Amerika
Trump’ın sınıf ittifakları: ICE operasyonları hangi şirketlere yarıyor?

ABD çapında göçmenlere yönelik Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri tarafından yapılan operasyonlar, Donald Trump’ın arkasındaki “sınıf ittifakları”na dair ipuçları sunuyor.
Palantir ve Deloitte gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu kurumlar, Donald Trump’ın geçtiğimiz yıl uyguladığı agresif göçmenlik önlemlerinin merkezinde yer alan kurumlarla yaptıkları sözleşmelerden toplamda 22 milyar dolardan fazla kazanç elde etti.
Financial Times’ın (FT) bildirdiğine göre danışmanlar, teknoloji grupları, charter havayolları ve ABD başkanının müttefiki tarafından yönetilen bir duvar inşa şirketi, ICE ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) kurumlarına yapılan harcamalardaki artıştan en çok yararlananlar arasında yer aldı.
Finansman patlaması, Trump’ın geçen ocak ayında ikinci kez göreve başlamasının ardından başladı ve temmuz ayında yasalaşan “büyük ve güzel yasa”nın kabul edilmesinden bu yana hızlandı.
FT’nin hükümet sözleşme verilerini analizine göre, veri istihbarat grubu Palantir, Ocak 2025’ten bu yana ICE’den 81 milyon dolarlık sözleşme aldı.
Danışmanlık firması Deloitte ise aynı dönemde ICE ve CBP’den toplam 100 milyon dolardan fazla yeni sözleşme elde etmiş.
Eyalet ölçeğindeki şirketler büyük sözleşmeler elde ediyor
Cumhuriyetçi bağışçı Tommy Fisher’ın başını çektiği ve ABD’nin güney sınırında bir duvarın bazı bölümlerini inşa etmek üzere sözleşme imzalayan Fisher Sand & Gravel grubu, CBP sözleşmelerinden en fazla kazanç elde eden şirket oldu ve temmuz ayından bu yana 6 milyar dolardan fazla gelir elde etti.
ICE sözleşmelerinden en fazla yararlanan tek şirket, kurum için charter uçuşları düzenleyen CSI Aviation oldu. Bu şirket, Trump’ın geçen ocak ayında göreve dönmesinden bu yana 1,2 milyar dolardan fazla iş aldı.
Bu kazançlar, Trump’ın tarihi yasasının kabul edilmesinden sonraki iki çeyrekte ICE’ın sözleşmelere yaptığı harcamaların önceki altı ayda 1,5 milyar dolardan 3,7 milyar dolara iki katından fazla artmasıyla geldi.
CBP’nin özel sektör şirketlerine yaptığı harcamalar 2025’in ilk ve ikinci yarısı arasında yedi kat arttı. Ajans, sadece bu ay içinde 2 milyar dolarlık yeni sözleşme işi bildirdi ki bu, meblağ 2025 yılının ilk yarısındaki toplamdan daha fazla.
Kurumların sözleşmelerinin çoğu, BT sistemlerinin modernizasyonu veya dış kaynaklı veri merkezi personeli sağlanması gibi rutin işler için ve genellikle önceki yönetimlerden kalma.
Palantir “kendi kendine sınır dışı etme takibi” sistemi oluşturuyor
Fakat diğerleri, Trump yönetiminin belgesiz göçmenleri tespit etmek, tutuklamak ve sınır dışı etmek veya onları “kendi kendilerini sınır dışı etmeye” teşvik etmek için kullandığı yeni taktiklerle ilgili.
On yıldan fazla bir süredir ajansla sözleşmesi bulunan Palantir, federal bir sözleşme duyurusuna göre, nisan ayında “kendi kendine sınır dışı etme takibi” için kullanılacak bir işletim sistemi oluşturmak üzere 30 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı.
Şirket ayrıca, “yasadışı yabancıların seçilmesi ve yakalanması operasyonlarını kolaylaştırmak” amacıyla araçlar sağlamak üzere sözleşme imzaladı.
Palantir CEO’su Alex Karp, daha önce grubun ABD hükümeti için yaptığı çalışmalarla ilgili endişeleri reddetmişti.
Karp geçen yıl şunlar söylemişti:
“Bu ülkenin göç konusunda şüpheci kalmasını ve caydırıcı bir kapasiteye sahip olmasını sağlamak için tüm nüfuzumu kullanacağım. Sınırların olması ahlaka aykırıymış gibi davranmak zorunda mıyız?”
AI tabanlı dil modelleri göçmen polisinin hizmetinde
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) tarafından yayınlanan 2025 DHS AI Kullanım Örnekleri Listesine göre, ICE, geçen yılın mayıs ayından bu yana Palantir’in AI ürünlerini büyük hacimli sivil raporları işlemek için kullanıyor.
“AI-Enhanced ICE Report Processor” (“AI ile Güçlendirilmiş ICE Rapor İşlemcisi”) adlı bu araç, büyük dil modellerini (LLM) kullanarak alınan raporları özetliyor veya kategorilere ayırıyor ve İngilizce dışında alınan raporları İngilizceye çevirme işlevi sunuyor.
ICE’ın geçen yılın haziran ayından beri kullandığı “Gelişmiş İpucu Tanımlama ve Yaptırım Hedefi Seçimi” aracı da Palantir’den satın alınmıştı.
Kısaltması “ELITE” olan bu araç, yapay zeka kullanarak sınır dışı etme dahil olmak üzere yaptırım hedeflerinin adresleri gibi ipuçlarını tanımlıyor ve ajanların bunları paylaşmasına olanak tanıyor.
ICE’ın ayrıca, iç geliştiricilerin kod yazımı ve sistem yönetimi için Palantir tabanlı üretken yapay zeka kullandığı da ortaya çıktı.
“Büyük, harika yasa”da Anduril’in gözetleme kuleleri
Trump’ın yasası, tüm yeni sınır gözetleme kulelerinin “otonom” olarak sertifikalandırılmasını da gerektiriyor. Geçen temmuz ayında Intercept‘te yayımlanan bir habere göre yalnızca Anduril’in “kuleleri” bu şartı karşılıyor.
4 Temmuz’da Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan bu yasa, çeşitli sınır güvenliği teknolojileri için 6 milyar doların üzerinde olmak üzere, askeri ve kolluk kuvvetleri projelerine önemli ölçüde harcama artışı sağlıyor.
Bu girişimler arasında, ABD-Meksika sınırında sensörlerle donatılmış gözetleme kulelerinin oluşturduğu ve giderek genişleyen “sanal duvar”ın genişletilmesi de yer alıyor. Bu sınırda, göçmenleri tespit etme ve yakalama işini giderek daha fazla bilgisayarlar üstleniyor.
Anduril, CBP’ye yazılım destekli gözetleme kuleleri satarak faaliyetlerine başlamıştı. Şirket, “Sentry Tower” serisini, sensör verilerini izlemek için insan gücüne ihtiyaç duymadan, makine öğrenimi yazılımını kullanarak ufku sürekli tarayarak olası ilgi çekici nesneleri (örneğin sınırı geçmeye çalışan kişileri, araçları veya hayvanları) tespit eden “otonom” yetenekleri ile öne çıkarıyor.
Bilgisayarlı gözlerle sınırın kilitlenmesi vizyonuna iki partinin de destek vermesi sayesinde Anduril, Elbit ve General Dynamics gibi mevcut oyuncuları geride bırakarak sınır gözetimi alanında baskın bir oyuncu haline geldi.
Büyük teknoloji şirketlerinin dolaylı desteği
ABD’deki kamu sektörünün en büyük yüklenicilerinden biri olan Deloitte, “kanun uygulama sistemleri ve uygulama ve sınır dışı etme operasyonları için analiz” için daha fazla fon sağlayan son sözleşme güncellemelerini kabul etti.
Sözleşmeleri, ICE’ın hedef tespiti operasyonları bölümü için “internet araştırması ve veri analizi destek hizmetleri” için güncellenmiş hükümler de içeriyor.
Birçok büyük teknoloji şirketi federal hükümetle doğrudan sözleşme yapmıyor ama ürün ve hizmetleri satıcılar aracılığıyla sunulmaktadır, bu da fonlardaki artıştan elde ettikleri mali faydaları belirlemeyi zorlaştırıyor.
Dünyanın en büyük iki bulut grubu olan Amazon ve Microsoft, ABD kurumlarına sırasıyla en az 75 milyon dolar ve 93 milyon dolar değerinde hizmet sunuyor.
Bu hizmetler, esas olarak Dell Federal Systems gibi üçüncü taraf satıcılar aracılığıyla sağlanıyor.
ICE, eylül ayında Amazon’un bulut bölümünün sunduğu hizmetler için “barındırma desteği” sağlamak üzere bir üçüncü tarafa 24 milyon dolarlık bir sözleşme verdi.
Ayrıca Dell’e Microsoft kurumsal lisansları için 19 milyon dolar ödedi.
