Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın İran hesabı: ‘Zafer’ mi, çıkış mı?

Yayınlanma

Reuters’ın haberine göre Trump yönetimi, ABD’nin Irak’tan bu yana girdiği en büyük askeri operasyonda tutarlı bir zafer anlatısı oluşturmakta güçlük çekiyor; danışmanlar ise benzin fiyatları, nükleer hedefler ve siyasi taban kaygıları arasında sıkışmış durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışının neredeyse durma noktasına gelmesi ve finans piyasalarındaki sarsıntı, Beyaz Saray’ın önündeki süreyi fiilen daraltıyor.

Beyaz Saray’da karmaşık bir güç mücadelesi yaşanıyor. Trump’ın İran savaşının gidişatı hakkındaki değişken açıklamalarını şekillendiren bu mücadelede danışmanlar, çatışma Batı Asya’ya yayılırken ne zaman ve nasıl “zafer ilan edileceği” konusunda ayrışıyor.

Reuters’ın Trump’a yakın bir danışman ve karar süreçlerini bilen kaynaklarla gerçekleştirdiği görüşmeler, 2003 Irak savaşından bu yana ABD’nin en büyük askeri operasyonuna yaklaşımın Beyaz Saray içinde nasıl şekillendiğine dair daha önce yayımlanmamış bir tablo sunuyor.

Savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra çatışma, küresel finans piyasalarını sarstı ve uluslararası petrol ticaretini sekteye uğrattı.

Geçen yıl göreve dönerken “gereksiz askeri müdahalelerden kaçınacağını” taahhüt eden Trump için riskler son derece yüksek.

Trump’ın dikkatini çekmek için yürütülen rekabet başkanlığının sık görülen bir özelliği olsa da bu kez söz konusu olan dünyanın en istikrarsız ve ekonomik açıdan en kritik bölgelerinden birinde savaş ve barış meselesi.

Mesaj değişiyor, piyasalar dalgalanıyor

Trump, 28 Şubat’ta savaşı başlatırken ortaya koyduğu geniş hedeflerden son günlerde giderek uzaklaşarak çatışmayı “büyük ölçüde tamamlanmış sınırlı bir operasyon” olarak sunmaya başladı.

Ancak bu mesaj henüz yerli yerine oturmadı. Enerji piyasaları da Trump’ın açıklamalarına bağlı olarak sürekli dalgalanıyor.

Çarşamba günü Kentucky’de düzenlenen bir mitingde Trump, “Savaşı kazandık” dedi. Ardından hemen ton değiştirerek “Ama erken ayrılmak istemeyiz, değil mi? İşi bitirmeliyiz” ifadesini kullandı.

Ekonomi cephesi alarm veriyor

Kaynaklara göre Hazine Bakanlığı ve Ulusal Ekonomi Konseyi’nden yetkililer dahil ekonomik danışmanlar Trump’ı uyardı: Petrol şoku ve yükselen benzin fiyatları, savaş için iç kamuoyu desteğini hızla eritebilir. Siyasi danışmanlar da benzer argümanlar öne sürüyor.

Beyaz Saray özel kalemi Susie Wiles ve yardımcısı James Blair, özellikle yüksek akaryakıt fiyatlarının siyasi yansımalarına dikkat çekerek Trump’a zaferi “dar biçimde tanımlamasını” ve operasyonun sınırlı ve neredeyse tamamlanmış göründüğünü vurgulamasını öneriyor.

Şahinler baskıyı sürdürüyor

Farklı bir cephede ise Trump’ı İran üzerindeki askeri baskıyı sürdürmeye çağıran şahin görüşler var. Bu grubun içinde Cumhuriyetçi senatörler Lindsey Graham ve Tom Cotton ile yorumcu Mark Levin bulunuyor.

Bu isimler, ABD’nin İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engellemesi ve Amerikan askerlerine ile deniz taşımacılığına yönelik saldırılara güçlü biçimde karşılık vermesi gerektiğini savunuyor.

Üçüncü bir baskı ise Trump’ın popülist tabanından geliyor. Stratejist Steve Bannon ve sağcı yayıncı Tucker Carlson gibi isimler, ABD’nin yeni ve uzun süreli bir “Orta Doğu savaşına” sürüklenmemesi gerektiğini Trump’a iletiyorlar.

Trump’a yakın bir danışman, tablonun özünü şöyle tanımladı: “Trump şahinlerin kampanyanın sürdüğüne inanmasına izin veriyor, piyasaların savaşın yakında bitebileceğini düşünmesini istiyor ve kendi tabanına da tırmanmanın sınırlı kalacağını göstermeye çalışıyor.”

