Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın İran hesabı: ‘Zafer’ mi, çıkış mı?

Yayınlanma

Reuters’ın haberine göre Trump yönetimi, ABD’nin Irak’tan bu yana girdiği en büyük askeri operasyonda tutarlı bir zafer anlatısı oluşturmakta güçlük çekiyor; danışmanlar ise benzin fiyatları, nükleer hedefler ve siyasi taban kaygıları arasında sıkışmış durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışının neredeyse durma noktasına gelmesi ve finans piyasalarındaki sarsıntı, Beyaz Saray’ın önündeki süreyi fiilen daraltıyor.

Beyaz Saray’da karmaşık bir güç mücadelesi yaşanıyor. Trump’ın İran savaşının gidişatı hakkındaki değişken açıklamalarını şekillendiren bu mücadelede danışmanlar, çatışma Batı Asya’ya yayılırken ne zaman ve nasıl “zafer ilan edileceği” konusunda ayrışıyor.

Reuters’ın Trump’a yakın bir danışman ve karar süreçlerini bilen kaynaklarla gerçekleştirdiği görüşmeler, 2003 Irak savaşından bu yana ABD’nin en büyük askeri operasyonuna yaklaşımın Beyaz Saray içinde nasıl şekillendiğine dair daha önce yayımlanmamış bir tablo sunuyor.

Savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra çatışma, küresel finans piyasalarını sarstı ve uluslararası petrol ticaretini sekteye uğrattı.

Geçen yıl göreve dönerken “gereksiz askeri müdahalelerden kaçınacağını” taahhüt eden Trump için riskler son derece yüksek.

Trump’ın dikkatini çekmek için yürütülen rekabet başkanlığının sık görülen bir özelliği olsa da bu kez söz konusu olan dünyanın en istikrarsız ve ekonomik açıdan en kritik bölgelerinden birinde savaş ve barış meselesi.

Mesaj değişiyor, piyasalar dalgalanıyor

Trump, 28 Şubat’ta savaşı başlatırken ortaya koyduğu geniş hedeflerden son günlerde giderek uzaklaşarak çatışmayı “büyük ölçüde tamamlanmış sınırlı bir operasyon” olarak sunmaya başladı.

Ancak bu mesaj henüz yerli yerine oturmadı. Enerji piyasaları da Trump’ın açıklamalarına bağlı olarak sürekli dalgalanıyor.

Çarşamba günü Kentucky’de düzenlenen bir mitingde Trump, “Savaşı kazandık” dedi. Ardından hemen ton değiştirerek “Ama erken ayrılmak istemeyiz, değil mi? İşi bitirmeliyiz” ifadesini kullandı.

Ekonomi cephesi alarm veriyor

Kaynaklara göre Hazine Bakanlığı ve Ulusal Ekonomi Konseyi’nden yetkililer dahil ekonomik danışmanlar Trump’ı uyardı: Petrol şoku ve yükselen benzin fiyatları, savaş için iç kamuoyu desteğini hızla eritebilir. Siyasi danışmanlar da benzer argümanlar öne sürüyor.

Beyaz Saray özel kalemi Susie Wiles ve yardımcısı James Blair, özellikle yüksek akaryakıt fiyatlarının siyasi yansımalarına dikkat çekerek Trump’a zaferi “dar biçimde tanımlamasını” ve operasyonun sınırlı ve neredeyse tamamlanmış göründüğünü vurgulamasını öneriyor.

Şahinler baskıyı sürdürüyor

Farklı bir cephede ise Trump’ı İran üzerindeki askeri baskıyı sürdürmeye çağıran şahin görüşler var. Bu grubun içinde Cumhuriyetçi senatörler Lindsey Graham ve Tom Cotton ile yorumcu Mark Levin bulunuyor.

Bu isimler, ABD’nin İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engellemesi ve Amerikan askerlerine ile deniz taşımacılığına yönelik saldırılara güçlü biçimde karşılık vermesi gerektiğini savunuyor.

Üçüncü bir baskı ise Trump’ın popülist tabanından geliyor. Stratejist Steve Bannon ve sağcı yayıncı Tucker Carlson gibi isimler, ABD’nin yeni ve uzun süreli bir “Orta Doğu savaşına” sürüklenmemesi gerektiğini Trump’a iletiyorlar.

Trump’a yakın bir danışman, tablonun özünü şöyle tanımladı: “Trump şahinlerin kampanyanın sürdüğüne inanmasına izin veriyor, piyasaların savaşın yakında bitebileceğini düşünmesini istiyor ve kendi tabanına da tırmanmanın sınırlı kalacağını göstermeye çalışıyor.”

Yorum talepleri üzerine Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt şunları söyledi:

“Bu haber, Başkan Trump ile herhangi bir görüşmede bile bulunmayan anonim kaynaklardan gelen dedikodu ve spekülasyonlara dayanmaktadır. Başkan iyi bir dinleyicidir ve birçok kişinin görüşünü alır; ama nihai kararı veren ve en iyi mesajı belirleyen kişi yine kendisidir. Başkanın tüm ekibi Destansı Öfke Operasyonu’nun hedeflerinin tamamen gerçekleştirilmesine odaklanmıştır.”

Birbiriyle çelişen anlatılar arasında çıkış yolu

Trump ABD’yi savaşa sokarken çok az açıklama yaptı. Yönetimin savaş hedefleri ise İran’ın yakın bir saldırısını önlemekten nükleer programını felç etmeye ve hükümeti değiştirmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede değişti.

Kamuoyundan destek görmeyen bir çatışmadan çıkış yolu arayan Trump, bazı analistlerin değerlendirmesine göre birbiriyle çelişen anlatıları aynı anda yürütmeye çalışıyor. Bu durum, ABD-İsrail hava saldırılarının yıkıcı etkisine karşın İran’ın direncini koruması nedeniyle daha da içinden çıkılmaz hale geliyor.

Savaş öncesinde ekonomik şok konusundaki uyarıları büyük ölçüde göz ardı edilen siyasi ve ekonomik danışmanlar bu hafta öne çıktı. Bu danışmanların, Trump’ın piyasaları yatıştırma ve petrol ile gaz fiyatlarındaki yükselişi sınırlama çabalarında belirleyici rol oynadığı görülüyor.

Trump’ın savaşı “kısa süreli bir operasyon” olarak nitelendirmesi ve benzin fiyatlarındaki artışın geçici olduğunu vurgulaması, uzun süreli çatışma kaygısını gidermeyi hedefliyor.

Kaynaklara göre bazı üst düzey danışmanlar Trump’a “askeri açıdan zafer olarak sunabileceği bir sonuç üzerinde çalışmasını” tavsiye etti. Bu senaryoda, İran liderliğinin büyük bölümü hayatta kalsa ve nükleer programın bazı kalıntıları sürsün bile, savaş sona erdirilebilir.

Sahada sınırlı kazanımlar, denizde yükselen maliyet

ABD ve İsrail’in art arda düzenlediği hava saldırılarında çok sayıda üst düzey İranlı yetkili hayatını kaybetti. İran’ın balistik füze cephaneliği ve donanması ile altyapı tesisleri zarar gördü; vekillerine destek kapasitesi de zayıfladı.

Fakat bu askeri başarılar, İran’ın Körfez’de petrol tankerlerine ve ulaşım tesislerine yönelik saldırıları tırmandırması ve bunun petrol fiyatlarını yukarı çekmesiyle ciddi ölçüde gölgede kaldı.

Trump, operasyonun ne zaman sona ereceğine kendisinin karar vereceğini açıkladı. Kendisi ve danışmanları operasyonun, başlangıçta duyurulan 4-6 haftalık sürenin çok ilerisine geçtiğini kabul ediyor. Savaşın neden başlatıldığına dair değişen gerekçeler ve çatışmanın yarım düzineden fazla ülkeye yayılması ise bundan sonra ne olacağını tahmin etmeyi giderek zorlaştırıyor.

Analistlerin değerlendirmesine göre İran yönetimi, ABD-İsrail saldırısından varlığını koruduğunu öne sürerek zafer ilan edecek; özellikle İsrail, ABD ve müttefiklerine hasar verebildiğini ortaya koyduğunda bu tablo daha da güçlenecek.

Hürmüz Boğazı gerçek sınav

Savaşın seyrinde belirleyici olacak noktaların başında Hürmüz Boğazı geliyor. Normal koşullarda dünya petrol sevkiyatının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor. Ancak akış neredeyse durma noktasına geldi.

İran son günlerde Irak sularındaki tankerleri ve boğaz yakınındaki gemileri hedef aldı; yeni dini lider Mücteba Hamaney de boğazı kapalı tutacaklarını taahhüt etti.

İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü ABD’de benzin fiyatlarını ciddi biçimde yükseltirse, bu durum Kasım ara seçimlerinde Kongre’deki dar çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler açısından Trump üzerinde savaşı bitirme baskısını artırabilir.

Trump son dönemde savaşın Tahran yönetimini devirmeye yönelik olduğu fikrini daha az dile getiriyor. ABD istihbaratına göre İran liderliğinin yakın vadede çökme riski bulunmuyor.

Venezuela yanılsamasının bedeli

Savaşın gidişatına ilişkin karışıklığın bir bölümü, ABD’nin Venezuela’da elde ettiği hızlı askeri başarıdan kaynaklanıyor olabilir.

Yönetimin düşünce yapısını bilen bir kaynağa göre bazı danışmanlar, Trump’ı İran operasyonunun 3 Ocak’taki Venezuela baskınına benzemeyeceği konusunda ikna etmekte güçlük çekti.

O operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro kaçırılmış ve Trump, uzun süreli bir askeri operasyon gerektirmeden ülkenin büyük petrol rezervleri üzerinde kayda değer bir nüfuz elde etmişti. İran ise daha gelişmiş silahlara, köklü dini ve güvenlik kurumlarına sahip çok daha zorlu bir rakip olduğunu kanıtladı.

Uzmanlar, Trump’ın Haziran’da ABD-İsrail bombardımanının İran’ın nükleer programını “yok ettiğini” ısrarla vurgularken Trump yardımcılarının İran’ın nükleer silah üretimine haftalar kala olduğu iddiasını reddediyor.

İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bölümünün Haziran saldırılarında gömüldüğüne inanılıyor; bu uranyumun teorik olarak çıkarılıp yeniden zenginleştirilerek silah düzeyine getirilmesi mümkün. İran ise nükleer silah peşinde olduğunu her zaman reddetti.

Savaş uzar, Amerikan kayıpları artar ve ekonomik maliyetler büyürse bazı analistlere göre bu gelişmeler Trump’ın siyasi tabanının desteğini aşındırabilir.

Ancak askeri müdahalelere karşı olan bazı destekçilerin eleştirilerine karşın, “Make America Great Again” hareketinin üyeleri şu ana kadar büyük ölçüde Trump’ın İran politikasını desteklemeyi sürdürüyor. Cumhuriyetçi stratejist Ford O’Connell bu tabloyu şöyle özetledi: “MAGA tabanı başkana hareket alanı tanıyacaktır.”

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Yayınlanma

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.

Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.

Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.

Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.

Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.

Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.

Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.

AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.

Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.

Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.

Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.

Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.

Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.

Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.

Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.

Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.

Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.

AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.

Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.

Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.

Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.

Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yayınlanma

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.

Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.

ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.

Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.

Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.

Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.

Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”

Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.

Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.

İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.

Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.

Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu

Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.

İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.

Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.

Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.

Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.

Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.

Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.

Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.

Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında

Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.

Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.

Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.

Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.

Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.

Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.

OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.

Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.

“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”

Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.

Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.

Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.

Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.

Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.

Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.

Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

Yayınlanma

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.

Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.

Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.

Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.

IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.

Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.

Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.

Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.

Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.

Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.

Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yapay zeka sektörünün enerji açlığı

Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.

Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.

Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.

Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.

Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.

Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.

Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English