Diplomasi
Türkiye-Çin Akademik İşbirliği Töreni İstanbul’da yapıldı

ÇKP Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin ve Çin İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Çin Akademik İşbirliği Törenine katıldı. Nişantaşı Üniversitesi kurucusu Levent Uysal ve Bakan Yardımcısı Jin Xin, Çeviri ve Yayıncılık Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Çinli Bakan Yardımcısı konuşmasında: “Çin-Türkiye dostluğu daha da gelişecek ve iki ülke arasındaki işbirliği bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye ile Çin arasında kültürel ve akademik etkileşimi derinleştirmeyi hedefleyen Türkiye-Çin Akademik İşbirliği ve Kitap Tanıtım Töreni, 12 Nisan Pazar günü İstanbul’da Conrad Otel’de gerçekleştirildi. Minerva Academic yayınevi ve Çin’in önde gelen yayınevlerinden Contemporary World Press tarafından düzenlenen törende, Çin’in düşünsel mirası ile güncel kalkınma ve dış politika yaklaşımı arasındaki ilişkiyi ele alan “Dao Zihninin İnce Tezahürleri: Çin’in Birleşik Hanedanlıkları Bağlamında Stratejik Kültür ve Tarihsel Çıkarımlar” kitabının tanıtımı yapıldı.

Törende, Nişantaşı Üniversitesi, Minerva Academic ve Contemporary World Press arasında çeviri ve akademik işbirliğini kapsayan “Çin’in Kalkınma Yolu Çeviri ve Yayıncılık Merkezi”nin açılışı gerçekleştirildi. Törene Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin, Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong, Nişantaşı Üniversitesi kurucusu Levent Uysal ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yozgat yanı sıra akademi, yayıncılık ve medya dünyasından çok sayıda isim katıldı.
Programın ilerleyen bölümünde Minerva Academic direktörü Doç. Dr. Efe Can Gürcan’ın oturum başkanlığında Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Doster, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı Dr. Altay Atlı ve İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Merkezi Direktörü Sibel Karabel’in konuşmacı olarak yer aldığı akademik panel düzenlendi. Harici Medya’nın da düzenleyicileri arasında yer aldığı etkinlik, Türkiye ve Çin arasındaki işbirliği fırsatlarını ele alan yeni bir belgeselin lansmanı ve kısa video gösterimiyle tamamlandı.

Törende öne çıkan başlıklardan biri, Türkiye-Çin ilişkilerinin yalnızca diplomatik ya da ekonomik değil, aynı zamanda düşünsel, kültürel ve yayıncılık boyutlarıyla da kurumsallaştırılması oldu. Bu çerçevede ÇKP Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin ve Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu Levent Uysal tarafından açılışı yapılan “Çin’in Kalkınma Yolu Çeviri ve Yayıncılık Merkezi”, Çin’in kalkınma tecrübesi, yönetişim anlayışı ve stratejik düşünce geleneğine ilişkin eserlerin Türkçe başta olmak üzere farklı dillere kazandırılmasını hedefleyen yeni bir ortak platform olarak sunuldu. Konuşmacılar, merkezin iki ülke arasında karşılıklı bilgi üretimi, akademik dolaşım ve çeviri faaliyetleri bakımından kalıcı bir zemin oluşturacağına işaret etti.

ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin konuşmasında, Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yalnızca güncel jeopolitik yakınlaşmayla değil, Antik İpek Yolu’na uzanan çok katmanlı bir medeniyet etkileşimiyle de şekillendiğini vurguladı. Jin, medeniyetler arası etkileşim ve karşılıklı öğrenmenin insanlığın ilerlemesinde temel bir itici güç olduğunu belirterek, küresel meydan okumalar karşısında “medeniyet üstünlüğü” anlayışının ve sıfır toplamlı düşüncenin terk edilmesi gerektiğini söyledi. Eşitlik, diyalog ve kapsayıcılık ekseninde yeni işbirliği kanallarının geliştirilmesinin önemini vurgulayan Jin Xin, açılan merkezin Çin’in kalkınma deneyimini Türkiye ve bölge ülkelerine daha sistematik biçimde anlatacak önemli bir akademik platform olduğunu ifade etti. Aynı konuşmada, tanıtılan İngilizce kitabın Çin’in barışçıl kültürel geleneğini daha iyi anlamaya katkı sağlayacağını, belgesel projesinin ise iki ülke dostluğunu daha geniş kitlelere ulaştıracağını kaydetti.

ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin
Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong ise konuşmasında, açılışı yapılan merkezin Türkiye ile Çin arasındaki kültürel ve akademik bağları “yeni bir seviyeye” taşıyacağını söyledi. Çin’in kalkınma modelini halk odaklı yaklaşım, reform-yönetişim dengesi, teknoloji destekli yönetim ve bağımsız inovasyon çerçevesinde tanımlayan Wei, Çin’in deneyim paylaşımına açık olduğunu ve Türkiye dâhil diğer ülkelerle ortak sorunlara karşı işbirliğini geliştirmeye hazır bulunduğunu belirtti. Wei Xiaodong, Türkiye ile Çin’in tarih boyunca İpek Yolu üzerinden birbirine bağlandığını, bugün de Kuşak ve Yol Girişimi bağlamında ortak kalkınma perspektifinin güçlendiğini ifade etti. Çin’de 11 üniversitede Türk dili eğitimi verildiğini, Türkiye’de ise 4 Konfüçyüs Enstitüsü’nün faaliyet gösterdiğini hatırlatan Wei, akademik ve kültürel etkileşimin toplumsal karşılıklı anlayış açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı. “Kitapları bir araç, bilgiyi bir köprü olarak görmeliyiz” diyen Wei, yayıncılık ve çeviri işbirliğinin iki halk arasındaki yakınlaşmayı güçlendireceğini söyledi.

Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong
Nişantaşı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yozgat konuşmasında, Türkiye ve Çin akademisi arasındaki işbirliğinin önemine işaret etti. Çin akademisinin son yıllarda birçok alanda küresel ölçekte öncü bir konuma yükseldiğini belirten Yozgat, “İstanbul Nişantaşı Üniversitesi olarak, bu yükselişi stratejik bir fırsat olarak görüyor ve Çinli akademik kurumlarla ilişkilerimizi derinleştirmeye özel bir önem atfediyoruz” ifadelerini kullandı. Rektör Yardımcısı, Türk–Çin akademik işbirliğinin yalnızca iki ülke arasında değil, aynı zamanda küresel ölçekte daha kapsayıcı ve yenilikçi bir akademik düzenin inşasına katkı sağlayacağına dair beklentilerini dile getirdi.
Minerva Academic tarafından İngilizceye kazandırılan Subtle Manifestations of the Dao-Mind (Dao Zihninin İnce Tezahürleri: Çin’in Birleşik Hanedanlıkları Bağlamında Stratejik Kültür ve Tarihsel Çıkarımlar) eserinin tanıtımında öne çıkan değerlendirmelerde ise, Çin’in tarihsel stratejik kültürü ile bugünkü diplomatik ve siyasal yönelimi arasındaki süreklilik vurgulandı. Contemporary World Press tarafından 2025 yılında Çince olarak yayımlanan ve Zhu Zhongbo tarafından kaleme alınan eserin Çin’in kadim büyük stratejisini ve stratejik kültürünü Qin, Batı Han, Doğu Han, Sui ve Tang hanedanları üzerinden incelediği belirtildi. Yazar Zhu Zhongbo’nun etkinliğe gönderdiği video mesajda, Çin stratejik kültürünün barışı, erdemli yönetimi, yenilikçiliği ve uzun erimli düşünmeyi esas aldığı; güç politikası ve hegemonya arayışına karşı ahlaki ilkelere dayalı bir siyasal yaklaşım geliştirdiği ifade edildi. Kitabın, günümüz Çin diplomasisinin karakterini anlamak ve küresel yönetişim tartışmalarına tarihsel bir perspektiften bakmak açısından önemli bir referans niteliği taşıdığı belirtildi.
Akademik panelde verilen ortak mesaj da, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkinin yalnızca devletler düzeyinde değil; üniversiteler, yayınevleri, araştırmacılar ve kamuoyu arasında da yeni kanallarla güçlendirilmesi gerektiği yönündeydi.
Contemporary World Press ve Harici Medya ortaklığında yapımına başlanan belgesel, yönetmen Çağatay Yurt tarafından tanıtıldı. Yurt konuşmasında, “Çin ve Türkiye gibi iki kadim medeniyetin modern dünyadaki yol arkadaşlığını anlatan, bu etkileşimin iki ülke halklarına getirdiği zenginliğe temas etmeyi hedefleyen bir belgesel projesi başlattık” ifadelerini kullandı. Yönetmen Yurt, belgeselde, Çin ve Türk kültürlerini yakından tanıyan ve tanıklık eden Türk üniversite öğrencileri, genç akademisyenler ve dijital dünyanın fikir önderleri aracılığıyla; “Medeniyetler çatışmalı mı, yoksa birbirini mi beslemeli mi?” sorusuna yanıt aranacağını vurguladı. Belgeselin çekimleri, İstanbul’da, Antalya Belek’te, Aksaray’da ve Tuz Gölü’nde gerçekleştirilecek.

Törende yapılan konuşmalar, çeviri faaliyetlerinin, ortak yayın projelerinin, akademik panellerin ve görsel-belgesel çalışmaların iki ülke arasında daha derin bir karşılıklı kavrayış inşa etme hedefi taşıdığını ortaya koydu. Bu yönüyle İstanbul’daki tören, kültürel diplomasi, akademik işbirliği ve yayıncılık alanlarını aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir girişim olarak öne çıktı.
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak












