Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, Pekin’de kırmız halı ve ABD-Çin bayraklarıyla karşılandı

Yayınlanma

İran savaşı, enerji fiyatları ve Çin-ABD teknoloji rekabetinin gölgesinde Pekin’e iniş yapan ABD Başkanı Trump kırmızı halıyla karşılandı.

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşmeler yapmak üzere Pekin Başkent Uluslararası Havaalanı’na iniş yaptı. Trump, Pekin’deki havaalanında, bir orkestra ve yaklaşık 300 Çinli gencin Çin ve ABD bayrakları sallayarak “Hoş geldiniz”, sloganları atmasıyla karşılandı.

Üç günlük bu devlet ziyareti, Amerikan başkanının son dokuz yıl içinde gerçekleştirdiği ilk ziyaret. ABD’den bu ülkeye lider düzeyindeki son ziyaret, Trump’ın ilk döneminde, 2017’de yapılmıştı.

Ziyarette, Trump’a, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ve Beyaz Saray Müsteşarı Stephen Miller eşlik ediyor.

Hazine Bakanı Scott Bessent da bugün Güney Kore’nin başkenti Seul’de Çin ile yürütülen ekonomi ve ticaret müzakerelerinin tamamlanmasının ardından Pekin’e hareket etti.

Trump’ın eşi Melania Trump’ın katılmadığı ziyarette, aileden oğlu Eric Trump ile onun eşi Lara Trump yer alıyor.

Dünyanın gözü Pekin’de

Trump-Xi zirvesi, küresel ekonomi üzerindeki belirsizlikler ve gerilimler nedeniyle dünya çapında yoğun bir ilgiyle izleniyor.

Bunlar arasında ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık, enerji maliyetlerini artıran ve küresel gıda güvenliğini tehdit eden faktörler yer alıyor.

Ayrıca, dünyanın en büyük iki ekonomisinin ticaret gerilimleri ve teknoloji rekabeti gibi sorunlar arasında ilişkilerini istikrara kavuşturup kavuşturamayacağı konusunda da büyük bir uluslararası ilgi var.

Geçen yıl Washington’un Çin ithalatlarına daha yüksek gümrük vergileri koymasının ardından Pekin nadir topraklar ihracatını kısıtlayarak yanıt vermişti. İki ülke o zamandan beri ekonomik ilişkilerdeki istikrarı sağlamaya çalışıyor. Trump ve Xi, geçen ekim ayında Güney Kore’de buluştuklarında bir yıllık bir ticaret ateşkesi üzerinde anlaşmışlardı.

Pekin’deki görüşmelerinde, iki liderin, Çin’in ABD mallarını ek satın alması ve ülkeler arasındaki ticaret gerilimlerini hafifletmenin diğer yollarını tartışmaları bekleniyor.

Trump, yarın (perşembe günü) bir karşılama törenine katılacak ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşecek, ardından bir devlet yemeği düzenlenecek. İki lider, cuma günü çay içip çalışmalı bir öğle yemeği için tekrar bir araya gelecek.

İran çatışmasının, Tayvan meselesi, yapay zeka, nükleer silahlar ve kritik mineraller gibi konularla birlikte gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

 “Büyük sembolik anlamı var”

Trump’ın Pekin’e varışı, ABD başkanlık sözcüsü Anna Kelly’ye göre “büyük sembolik anlam taşıyan bir ziyaret” olacak.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Xi’nin “Başkan Trump ile Çin-ABD ilişkileri ve dünya barışı ile kalkınması konularında derinlemesine görüş alışverişinde bulunacağını” söyledi.

Sözcü, devlet başkanı diplomasisinin ikili ilişkilerde stratejik yönlendirme sağlamada “değiştirilemez bir rol” oynamakta olduğunu vurguladı. Çin’in, ABD ile işbirliğini genişletmeye ve farklılıkları yönetmeye hazır olduğunu belirtti.

Tayvan

Tayvan, ziyaret öncesinde büyük bir endişe kaynağıydı. Tayvan’daki ABD müttefiklerinin, Trump’ın büyük bir anlaşma için Tayvan’ı bir koz olarak kullanabileceği yönünde korkuları vardı. Ancak ABD müttefiklerinin bu endişeleri büyük ölçüde yatıştırıldı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, ABD’nin Tayvan’a yönelik politikasının “değişmeden kaldığını” söyledi.

Trump, Xi ile yapacağı görüşmede ABD’nin Tayvan’a silah satışını gündeme getireceğini açıkça belirtti, ancak Rubio, bunun “ziyaretin önemli bir parçası olmayacağını” söyledi.

“Burada Tayvan Boğazı’nda istikrar olmasının, Çin, ABD ve dünya için faydalı olduğunu düşünüyoruz ve bu bizim duruşumuzdur. Bu duruşu savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise ay başında Rubio ile telefon görüşmesinde Tayvan’ın Çin-ABD ilişkilerindeki en büyük risk noktası olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

Amerikan devlerinden çıkarma

Ziyaretin en ilgi çekici yanlarından biri aralarında Tesla’nın patronu Elon Musk, Apple CEO’su Tim Cook ve Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da olduğu 17 Amerikan şirketinin temsilcilerden oluşan iş heyetinin Trump’a eşlik etmesi.

Finans sektöründen, varlık yönetim şirketleri Black Rock’ın kurucusu ve patronu Larry Fink ile Blackstone’un kurucu ortağı ve patronu Stephen Schwarzman, yatırım bankaları Goldman Sachs’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su David Solomon ile Citigroup’un Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Jane Fraser, finansal hizmet sağlayıcıları Mastercard’ın CEO’su Michael Miebach ile Visa’nın CEO’su Ryan McInerney heyette yer alıyor.

Teknoloji sektöründen ise Musk ve Cook’un yanı sıra uçak üreticisi Boeing’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Robert Kelly Ortberg, havacılık ve uzay şirketi GE Aerospace’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Henry Lawrence Culp, çip üreticileri Micron’un CEO’su Sanjay Mehrotra ile Qualcomm’un CEO’su Cristiano Amon, çip donanımları ve lazer ekipmanları üreticisi Coherent’ın CEO’su Jim Anderson, biyoteknoloji şirketi Illumina’nın CEO’su Jacob Thaysen ile sosyal medya ve teknoloji şirketi Meta’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dina Powell McCormick, Trump’a eşlik ediyor.

Gıda şirketi Cargill’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Brian Sikes da heyette.

Trump, iki günlük zirvede güçlü iş bağları kurmayı hedefleyerek, Xi Jinping’den, “Amerikan şirketlerine açılmasını” istedi. ABD Başkanı, “ilk isteği” olarak Xi’den, uzun zamandır Çin’deki faaliyetlerinde düzenleyici engellerden şikayetçi olan büyük Amerikan şirketleri için daha elverişli bir ortam yaratılmasını talep edeceğini söyledi.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımda şunları yazdı: “Başkan Xi’ye, olağanüstü bir lider olan Xi’ye, Çin’i ‘açması’ için, bu parlak insanların sihirlerini çalıştırabilmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni daha da yüksek bir seviyeye taşıyabilmesi için dilekçemi sunacağım. Gerçekten de, birlikte olduğumuzda, bu benim ilk isteğim olacak.”

Orta Doğu’daki çatışma, ABD’de benzin fiyatlarının fırlaması ve başkanın 2024 seçim kampanyası sırasında yenmeyi vaat ettiği enflasyonun yeniden alevlenmesi Trump’ın onay oranlarının düşmesine neden oldu.

Trump başlangıçta mart sonu ve nisan başında Çin’e gitmeyi planlıyordu, ancak İran ile ateşkes sağlanana kadar ziyareti erteledi.

Diplomasi

ABD ve müttefikleri Çin’in füze denemesine karşı ortak açıklama yaptı

Yayınlanma

Çin’in füze denemesinin ardından ABD ve müttefikleri, “Bir dahaki sefere 24 saat önceden haber verin” çağrısı yaptı. Pekin, Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

ABD ve müttefiki 40 ülke, geçen ay Pasifik’te gerçekleştirilen ve kaza ile askeri yanlış hesaplama risklerine ilişkin kaygıları artırdığını belirttikleri nadir bir Çin füze denemesinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada hükümetler, ülkelere — özellikle de nükleer silaha sahip devletlere — kıtalararası balistik füzeler (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve uzaya fırlatma araçlarının fırlatılmasından önce bildirimde bulunma çağrısı yaptı.

Açıklamada Çin’in adı verilmezken, “Pasifik bölgesindeki son füze deneme faaliyetlerinin” çoğu devlet tarafından benimsenen standart bildirim uygulamalarına uymadığı belirtildi.

Pekin ise açıklamayı reddetti ve Çinli bir büyükelçi Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

41 ülke, en az 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra füzenin genel sınıfı, planlanan fırlatma zaman aralığı, fırlatma bölgesi ve hedeflenen yön hakkında da bilgi verilmesini istedi. Hükümetlerin ayrıca uçak ve gemilere, beklenen düşüş veya iniş bölgeleri konusunda uyarıda bulunması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, “Nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füze denemelerinin yeterli ön bildirim ve ayrıntı sağlanmadan gerçekleştirilmesi tehlikelidir” denildi ve bunun yanlış hesaplama riskini artırarak küresel istikrar ve güvenliği zayıflattığı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca ABD’nin, 145 ülkenin gönüllü olarak taraf olduğu Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış Kuralları doğrultusunda kendi füze fırlatmaları hakkında önceden bildirimde bulunduğu savunuldu.

Açıklamaya Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Filipinler’in yanı sıra Palau ve Marshall Adaları gibi ABD’nin müttefikleri ve ortakları da imza attı.

Açıklama, Çin’in 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği denizaltından fırlatılan stratejik füze denemesinin ardından geldi. Sahte bir savaş başlığı taşıyan füze, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanmasına ait nükleer enerjili bir denizaltıdan fırlatıldı ve Güney Pasifik Okyanusu’na düştü.

Pekin, denemenin yıllık askeri eğitim faaliyetlerinin bir parçası olduğunu ve ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini açıkladı.

Ancak uzmanlara göre eleştirilere yol açan asıl konu, bu uyarıların yapılma biçimiydi.

Parley Policy Initiative Direktörü Michael Bosack, Pekin’in yaptığı bildirimlerdeki eksikliklerin, 41 hükümetin yeterli ön bildirimin ne anlama geldiğine ilişkin daha açık standartlar talep etmesini açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Bosack’a göre Pekin, Japon yetkililere başlangıçta bildirimin uzay enkazıyla ilgili olduğunu söyledi ve farklı hükümetlere farklı koordinatlar verdi. Bazı hükümetler ise fırlatmadan yalnızca birkaç saat önce bilgilendirildi.

Bosack, “Ortak açıklamada beklentilerin bu kadar ayrıntılı biçimde tarif edilmesi önemli çünkü Çin hükümeti temmuzdaki fırlatma öncesinde gerçekten de bir tür ön bildirimde bulunmuştu” dedi.

Bosack, açıklamanın Çin’i kınayan “sembolik bir protesto mektubu” olmaktan ziyade “uygulanabilir bir beklentiler bütünü” ortaya koyduğunu savundu.

“Böyle bir şey gerilimin yüksek olduğu bir dönemde yaşanır ve birileri bir füze fırlatıldığını tespit ederse bunun yalnızca bir deneme olmadığını varsayarak karşılık verebilir” dedi.

Bosack, füzenin arızalanması ve parçalarının başka bir ülkenin topraklarına düşmesi halinde tehlikenin daha da artabileceğini söyledi.

Pekin: ABD olayı siyasallaştırıyor

Çin ise ortak açıklamayı reddederek Lahey Kuralları’na bağlı olmadığını savundu ve Washington’u, Pekin’in temmuzdaki deneme öncesinde gönüllü olarak yaptığı bildirimi siyasallaştırmakla suçladı.

Çin’in silahsızlanma işlerinden sorumlu büyükelçisi Li Chijiang, salı günü Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Pekin’in fırlatmadan önce ABD’yi ve diğer ülkeleri bilgilendirdiğini ve başkalarının çıkarlarının zarar görmemesi için gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Li, Washington’u “açıkça çifte standart uygulamakla” suçlayarak Çin’in Lahey Kuralları’na taraf bir devlet olmadığını ve bu nedenle kuralların bildirim yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını savundu.

Bosack ise, Çin’in daha ayrıntılı ön bildirim çağrılarına direnmesinin, bunun diğer ülkelerin Çin’in füze denemeleri hakkında istihbarat toplamasını kolaylaştırabileceği yönündeki kaygılardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Bosack, “ABD ve müttefikleri bildirim sayesinde nereye bakmaları gerektiğini bilirlerse Çin’in füze sistemlerinin uçuş parametreleri ve kabiliyetleri hakkında veri toplayabilirler” dedi.

Açıklama, Pasifik Adaları Forumu’nun 18 üye ülkesini temsil eden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin, Fiji’nin Suva kentindeki bir toplantıda Çin’in denemesine karşı ortak bir tutum üzerinde anlaşamamasından birkaç gün sonra geldi. Görüş ayrılıkları, yayımlanacak açıklamanın özellikle Çin’in eylemlerini mi yoksa Pasifik’teki füze fırlatmalarını daha genel biçimde mi ele alması gerektiği konusunda ortaya çıktı.

Çin’in temmuzdaki fırlatması, Pekin’in Eylül 2024’te Pasifik’e bir kıtalararası balistik füze fırlatmasından iki yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Bu da Çin ordusu açısından alışılmadık bir başka uzun menzilli füze denemesi olmuştu.

Çin Pasifik’e füze denemesi yaptı, bölge ülkelerini alarma geçirdi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Krallığı ile ilişkilerinin “stratejik bir ilişki” olduğunu vurgulayarak, önümüzdeki dönemde “iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha yüksek seviyelere taşıyacak” adımların atılacağını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati arterlerinden biri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Umudumuz ve beklentimiz, mevcut gerginliğin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde hizmet etme rolünü yeniden üstlenmesidir,” diye ekledi.

Erdoğan, geçen hafta Mekke’de Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile imzaladığı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın ardından Şark’ül Evsat’ın sorularına yanıt verdi.

Cevaplarında Cumhurbaşkanı, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ABD ile İran arasındaki gerginliğin ‘sadece duruma bağlı bir yansıması’ olarak görmenin bir hata olduğunu” savundu.

Erdoğan, “konunun yalnızca askeri bir bakış açısıyla değerlendirilmemesi gerektiğini; aksine, bu anlaşmanın temel amacının caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik teşvikini artırmak ve bölgesel istikrarı korumak olduğunu” söyledi.

Şahbaz Şerif: Üçlü pakt tamamen savunma amaçlı

Cumhurbaşkanı, anlaşmanın “Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde belirtilen savunma hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını” vurgulayarak, anlaşmanın “hiçbir ülkeyi hedef almadığını”, aksine “katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu” belirtti.

Erdoğan, Mekke anlaşması hakkında şunları söyledi:

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizdeki gelişmelerin dayattığı yeni koşullardan doğdu ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilincinde olmalarından kaynaklandı. Bölgesel meselelerin, bölgenin kendi ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandık. Bu meselelere çözüm bulma çabalarını tutarlı bir şekilde destekledik; bu, duruma yaklaşımımızın temelini her zaman oluşturmuştur. Bölgesel meseleler, bölgesel aktörler tarafından çözülmelidir ve bu adımla, bu hedefe ulaşma yolunda ilk adımı attığımızı düşünüyoruz.”

Erdoğan, “İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini” talep ederek, Suriye’nin “yeni bir aşamaya” girdiğini kaydetti ve “en önemli arzumuzun, bu aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden inşasına zemin hazırlaması olduğunu” belirtti.

Erdoğan, ülkesinin “Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek hiçbir örgüt veya oluşumun Suriye’nin kuzeyinde ya da başka herhangi bir bölgesinde varlığına izin vermeyeceğini” taahhüt etti.

Erdoğan, üç ülkenin amacının “dışlayıcı bloklar oluşturmak” değil, “egemenliğe, toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi kurmak” olması gerektiğini savundu.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Körfez bölgesinin güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri için büyük önem taşımakla kalmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı, “Mekke Anlaşması’nın, bölgedeki ortak güvenlik ve dayanışma kavramının pekiştirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunacağını ve bölgedeki mevcut yaklaşımda bir değişim getireceğini görüyoruz,” dedi:

“Ayrıca, Körfez bölgesinin istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki iktisadi bağların güvenliği açısından stratejik bir öneme sahiptir. Körfez’deki barış ve istikrarı, kendi güvenliğimiz ve bölgesel barışa ilişkin vizyonumuzdan ayrı bir konu olarak değerlendirmiyoruz. Bu nedenle, omuzlarımıza yüklenen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz.”

Erdoğan, Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak da, hedefin boğazın “normal, güvenli ve istikrarlı durumuna geri dönmesi ve bu durumun sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmesi olmalı” dedi.

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English