Motorola Solutions gibi daha küçük teknoloji grupları da ICE ile sözleşmeler imzaladı.
Illinois merkezli grup, kendi adına 19 milyon dolarlık sözleşmelere sahip, üçüncü taraf bir satıcı ise uygulama eylemlerinde görev alan personele Motorola telsizleri ve bataryalar sağlamak üzere 260 milyon dolarlık bir sözleşme kazandı.
Ayrıca, çeşitli büyük teknoloji şirketlerinin AI teknolojileri de kullanılıyor. ICE, işe alım için özgeçmişleri incelemek üzere OpenAI’nin GPT-4 tabanlı bir AI aracı kullandı.
Meta, Google, OpenAI ve Anthropic’in AI teknolojileri de kullanılıyor.
Yeni hapishaneler için arazi ve depolama alanları
ABD’nin küçük kasaba ve şehirlerinde protestolar olmasına rağmen, Trump yönetimi, ABD tarihindeki en büyük gözaltı kapasitesi genişlemesi olabilecek bir proje kapsamında, göçmen hapishanelerine dönüştürmeyi planladığı depoları satın almaya devam ediyor.
Bloomberg‘e göre sadece iki deponun satın alınması maliyeti 172 milyon dolardı. Teksas’ın El Paso kentinde bulunan üçüncü depo, planlandığı gibi tamamlandığında 8.500 yatak kapasitesiyle ülkedeki en büyük hapishanelerden biri olabilir.
Bu anlaşmalar, ICE’ın Minneapolis ve diğer şehirlerde federal ajanlar tarafından tutuklanan binlerce göçmeni gözaltında tutmak için 23 depo kullanma planındaki son gelişmeyi işaret ediyor.
16 Ocak’ta, yerel bir mahkeme dosyasına göre, yönetim Maryland’ın Hagerstown yakınlarındaki bir arazi için 102 milyon dolar ödedi. Bir hafta sonra, hükümet Arizona’nın Surprise kentinde bir depo için 70 milyon dolar nakit ödeme yaptı.
Depo piyasasının sektör ortalamasına yaklaşık olarak uygun olan fiyatlar, şu anda boş olan bu alanların satın alınmasını kapsıyor.
ICE, binaları tuvalet, duş, yatak, yemek ve dinlenme alanları ile donatmak ve ardından bunları gözaltı merkezleri olarak işletmek için şirketlere ödeme yapmak zorunda.
Çoğu başlangıçta e-ticaret dağıtım tesisleri olarak tasarlanmış ve pazarlanmış olan depolar, yönetimin 45 milyar dolarlık göçmen gözaltı tesisleri inşaatı için önemli.
Federal hükümet son haftalarda 20’den fazla şehirde potansiyel yerleri şirketlere gezdirmiş ve en az 15 yerin tercih edilen yerleşim planları da dahil olmak üzere tasarımlarını onlarla paylaşmış.
Bloomberg‘e konuşan kaynaklara göre, bu depoları hapishaneye dönüştürecek şirketlerin, Hagerstown’dan başlayarak ilk mekanlar için tekliflerini göndermeleri istendi.
Örüntü burada da görülüyor: Örneğin Salt Lake City’de, ICE’ın gelecekteki “mega merkez” hapishanesi olarak belirlediği deponun sahibi olan yerel bir aile şirketi olan Ritchie Group.
Şirket, protestocuların ofislerine gelerek baskı yapmasının ardından “söz konusu mülkü federal hükümete satma veya kiralama planı olmadığını” açıkladı.
Kansas’taki depoları gözetim merkezine dönüştürecek tasarımın ihalesini alan KPB Services isimli şirket ise paravan bir şirket gibi görünüyor.
ICE, CoreCivic ve Geo Group gibi özel hapishane şirketleriyle uzun süredir devam eden ilişkilerini kullanarak gözaltı kapasitesini artırdı. Bu şirketler, ICE’ye mevcut hapishanelerindeki ek yataklara erişim imkanı sağladı, yeni tesisler satın aldı ve kiraladı ve kapatılmış tesisleri yeniden açtı.
Bu şirketler, kasım ayında yapılan kazanç açıklamalarında, federal hükümetin talebi halinde toplam 30.000’den fazla yatağı kullanıma sunabileceklerini belirtti.
İngilizler de kazananlar arasında
Birkaç önde gelen İngiltere merkezli şirketin yan kuruluşları da bu kurumlarla aktif sözleşmeler yaptı. İngiliz özel güvenlik şirketi G4S, Ocak 2025’ten bu yana ICE ile 68 milyon dolar değerinde sözleşme imzalamış.
