Bizi Takip Edin

Amerika

ABD ordusu ve Teksaslı Bandidoslar Ukrayna’da

Yayınlanma

ABD askerlerinin Ukrayna’daki varlığını doğrulayan Pentagon, Doğu Avrupa’da silah karaborsasını engelleme gerekçesiyle üç aşamalı eylem planı hazırladı. Planda sadece Ukrayna değil, karadan ve denizden Ukrayna’ya komşu olan devletler de ABD’nin teftiş ağına dahil ediliyor. Planda kurulacak ağın kapsadığı ülke adları zikredilmezken Orta Doğu ve Balkanlardakine benzer bir silah karaborsası oluştuğu gerçeği örtük bir şekilde itiraf ediliyor.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon), ABD askerlerinin Ukrayna’daki faaliyetlerine ilişkin resmi bir açıklamasına görei ABD ordusundan uzman personeller Ukrayna’da silah teftişi yapacak. İncelemenin konusu özetle; ABD ve Batı menşeili silahların akıbeti. Yüksek teknoloji ürünü konvansiyonel silahların uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı. En önemlisi; silahların Rusya’nın eline geçmediğinden emin olmak ve silah karaborsasının yayılmasını “engellemek.”

31 Ekim tarihinde gazetecilere konuya ilişkin bilgilendirme toplantısı yapan Pentagon, Ukrayna’ya gönderilen uzman askeri personelin sayısına ve nerede görev yapacaklarına ilişkin bilgi paylaşmadı. Yetkili, müfettişlerin “cephe hattına yakın olmayacaklarını” söyledi.

Bu açıklamayla Kiev’deki ABD diplomatik personelini koruyan askeri personelin dışında ABD ordusunun Ukrayna’daki varlığı ve faaliyetleri resmen teyit edilmiş oldu. Pentagon çatışmaların başlamasından 10 gün önce 14 Şubat tarihinde ülkedeki ABD askerlerini tahliye etmişti.

Pentagon: Kanıt yok şüphe var

Ukrayna’ya gönderilen ABD silahlarının yasadışı kullanımına ilişkin “güvenilir kanıt” görmediklerini de dile getiren Pentagon yetkilisi, “Yine de olası yasadışı yönlendirme (kaçakçılık) olasılığının farkındayız. Bunun gerçekleşmesini önlemek için proaktif olarak mevcut bütün adımları atıyoruz” dedi.

İnceleme sürecine giden yolda Cumhuriyetçi kanadın Ukrayna’ya gönderilen silahların akıbeti konusunda yaptığı eleştiriler de etkili oldu. Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçilerin Lideri Kevin McCarty, Ekim ayında yaptığı bir konuşmada Cumhuriyetçilerin Ukrayna’ya “açık çek” vermeyeceklerini söylemişti.

McCarty’nin Twitter hesabına 8 Ekim tarihinde sabitlediği iletide Biden ailesinin Ukrayna ile olan özel ilişkisine de dikkat çekiliyor:

“Gerçek: Joe Biden’ın aile üyeleri O’nun başkan yardımcısı olarak nüfuz sahibi olduğu yabancı bölgelerden kar elde etti. Hunter Biden, hiç deneyiminin olmadığı bir sektörde Ukraynalı bir şirketin yönetim kurulunda yer aldı. Tek özelliği babasının ABD’nin izlediği Ukrayna politikasını eleştirmesiydi.”

Silah karaborsası itirafı

Ukrayna’ya gönderilen silahların karaborsada satılması, terör gruplarının bu gelişmiş silahları edinebileceği “kara borsalar” kurulması Orta Doğu’daki tecrübelerden de hareketle son derece olası. Bu riskler, ABD Savunma Bakanlığının hazırladığı ve 27 Ekim’de duyurduğu “ABD’nin, Doğu Avrupa’daki Bazı Gelişmiş Konvansiyonel Silahların Yasadışı Yönlendirilmesiyle Mücadele Planı”nda açıkça belirtildi:

“Savaşlar, silahların hırsızlık ya da yasadışı satış yoluyla özel kişi ve grupların eline geçmesine olanak sağlayabilir. Savaşlar bazen de on yıllarca devam eden silah kara borsaları yaratabilir. 1990’larda Balkan Savaşlarından sonra olduğu gibi kriminal ve devlet dışı aktörler Ukrayna’daki kaynaklardan çatışma esnasında ya da sonrasında silah temin etmeye girişebilir.”

Pentagon planına göre özellikle elle taşınabilir küçük silahlar, MANPAD’ler ve anti-tank füzelerine karşı özel önlemler alınması gerekiyor. Bu tip silahların sivil uçakları hedef alan terör saldırılarında kullanılması da olasılık dahilinde.

Pentagon’un Doğu Avrupa için önleyici “kapasite inşa” planı

Biden yönetiminin Ukrayna’ya askeri uzman ve müfettişleri göndermesini sadece Cumhuriyetçi kanattan ve Rusya’dan gelen eleştirilere verilen bir yanıt olarak okuma ABD devletinin yaklaşımını tam olarak açıklamıyor. Pentagon, ilgili plan belgesinde gönderilen silahların Rus ordusunun eline geçmesi durumunda Moskova’nın bunu “karşı önlemler geliştirmek, propaganda yapmak veya yanıltma operasyonları yürütmek” için kullanacağı değerlendirmesi yapıyor.

Silah kaçakçılığı önleme planı, Pentagon’un çizdiği yol haritasına göre Ukrayna ile sınırlı değil.  “Eylem planı” yakın, orta ve uzun dönem olmak üzere üç aşamalı ve Doğu Avrupa’da geniş bir denetleme ağı örülmesini kapsıyor:

  • “Ukrayna ve komşusu olan ülkelerin silahlı güçlerinin, silahlarını transfer, depolama ve konuşlandırma aşamalarında hesap verebilir olmasını sağlanması ve koruma becerisinin güçlendirmesi
  • Ukrayna ve komşu devletlerde sınır yönetimini ve güvenliğin güçlendirilmesi
  • Belirli gelişmiş konvansiyonel silahların yasadışı ticaretini caydırmak, tespit etmek ve yasaklamak için Ukrayna ve komşu devletlerin güvenlik güçlerinin, kolluk kuvvetlerinin ve sınır muhafaza kurumlarının kapasitesini geliştirmesi.”

Belgede öngörülen plana göre eş güdüm mekanizmaları ise “Şüpheli silah kaçakçılarının izlemek ve soruşturmak, Ukrayna ve komşu ülkelerdeki kolluk kuvvetleri mensuplarının ve analistlerin yasaklanmış ya da ele geçirilmiş silahlarla ilgili bilgileri işleme ve paylaşma kapasitesini geliştirmek” olarak tanımlanmış.

“Azov Taburları kontrolden çıkabilir”

Europol teşkilatı da geçtiğimiz yaz Ukrayna’daki silahların Avrupa’ya yayılımı konusunda uyarıda bulunmuştu. 27 Ekim tarihinde ilgili AB Komisyonu da Ukrayna savaşı nedeniyle artan silah kaçakçılığı iddiaları üzerine yeni bir yasa tasarısı hazırladı. Komisyon, Ukrayna savaşının Avrupa’daki silah kara borsasına yeni bir kaynak teşkil ettiğini de not etti.

Rakamlar da tehlikenin boyutlarını gösteriyor. Pentagon, geçtiğimiz Şubat ayından bu yana Ukrayna’ya füze lançerlerini de içeren 10.000 silah ve 64 milyon küçük silah mühimmatı gönderdi.

2020 tarihli bir pentagon raporuna göre ABD, 2013’te Kiev’e yaptığı 30 milyon dolarlık askeri yardımı 2019 yılında 400 milyon dolara çıkardı. Pentagon’un sadece son sekiz ayda Kiev’e yolladığı askeri mühimmatın ederi ise 18 milyar doları buldu.

Uzmanlar bu büyüklükte bir askeri yardımın kara borsaya düşmesini ve tehlikeli örgütlerin eline geçmesini olasılık dahilinde görüyor.

ABD Düşünce Kuruluşu Responsible Statcraft, Ukrayna’da savaşın gidişatının radikal grupların daha güçlenmesi ve bu silahlar üzerinden grupların müstakil ordular kurabileceği tehlikesine dikkat çekiyor. Cato Institute’den Jordan Cohen’e göre de Azov taburları gibi yapıların ilerleyen dönemlerde Vladimir Zelenskiy’nin kontrol etmesi güçleşebilir. Cohen tehlikeyi, “Şayet Zelenskiy bu grupların kontrolünü kaybederse bana göre o aşamadan sonra bu tip grupların kendi askeri birimlerini yarattığını görmeye başlayacağız ve bu tehlikeli” sözleriyle tarif ediyor.

Bandidos’un Ukrayna’daki silah borsası

1966’da Teksas Sen Leon’da kurulan Bandidos Motorsiklet Kulübü’nün dünya çapında geniş bir örgütlenme ağı bulunuyor. Suç örgütü, Ukrayna’da da silah karaborsasındaki ürünlerin Avrupa içlerine nakledilmesi işlerinde başrol oynayan aktörler arasında. Ekim ayının sonunda Finlandiya Ulusal Soruşturma Bürosu, Ukrayna’ya gönderilen Batı menşeili silahların Bandidoslar gibi suç örgütleri aracılığı ile Finlandiya’daki yer altı dünyasına ulaşmış olabileceğini duyurdu. Fin yayın organı Yle’ye konuşan Müfettiş Christer Ahlgren, “Çeşitli ülkeler tarafından Ukrayna’ya gönderilen silahlar İsveç, Danimarka ve Hollanda’da bulundu” dedi. Müfettiş Ahlgren’e göre bu silahların Finlandiya yolunda olduğuna ilişkin kuvvetli işaretler mevcut.

Fin Müfettiş Ahlgren, bu karaborsasının büyük motorsiklet çeteleri tarafından işletildiğini söylüyor:

“Daha geniş bir uluslararası ağın parçası olan dünyadaki üç en büyük motosiklet çetesi Finlandiya’da faal durumda. Bunlardan biri Ukrayna’nın bütün büyük kentlerinde birimleri bulunan Bandidos Motosiklet Kulübü.”

Teksas kökenli Bandidoslar ve benzeri suç örgütleri ile ABD askerleri Ukrayna topraklarında kedi fare oyunu oynarken Rusya ve Avrupa Birliği arasında kocaman bir kara delik açılıyor.

Amerika

ABD’de 6,5 milyar dolarlık sağlık dolandırıcılığı davası

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin dolandırıcılıkla mücadele politikası kapsamında, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte faturalandırma iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu. Operasyon kapsamında aralarında çok sayıda tıp uzmanının da bulunduğu sanıklar gereksiz tedaviler uygulamak, rüşvet ağları kurmak ve usulsüz kazançlarla lüks yaşam sürmekle suçlanıyor.

ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Trump yönetiminin dolandırıcılığı önleme konusundaki kararlılığı çerçevesinde, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu.

Yetkililer, bu girişimin sağlık sektöründeki dolandırıcılık operasyonları tarihinde dava konusu edilen en büyük ikinci meblağ olduğunu belirtti.

Açılan davalarda, aralarında yara bakımı, palyatif bakım (hospis), yetişkin gündüz bakımevleri ve opioid dağıtımı gibi alanlarda faaliyet gösteren 90 tıp uzmanı çeşitli dolandırıcılık yöntemleriyle suçlanıyor.

Adalet Bakanlığının yıllık sağlık dolandırıcılığıyla mücadele çalışmaları kapsamında yürütülen bu operasyon, kurum tarihinin en büyük Medicaid dolandırıcılığı davası olarak da kayıtlara geçti.

Bu çerçevede 295 sanık hakkında, Medicaid programını 518 milyon dolardan fazla sahte faturayla zarara uğrattıkları gerekçesiyle işlem yapıldı.

Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Adalet Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu dosyalardaki iddialar son derece endişe verici. Bazı sanıkların tıbbi açıdan gereksiz testler istediği, bazılarının ise hastaların ihtiyaç duymadığı ürünleri reçete ettiği iddia ediliyor. Bazılarının sadece kendi gelirlerini artırmak için opioid bağımlılığını körüklediği ileri sürülüyor. Belirli vakalarda ise hastaların, kendilerini sadece birer fatura fırsatı olarak gören sağlık çalışanlarından gerçek bir tedavi aldıklarına inanarak hayatlarını kaybettikleri iddia ediliyor” ifadelerini kullandı.

Yetkililer, eyaletlerden bu süreçte benzeri görülmemiş bir işbirliği desteği aldıklarını bildirdi.

Adalet Bakanlığının bugüne kadarki en büyük koordineli dolandırıcılıkla mücadele çalışması olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, ABD’nin 45 eyaleti ve idari bölgesindeki 56 federal bölgede davalar açıldı.

Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece başlangıç. Dolandırıcılar artık Amerikan vergi mükelleflerini soyamayacak. Amerikalılara zarar vermeye veya onları dolandırmaya çalışan her kim olursa olsun, sizi bulacağız, mal varlıklarınıza el koyacağız ve yasaların izin verdiği en geniş sınırda yargılayacağız” dedi.

Yürütülen soruşturmalar kapsamında, aralarında bir şirket yöneticisi ve sekiz tıp uzmanının da bulunduğu 11 sanık hakkında, deri grefti (allograft) uygulamalarında milyarlarca dolarlık sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla altı farklı bölgede dava açıldı.

Bu kapsamda Arizona’da bir şirket yöneticisi, şirkete ve uygulamayı yapan sağlık çalışanlarına haksız kazanç sağlayan yasa dışı bir rüşvet şeması yürütmekle suçlanıyor.

Adalet Bakanlığının aktardığı bilgilere göre, söz konusu şirket doku nakli malzemelerini kendisi üretmek yerine doku bankalarından temin edip üzerlerine yeni etiketler yapıştırarak, santimetrekaresi 1450 dolara varan fiyatlarla, yani yüzde 2000 oranında fahiş bir kâr marjıyla satışa sundu.

Sanığın bu tutarın yaklaşık yüzde 40’ını yasa dışı komisyon olarak ödediği, böylece pazarlamacıların ve sağlık çalışanlarının santimetrekare başına yaklaşık 500 ila 600 doları usulsüz şekilde cebe indirmelerine olanak sağladığı iddia ediliyor.

Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, “Bu kazançlı rüşvetlerin, sanık ve diğer ortaklarının palyatif bakım hastalarını hedef almasına yol açtığı; deri nakli malzemelerinin hastayı tedavi eden hekimlerle koordine edilmeden, enfeksiyon tedavisi düzgün yapılmadan, bu tedaviye ihtiyaç duymayan yüzeysel yaralara ve yara boyutunu çok aşan bölgelere uygulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir” denildi.

Söz konusu sanığın şirketten 24 milyon dolardan fazla ödeme aldığı; bu parayı milyon dolarlık evler, milyon dolarlık hayat sigortası poliçeleri, 135 bin dolar değerinde bir Maserati dahil lüks araçlar ve lüks saatler satın almak için kullandığı belirtiliyor.

Teksas Güney Bölgesi’nde ise bir uzman, deri grefti uygulamalarında Medicare sistemine hasta başına ortalama 1 milyon dolardan fazla sahte fatura kesmekle suçlandı.

Hükümet kaynakları, sanığın dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle yaklaşık 600 bin dolar değerinde bir Ferrari, 865 bin dolarlık bir Bulgari kolye ve Hawaii’de milyon dolarlık bir malikane satın aldığını aktardı.

Sanığın ayrıca Filipinler’de 4,6 milyon dolarlık bir plaj tesisi inşaatını finanse ettiği iddia ediliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

Yayınlanma

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.

CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.

Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.

Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.

Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.

Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.

Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.

Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.

Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.

ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.

Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.

Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.

Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Venezuela, 240 milyar dolarlık borcu yeniden yapılandıracak

Yayınlanma

Venezuela, tarihin en büyük devlet borç yeniden yapılandırmasına girişirken, daha önce tahmin edilenden çok daha yüksek olan 240 milyar dolarlık bir borç yükünü açıklayacak.

Ülkenin planlarına yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Venezuela önümüzdeki haftalarda alacaklılara mali durumuna ilişkin ayrıntıları açıklarken, piyasa tahminleri olan 150 milyar ila 200 milyar doların önemli ölçüde üzerinde bir borç tutarını ortaya koyacak.

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez, ocak ayında ABD ordusunun düzenlediği bir operasyonla kaçırılan Nicolas Maduro döneminde yaklaşık on yıl boyunca uluslararası piyasalardan dışlanan ülkenin, bu piyasalara geri dönüşünün önünü açacak bir anlaşmayı yıl sonuna kadar alacaklılarla imzalamayı hedefliyor.

Planlara aşina olan kaynaklara göre, Caracas tarafından finansal danışman olarak görevlendirilen ABD’li yatırım bankası Centerview Partners, Venezuela’nın borcunu “sürdürülebilir” bir düzeye getirmek için bir planın hazırlanmasına yardımcı oldu.

Bu plan Temmuz ayı başında yayınlanacak.

Aynı kaynaklar, bu ayın ilerleyen günlerinde uzun süredir beklenen bir makroekonomik çerçeve de açıklanacağını belirtti.

Bu çerçeveye göre, ülkenin sarsılmış ekonomisinin büyüklüğü, Maduro’nun selefi Hugo Chávez’in iktidardaki son yılı olan 2012’deki 370 milyar dolardan düşüşle yaklaşık 100 milyar dolar olarak tahmin edilecek ve ülkenin borç-GSYİH oranı yüzde 200’ün üzerine çıkacak.

Büyük çaplı bir devlet borç yeniden yapılandırması için alışılmadık bir şekilde, borç sürdürülebilirliği analizi IMF tarafından hazırlanmadı.

Tahvil sahipleri, ülkenin mali durumuna ilişkin bu değerlendirmeyi, Venezuela’nın borçlarının değerinde önemli bir indirim talep etmesi için bir işaret olarak görecek gibi görünüyor.

Fakat Venezuela muhalefetinin bazı üyeleri, IMF’nin himayesi dışında gerçekleştirilecek hızlandırılmış bir yeniden yapılandırmanın, Venezuela’yı tahvil sahipleriyle müzakerelerde daha zayıf bir konuma sokabileceğinden endişe ediyor.

Venezuela tahvilleri, Maduro’nun kaçırılmasından önce 33 sent idi; şu anda dolar başına yaklaşık 55 sentten işlem görüyor. Fakat bu fiyatlara yıllardır ödenmemiş faizler dahil değil.

Yakın zamanda Venezuela tahvil pozisyonlarından çıkan bir yatırımcı şunları söyledi:

“Bu, borç sürdürülebilirlik analizinin IMF tarafından hazırlanmadığı ilk büyük yeniden yapılandırmalardan biri. Bu, alacaklılar arasında IMF’nin koordine ettiği bir görüşme olmalı . . . [ve] denetlenmiş uygun bir borç kapsamı olmalı.”

Venezuela’nın borç planlarına aşina olan kaynaklar, fonla Venezuela’nın iktisadi verileri konusunda teknik görüşmeler yapıldığını ve borç planının bir IMF şablonuna benzeyeceğini belirtti.

Venezuela, yedi yıllık bir aradan sonra nisan ayında IMF ile ilişkilerini yeniden başlatmıştı.

IMF sözcüsü, Venezuela tarafından açıklanan borç yeniden yapılandırma sürecine dahil olmadıklarını belirtti:

“Fon personeli, tüm üye ülkelerimizde olduğu gibi, makroekonomik görünüm de dahil olmak üzere Venezuela yetkilileriyle düzenli temas halinde. Fon, gerektiğinde yetkililere yardımcı olmaya hazır.”

Venezuela, Avro Bölgesi krizi sırasında 2012’de Yunanistan’ın 200 milyar dolarlık temerrüdünü geride bırakarak tarihteki en büyük yeniden yapılandırma olarak kayıtlara geçecek.

Venezuela’nın borçlarının çeşitliliği ve Caracas’ın alacaklılara ödemeyi kesmesinden bu yana geçen uzun süre nedeniyle, bu süreç şimdiden önceki tüm yeniden yapılandırmalardan daha karmaşık olarak görülüyordu.

Hükümetin ve devlet petrol şirketi PDVSA’nın tahvilleri, yaklaşık 60 milyar dolar artı temerrüt sonrası faiz olarak yaklaşık 40 milyar dolar ile Venezuela’nın borcunun tek başına en büyük ve en doğrulanmış kısmını oluşturuyor. Bu tutar, yılda 5 milyar dolar artıyor.

Yatırımcılar daha önce, Venezuela’nın ödenmemiş faturalar nedeniyle petrol şirketlerine ve ticari alacaklılara 30 milyar ila 50 milyar dolar, ayrıca Chávez yönetiminin şirketlerin mülklerine el koymasının ardından bu şirketlere hükmedilen 20 milyar dolardan fazla yasal tazminat borcu olduğunu tahmin etmişti.

Ayrıca Venezuela’nın, Caracas’ın daha önce petrol ihracatından ödediği ancak artık ödemelerini durdurduğu düşünülen borçlar kapsamında Çin’e 10 milyar ila 20 milyar dolar, Rusya’ya yaklaşık 6 milyar dolar ve kalkınma bankalarına 4 milyar dolar borçlu olduğu tahmin ediliyor.

Rodríguez hükümeti, birçok alacaklının beklediğinden daha hızlı hareket ederek, geçen ay, Lazard’da çalıştığı dönemde Yunanistan, Arjantin ve diğer ülkelere büyük borç anlaşmalarında yardımcı olan Fransız bankacı Matthieu Pigasse’yi Centerview’dan atayarak yeniden yapılandırma sürecini başlattı.

2020 yılında Centerview’e geçen ve daha sonra Lazard’daki ortağı Hamouda Chekir’in de kendisine katıldığı Pigasse, PDVSA’nın eski ABD kolu Citgo’nun satışında danışmanlık yapmış olması nedeniyle Caracas’ta uzun bir geçmişe sahip ve Rodríguez ile on yılı aşkın süredir yakın bir ilişkisi bulunuyor.

FT’nin eline geçen bir mektuba göre, Lazard kısa süre önce Centerview’in yerini almak amacıyla Venezuela hükümetine bir mektup göndererek, “olağanüstü bir değer” sunduğunu belirttiği yaklaşık 25 milyon dolarlık bir ücret karşılığında çalışmayı teklif etti.

Lazard, 2012’deki Yunanistan’ın borç yeniden yapılandırmasında da bu tutarı talep etmişti.

Venezuela, Lazard’ın teklifini derhal reddetti. Hükümet yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önceki danışman seçim süreçlerimizde olduğu gibi, ekip deneyimi, uzmanlık, kaliteli analiz ve durumumuzu anlama odaklı tutarlı bir kriterler dizisi uyguladık . . . Aynı değerlendirmelere dayanarak, finansal danışmanımız olarak Centerview Partners’ı seçtik.”

Görüşmelere aşina olan diğer kaynaklar, Centerview’in ücretinin henüz kesinleşmediğini belirtti. Lazard ise yorum yapmaktan kaçındı.

Tahvil sahipleri, ülkenin petrol üretimini ne kadar hızlı canlandırabileceğine ve Maduro’nun ayrılmasından bu yana ABD’nin arabuluculuğunda yeniden başlatılan ham petrol satışlarının nasıl işlediğine odaklanıyor.

Bazı iktisadi verileri yeniden düzenli olarak yayınlamaya başlayan Venezuela merkez bankası, bu hafta açıkladığı ödemeler dengesi verilerinde, bu yılın ilk üç ayında 5,5 milyar dolarlık petrol ihracatı gerçekleştiğini gösterdi.

Bu rakam, Maduro yönetiminin son aylarındaki 4,4 milyar dolardan artış göstermiş olsa da, temerrüt ve ABD yaptırımları öncesindeki en parlak dönemine kıyasla çok daha düşük seviyede.

Aegon Asset Management’ın portföy yöneticisi Jeff Grills, “Zaman çizelgesi durumu daha da karmaşık hale getiriyor… 2026 yılına kadar bu iş halledilebilir mi? Küçük bir ihtimal var. Ama ben bunun 2027 yılına kadar süreceğini düşünüyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English