Amerika
Trump’ın zaferi Wall Street’in Çin stratejisine nasıl yansıyacak?

Sektör yöneticileri ve analistler, Donald Trump başkanlığında jeopolitik gerilimlere ilişkin endişeler nedeniyle daha fazla ABD finans şirketinin Çin’den geri çekilebileceğini, riskleri en aza indirmek için yerel birimleri kapatabileceğini veya genişleme planlarını askıya alabileceğini söyledi.
Çin anakarası, dünyanın ikinci büyük ekonomisi çift haneli ekonomik büyüme kaydederken, Wall Street yatırım bankaları ve büyük ABD varlık yöneticileri için pandemiden önceki on yılda genişlemek için karlı bir pazardı.
Ancak bu firmalar şimdi yeni ABD yönetimi altında Pekin ve Washington arasında daha da fazla ticari gerilim riskiyle karşı karşıya ve Çin birimleri zaten duraksayan ekonomik büyüme nedeniyle sarsılıyor.
Çarşamba günü büyük bir zafer kazanan Trump, seçim kampanyasında Çin’den ithal edilen mallara %60’ın üzerinde gümrük vergisi uygulanmasını ve Çin’in en çok kayrılan ülke statüsüne son verilmesini önermişti.
Analistler, ABD’nin Çin’e sermaye akışını ve bazı Çinli şirketlerle çalışan Amerikan finans şirketlerini daha sert hale getirmek için alabileceği önlemler konusunda da endişeler olduğunu söyledi.
Singapur merkezli danışmanlık şirketi Kapronasia’nın araştırma direktörü Joe Jelinek, Trump’ın Çin’e karşı muhtemelen daha sert bir duruş sergileyeceğini ve orada faaliyet gösteren ABD finans firmaları için düzenleyici riskleri artıracağını söyledi.
Reuters’a konuşan Jelinek, yeni veya artan gümrük vergileri ve sermaye kısıtlamalarının, artan inceleme ve potansiyel uyum sorunlarıyla karşılaşan Wall Street firmalarını Çin’e açılmaktan caydırabileceğini belirtti.
Jelinek, “Pekin’in kapılarını kapatmasından ziyade, Amerikan firmalarının bu riskleri azaltmak için Çin stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri muhtemeldir” dedi ve bunun yatırımların geri çekilmesine veya ertelenmesine yol açabileceğini sözlerine ekledi.
Büyük bir ABD finans şirketinin Çin’de lisanslı bir kuruluşunda çalışan üst düzey bir yönetici Reuters’a verdiği demeçte, şirketinin seçimden önceki aylarda genel merkezde birkaç tur “risk yönetimi toplantısı” yaptığını söyledi.
Konunun hassasiyeti nedeniyle ismini vermek istemeyen yönetici, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün bir sonucu olarak firmanın artık Çin’deki işini “kendi kendini idame ettiren” bağımsız bir işletme birimi haline getirmeye odaklandığını söyledi.
Yönetici, “Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesiyle birlikte Çin’de iş yapan ABD’li finans şirketlerinin önünde çok engebeli bir yol olacak” dedi.
Trump’ın hamlesi ve Pekin’in karşılığı önemli
Dealogic verilerine göre, ABD’nin ilk beş yatırım bankası – Goldman Sachs, Morgan Stanley, JPMorgan, Bank of America ve Citigroup 2024 yılında Çin yatırım bankası gelirlerinden 454 milyon dolar kazandı.
Veriler, bu rakamın 2023’teki 276 milyon dolarlık tam yıl gelirinden daha yüksek olduğunu, ancak 2020’deki 1,6 milyar dolarlık zirvenin oldukça altında olduğunu gösteriyor. Joe Biden’ın başkanlığında bile jeopolitik gerilimler bazı firmaların Çin stratejilerini yeniden düşünmelerine yol açtı.
Gavekal Dragonomics’in Çin araştırma direktör yardımcısı Christopher Beddor, ABD’li finans şirketlerinin ilk odak noktasının Trump’ın gümrük vergileri ve Pekin’in buna nasıl karşılık vereceği olacağını söyledi.
Beddor, “Bence ABD-Çin ilişkileri konusunda son yılların en büyük belirsizliği içindeyiz,” dedi ve ekledi: “Trump yönetiminde ABD-Çin ilişkilerinin hemen her alanında çok daha geniş bir olası sonuç yelpazesi var.”
Ancak ABD’li bir finans şirketinin Çin biriminin bir başka üst düzey yöneticisi, bazı Wall Street firmalarının Pekin’in yabancı firmalara daha fazla finansal pazar erişimi sağlamaya devam etmesinden yararlanmak isteyebileceğini söyledi.
“Araba kazalarından korktuğunuz için işe gitmeyi bırakmazsınız. Çok sık oluyor ama aşırı tepki vermediğimizden emin olmak istiyoruz,” diyen genel müdür, konunun hassasiyeti nedeniyle ismini vermekten kaçındı.
Amerika
Gallup: Amerikalıların ‘ulusal gururu’ tarihi dipte

Kamuoyu araştırma şirketi Gallup’un yayımladığı yeni anket, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü öncesinde Amerikalıların ulusal gurur seviyesinin son 25 yılın en düşük oranına gerilediğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, kendisini “son derece gururlu” olarak tanımlayan ABD’li yetişkinlerin oranı yüzde 33 seviyesinde kaldı.
Kamuoyu araştırma şirketi Gallup tarafından gerçekleştirilen yeni anket çalışması, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümünün kutlanacağı tarihi dönemeçten hemen önce, ülkede ulusal gurur hissinin son 25 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu.
Araştırma verilerine göre, ABD genelindeki yetişkinlerin yalnızca yüzde 33’ü Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ifade ederken, yüzde 20’si ise “çok gururlu” olduğunu belirtti.
Katılımcıların yüzde 22’si kendisini “orta derecede gururlu”, yüzde 15’i “yalnızca biraz gururlu” ve yüzde 9’u “hiç gururlu değil” şeklinde tanımladı.
Gallup’un ABD genelindeki yetişkin nüfusun ulusal gurur düzeyini ilk kez ölçmeye başladığı 2001 yılında, Amerikalı olmaktan “son derece gururlu” olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 55 seviyesinde yer alıyordu.
Geçen yıl yapılan araştırmada ise bu oran yüzde 41 olarak kayıtlara geçmişti.
Araştırma, ulusal gurur algısının siyasi parti destekçileri arasında keskin biçimde bölündüğünü gösteriyor.
Gallup verileri, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 70’inin Amerikalı olmaktan “son derece gurur duyduğunu” ortaya koyarken, bu oran bağımsız seçmenlerde yüzde 28, Demokrat seçmenlerde ise yüzde 14 seviyesine kadar geriliyor.
Cinsiyetler arası dağılımda da benzer bir farklılık göze çarpıyor.
Erkeklerin genel olarak kadınlara kıyasla ülkeleriyle daha fazla gurur duyduğu gözlenirken, erkek katılımcıların yüzde 42’si “son derece gururlu” olduğunu belirtiyor. Kadın katılımcılarda ise bu oran yüzde 26’da kalıyor.
Ülke genelinde 250. yıl dönümü kutlamalarına yönelik hazırlıklar devam ederken, federal başkent Washington DC, turistlerin 50 eyaletin tamamına ait kültürel unsurları deneyimlemesine ve tarihi alanlara özel erişim sağlamasına olanak tanıyan yoğun bir etkinlik programına ev sahipliği yapıyor.
Bu kapsamda, Donald Trump yönetimi ve Freedom 250 adlı organizasyon ortaklığında, eyaletlerin 1776 yılına kadar uzanan gelenek ve göreneklerini ön plana çıkaran “Büyük Amerikan Eyalet Panayırı” (The Great American State Fair) düzenleniyor.
Gallup’un Amerikan gururuna ilişkin kamuoyu araştırması, 1-15 Haziran tarihleri arasında, hata payı artı eksi 4 yüzdelik puan olan 1001 ABD’li yetişkinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Amerika
ABD’de yapay zekaya sıkı denetim talebi artıyor

ABD’de yapılan yeni kamuoyu araştırması, seçmenlerin büyük çoğunluğunun en gelişmiş yapay zeka modelleri piyasaya sürülmeden önce devlet denetiminden geçmesini desteklediğini ortaya koydu. Yapay zeka veri merkezlerinin inşasına yönelik yerel tepkiler artarken, kongre üyeleri de yeni yasal düzenlemeler için adımlar atıyor.
ABD’de yapılan yeni kamuoyu araştırması, yapay zeka teknolojilerinin daha sıkı kurallarla düzenlenmesi konusunda partiler üstü güçlü bir mutabakat olduğunu ortaya koydu.
Yapay Zeka Politikası Enstitüsü (AIPI) tarafından gerçekleştirilen ankete katılanların yüzde 68’i, hükümetin “en gelişmiş yapay zeka modellerini geniş çapta kullanıma sunulmadan önce resmi bir inceleme sürecine tabi tutmasını” desteklediğini belirtti.
Aynı araştırmada katılımcıların yüzde 20’si, hükümetin “büyük ölçüde şirketlerin kendi yapay zeka modellerini test etmesine güvenmesi ve esas olarak sorunlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmesi” yönünde görüş bildirdi. Katılımcıların yüzde 12’si ise hangi seçeneği desteklediği konusunda kararsız kaldı.
Siyasi eğilimlere göre bakıldığında, Cumhuriyetçilerin yüzde 64’ü ve Demokratların yüzde 76’sı resmi inceleme sürecini desteklerken, bağımsız seçmenlerin de yüzde 63’ünün bu fikre katıldığı görüldü.
Araştırma, Demokratların yüzde 15’inin, Cumhuriyetçilerin yüzde 24’ünün ve bağımsızların yüzde 23’ünün ise hükümetin ağırlıklı olarak şirketlerin kendi testlerine güvenmesi gerektiği görüşünü desteklediğini ortaya koydu.
Veri merkezlerine tepkiler artıyor
Son aylarda, eyalet düzeyinde ve yerel yönetimlerde veri merkezlerinin inşasını engellemeye veya sınırlamaya yönelik girişimler hız kazandı.
ABD kamuoyunda, kendi bölgelerinde kurulan devasa yapay zeka altyapı projelerine yönelik olumsuz yaklaşımlar belirginleşiyor.
Maine Eyalet Kongresi, iki ay önce büyük ölçekli veri merkezlerinin geliştirilmesini durduran bir yasa tasarısını kabul ederek ülkede bu yönde adım atan ilk eyalet oldu.
Son birkaç yıldır veri merkezlerine yönelik tepkilerin artış gösterdiği görülüyor. Yerel topluluklar, yüksek miktarda enerji tüketen bu altyapı tesislerinin yaşam maliyetleri ve çevre üzerindeki etkileri konusunda endişe taşıyor.
Mart ayında, Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Alexandria Ocasio-Cortez ile Bağımsız Senatör Bernie Sanders, Yapay Zeka Veri Merkezi Moratoryumu Yasası’nı duyurdu.
Bu yasa tasarısı, kanun yapıcılar yapay zeka ürünlerinin devlet tarafından incelenmesini zorunlu kılan, kitlesel iş kayıplarını önleyen ve tüketici elektrik fiyatlarındaki artışları sınırlayan önlemleri yürürlüğe koyana kadar yapay zeka altyapı inşasının durdurulmasını öngörüyor.
Söz konusu kamuoyu araştırması, 10-11 Haziran tarihleri arasında, oy kullanma olasılığı yüksek olan 1007 seçmenin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın hata payı ise yüzde 4,2 olarak açıklandı.
Amerika
Peru’da seçim yarışı bitti: Yeni başkan Keiko Fujimori

Peru’da yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, eski lider Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori az farkla zafer elde etti. Seçim komisyonunun ihtilaflı oy pusulalarını incelemesinin ardından kesinleşen sonuçlara göre, muhafazakar lider 28 Temmuz’da beş yıllık görev süresine başlayacak.
Peru’da eski devlet başkanı Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori, devlet başkanlığı seçimini az farkla kazanarak ülkenin yeni lideri oldu.
Bloomberg’ün aktardığı verilere göre, ülkede 7 Haziran tarihinde gerçekleştirilen ikinci tur seçimlerinin ardından, seçim komisyonunun binlerce ihtilaflı oy pusulası üzerinde yaptığı uzun analizler tamamlandı.
Muhafazakar eğilimli Halkın Gücü (Fuerza Popular) partisini temsil eden Keiko Fujimori oyların yüzde 50,14’ünü alırken, en güçlü rakibi olan sol eğilimli Peru’yla Birlikte (Juntos por el Peru) partisinin lideri Roberto Sanchez yüzde 49,87 oranında kaldı. İki aday arasındaki fark yalnızca 49 bin 641 oy olarak kayıtlara geçti.
Daha önce 2011, 2016 ve 2021 yıllarındaki devlet başkanlığı seçimlerinde de aday olan ancak başarıya ulaşamayan Keiko Fujimori, 28 Temmuz tarihinde yemin ederek beş yıllık görev süresine başlayacak.
Fujimori, Peru’da son on yılda devlet başkanlığı koltuğuna oturan dokuzuncu isim olacak.
Seçim sonuçları, Peru toplumunda uzun süredir var olan derin bölünmeyi bir kez daha görünür kıldı. Bloomberg, son iki devlet başkanlığı seçiminde de kazanan ve kaybeden adaylar arasındaki farkın 45 bin oyun altında kaldığına dikkat çekerek, mevcut tablonun ülkedeki kutuplaşmayı daha da derinleştirme riski taşıdığını belirtiyor.
Buna karşın, yeni başkanın ülkede bir istikrar dönemi başlatabileceği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Nisan ayında yapılan kongre seçimlerinde Fujimori’nin partisi, 60 sandalyeli senatoda 22 sandalye kazanarak en büyük azınlık grubunu oluşturdu.
Bu temsil gücü, parlamentonun yeni başkana yönelik olası azil girişimlerini başlangıç aşamasında engelleyebilecek bir çoğunluğa işaret ediyor.
Ayrıca kamu güvenliği konusundaki tavizsiz duruşuyla tanınan Fujimori’nin, suç oranlarından endişe duyan Peru seçmenine güvence oluşturabileceği ifade ediliyor.
Keiko Fujimori’nin babası Alberto Fujimori, 1990 ile 2000 yılları arasında Peru’yu yönetti. Görev süresi boyunca yetkilerini genişleten baba Fujimori, parlamentoyu feshederek yeni bir anayasanın kabul edilmesini sağladı.
Bu dönemde ülkede faaliyet gösteren Maocu ve Marksist-Leninist örgütlere karşı askeri mücadele yürüten Fujimori yönetimi, isyancıları destekleyen yerel halka yönelik şiddet uygulamak ve toplama kampları kurmakla suçlandı.
Alberto Fujimori, partisine yönelik yolsuzluk kanıtlarının ortaya çıkmasının ardından 2000 yılında ülkeyi terk etti ve parlamento kararıyla görevinden azledildi.
2005 yılında Şili’de gözaltına alınan eski lider, 2007 yılında Peru’ya iade edildi. Aynı yıl görevi kötüye kullanmaktan altı yıl hapis cezasına çarptırılan Fujimori, 2009 yılında ise yolsuzluk ve insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle 25 yıl hapis cezası aldı.
Peru Anayasa Mahkemesi, 2022 yılının ilkbaharında Fujimori için af kararı verdi ancak bu karar o dönem uygulanmadı. Anayasa Mahkemesi’nin 5 Aralık 2023 tarihinde tahliye kararını yinelemesi üzerine Adalet Bakanlığına bağlı Ulusal Cezaevi Enstitüsü eski lideri serbest bıraktı.
16 yıl cezaevinde kalan Alberto Fujimori, 7 Aralık 2023’te özgürlüğüne kavuştu. Eski lider, Eylül 2024’te 86 yaşındayken kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa6 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Rusya2 hafta önceRFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz









