha geniş finansal sisteme yayılabilir.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu











