Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın zaferi dünya için ne anlama geliyor?

Yayınlanma

Trump’ın başkanlığa dönüşü, dış politikadaki öngörülemez yaklaşımı ve ekonomi politikalarıyla ABD’nin uluslararası ilişkilerini yeniden şekillendirebilir. Trump, NATO müttefiklerinden daha fazla mali katkı talep etmeyi, Çin ve diğer ülkelere yönelik yüksek gümrük vergileri uygulamayı planlıyor. Rusya, bu yeni dönemde ABD ile ilişkilerde yumuşama bekliyor.

Donald Trump, dört yıl aradan sonra başkanlık koltuğuna geri döndü ve bu kez ABD ve dünya siyasetini kendi bakış açısıyla yeniden şekillendirmeye kararlı. Ancak ilk dönemine kıyasla elindeki caydırıcı güç daha sınırlı.

O dönemde, yönetimindeki pek çok isim Trump’ın taleplerine karşı çıkmıştı; şimdi ise Cumhuriyetçiler Kongre’nin üst kanadında çoğunluğu elinde tutuyor ve bu çoğunluğu alt kanatta da koruyabilirler.

Dış politika

Trump’ın destekçileri, onun dış politikadaki öngörülemezliğinin bir zafiyet değil, aksine düşmanları caydıran bir özellik olduğunu ve dünya çapındaki karmaşık sorunlara çözüm bulmaya yardımcı olduğunu savunuyor.

Trump’ın ilk başkanlığı sırasında ulusal istihbarat direktörü olarak görev yapan ve dışişleri bakanlığı için adı geçen Richard Grenell, Financial Times’a yaptığı açıklamada, “Öngörülebilirlik korkunç bir şeydir. Elbette Amerika’nın düşmanları öngörülebilirlik ister. Ancak Trump, öngörülemez biridir,” ifadelerini kullandı.

Fakat bu öngörülemezlik, Amerika’nın müttefiklerini de endişelendiriyor. Trump’ın yeni başkanlığına hazırlık yapan üst düzey bir AB yetkilisi FT’ye konuşarak, “Korkuyorum,” dedi.

Eski Japonya Büyükelçisi ve yeni yönetimde de yer alması beklenen Senatör Bill Hagerty, Trump’ın uluslararası ilişkilerdeki yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “Eğer ticaret ortağımızsanız, karşılıklı yarar sağlayan koşullarda ticaret yapmalısınız.”

Trump, özellikle NATO müttefiklerinden sık sık “adil katkı sağlamalarını” talep etti ve tüm üyelerin GSYİH’nin zorunlu yüzde 2’sini savunmaya ayırmalarında ısrarcı oldu.

Harcamalarını artırmayan ülkeleri, bir saldırı durumunda askeri destek sağlamamakla tehdit etti. Yıl ortası itibarıyla 32 NATO üyesinden 23’ü bu hedefe ulaşmış olsa da Trump yönetimi için bu yeterli olmayabilir.

Trump, Ukrayna’ya destek konusunda da Avrupa’yı daha fazla sorumluluk almaya zorlamayı planlıyor.

Uzun süredir Trump’ın danışmanlığını yapan bir isim, “ABD, barış süreci uygulamasında tek bir Amerikalı askerin bile yer almasını istemiyor; bunun maliyetini Avrupa karşılayacak,” diye belirtti.

Trump’ın Rusya ile bir anlaşmaya varmaya çalışması durumunda AB ülkelerinin ikiye bölünebileceği öngörülüyor: Barışa yönelik her türlü fırsatı değerlendirmek isteyenler ve Ukrayna’ya desteğin devamında ısrarcı olanlar arasında.

Bloomberg, bazı Avrupalı yetkililerin bu durumu “Trump’ın elektro şoku” olarak tanımladığını ifade etti.

Polonya Başbakanı Donald Tusk (NATO’da en yüksek GSYİH payına sahip, yüzde 4,1), Avrupa’nın geleceğinin ABD seçimlerine bağlı olduğunu iddia edenlere karşı, Avrupa’nın kendi gücüne güvenmesi gerektiğini vurguluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile yaptığı görüşmede “Avrupa’nın daha birleşik, güçlü ve egemen bir konumda olması” için birlikte çalışma konusunda anlaştıklarını duyurdu.

Trump, zaferini ilan etti

Ukrayna’daki savaş

Rusya, Trump’ın iktidara gelmesinin ardından gerilimin biraz azalmasını umuyor. Kremlin ve parlamentoya yakın kaynakların Verstka‘ya verdiği bilgiye göre Putin, ABD’ye sert tepki gösteren Dmitriy Medvedev ve Rusya hükümeti ile devlet iş dünyasının diğer bazı temsilcileri “tanıdıkları aracılığıyla” Trump’ı zaferinden dolayı kutladı.

Kaynak, “Umutlar öncelikle özel askerî harekât sırasında Ukrayna’ya yapılan yardımın azaltılmasıyla ilgili. Ve tabii ki Trump, Harris’ten çok daha fazla anlaşma kabiliyetine sahip ve bizim için daha iyi,” dedi.

Fakat bu bir hüsnükuruntu olabilir. Trump, ilk başkanlığı sırasında Rusya’ya karşı yaptırımları sıkılaştırdı ve Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekildi.

Grenell tarafından dile getirilen düşmanlara karşı öngörülemezlik ilkesi Rusya örneğinde de geçerli olacak. Ukrayna ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceği konusunda karamsar olan Ukrayna ordusunun bir danışmanı, yine de şunları belirtiyor: “Bazı insanlar onun ezber bozan yaklaşımının sonuç getirebilecek tek şey olduğuna inanıyor.”

Trump’ın ilk döneminde Pentagon’da danışman olarak görev yapan Elbridge Colby, Ukrayna’daki çatışmayla ilgili bir anlaşmanın ‘Tayvan’ı ele geçirmeye hevesli Çin’i cesaretlendirmeyeceği’ görüşünde:

“Binlerce kilometre ötede neler olup bittiği konusunda kendilerine ders verilmesini sabırla beklemeyeceklerdir. Asya’daki güç dengesine ve bizim oradaki kararlılığımıza bakacaklardır. Rusya’nın uzun vadeli bir savaşla zayıflaması ve Çin’e daha bağımlı hale gelmesi onların çıkarına olacaktır.”

Çin, ikinci Trump dönemine temkinli yaklaşıyor: Avantajlar ve dezavantajlar

Ekonomi

ABD ekonomisi, son yıllarda düşük işsizlik oranlarıyla güçlü görünse de Trump yüksek enflasyon konusunu kampanyasında öne çıkardı.

Şimdi ABD Merkez Bankası (Fed), enflasyonu büyük ölçüde kontrol altına almış durumda, ancak Trump’ın vaatleri gerçekleşirse ekonomistlere göre enflasyonda artış kaçınılmaz.

Örneğin, Trump Çin mallarına yüzde 60, diğer tüm ülkelere ise yüzde 20 ithalat vergisi getirmeyi planlıyor.

Trump, defalarca doların çok güçlü olduğundan şikâyet etti ve bu durumu değiştirmek için adımlar atacağını belirtti. Ticaret açığını azaltmak isteyen Trump, ABD doları üzerindeki baskıyı artırmayı hedefliyor, ancak ekonomistler bu tür adımların Amerikalı ihracatçılara zarar vereceğini düşünüyor.

Trump aynı zamanda vergileri düşürmeyi planlıyor ve ulusal borcun büyüklüğünü umursamıyor. Quilter Investors yatırım stratejisti Lindsay James, “Kendisi ve Elon Musk gibi etrafındakiler kamu harcamalarını kısmak istese de bu harcamalar muhtemelen çok yüksek ve vergiler düşük kalacaktır. Alacağı tedbirlerin çoğu enflasyonist olacak ve muhtemelen tahvil getirilerini yükseltecek, Fed’in faiz oranlarını düşürmesini engelleyecek,” değerlendirmesini yaptı.

Bloomberg Economics, Trump yönetiminde devlet borcunun bu yıl beklenen yüzde 99’a karşılık 2028’de GSYİH’nin yüzde 116’sına yükseleceğini tahmin ediyor. Çin’in misilleme yapması halinde azami gümrük vergilerinin uygulanması GSYİH’yi yüzde 0,8 oranında azaltacak ve 2028 yılına kadar fiyatlarda yüzde 4,3’lük bir artışa yol açacak.

UniCredit’in baş ekonomi danışmanı Erik Nielsen, “Trump’ın bütçe vaatleri hem ABD ekonomisi hem de küresel finans piyasaları için ciddi endişeler yaratıyor, zira zaten aşırı olan bütçe açığında önemli bir artışa yol açacak,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg Economics, Trump’ın vergileri en üst düzeye çıkarması halinde, ABD’nin küresel mal ticaretindeki payının mevcut yüzde 21’den yüzde 9’a düşeceğini hesaplıyor.

Çin, ABD’ye yaptığı ihracatın yaklaşık yüzde 90’ını kaybederken, ABD’nin önemli bir ticaret ortağı olduğu Meksika ve Kanada da yüzde 50’den fazlasını kaybedecek.

Öte yandan Trump, ABD’nin petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı planlıyor. Seçim zaferi sonrası yaptığı konuşmada, ABD’nin dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğunu ilan etti.

Ancak, ABD Başkanı petrol üreticilerine doğrudan emir veremez ve düşük fiyatlar, şirketleri üretimi kısma yönünde motive edebilir.

Trump döneminde, LNG ihracatında da bir artış bekleniyor. Biden, yeni LNG ithalat terminalleri için izinleri sınırlamıştı; Trump ise bu kararı tersine çevirmeye hazırlanıyor. ABD, halihazırda dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumunda ve Avrupa’ya yeterli gaz sağlayabilir.

JPMorgan: Trump’ın dönüşü ile birlikte büyük şirket hisselerinin yükselmesini bekliyoruz

Amerika

Pentagon, Tomahawk çiplerinde tedarik sorunu yaşıyor

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre ABD’li savunma şirketleri, Tomahawk füzelerinde kullanılan mikroelektronik bileşenlerin yerli tedarikinde zorluklarla karşılaşıyor. SkyWater Technology yöneticisi Jim Will, geçmişte bu çipleri üreten ABD’deki fabrikanın artık faaliyet göstermediğini söyledi. Pentagon ise mühimmat üretimini artırma çabaları kapsamında yeni nesil savunma şirketleriyle anlaşmalar yapıyor.

ABD’nin önde gelen savunma şirketlerinin, Tomahawk seyir füzelerinin üretimi için ihtiyaç duyulan yerli mikroelektronik tedarikçilerini bulmakta ciddi zorluklar yaşadığı bildirildi.

Minnesota merkezli çip üreticisi SkyWater Technology şirketinin Direktörü Jim Will, Financial Times (FT) gazetesine yaptığı açıklamada, tedarik zincirindeki aksamaları doğruladı.

Jim Will konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Tomahawk füzelerindeki elektronik aksam iki yıllık değil, 10 veya 15 yıllık teknolojilere dayanıyor. Ancak üretimin yurt dışına kaydırılması veya diğer belirsiz nedenlerden dolayı, 10 yıl önce bu çipleri üreten Amerikan fabrikası artık mevcut değil” ifadelerini kullandı.

Haberde, Pentagon’un üretimi artırma planları kapsamında, geleneksel yöntemler yerine ticari usullere ve teknolojilere daha fazla ağırlık veren yeni nesil savunma şirketlerine yöneldiği kaydedildi.

ABD’li savunma yüklenicilerinin, İran’daki savaş sürecinde tükenen askeri stokları hızla yenileme baskısı altında olduğu ve Pentagon’un mühimmat üretimini artırma taleplerini karşılamakta zorlandığı belirtildi.

Üretimdeki bu gecikmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile ülkenin önde gelen savunma sanayisi yöneticileri arasında yapılacak toplantının ana gündem maddesi olması bekleniyor.

Ulusal Savunma Sanayii Birliği Başkan Yardımcısı Jen Stewart, Washington’da şirketlerin önündeki engellerin kaldırılması ve daha hızlı hareket edilmesi konusunda partiler üstü bir uzlaşma olduğunu ifade etti.

Stewart, buna karşın ABD’deki savunma işletmelerinin sayısının 1990’lardan bu yana ciddi oranda azaldığına dikkat çekti.

FT’nin aktardığı bilgilere göre ABD hükümeti, Mayıs ayında Anduril, CoAspire, Leidos ve Zone 5 firmalarıyla, 2027 yılından itibaren başlamak üzere üç yıl boyunca düşük maliyetli seyir füzeleri üretilmesi amacıyla bir çerçeve anlaşma imzaladı.

Gelişmelerin öncesinde ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Ford ve General Motors dahil bazı otomotiv üreticilerinin Patriot ve Tomahawk füzeleri ile diğer silah sistemlerinin üretimine başlayabileceğini belirtmişti.

Savunma teknolojileri alanında faaliyet gösteren Anduril Industries şirketinin Üst Yöneticisi (CEO) Brian Schimpf ise 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, ABD’nin mevcut ihracat kontrol sisteminin gözden geçirilmesi çağrısında bulunmuştu.

Schimpf, askeri ticaret alanındaki katı kuralların düşük maliyetli ve etkili silahların seri üretimini engellediğini savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de CEO maaşlarında rekor artış

Yayınlanma

The Wall Street Journal’ın 391 üst düzey yöneticiyi kapsayan araştırmasına göre, 70 yönetici geçen yıl 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti. Gazete, bu artışın temel nedeninin şirket performansına ve piyasa değerine bağlanan hisse ve opsiyon paketleri olduğunu yazdı. Bazı yöneticilerin yıllık tazminat paketleri 200 milyon doların üzerine çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) hazırladığı yeni sıralamaya göre, ABD’deki üst düzey yöneticilerin tazminat paketlerinde dikkat çekici bir artış yaşandı.

Gazetenin araştırmasına göre 100 milyon doların üzerinde gelir elde eden yönetici sayısı belirgin şekilde yükselirken, bazı yöneticilerin yıllık kazançları 200 milyon dolar eşiğini de geçti.

Gazete, toplam 391 üst düzey yöneticinin verilerini inceledi.

Araştırmaya göre bu yöneticilerden 70’i 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti.

Listenin zirvesinde yer alan Elon Musk’ın tazminat paketinin değeri 158 milyar dolar olarak hesaplandı. WSJ, bu tutarın sıralamadaki diğer tüm yöneticilere yapılan ödemelerin toplamının 16 katına karşılık geldiğini yazdı.

Gazetenin hesaplamalarına göre geçen yıl 200 milyon doların üzerinde tazminat paketi alan yöneticiler arasında Figma’nın kurucusu ve yöneticisi Dylan Field 864 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.

Onu 821 milyon dolarla yatırım ortaklığı Welltower’ın yöneticisi Shankh Mitra, 741 milyon dolarla gayrimenkul işlem platformu Opendoor Technologies’in CEO’su Kaz Nejatian, 248 milyon dolarla siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın CEO’su George Kurtz ve 205 milyon dolarla yarı iletken üreticisi Broadcom’un CEO’su Hock Tan izledi.

Yaşlı bakım evleri, hastaneler ve polikliniklere yatırım yapan Welltower’da ise dört üst düzey yönetici 100 milyon doların üzerinde tazminat paketi aldı.

Bu dört yöneticiye verilen toplam ödeme 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin finans direktörü Tim McHugh’un tazminat paketi ise 167 milyon dolar olarak hesaplandı.

Araştırmaya göre S&P 500 şirketlerindeki CEO’ların medyan yıllık geliri 17,9 milyon dolarla rekor seviyeye çıktı. Listede yer alan yöneticilerin yarısından fazlası bir önceki yıla göre yüzde 9,8’in üzerinde gelir artışı elde etti.

WSJ, bu yükselişin temel nedeninin nakit ödemelerden ziyade “moonshot packages” olarak adlandırılan uzun vadeli hisse ve opsiyon planları olduğunu belirtti.

“Moonshot” ifadesi, son derece iddialı ve dönüştürücü hedefleri ifade etmek için kullanılıyor. Bu tür planlarda yönetim kurulları, üst düzey yöneticilere belirli miktarda hisse veya opsiyon tahsis ediyor; ancak bu ödüller yalnızca şirketin piyasa değerinde çok büyük artışlar gerçekleşmesi halinde hak ediliyor.

Gazete ayrıca CEO ücretleri ile hissedar getirileri arasında güçlü bir ilişki bulunmadığını da kaydetti.

Örnek olarak Robinhood’u gösteren WSJ, şirketin CEO’sunun yıllık ücretinin 3 milyon dolar olduğunu, ancak geçmiş yıllarda verilen hisse bazlı ödüllerin şirket hisselerindeki yükseliş sayesinde yaklaşık 1,1 milyar dolar değerine ulaştığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Altın Kubbe savunma sistemi ilk sınavını geçti

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Altın Kubbe füze savunma programı kapsamındaki ilk kritik testlerin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Hegseth, sistemin ileri yönlendirilmiş enerji teknolojileri kullanarak insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil yaklaşan hedefleri otonom şekilde tespit edip imha ettiğini belirtti. Altın Kubbe projesi, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız sistemlere karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir savunma ağı olarak geliştiriliyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik füze savunma sistemi testlerinin başarıyla tamamlandığını duyurdu.

Hegseth, “Bugün Amerika için Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik testler tam başarıyla sonuçlandı ve buna bizzat tanıklık etme fırsatı buldum” ifadelerini kullandı.

Savaş Bakanı, testlerde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını belirterek sistemin yaklaşan hedefleri otonom biçimde tespit edip imha ettiğini söyledi.

Hegseth’e göre testlerde insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil tüm hedefler vuruldu ve süreç planlandığı takvime uygun şekilde yürütüldü.

Hegseth ayrıca yeni nesil teknolojilerle askeri unsurların entegrasyonunu sahada gözlemlediğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, 40. ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu hayata geçirdiğini ifade eden Hegseth, “Altın Kubbe ile Savunma Bakanlığı ülkemizi daha önce hiç olmadığı kadar güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçek, güçlü ve planlandığı şekilde ilerliyor” dedi.

Altın Kubbe nedir?

Altın Kubbe, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarına karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi olarak tasarlanıyor.

Program, yaklaşan tehditleri tespit etmek, takip etmek ve gerektiğinde önlemek için geniş bir uydu ağı kurulmasını öngörüyor. Sistemin yüzlerce uydu içerebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, küresel ölçekte bir füze savunma sistemi oluşturulmasına ilişkin kararı Ocak 2025’te imzaladı. Trump daha önce sistemin görev süresinin sona ereceği 2029 yılına kadar devreye alınmasını hedeflediğini açıklamıştı.

Projenin koordinasyonu Mayıs 2025’te ABD Uzay Kuvvetleri Generali Michael Guetlein’e verildi. Pentagon’un, Guetlein’in liderliğinde program planını Eylül 2025’te tamamladığı bildirildi.

Uzay tabanlı savunma ağı hedefleniyor

Trump, sistemin kara, deniz ve uzay tabanlı yeni nesil teknolojilerden oluşacağını açıkladı. Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı haberine göre proje, füze tespiti ve takibi için 400 ila 1.000’in üzerinde uydu ile bunları imha etmek amacıyla kinetik önleyiciler veya lazerlerle donatılmış yaklaşık 200 saldırı uydusunun konuşlandırılmasını öngörüyor.

Japonya merkezli Nikkei, Japonya’nın da projeye katılabileceğini ve füze tespit sistemlerinde yapay zeka ile kuantum teknolojilerinin kullanılmasının değerlendirildiğini yazdı.

Trump, Altın Kubbe’nin maliyetini 175 milyar dolar olarak açıklarken, projeye yönelik ilk 25 milyar doların ekonomik düzenleme paketi “One Big Beautiful Bill” (Büyük, Güzel Yasa) içinde yer aldığını söyledi.

Buna karşılık ABD Kongresi Bütçe Ofisi, sistemin önümüzdeki 20 yıldaki toplam maliyetinin 831 milyar dolara ulaşabileceğini hesapladı.

Bloomberg ise Aralık 2025’te yayımladığı değerlendirmede, Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin birleşik kapasitesine karşı tam kapsamlı koruma sağlayacak bir sistemin maliyetinin 1,1 trilyon dolara çıkabileceğini öngördü.

Reuters, Nisan 2025’te Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin, yazılım firması Palantir ve insansız sistem üreticisi Anduril ile birlikte sistemin temel bileşenleri için yürütülen yarışta öne çıktığını aktardı.

Northrop Grumman, L3Harris Technologies, Boeing, RTX ve Lockheed Martin de potansiyel yükleniciler arasında gösteriliyor.

Guardian: Sistem aşamalı devreye alınacak

The Guardian daha önce yayımladığı haberinde, Trump’ın açıklamalarına rağmen Altın Kubbe’nin 2028 sonuna kadar tam kapasiteyle hizmete girmesinin beklenmediğini yazdı.

Habere göre sistem aşamalı olarak devreye alınacak; ilk aşamada Pentagon veri entegrasyonuna odaklanacak, daha sonra uzay tabanlı silah sistemlerinin geliştirilmesine geçilecek.

Kaynaklara göre ABD’nin yaklaşık 18 ay içinde yaklaşan füze tehditlerini takip edecek askeri uydu ve uzay iletişim ağını kurması mümkün görülüyor. Bu ağın Altın Kubbe’nin temelini oluşturacağı değerlendiriliyor.

Rusya ve Çin’den tepki

Altın Kubbe projesi Rusya ve Çin’in tepkisini çekti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Mayıs 2025’te yaptığı açıklamada projenin stratejik istikrarı zayıflattığını belirtirken, Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova sistemi ABD’nin önleyici saldırı doktrininin “son derece tehlikeli” bir yansıması olarak nitelendirdi. Kremlin ise yeni füze savunma sistemi geliştirilmesini ABD’nin egemenlik hakkı olarak değerlendirdi.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zhang Xiaogang, projenin uzayda silahlanma yarışını hızlandırabileceği uyarısında bulundu. Rusya ve Çin daha sonra ortak açıklamalarında, uzayın silahlı çatışma amacıyla kullanılmasına yönelik girişimlere karşı olduklarını bildirdi.

Kuzey Kore de projeye karşı çıkarak bunun uzayda nükleer çatışma riskini artırabileceğini savundu. Kanada Başbakanı Mark Carney ise ülkesinin projeye yatırım yapma ihtimalini değerlendirdiğini açıkladı. Japonya da programda yer alma seçeneğini inceleyen ülkeler arasında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English