Bu sözleşmeler, esas olarak, gözaltında tutulan kişilere uygulama ve sınır dışı etme operasyonlarında “kara ulaşım hizmetleri” sunmayı kapsıyor.
Londra Borsasında işlem gören Smiths Group’un bir parçası olan ve sınır kontrolü için tarama ve tespit teknolojisi üreten Smiths Detection, Trump’ın ikinci döneminde CBP sözleşmeleriyle 62 milyon dolardan fazla kazanç elde etti.
Smiths, “yasadışı faaliyetleri sınırlayan liman ve sınırlar için tehdit tespiti ve güvenlik tarama teknolojileri sağladığını” söyledi.
Bölgesel aile şirketleri, Cumhuriyetçi bağışçılar, Silikon Vadisi ittifakı
Unpopular Front blogunda ICE ve CBP sözleşmelerinden faydalanan şirketleri daha yakından inceleyen John Ganz, Trump yönetiminin arkasındaki ittifaklara ilişkinde önemli ipuçları sunuyor.
Ganz’a göre halka açık ve risk sermayesi ile finanse edilen birkaç firma olsa da en büyük yararlanıcılar çarpıcı bir örüntü sergiliyor: Hepsi bölgesel, hanedanlık özellikleri sergileyen aile şirketleri ve Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bağışçıları.
Ayrıca bu bölgesel şirketler, yasal açıdan şüpheli uygulamalara da karışmışlar. Örneğin, listenin en tepesinde yer alan Fisher Sand & Gravel şirketi, Kuzey Dakota’nın Dickinson kentinde yaşayan Fisher ailesine ait.
Fisher ailesi Cumhuriyetçilere cömert bağışlarda bulunuyor ve Başkan Tommy Fisher, muhafazakâr TV ve radyo programlarına konuk olarak katılıyor.
Fisher şirketinin geçmişinde çevre ihlalleri, şüpheli işgücü uygulamaları ve en önemlisi dolandırıcılık gibi suçlamalar yer alıyor.
2009 yılında, Fisher’ın o zamanki sahibi Micheal Fisher, dokuz adet vergi dolandırıcılığı suçlamasını kabul etti ve 37 ay hapis cezası ile 300.000 doların üzerinde tazminat cezasına çarptırıldı.
Şirketin eski finans müdürü Amiel Schaff ve eski denetçisi Clyde Frank da 2009 yılında ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak suçlamasından birer kez suçlu bulundu.
2009 yılında Adalet Bakanlığı ile yapılan anlaşma gereği, şirket toplam 1,16 milyon dolar tazminat, ceza ve para cezası ödemek, şirkette gelecekte dolandırıcılığı önlemek için önlemler almak ve İç Gelir Hizmetleri (IRS) ile vergi beyannamelerinin denetiminde işbirliği yapmakla yükümlü kılındı.
Şirketin bir başka eski başkanı olan David William Fisher ise, 2005 yılında 10 yaşındaki bir çocuğun çocuk pornografisi bulundurmaktan suçlu bulundu ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Suçunu kabul etmesi karşılığında, reşit olmayanların cinsel istismarı suçlamaları düşürüldü ve 30 Nisan 2010 tarihinde serbest bırakıldı.
Ganz’a göre listenin devamındaki SLSCO, CSI Aviation ve Barnard Construction’ gibi şirketler de bu modele uyuyor: bölgesel, az hissedarlı şirketler ve “tabiri caizse ‘politik olarak entegre’” bir yapıya sahipler.
Ganz’ın atıf yaptığı akademisyen Melinda Cooper, özel, adi ortaklık ve aile temelli şirketler ile kurumsal, halka açık ve hissedarların sahip olduğu şirketler arasındaki gerilime işaret ediyor.
Cooper’a göre Trump ile birlikte Beyaz Saray’da da temsilini bulan “aile temelli” kapitalizm, en küçük aile işletmelerinden en geniş hanedanlara kadar uzanıyor ve esasen ikisi arasındaki ittifakla şekilleniyor.
Trump da bu “toplumsal sınıf” ait: iş yapma yöntemleri “gayri resmi”, daha açık bir ifadeyle, çoğu zaman düpedüz suç teşkil eden şirketlerin temsilcisi.
Ganz yazısını şöyle bitiriyor:
“Anduril gibi [Peter] Thiel destekli firmaların varlığını da eklediğinizde, Trump koalisyonunun maddi temelini anlamaya başlarsınız. Bu, aile temelli bölgesel hortumcu sermaye ile savunma ve güvenliğe odaklanan teknoloji sektörünün gerici bir kesiminin ittifakı. Buna ICE’ın Trumpenproleter çetesi ve tüm okuma yazma bilmeyen influencerlar için bir istihdam programı olarak işlevini de ekleyin ve voila, karakteristik olarak bir haraç çetesi olan, reel Amerikan faşizminin sınıf bileşimini elde edersiniz. Bu, tepeden tırnağa bir çete.”
Amerika
Arizona, Colorado ve Nebraska’da seçmenler, kız sporlarına trans sporcuların katılımını yasakladı

Arizona, Colorado ve Nebraska’da okulların spor takımlarında “biyolojik cinsiyet” belirlemesini zorunlu kılan bir referandum önerisi kabul edildi.
Seçmenler, “Girişim Önerisi 442” olarak bilinen anayasa değişikliğini onayladı. Bu değişiklik, K-12 ve kolejler ile üniversiteler dahil olmak üzere tüm devlet okullarının spor takımlarını erkek, kadın veya karma olarak belirlemesini zorunlu kılıyor.
DDHQ tarafından sayılan oyların yüzde 95’inden fazlasına göre, önergenin yaklaşık yüzde 68 destekle kabul edilmesi bekleniyor.
Bu inisiyatif, aynı zamanda trans kız ve kadınların cinsiyet kimliklerine uygun spor takımlarında oynamalarını da engelleyecek.
Nebraska’nın 2025 yılında kabul ettiği yasa, eyaletteki kamu eğitim kurumlarının bu takımları doğumda atanan cinsiyete göre sınıflandırmasını zorunlu kılıyor.
Yasa uyarınca, kadınlar, “söz konusu kadın öğrenci için o spor dalında kadın takımı sunulmamış veya mevcut değilse” erkekler için belirlenmiş spor takımlarında oynayamazlar.
Eyalet yasası ayrıca öğrencilerin cinsiyetlerini bir hekim tarafından doğrulatmalarını şart koşuyor.
Oylanan yasa tasarısı ile aradaki fark, bu şartların büyük ölçüde eyalet Anayasasına dahil edilecek olması.
Cumhuriyetçiler, trans bireylerin, özellikle de trans kadınların veya kızların, cinsiyet kimliklerine uygun özel tesisleri kullanmalarına veya spor takımlarında oynamalarına izin verilip verilmemesi konusuna yoğun bir şekilde odaklandılar. Bu konu, bazı Demokratları da ikiye böldü.
Arizona’da da benzer bir nedenle oy kullanıldı. Eyaletteki seçmenler, trans öğrencilerin kız spor takımlarından ve cinsiyet kimliklerine uygun okul tuvaletleri ile soyunma odalarından dışlanmaları konusunda neredeyse kesin bir kararlılık sergiledi.
“Arizona’da Kız Sporlarını Koruma Yasası” olarak adlandırılan 318 Numaralı Önerge, okulların ve spor derneklerinin trans kızların cinsiyet kimliklerine uygun spor takımlarına katılmalarına izin vermeleri veya bir kişinin biyolojik cinsiyeti ile zıt olan cinsiyete yönelik soyunma odası, duş tesisi ya da tuvaleti kullanmasına izin vermeleri halinde dava açılacağı tehdidinde bulunuyor.
Arizona yasalarına göre, trans kızların kızlar için belirlenmiş okul spor takımlarında oynamasına izin vermek zaten yasadışı ama bu yasa teklifi, bu yasağı Little League gibi özel spor kuruluşlarına da genişletecek.
Salı günü açıklanan ilk seçim sonuçlarına göre, 318 numaralı yasa teklifi lehine verilen oylar, 200.000’den fazla oy farkıyla muhtemelen aşılmaz bir üstünlük elde etti.
Colorado’da da seçmenlerin yüzde 52,2’si okulların spor takımlarında “biyolojik cinsiyet” belirlemesini zorunlu kılan önergeyi destekledi.
Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles Hukuk Fakültesi’ne bağlı Williams Enstitüsü düşünce kuruluşunun verilerine göre 2025 yılında yapılan tahminlere göre, ülkede toplamda 13 ila 17 yaşları arasında transseksüel olarak tanımlanan yaklaşık 300.000 genç bulunuyor.
Ayrı bir veri seti ise ABD’de 18 ila 24 yaşları arasında yaklaşık 400.000 kişinin de transseksüel olarak tanımlandığını gösteriyor.
Amerika
“Trump etrafında ördüğümüz ittifak artık yok”

ABD ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilgiden sonra, başkanlık seçimlerinde Trump ve çevresinde oluşturulan ittifaklar dağılmış görünüyor.
POLITICO’da yer alan değerlendirmeye göre Trump, iki yıl önce genç seçmenler ve azınlık grupları arasında önemli bir destek kazanarak yeniden göreve gelmişti.
PF Global tarafından yürütülen POLITICO Anketi’nin yeni sonuçlarına göre, popülerliği düşük olan İran savaşı ve düşen destek oranları nedeniyle bu kilit gruplar artık ondan uzaklaşıyor gibi görünüyor.
Geçen yılın sonunda, Hispanik Trump seçmenlerinin %56’sı kendilerini “MAGA Cumhuriyetçisi” olarak tanımlamıştı. Bu Ekim itibarıyla ise bu oran sadece %37’ye geriledi.
Geçen yılın sonunda, 20 ila 29 yaş arası genç Trump seçmenlerinin %50’si oy kullanacaklarından emin olduklarını belirtmişti. Bu Ekim itibarıyla ise bu oranı sadece %38’e düştü.
Seçim kampanyasındaki bu telaş, endişenin boyutunu ortaya koyuyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, salı günü Güney Teksas’ta son bir seçim turu düzenleyerek, Cumhuriyetçilerin bu bölgede, kitlesel sınır dışı etme ve ekonomi konusundaki Hispanik seçmenlerin endişelerini gidermek için çaba sarf etti.
Cumhuriyetçi Parti yetkilileri, süregelen enflasyon ve yüksek fiyatların, her ırktan işçi sınıfı seçmenler üzerinde yaratacağı etkiden endişe duyuyorlar.
Buna, sandığa yeterince güçlü bir şekilde gitmeyeceklerinden çok korktukları genç erkekler de dahil.
Ayrıca, seçmenlerinin rekor sayılarda sandığa akın ettiği görülen, siyah nüfusu yoğun bir dizi güney eyaletine (Mississippi, Güney Karolina ve hatta Louisiana gibi) son dakikada milyonlarca dolarlık kaynak aktardılar.
Cumhuriyetçilerin 2024 koalisyonunun dayanıklılığı, partinin geleceği için hayati bir sınav niteliğinde.
Cumhuriyetçilerin genç, Latin kökenli ve Siyah seçmenler arasında elde ettiği ilerlemeler, partiyi Washington’da üçlü iktidara (Başkanlık, Senato, Temsilciler Meclisi) taşımıştı.
Bu gruplardan gelen desteğin azalması, Cumhuriyetçileri 2028 başkanlık seçimleri için kazanma formülünü oluştururken yeniden başlangıç noktasına döndürebilir.
Üst düzey Cumhuriyetçiler, Teksas’ta yaşanan hezimet, Florida’daki kilit Temsilciler Meclisi koltuklarındaki kayıplar ve daha fazlasını önlemeye çalıştı ama Hispanik seçmenler üzerindeki etkilerini kaybetmelerini engelleyemediler.
Ankete göre, Trump’ın çekirdek tabanının bir parçası olan ve kendilerini MAGA olarak tanımlayan Hispanik Trump seçmenlerinin oranı, geçen Kasım ile bu Ekim arasında 19 puanlık bir düşüş gösterdi.
Bu seçmenlerin üçte ikisi ara seçimlerde hâlâ Cumhuriyetçilere oy verme niyetinde olsa da, Trump’ın gündemine duydukları memnuniyetsizlik açıkça ortada.
Anket, Hispanik Trump seçmenlerinin, Hispanik olmayan Trump seçmenlerine kıyasla son on yılda Demokratlara oy vermiş olma olasılığının daha yüksek olduğunu ve Trump yönetiminin toplu sınır dışı etme uygulamalarının fazla sert olduğunu düşündüklerini ortaya koydu.
Beyaz Saray’ın üst düzey yetkilisi Stephen Miller’ın öncülüğünü yaptığı Trump yönetiminin sert göçmenlik uygulamaları, ismini açıklamak istemeyen dört Kongre Cumhuriyetçisine göre, Hispaniklerin tepkisini tetikledi.
Bu durum, bir zamanlar Demokrat Kongre üyeleri Vicente Gonzalez ve Henry Cuellar’ı koltuklarından etmek için mükemmel fırsatlar gibi görünen fırsatlara zarar verirken, 2024 yılında başkanın 18 puan farkla kazandığı, yeniden çizilen bir seçim bölgesinde Cumhuriyetçi Kongre üyesi Monica De La Cruz’u da tehlikeye attı.
