Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump-Putin telefon görüşmesinde neler konuşuldu?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Ukrayna’daki “kan dökülmesinin” sona ermemesi halinde müzakerelerden çekilebileceği uyarısında bulundu ve Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulamayacağını belirtti. Putin, Ukrayna ile gelecekteki bir barış anlaşması için ilkeleri, zaman çizelgesini ve ateşkes koşullarını içeren bir memorandum üzerinde çalışmaya hazır olduklarını ifade ederken, Zelenskiy de böyle bir belgeyi imzalamaya açık olduklarını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, 19 Mayıs akşamı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki saatlik bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmenin ardından Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Trump, Putin’e Ukrayna’daki “kan dökülmesinin” ne zaman sona ereceğini sorduğunu ve müzakerelerde “kayda değer bir ilerleme” olmaması durumunda çatışmanın çözüm sürecinden çekilebileceği uyarısında bulunduğunu söyledi.

Trump ayrıca, Rusya ve Ukrayna’nın ateşkes ve savaşı sona erdirme konusunda “derhal” müzakerelere başlayacağını duyurdu.

Trump’tan yaptırım mesajı

Trump, Putin’e hitaben, “Ona dedim ki: İlerlemeniz gerekiyor. Ve şunu da ekledim: Eğer bunu yapamayacağınızı düşünürsem, [çözüm sürecinden] çekileceğim, çünkü ne yapılabilir ki,” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı, müzakerelerden çekilme kararı alacağı bir “kırmızı çizgisi” olduğunu belirtti ancak bunun ne olduğunu açıklamadı.

Böyle bir durumda ABD’nin çözümdeki rolünü Avrupa’ya devredeceğini ifade eden Trump, Ukrayna’daki savaşın en başından beri Avrupa’nın sorunu olarak kalması gerektiğini ve Washington’un müdahil olmaması gerektiğini vurguladı.

Buna rağmen Trump, Putin ile yaptığı görüşmenin ardından önemli değişiklikler olacağına dair güvencesini dile getirdi. ABD Başkanı, “Büyük egolar devrede ama bir şeyler olacağını düşünüyorum,” dedi.

Savaşın sona ermesi konusunda ilerleme şansı olduğu için Rusya’ya yaptırım uygulamayacağını da belirten Trump, “Eğer bunu yaparsanız (Rusya’ya yaptırım uygularsanız), durumu çok daha kötüleştirebilirsiniz. Ancak bunun olacağı bir zaman gelebilir,” diye ekledi.

Trump, Truth Social adlı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki saatlik telefon görüşmem az önce sona erdi. Çok iyi geçtiğine inanıyorum. Rusya ve Ukrayna derhal ateşkes ve daha da önemlisi savaşın sona ermesi için müzakerelere başlayacak,” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki anlaşmaların koşullarının doğrudan Moskova ile Kiev tarafından belirleneceğini, çünkü “kimsenin bilmediği detayları sadece onların bildiğini” vurguladı. Trump, Putin ile görüşmesinin yapıcı bir atmosferde geçtiğini de sözlerine ekledi.

Putin’den barış anlaşması için memorandum önerisi

Trump ile görüşmesinin ardından Vladimir Putin de bir açıklama yaparak, Rusya’nın ancak “uygun anlaşmalara” varılması durumunda ateşkes olasılığını değerlendirmeye hazır olduğunu belirtti.

Moskova için temel önceliğin “bu krizin temel nedenlerinin” ortadan kaldırılması olduğunu bir kez daha vurgulayan Putin, “Rusya, Ukrayna tarafıyla olası bir gelecekteki barış anlaşmasına ilişkin bir memorandum üzerinde çalışmaya hazır,” ifadesini kullandı.

Putin’e göre bu belge, çözüm ilkeleri, barış anlaşmasının imzalanması için zaman çizelgesi ve olası geçici ateşkes koşulları gibi bir dizi kilit parametreyi içerebilir.

Zelenskiy memoranduma yeşil ışık yaktı

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ise, Kiev’in Moskova ile savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yolunu açacak bir memorandum imzalamaya hazır olduğunu belirtti. Zelenskiy, Moskova’nın ateşkesin nasıl sağlanabileceği ve sonraki adımların ne olabileceği konusundaki görüşlerini anlamak için yeni bir müzakere turu öncesinde Rusya’nın belge taslağını bekleyeceklerini ifade etti.

Ukrayna ve Rusya temsilcilerinin bir sonraki toplantısının Vatikan, İstanbul veya İsviçre’de ABD, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın katılımıyla gerçekleşebileceğini de sözlerine ekledi.

Kremlin: Memorandum için belirli bir takvim yok

Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın Ukrayna ile olası bir barış anlaşması memorandumu hazırlanması için herhangi bir özel takvim belirlemediğini açıkladı.

Peskov, “Takvim yok ve olamaz. Herkesin bunu mümkün olan en kısa sürede yapmak istediği açık, ancak elbette tüm şeytan ayrıntılarda gizli,” dedi.

Peskov’a göre, Moskova ile Kiev kendi memorandum taslaklarını oluşturacak ve ardından taraflar “nihayetinde tek bir metin üzerinde anlaşmak için karmaşık temaslarda” bulunacaklar.

Aynı zamanda, Rusya için herhangi bir belgedeki en önemli şeyin “bu çatışmanın temel nedenlerinin ortadan kaldırılması” olduğunu vurguladı.

Peskov ayrıca, “Rusya ve Ukrayna arasındaki temasların devam edeceği yer konusunda henüz somut kararlar alınmadı,” diye belirtti.

Donald Trump ve Vladimir Putin arasındaki telefon görüşmesi 19 Mayıs akşamı gerçekleşti. Bu görüşmeden önce Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile de bir telefon görüşmesi yapmıştı.

The Wall Street Journal‘ın haberine göre, Beyaz Saray Başkanı Zelenskiy’e Putin ile görüşmesinde hangi konuları gündeme getirmesi gerektiğini sordu.

Zelenskiy’nin ise Trump’tan Putin’i kendisiyle kişisel bir görüşme yapması gerektiğine ikna etmesini istediği ve ABD Başkanı’na böyle bir toplantıya katılmasını teklif ettiği bilgisi paylaşıldı.

Ayrıca Zelenskiy, Trump’ın Washington’un Ukrayna ile ilgili hiçbir kararı Kiev’in katılımı olmadan almayacağını teyit etmesinde ısrar etti.

Trump’tan geniş kapsamlı ticaret sinyali

ABD Başkanı ayrıca, Putin’in savaşın sona ermesinin ardından ABD ile büyük ölçekli ticari işbirliğine hazır olduğunu ifade ettiğini aktardı.

Trump, “Rusya, bu feci ‘kan banyosu’ sona erdikten sonra Amerika Birleşik Devletleri ile geniş ticari ilişkiler geliştirmek istiyor. Ve ben bu fikri destekliyorum,” diye vurguladı.

Rusya’nın büyük bir ekonomik potansiyeli ve istihdam yaratma ile yaşam standartlarını yükseltme fırsatlarının olduğunu kaydeden Trump, “Bu potansiyel neredeyse sınırsız,” dedi.

Trump, Ukrayna’nın da savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde gelecekteki ticari ilişkilerin ana faydalanıcılarından biri olabileceğini ekledi.

Trump sözlerini şöyle tamamladı: “Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakereler derhal başlayacak; bunu Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ye, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’e (Almanya’nın mevcut Şansölyesi Olaf Scholz’dur, Friedrich Merz CDU/CSU muhalefet lideridir) ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Aleksandr Stubb’a Vladimir Putin ile görüşmemden hemen sonra yaptığım telefon görüşmelerinde bildirdim. Vatikan, Papa aracılığıyla bu müzakerelerin kendi topraklarında yapılmasına özel ilgi gösterdiğini ifade etti. Süreç başlasın!”

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English