Yorum talepleri üzerine Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt şunları söyledi:

“Bu haber, Başkan Trump ile herhangi bir görüşmede bile bulunmayan anonim kaynaklardan gelen dedikodu ve spekülasyonlara dayanmaktadır. Başkan iyi bir dinleyicidir ve birçok kişinin görüşünü alır; ama nihai kararı veren ve en iyi mesajı belirleyen kişi yine kendisidir. Başkanın tüm ekibi Destansı Öfke Operasyonu’nun hedeflerinin tamamen gerçekleştirilmesine odaklanmıştır.”

Birbiriyle çelişen anlatılar arasında çıkış yolu

Trump ABD’yi savaşa sokarken çok az açıklama yaptı. Yönetimin savaş hedefleri ise İran’ın yakın bir saldırısını önlemekten nükleer programını felç etmeye ve hükümeti değiştirmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede değişti.

Kamuoyundan destek görmeyen bir çatışmadan çıkış yolu arayan Trump, bazı analistlerin değerlendirmesine göre birbiriyle çelişen anlatıları aynı anda yürütmeye çalışıyor. Bu durum, ABD-İsrail hava saldırılarının yıkıcı etkisine karşın İran’ın direncini koruması nedeniyle daha da içinden çıkılmaz hale geliyor.

Savaş öncesinde ekonomik şok konusundaki uyarıları büyük ölçüde göz ardı edilen siyasi ve ekonomik danışmanlar bu hafta öne çıktı. Bu danışmanların, Trump’ın piyasaları yatıştırma ve petrol ile gaz fiyatlarındaki yükselişi sınırlama çabalarında belirleyici rol oynadığı görülüyor.

Trump’ın savaşı “kısa süreli bir operasyon” olarak nitelendirmesi ve benzin fiyatlarındaki artışın geçici olduğunu vurgulaması, uzun süreli çatışma kaygısını gidermeyi hedefliyor.

Kaynaklara göre bazı üst düzey danışmanlar Trump’a “askeri açıdan zafer olarak sunabileceği bir sonuç üzerinde çalışmasını” tavsiye etti. Bu senaryoda, İran liderliğinin büyük bölümü hayatta kalsa ve nükleer programın bazı kalıntıları sürsün bile, savaş sona erdirilebilir.

Sahada sınırlı kazanımlar, denizde yükselen maliyet

ABD ve İsrail’in art arda düzenlediği hava saldırılarında çok sayıda üst düzey İranlı yetkili hayatını kaybetti. İran’ın balistik füze cephaneliği ve donanması ile altyapı tesisleri zarar gördü; vekillerine destek kapasitesi de zayıfladı.

Fakat bu askeri başarılar, İran’ın Körfez’de petrol tankerlerine ve ulaşım tesislerine yönelik saldırıları tırmandırması ve bunun petrol fiyatlarını yukarı çekmesiyle ciddi ölçüde gölgede kaldı.

Trump, operasyonun ne zaman sona ereceğine kendisinin karar vereceğini açıkladı. Kendisi ve danışmanları operasyonun, başlangıçta duyurulan 4-6 haftalık sürenin çok ilerisine geçtiğini kabul ediyor. Savaşın neden başlatıldığına dair değişen gerekçeler ve çatışmanın yarım düzineden fazla ülkeye yayılması ise bundan sonra ne olacağını tahmin etmeyi giderek zorlaştırıyor.

Analistlerin değerlendirmesine göre İran yönetimi, ABD-İsrail saldırısından varlığını koruduğunu öne sürerek zafer ilan edecek; özellikle İsrail, ABD ve müttefiklerine hasar verebildiğini ortaya koyduğunda bu tablo daha da güçlenecek.

Hürmüz Boğazı gerçek sınav

Savaşın seyrinde belirleyici olacak noktaların başında Hürmüz Boğazı geliyor. Normal koşullarda dünya petrol sevkiyatının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor. Ancak akış neredeyse durma noktasına geldi.

İran son günlerde Irak sularındaki tankerleri ve boğaz yakınındaki gemileri hedef aldı; yeni dini lider Mücteba Hamaney de boğazı kapalı tutacaklarını taahhüt etti.

İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü ABD’de benzin fiyatlarını ciddi biçimde yükseltirse, bu durum Kasım ara seçimlerinde Kongre’deki dar çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler açısından Trump üzerinde savaşı bitirme baskısını artırabilir.

Trump son dönemde savaşın Tahran yönetimini devirmeye yönelik olduğu fikrini daha az dile getiriyor. ABD istihbaratına göre İran liderliğinin yakın vadede çökme riski bulunmuyor.

Venezuela yanılsamasının bedeli

Savaşın gidişatına ilişkin karışıklığın bir bölümü, ABD’nin Venezuela’da elde ettiği hızlı askeri başarıdan kaynaklanıyor olabilir.

Yönetimin düşünce yapısını bilen bir kaynağa göre bazı danışmanlar, Trump’ı İran operasyonunun 3 Ocak’taki Venezuela baskınına benzemeyeceği konusunda ikna etmekte güçlük çekti.

O operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro kaçırılmış ve Trump, uzun süreli bir askeri operasyon gerektirmeden ülkenin büyük petrol rezervleri üzerinde kayda değer bir nüfuz elde etmişti. İran ise daha gelişmiş silahlara, köklü dini ve güvenlik kurumlarına sahip çok daha zorlu bir rakip olduğunu kanıtladı.

Uzmanlar, Trump’ın Haziran’da ABD-İsrail bombardımanının İran’ın nükleer programını “yok ettiğini” ısrarla vurgularken Trump yardımcılarının İran’ın nükleer silah üretimine haftalar kala olduğu iddiasını reddediyor.

İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bölümünün Haziran saldırılarında gömüldüğüne inanılıyor; bu uranyumun teorik olarak çıkarılıp yeniden zenginleştirilerek silah düzeyine getirilmesi mümkün. İran ise nükleer silah peşinde olduğunu her zaman reddetti.

Savaş uzar, Amerikan kayıpları artar ve ekonomik maliyetler büyürse bazı analistlere göre bu gelişmeler Trump’ın siyasi tabanının desteğini aşındırabilir.

Ancak askeri müdahalelere karşı olan bazı destekçilerin eleştirilerine karşın, “Make America Great Again” hareketinin üyeleri şu ana kadar büyük ölçüde Trump’ın İran politikasını desteklemeyi sürdürüyor. Cumhuriyetçi stratejist Ford O’Connell bu tabloyu şöyle özetledi: “MAGA tabanı başkana hareket alanı tanıyacaktır.”

Amerika

ABD, Altın Kubbe füze savunma sistemini ilk kez test etti

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını ve sistemin insansız hava araçları ile seyir füzelerini başarıyla imha ettiğini duyurdu. Hegseth, projenin eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürdüğünü iddia etti.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını bildirdi.

Hegseth, teste bizzat tanıklık etme onuruna eriştiğini kaydetti.

Test sürecinde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını aktaran Hegseth, sistemin insansız hava araçları ve seyir füzeleri de dahil olmak üzere yaklaşan hedefleri otonom olarak tespit edip imha ettiğini belirtti.

Bakan Hegseth, tüm hedeflerin vurulduğunu ve testin tamamen planlanan takvime uygun şekilde gerçekleştirildiğini ifade etti.

Askerlerin yeni nesil teknolojilerle entegrasyon sürecini yerinde incelediğini belirten ABD Savaş Bakanı, “Başkan Donald Trump, Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürüyor. Altın Kubbe ile savunma bakanlığımız vatanımızı her zamankinden daha güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçektir, güçlüdür ve planlandığı gibi ilerlemektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın Altın Kubbe projesinin maliyeti 1,2 trilyon dolar

Altın Kubbe (Golden Dome), Amerika ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler dahil olmak üzere her türlü füze tehdidine karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi.

Nükleer silahları, seyir füzelerini, balistik ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarını engellemek üzere tasarlanan proje, yaklaşan tehditleri tespit etmek, izlemek ve önlemek amacıyla kurulacak bir uydu ağına dayanıyor.

Bu savunma kalkanının, tespit ve takip işlemleri için yüzlerce uydudan oluşması öngörülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, küresel füze savunma sisteminin kurulmasına ilişkin başkanlık kararnamesini Ocak 2025’te imzalamıştı.

Rusya ve Çin ise projeyi küresel istikrara yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti.

İngiliz The Guardian gazetesinin daha önce yayımladığı haberde, Trump’ın iddialarının aksine, yeni füze savunma sisteminin ikinci başkanlık döneminin sona ereceği 2028 yılına kadar tamamen hazır olamayacağı belirtilmişti.

Sistemin tek bir aşamada değil, kademeli olarak devreye alınacağı; Pentagon’un ilk aşamada veri sistemlerinin entegrasyonuna odaklanacağı, ardından ise uzay konuşlu silahların geliştirilmesi üzerinde çalışacağı aktarılmıştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de 6,5 milyar dolarlık sağlık dolandırıcılığı davası

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin dolandırıcılıkla mücadele politikası kapsamında, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte faturalandırma iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu. Operasyon kapsamında aralarında çok sayıda tıp uzmanının da bulunduğu sanıklar gereksiz tedaviler uygulamak, rüşvet ağları kurmak ve usulsüz kazançlarla lüks yaşam sürmekle suçlanıyor.

ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Trump yönetiminin dolandırıcılığı önleme konusundaki kararlılığı çerçevesinde, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu.

Yetkililer, bu girişimin sağlık sektöründeki dolandırıcılık operasyonları tarihinde dava konusu edilen en büyük ikinci meblağ olduğunu belirtti.

Açılan davalarda, aralarında yara bakımı, palyatif bakım (hospis), yetişkin gündüz bakımevleri ve opioid dağıtımı gibi alanlarda faaliyet gösteren 90 tıp uzmanı çeşitli dolandırıcılık yöntemleriyle suçlanıyor.

Adalet Bakanlığının yıllık sağlık dolandırıcılığıyla mücadele çalışmaları kapsamında yürütülen bu operasyon, kurum tarihinin en büyük Medicaid dolandırıcılığı davası olarak da kayıtlara geçti.

Bu çerçevede 295 sanık hakkında, Medicaid programını 518 milyon dolardan fazla sahte faturayla zarara uğrattıkları gerekçesiyle işlem yapıldı.

Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Adalet Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu dosyalardaki iddialar son derece endişe verici. Bazı sanıkların tıbbi açıdan gereksiz testler istediği, bazılarının ise hastaların ihtiyaç duymadığı ürünleri reçete ettiği iddia ediliyor. Bazılarının sadece kendi gelirlerini artırmak için opioid bağımlılığını körüklediği ileri sürülüyor. Belirli vakalarda ise hastaların, kendilerini sadece birer fatura fırsatı olarak gören sağlık çalışanlarından gerçek bir tedavi aldıklarına inanarak hayatlarını kaybettikleri iddia ediliyor” ifadelerini kullandı.

Yetkililer, eyaletlerden bu süreçte benzeri görülmemiş bir işbirliği desteği aldıklarını bildirdi.

Adalet Bakanlığının bugüne kadarki en büyük koordineli dolandırıcılıkla mücadele çalışması olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, ABD’nin 45 eyaleti ve idari bölgesindeki 56 federal bölgede davalar açıldı.

Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece başlangıç. Dolandırıcılar artık Amerikan vergi mükelleflerini soyamayacak. Amerikalılara zarar vermeye veya onları dolandırmaya çalışan her kim olursa olsun, sizi bulacağız, mal varlıklarınıza el koyacağız ve yasaların izin verdiği en geniş sınırda yargılayacağız” dedi.

Yürütülen soruşturmalar kapsamında, aralarında bir şirket yöneticisi ve sekiz tıp uzmanının da bulunduğu 11 sanık hakkında, deri grefti (allograft) uygulamalarında milyarlarca dolarlık sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla altı farklı bölgede dava açıldı.

Bu kapsamda Arizona’da bir şirket yöneticisi, şirkete ve uygulamayı yapan sağlık çalışanlarına haksız kazanç sağlayan yasa dışı bir rüşvet şeması yürütmekle suçlanıyor.

Adalet Bakanlığının aktardığı bilgilere göre, söz konusu şirket doku nakli malzemelerini kendisi üretmek yerine doku bankalarından temin edip üzerlerine yeni etiketler yapıştırarak, santimetrekaresi 1450 dolara varan fiyatlarla, yani yüzde 2000 oranında fahiş bir kâr marjıyla satışa sundu.

Sanığın bu tutarın yaklaşık yüzde 40’ını yasa dışı komisyon olarak ödediği, böylece pazarlamacıların ve sağlık çalışanlarının santimetrekare başına yaklaşık 500 ila 600 doları usulsüz şekilde cebe indirmelerine olanak sağladığı iddia ediliyor.

Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, “Bu kazançlı rüşvetlerin, sanık ve diğer ortaklarının palyatif bakım hastalarını hedef almasına yol açtığı; deri nakli malzemelerinin hastayı tedavi eden hekimlerle koordine edilmeden, enfeksiyon tedavisi düzgün yapılmadan, bu tedaviye ihtiyaç duymayan yüzeysel yaralara ve yara boyutunu çok aşan bölgelere uygulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir” denildi.

Söz konusu sanığın şirketten 24 milyon dolardan fazla ödeme aldığı; bu parayı milyon dolarlık evler, milyon dolarlık hayat sigortası poliçeleri, 135 bin dolar değerinde bir Maserati dahil lüks araçlar ve lüks saatler satın almak için kullandığı belirtiliyor.

Teksas Güney Bölgesi’nde ise bir uzman, deri grefti uygulamalarında Medicare sistemine hasta başına ortalama 1 milyon dolardan fazla sahte fatura kesmekle suçlandı.

Hükümet kaynakları, sanığın dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle yaklaşık 600 bin dolar değerinde bir Ferrari, 865 bin dolarlık bir Bulgari kolye ve Hawaii’de milyon dolarlık bir malikane satın aldığını aktardı.

Sanığın ayrıca Filipinler’de 4,6 milyon dolarlık bir plaj tesisi inşaatını finanse ettiği iddia ediliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

Yayınlanma

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.

CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.

Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.

Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.

Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.

Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.

Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.

Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.

Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.

ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.

Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.

Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.

Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English