Bir grup Hispanik Cumhuriyetçi Kongre üyesi, endişelerini doğrudan Johnson’a ve üst düzey Beyaz Saray yetkililerine iletmeye devam ediyor.
Ne var ki, isminin gizli tutulması şartıyla konuşan Teksaslı bir Cumhuriyetçi stratejist şöyle konuşuyor:
“Benzin fiyatı 3,30 dolar yerine 2,50 dolar olsaydı kendimi daha iyi hisseder miydim? Evet. Ama ICE amcasını gözaltına alırken birine durumun düzeldiğine ikna etmeyi denemekte bol şans.”
Uzun süredir Trump’ın müttefiki ve Arizona Cumhuriyetçi Partisi’nin eski başkanı Gina Swoboda, “Trump döneminde kurduğumuz koalisyon artık lanet olsun ki yok,” dedi.
Wisconsin’in eski Cumhuriyetçi valisi ve 2016 başkanlık adayı, şu anda muhafazakâr Young America’s Foundation’ın başkanlığını yürüten Scott Walker ise, “İki yıl önce, Trump ve diğer Cumhuriyetçiler, Biden ve Harris’ten bıkmış olan bu seçmenleri kendi lehlerine kullandılar; iki yıl sonra durum iki yıl öncesine göre daha az kötü olabilir fakat seçmenler hâlâ endişeli,” dedi.
Beyaz Saray sözcüsü Lauren Bis, Trump’ın Cumhuriyetçiler için seçim kampanyası yürütmek ve “radikal solcu Demokratlar” ile aradaki farkı vurgulamak amacıyla “ülkeyi boydan boya dolaştığını” söyledi.
Bis, “Başkan Trump, Cumhuriyetçi Parti için tartışmasız lider, en iyi elçi ve eşsiz bir motivasyon kaynağı,” diye ekledi.
Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi sözcüsü Natalie Baldassarre ise yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin Amerikan halkına verdiği sözleri yerine getirdiğini” ve başkanın “bu başarıları duyurmak için ülkeyi baştan başa dolaştığını” belirtti.
Amerika
ABD’li teknoloji devlerinin gizli yapay zeka borcu 3,2 trilyon dolara yükseldi

ABD’li teknoloji devlerinin yapay zeka ile ilgili yükümlülüklerinden kaynaklanan bilanço dışı borçları hızla artmaya devam ediyor.
Bu borçlar altı ayda neredeyse iki katına çıkarak yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Yatırımcılar ise bitmek bilmeyen bu harcamalardan giderek daha fazla endişe duyuyor.
Nikkei Asia, Google’ın sahibi Alphabet, Microsoft, Amazon, Meta ve Oracle’ın en son finansal sonuç açıklamalarından ve tahminlerinden verileri derledi.
Teknoloji şirketleri, yapay zeka veri merkezlerini kurmak için tedarikçilerden çip setleri, sunucular ve elektrik tedarik ediyor.
Arz sıkıntısı nedeniyle erişimi güvence altına almak için genellikle birkaç yıllık sözleşmeler imzalıyorlar.
Bazıları ise kendi tesislerini kurmak yerine, bulut hizmeti sunan girişimlerden ekipman kiralıyor veya bilgi işlem kaynakları ayırıyor.
Henüz yerine getirilmemiş satın alma taahhütleri ve henüz başlamamış kiralama sözleşmeleri genellikle bilanço dışı kalemler olarak değerlendiriliyor.
Muhasebe kurallarına tam olarak uygun olsalar da, bunlar gelecekte muhasebeleştirilmesi muhtemel gizli borçlar olarak görülüyor.
Bu tür gizli borç, beş şirket genelinde yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Bunun yaklaşık %60’ı satın alma taahhütlerinden, %40’ı ise henüz başlamamış kiralama yükümlülüklerinden oluşuyor.
Toplam tutar şimdiden şirketlerin toplam varlıklarının yaklaşık %80’ine denk geliyor ve bu hız devam ederse yakında toplam varlıkları aşabilir.
30 Eylül itibarıyla en fazla gizli borca sahip olan şirket 1,05 trilyon dolarlık borçla Google. Bu rakam Mart sonuna kıyasla yaklaşık %160 daha yüksek.
Ne var ki, şirketin hesaplama metodolojisinin bir kısmını değiştirmiş olması nedeniyle doğrudan karşılaştırma yapmak zor.
