Bizi Takip Edin

Asya

Trump’ın %25 gümrük vergisi sonrası Modi muhalefetin sert eleştirilerine maruz kaldı

Yayınlanma

Hindistan’ın ana muhalefet partisi, Başbakan Narendra Modi’nin “dostu” ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hindistan’ın ürünlerine %25 gümrük vergisi ve Rusya’dan petrol ve diğer alımlarına yönelik belirsiz bir ceza uygulayacağını açıklamasının ardından, Modi hükümetine karşı harekete geçti.

Hindistan Ulusal Kongresi Başkanı Mallikarjun Kharge, Trump’ın bu kararı, “ülkenin ticaretine zarar verecek; mikro, küçük ve orta ölçekli işletmeler (MSME) ve çiftçiler de olumsuz etkilenecek. Birçok sektör ağır kayıplar yaşayacak” diye yazdı.

Perşembe günkü X paylaşımında muhalefet lideri şöyle devam etti: “Modi’nin bakanları aylardır Amerika ile ticaret anlaşması müzakereleri yapmaktan bahsediyorlardı. Bazıları birkaç gün Washington’da kamp kurdu. Arkadaşınız [Trump] dostluğunuzun karşılığında ülkemize böyle mi teşekkür etti?”

Hindistan, Modi’nin şubat ayında Washington’a yaptığı ziyaretin ardından ABD ile ikili ticaret anlaşması görüşmeleri yürütüyordu. Ziyaret sırasında iki taraf, ikili ticareti şu anda yaklaşık 200 milyar dolardan 2030 yılına kadar 500 milyar dolara çıkarma planlarını açıklamıştı. Yeni Delhi, karşılıklı gümrük vergilerinin uygulanması için uzatılan son tarih olan 1 Ağustos’tan önce Washington ile geçici bir anlaşmaya varmayı umuyordu, ancak tarım ve süt ürünleri gibi bazı sektörler anlaşmanın önündeki engeller olmaya devam ediyor. Hindistan, çiftçilerinin çıkarlarına zarar vereceği endişesiyle bu sektörleri tamamen açmaya istekli değil.

Trump’ın perşembe günü geç saatlerde yayınladığı yeni başkanlık kararnamesine göre, Hindistan menşeli tüm ürünlere %25’lik genel gümrük vergisi 7 Ağustos’ta yürürlüğe girecek.

JEOPOLİTİK TEHDİT

Yeni Delhi merkezli düşünce kuruluşu Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, Trump’ın son kararnamesinde ülkelerin ABD ile anlaşma yapması halinde gümrük vergilerinin azaltılabileceğinin belirtildiğini hatırlatarak, bunun “sadece bir gümrük vergisi önlemi değil, bir baskı taktiği” olduğunu söyledi.

Srivastava, Nikkei Asia ile paylaştığı notta, “Çin gibi ülkeler ilaç, yarı iletken ve enerji gibi kritik mallarda muafiyetleri korudu. Ancak Hindistan, ürün düzeyinde hiçbir muafiyet tanınmadan daha sert muameleye maruz kaldı” dedi ve ekledi: “Mesaj açık: ABD’nin jeopolitik görüşlerini kabul edin, anlaşma imzalayın ya da genel gümrük vergilerine maruz kalın. Hindistan, diğerlerine örnek gösteriliyor.”

Hızlı tahminlere göre, Hindistan’ın Mart 2026’da sona erecek mevcut mali yılda ABD’ye mal ihracatı, geçen mali yıldaki 86,5 milyar dolardan %30 düşerek 60,6 milyar dolara gerileyebilir. “En çok etkilenecek kategoriler petrol ürünleri, ilaçlar ve elektronik olacak… Bunların her biri yüksek ithalat içeriğine ve düşük yerli katma değere sahip.”

ÇİFTÇİLER EN ÖNEMLİ FAKTÖR

Perşembe günü parlamentoda yaptığı açıklamada, Modi’nin Ticaret ve Sanayi Bakanı Piyush Goyal, Trump’ın yeni gümrük vergisi duyurusunun etkilerinin hükümet tarafından incelenmekte olduğunu söyledi. Bakanlık, “durumun değerlendirilmesine ilişkin geri bildirimleri almak için ihracatçılar ve sanayi dahil tüm paydaşlarla görüşüyor” dedi.

Etkilenen sektörlerde, ülkenin işgücünün %40’ından fazlası tarım sektörüne bağımlı olduğundan, çiftçiler Hint politikacılar için önemli bir oy kaynağıdır.

Tayvan Ulusal Chengchi Üniversitesi Diplomasi ve Hindistan Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olan Raj Kumar Sharma, Nikkei’ye verdiği demeçte, “Tarım Hindistan’da çok hassas bir konudur ve tarım ve süt ürünleri sektörünü açmak her hükümet için siyasi riskler taşır” dedi.

“Trump, MAGA [Amerika’yı Yeniden Büyük Yap] tabanına oynuyor ve özellikle Hindistan dahil olmak üzere BRICS ülkelerini daha yüksek gümrük vergileriyle hedef alıyor… ancak [Hindistan] hükümetin Hindistan halkına haklı gösteremeyeceği hiçbir anlaşmayı kabul etmeyecektir.”

Yeni Delhi merkezli düşünce kuruluşu Vivekananda International Foundation’ın araştırma görevlisi Prerna Gandhi’ye göre, ABD’nin Hindistan’a genetiği değiştirilmiş tarım ürünlerinin Hindistan pazarına girmesine izin vermesi için uyguladığı “baskı” neredeyse yirmi yıldır sürüyor ve Yeni Delhi bu konuda hâlâ isteksiz. Nikkei’ye verdiği demeçte, “Ayrıca, [etle beslenen hayvanlardan elde edilen] süt ürünleri, çoğu vejetaryen olan Hint halkının hassasiyetlerine uygun olmayacaktır” dedi.

“Trump’ın ilk yönetiminde bile, benzer konularda sınırlı bir ticaret anlaşması çıkmaza girmişti” diye ekledi.

RUSYA TEHDİDİ

Çarşamba günü Hindistan’a karşı yeni gümrük vergilerini duyurduktan sonra, Trump perşembe günü Hindistan ve Rusya’yı ticaret bağları nedeniyle tekrar sert bir şekilde eleştirdi. “Hindistan’ın Rusya ile ne yaptığı umurumda değil. Bana kalırsa, ölü ekonomilerini birlikte batırabilirler” diye Truth Social’da yazdı.

“Hindistan ile çok az ticaret yapıyoruz, gümrük vergileri çok yüksek, dünyanın en yüksekleri arasında. Aynı şekilde, Rusya ve ABD de neredeyse hiç ticaret yapmıyor. Böyle devam edelim” dedi ABD Başkanı.

Hindistan, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna müdahalesinin ardından, ABD ve diğer Batı ülkeleri, Yeni Delhi’nin uzun süredir müttefiki olan Moskova’dan uzak durmasını istemesine rağmen, indirimli Rus petrolü almaya devam etti. Trump’ın, bu yıl mayıs ayında komşu ülkeler arasında kısa süreli çatışmaların ardından Hindistan ve Pakistan arasında ateşkesin sağlanmasında rol oynadığını defalarca iddia etmesinin ardından, Hindistan-ABD ilişkilerinde bazı gerginlikler de görüldü. Trump, Yeni Delhi ateşkesin ikili müzakereyle sağlandığını ısrarla belirtmesine rağmen, iki ülke arasında barışı sağlamak için ticaret tehditlerini kullandığını iddia etti.

Gazetecilerin Trump’ın Hindistan ekonomisi hakkındaki açıklamalarına ilişkin soruları üzerine, Hindistan Ulusal Kongresi’nin bir başka üst düzey lideri Rahul Gandhi, ABD başkanının sözlerini onayladı ve Modi hükümetini eleştirdi: “Evet, [Trump] haklı. Yani, [Hindistan] başbakanı ve maliye bakanı dışında herkes bunu biliyor. Hindistan ekonomisinin ölü bir ekonomi olduğunu herkes biliyor. Başkan Trump’ın gerçeği söylemesine sevindim.“

Başka bir muhalefet partisi olan All India Majlis-e-Ittehadul Muslimeen’in lideri Asaduddin Owaisi ise Trump’ı sert bir şekilde eleştirdi ve Hindistan hükümetinin Beyaz Saray’daki “palyaço başkan” tarafından ”zorbalığa uğramasından” duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “Bu önlemler, egemenliğimize ve ekonomik konumumuza yönelik açık ve kasıtlı bir saldırıdır” dedi. “Japonya %15, Vietnam %20 ve Endonezya %19 gümrük vergisi ödeyecek. Bu, Hindistan’ın ABD ihracatındaki rekabet avantajını vuracak” diye belirtti.

Trump, Hindistan’a %25 gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı

Asya

DeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı

Yayınlanma

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarının çalışma belgeleri ve kişisel mesajları içeren diyalogları Google arama sonuçlarında açık erişime çıktı. Veri görünürlüğü, kullanıcıların üçüncü kişilere aktarım amacıyla “Paylaş” seçeneğini etkinleştirerek ürettiği kamuya açık bağlantıların arama motoru tarafından indekslenmesinden kaynaklandı.

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarına ait diyaloglar, çalışma belgeleri ve kişisel mesajlar Google arama motorunda açık erişime çıktı.

Durumun, kullanıcıların yazışmaları üçüncü kişilere aktarmak amacıyla oluşturduğu kamuya açık bağlantıların Google tarafından indekslenmesinden kaynaklandığı tespit edildi.

Süreç, DeepSeek arayüzündeki “Paylaş” seçeneğiyle işliyor. Bu özellik etkinleştirildiğinde kullanıcı metnin belirli bölümlerini işaretliyor ve platform herkesin erişebileceği bir internet adresi üretiyor.

Sistem işlem sırasında söz konusu içeriğin bağlantıya sahip olan herkese açık hale geleceği bilgisini veriyor. Arama motoru da yalnızca hesap sahiplerinin manuel olarak genel erişime açtığı diyalogları sonuçlarda listeliyor.

Ocak 2025’te bulut güvenliği şirketi Wiz Research uzmanları, DeepSeek veri tabanından gizli bilgilerin sızdığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Geliştirici firmaya bildirilen sorun hızla giderilmişti.

Uzmanların değerlendirmelerine göre açık erişime sızan veriler arasında sohbet geçmişleri, gizli anahtarlar, arka plan sistem ayrıntıları ve diğer gizli bilgileri içeren 1 milyondan fazla veri satırı yer alıyordu.

DeepSeek, kuruluşundan bu yana 7 milyar dolardan fazla yatırım toplayarak Çin’in en yüksek piyasa değerine sahip yapay zekâ girişimi konumuna geldi.

Platformun kullanıma sunulmasından itibaren dünya genelinde çok sayıda ülke, ulusal güvenlik ve kişisel verilerin korunması kaygıları doğrultusunda hükümet düzeyinde ve kamu kurumlarında sistemin kullanımına yönelik yasak veya kısıtlamalar getirdi.

Axios’un aktardığı bilgilere göre ABD Kongresi üyelerinin Çin menşeli sohbet botunu kullanmasına izin verilmiyor.

2026 yılı başlarında ise İtalya Veri Koruma Kurumu, kişisel verilerin işlenme yöntemlerine dair bilgi eksikliği gerekçesiyle DeepSeek erişimini engelledi.

Yapay zekâ sistemlerinde benzer veri güvenliği sorunları daha önce de yaşanmıştı. 2023 yılında OpenAI şirketine ait ChatGPT yazılımında, açık kaynaklı “redis-py” adlı Redis müşteri kütüphanesindeki bir hata nedeniyle bazı kullanıcıların kişisel verileri internete sızmıştı.

Söz konusu teknik aksaklık, ChatGPT abonelik doğrulama e-postalarının bir kısmının yanlış kullanıcılara gönderilmesine yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Yayınlanma

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.

Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.

Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.

Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.

Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.

Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.

Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.

Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.

Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.

Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.

Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel yapay zeka işbirliği için yeni ortaklık kurdu

Yayınlanma

Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı kapsamında aralarında Rusya’nın da yer aldığı 29 ülke, yapay zeka alanında yeni bir işbirliği örgütü kurulması için anlaşma imzaladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve yabancı liderlerin katıldığı zirvede, Birleşmiş Milletler merkezli küresel bir yapay zeka yönetişimi ve adil etkileşim mekanizmaları vurgulandı.

Şanghay kentinde düzenlenen kapsamlı Dünya Yapay Zeka Konferansı (WAICO) 20 Temmuz’da tamamlanıyor. Konferansa 2026 yılında ilk kez Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev dahil olmak üzere çok sayıda yabancı lider katılım gösterdi. Zirvenin en önemli pratik adımı ise resmi açılıştan bir gün önce duyuruldu.

Rusya dahil 29 ülkenin temsilcileri, Yapay Zeka Alanında Küresel İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına yönelik bir anlaşmaya imza attı. Kurulan yeni yapının, ülkelerin dijital potansiyellerini artırmak, kendi teknoloji ve çözümlerini geliştirmek amacıyla adil etkileşim mekanizmaları sağlaması hedefleniyor.

Bu organizasyon, yapay zekaya ilişkin küresel tartışmalarda Birleşmiş Milletleri ana mecra olarak kabul edecek.

Rusya adına imza sürecini Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev yürütürken, Şanghay’daki Rus delegasyonuna Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin liderlik etti.

Çin lideri Xi Jinping, gerçekleştirdiği konuşmaya tarihi bir atıfla başlayarak “yapay zeka” kavramının 70 yıl önce ABD’deki New Hampshire eyaletinde yer alan Dartmouth College’daki bir bilimsel seminerde kabul edildiğini hatırlattı.

Dünyanın hızlı ve köklü değişimlerden geçtiği bu dönemde, yeni bilimsel-teknolojik devrim ve endüstriyel dönüşüm dalgasının yapay zekanın hızlı gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bu sürecin yeni fırsatların yanında ciddi sınamaları da beraberinde getirdiğini kaydeden Xi, insanlığın düşünebilen makinelerle nasıl etkileşime gireceği, güvenliğin nasıl garanti altına alınacağı ve etik meselelerin nasıl çözüleceği sorularına ortak yanıtlar vermesi gerektiğini belirtti.

Xi, yapay zekanın olumlu yönde ilerlemesi için dört temel öneri sundu. İlk olarak açık ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliğinin desteklenmesini isteyen Xi, benzersiz tarihi fırsatın değerlendirilmesi, açık kaynak kodunun teşvik edilmesi ve yapay zeka teknolojileri ile endüstriyel inovasyonun kapsamlı şekilde desteklenmesi gerektiğini söyledi.

İkinci başlıkta güvenlik konusuna değinen Çin lideri, yapay zekanın yasal çerçevelerle kontrol edilebilir olmasını ve insan denetiminin korunmasını talep etti.

Bununla birlikte, yapay zeka alanında ulusal güvenlik kavramının çok geniş yorumlanmasına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulundu. 2023 yılında Çin Siber Alan Yönetimi, üretken yapay zeka modellerinin sosyalizmin temel değerlerini yansıtması gerektiğine dair kararlar almış olsa da Xi, Çin’in kendi içinde gelişme ve güvenliğe eşit derecede önem verdiğini ifade etti.

Xi, üçüncü olarak kapsayıcılığın teşvik edilmesini ve her uygarlığın kendine has güzellikleri olduğu ve birbirini tamamladığı tezinden hareketle medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesini önerdi.

Yapay zeka değerlerinin ortak insani değerler temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu.

Son olarak, BM’nin merkezi bir rol oynadığı küresel yönetişimin iyileştirilmesinde dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma çağrısı yaptı. Şi’nin yapay zeka konusundaki bu yaklaşımı, Çin’in benzer alanlardaki dört küresel girişimiyle paralellik gösteriyor.

Konferans kapsamında 18 Temmuz’da Alibaba grubu, pazar dengelerini etkileyebilecek yeni bir hamle gerçekleştirdi.

Şirketin yarı iletken birimi T-Head, Zhenwu serisi yapay zeka çipleri için temel mimari oluşturan SAIL yazılım yığınının açık kaynak kodlu hale getirildiğini duyurdu. Bu adımın, Nvidia’nın pazardaki hakimiyetine yönelik bir hamle olduğu belirtiliyor.

Rus delegasyonu da Şanghay’daki teknoloji fuarında incelemeler yaptı. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Sberbank Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrey Belevtsev’in eşlik ettiği inceleme esnasında bankanın yapay zeka asistanı GigaChat, görsel ve video üretim modelleri Kandinsky ile Kandinsky 3D ve insansı robot Green sergilendi.

Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Profesörü Sergey Tsıplakov, Çin’de güvenliğin gelişmenin ön koşulu olarak görüldüğünü, son yıllarda hem Çin’de hem de ABD dahil diğer ülkelerde güvenlik faktörünün ön plana çıktığını ifade etti.

Tsıplakov, Çin’in yapay zeka modellerinin kendi koşulları çerçevesinde muhtemelen Küresel Güney ülkelerine yayılacağını, ancak yeni örgütün imzacısı olan ülkeler arasında Hindistan’ın yer almamasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

“BRICS – Rusya” Uzman Konseyi Üyesi Anna Sıtnik ise Çin’deki yapay zeka gelişiminin devlet ile iş dünyası arasındaki bağa dayandığını, hükümetin uzun vadeli hedefler belirleyip altyapı kurduğunu, şirketlerin ise bu stratejiyi ürüne dönüştürdüğünü belirtti.

Sıtnik, Çinli bilim insanlarının makale sayısı bakımından lider olmasının ABD’ye karşı mutlak bir üstünlük anlamına gelmediğini, makale kalitesinin daha belirleyici olduğunu vurguladı.

Çin’in diğer ülkelerdeki yapay zeka gelişimini tekeline alma olasılığına değinen uzman, Pekin’in “Dijital İpek Yolu” programı kapsamında onlarca ülkede telekomünikasyon altyapısına, veri merkezlerine ve akıllı teknolojilere yatırım yaptığını, açık kaynak politikasının da bu sürece katkı sağladığını aktardı.

Sıtnik, Çin’in yapay zeka alanındaki gücünün Rusya’nın teknolojik egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin olarak, bu durumun Moskova açısından mevcut durumu değiştirmediğini ifade etti.

Çinli şirketlerle etkileşimin sürdüğünü belirten uzman, Rusya devletinin tek bir ekosisteme bağımlı olmanın getirdiği risklerin farkında olduğunu, bu nedenle Rusya’nın kendi egemen modelleri üzerindeki çalışmalarına devam ettiğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English