Meta ikinci sırada yer alırken, onu Microsoft, Amazon ve Oracle izliyor.
Google, ana faaliyetlerinden elde ettiği gelirden daha fazla nakit akışını veri merkezlerine ve diğer sermaye harcamalarına yönlendiriyor.
Temmuz-Eylül çeyreğinde sermaye yatırımı kaynaklı nakit çıkışları 71,3 milyar dolara ulaştı.
İşletme nakit akışıyla birleştirildiğinde, bu hamleler yaklaşık 29 milyar dolarlık bir açık verdi ve bu, üst üste üçüncü çeyrekteki açığı işaret ediyor.
Şirket, güçlü talebi karşılamak için 2027’de harcamaları daha da artırmayı planlıyor.
Meta’nın bilanço dışı yükümlülükleri Eylül sonunda yaklaşık 810 milyar dolara ulaştı; bu rakam Mart sonuna göre %90 artış gösterdi.
Şirket, dış yatırımcı sermayesini kullanarak bilgi işlem kapasitesini artırıyor. Temmuz ayında, ABD’li yatırım şirketi BlackRock ile bir ortak girişim kurduğunu duyurdu ve veri merkezlerini kiralamak üzere bir anlaşma imzaladı.
Meta ayrıca Nisan ayında, ABD’li startup CoreWeave’den 2032 yılına kadar yaklaşık 21 milyar dolar değerinde bulut kapasitesi satın almayı kabul etti.
Bu şirketlerin gizli borçlarının bir kısmı, CoreWeave gibi girişimlerin kredi itibarını güçlendirmeye de hizmet etti.
Bilançoları daha zayıf olsa bile, bu şirketler teknoloji devleriyle yaptıkları sözleşmelerle desteklenen gelecekteki satışlara sahip oldukları için bankalardan ve yatırımcılardan finansman çekebiliyorlar.
Gelgelelim bu eşi görülmemiş altyapı yatırımı patlamasında artık değişim sinyalleri ortaya çıkıyor.
CoreWeave’in tahvil fiyatları Ekim ayında düşüş yaşadı ve bu durum, bazen “neocloud sağlayıcıları” olarak da adlandırılan, yapay zeka odaklı bulut girişimlerinin finansal sağlığı konusunda endişeleri artırdı.
Bu tür şirketlerin çoğunun bulut hizmetleri dışındaki gelir kaynakları sınırlı. Bu da, artan faiz oranlarının ek fon toplama sürecini zorlaştırması ve veri merkezlerine yönelik yatırımların devamını tehlikeye atması durumunda, bu şirketleri savunmasız bırakıyor.
Yatırımcıların endişeleri, kredi notu yüksek teknoloji şirketlerinin kendilerinin yapacağı devasa yapay zeka harcamaları konusunda da artıyor.
Geçen hafta açıklanan finansal sonuçların ardından, hem Alphabet hem de Amazon, 2027 ve sonrasında yatırımlarını genişletmeye devam etme planlarını ortaya koyduktan sonra hisseleri keskin bir düşüş yaşadı.
Beş şirket arasında en az gizli borcu olan Oracle, mali durumu konusunda özellikle ciddi endişelerle karşı karşıya. Şirketin hisseleri, yaklaşık bir yıl önceki zirve seviyesine kıyasla %60’ın üzerinde değer kaybetti.
Şirket, yatırımcıları rahatlatmak amacıyla, geçen hafta temel kazançlar ile sermaye harcamaları arasındaki dengeyi yansıtan serbest nakit akışını, Aralık 2027 ile Mayıs 2028 arasındaki dönemde pozitif seviyeye geri getireceğini açıkladı.
Günümüzün yapay zeka sektörü, teknoloji devleri, çip üreticileri, yapay zeka geliştiricileri ve yeni nesil bulut sağlayıcıları arasındaki uzun vadeli satın alma anlaşmaları ağı üzerine kurulu.
Yatırım, finansman ve garantiler birbirini pekiştirerek kredi itibarını artırıyor ve şirketlerin finansal piyasalardan büyük meblağlar toplamasına olanak tanıyor.
Fakat tüm bu kredi itibarı hâlâ birkaç teknoloji devine bağlı durumda. Yapay zeka yatırımları mevcut hızıyla devam ederse ve kârlar beklentileri karşılayamazsa, piyasanın bu şirketlere olan güveni sarsılabilir ve bunun yansımaları hem teknoloji sektörüne hem de daha geniş finansal sisteme yayılabilir.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu












