Diplomasi
Türkiye-Çin Akademik İşbirliği Töreni İstanbul’da yapıldı

ÇKP Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin ve Çin İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Çin Akademik İşbirliği Törenine katıldı. Nişantaşı Üniversitesi kurucusu Levent Uysal ve Bakan Yardımcısı Jin Xin, Çeviri ve Yayıncılık Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Çinli Bakan Yardımcısı konuşmasında: “Çin-Türkiye dostluğu daha da gelişecek ve iki ülke arasındaki işbirliği bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye ile Çin arasında kültürel ve akademik etkileşimi derinleştirmeyi hedefleyen Türkiye-Çin Akademik İşbirliği ve Kitap Tanıtım Töreni, 12 Nisan Pazar günü İstanbul’da Conrad Otel’de gerçekleştirildi. Minerva Academic yayınevi ve Çin’in önde gelen yayınevlerinden Contemporary World Press tarafından düzenlenen törende, Çin’in düşünsel mirası ile güncel kalkınma ve dış politika yaklaşımı arasındaki ilişkiyi ele alan “Dao Zihninin İnce Tezahürleri: Çin’in Birleşik Hanedanlıkları Bağlamında Stratejik Kültür ve Tarihsel Çıkarımlar” kitabının tanıtımı yapıldı.

Törende, Nişantaşı Üniversitesi, Minerva Academic ve Contemporary World Press arasında çeviri ve akademik işbirliğini kapsayan “Çin’in Kalkınma Yolu Çeviri ve Yayıncılık Merkezi”nin açılışı gerçekleştirildi. Törene Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin, Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong, Nişantaşı Üniversitesi kurucusu Levent Uysal ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yozgat yanı sıra akademi, yayıncılık ve medya dünyasından çok sayıda isim katıldı.
Programın ilerleyen bölümünde Minerva Academic direktörü Doç. Dr. Efe Can Gürcan’ın oturum başkanlığında Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Doster, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı Dr. Altay Atlı ve İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Merkezi Direktörü Sibel Karabel’in konuşmacı olarak yer aldığı akademik panel düzenlendi. Harici Medya’nın da düzenleyicileri arasında yer aldığı etkinlik, Türkiye ve Çin arasındaki işbirliği fırsatlarını ele alan yeni bir belgeselin lansmanı ve kısa video gösterimiyle tamamlandı.

Törende öne çıkan başlıklardan biri, Türkiye-Çin ilişkilerinin yalnızca diplomatik ya da ekonomik değil, aynı zamanda düşünsel, kültürel ve yayıncılık boyutlarıyla da kurumsallaştırılması oldu. Bu çerçevede ÇKP Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin ve Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu Levent Uysal tarafından açılışı yapılan “Çin’in Kalkınma Yolu Çeviri ve Yayıncılık Merkezi”, Çin’in kalkınma tecrübesi, yönetişim anlayışı ve stratejik düşünce geleneğine ilişkin eserlerin Türkçe başta olmak üzere farklı dillere kazandırılmasını hedefleyen yeni bir ortak platform olarak sunuldu. Konuşmacılar, merkezin iki ülke arasında karşılıklı bilgi üretimi, akademik dolaşım ve çeviri faaliyetleri bakımından kalıcı bir zemin oluşturacağına işaret etti.

ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin konuşmasında, Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yalnızca güncel jeopolitik yakınlaşmayla değil, Antik İpek Yolu’na uzanan çok katmanlı bir medeniyet etkileşimiyle de şekillendiğini vurguladı. Jin, medeniyetler arası etkileşim ve karşılıklı öğrenmenin insanlığın ilerlemesinde temel bir itici güç olduğunu belirterek, küresel meydan okumalar karşısında “medeniyet üstünlüğü” anlayışının ve sıfır toplamlı düşüncenin terk edilmesi gerektiğini söyledi. Eşitlik, diyalog ve kapsayıcılık ekseninde yeni işbirliği kanallarının geliştirilmesinin önemini vurgulayan Jin Xin, açılan merkezin Çin’in kalkınma deneyimini Türkiye ve bölge ülkelerine daha sistematik biçimde anlatacak önemli bir akademik platform olduğunu ifade etti. Aynı konuşmada, tanıtılan İngilizce kitabın Çin’in barışçıl kültürel geleneğini daha iyi anlamaya katkı sağlayacağını, belgesel projesinin ise iki ülke dostluğunu daha geniş kitlelere ulaştıracağını kaydetti.

ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakan Yardımcısı Jin Xin
Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong ise konuşmasında, açılışı yapılan merkezin Türkiye ile Çin arasındaki kültürel ve akademik bağları “yeni bir seviyeye” taşıyacağını söyledi. Çin’in kalkınma modelini halk odaklı yaklaşım, reform-yönetişim dengesi, teknoloji destekli yönetim ve bağımsız inovasyon çerçevesinde tanımlayan Wei, Çin’in deneyim paylaşımına açık olduğunu ve Türkiye dâhil diğer ülkelerle ortak sorunlara karşı işbirliğini geliştirmeye hazır bulunduğunu belirtti. Wei Xiaodong, Türkiye ile Çin’in tarih boyunca İpek Yolu üzerinden birbirine bağlandığını, bugün de Kuşak ve Yol Girişimi bağlamında ortak kalkınma perspektifinin güçlendiğini ifade etti. Çin’de 11 üniversitede Türk dili eğitimi verildiğini, Türkiye’de ise 4 Konfüçyüs Enstitüsü’nün faaliyet gösterdiğini hatırlatan Wei, akademik ve kültürel etkileşimin toplumsal karşılıklı anlayış açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı. “Kitapları bir araç, bilgiyi bir köprü olarak görmeliyiz” diyen Wei, yayıncılık ve çeviri işbirliğinin iki halk arasındaki yakınlaşmayı güçlendireceğini söyledi.

Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong
Nişantaşı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yozgat konuşmasında, Türkiye ve Çin akademisi arasındaki işbirliğinin önemine işaret etti. Çin akademisinin son yıllarda birçok alanda küresel ölçekte öncü bir konuma yükseldiğini belirten Yozgat, “İstanbul Nişantaşı Üniversitesi olarak, bu yükselişi stratejik bir fırsat olarak görüyor ve Çinli akademik kurumlarla ilişkilerimizi derinleştirmeye özel bir önem atfediyoruz” ifadelerini kullandı. Rektör Yardımcısı, Türk–Çin akademik işbirliğinin yalnızca iki ülke arasında değil, aynı zamanda küresel ölçekte daha kapsayıcı ve yenilikçi bir akademik düzenin inşasına katkı sağlayacağına dair beklentilerini dile getirdi.
Minerva Academic tarafından İngilizceye kazandırılan Subtle Manifestations of the Dao-Mind (Dao Zihninin İnce Tezahürleri: Çin’in Birleşik Hanedanlıkları Bağlamında Stratejik Kültür ve Tarihsel Çıkarımlar) eserinin tanıtımında öne çıkan değerlendirmelerde ise, Çin’in tarihsel stratejik kültürü ile bugünkü diplomatik ve siyasal yönelimi arasındaki süreklilik vurgulandı. Contemporary World Press tarafından 2025 yılında Çince olarak yayımlanan ve Zhu Zhongbo tarafından kaleme alınan eserin Çin’in kadim büyük stratejisini ve stratejik kültürünü Qin, Batı Han, Doğu Han, Sui ve Tang hanedanları üzerinden incelediği belirtildi. Yazar Zhu Zhongbo’nun etkinliğe gönderdiği video mesajda, Çin stratejik kültürünün barışı, erdemli yönetimi, yenilikçiliği ve uzun erimli düşünmeyi esas aldığı; güç politikası ve hegemonya arayışına karşı ahlaki ilkelere dayalı bir siyasal yaklaşım geliştirdiği ifade edildi. Kitabın, günümüz Çin diplomasisinin karakterini anlamak ve küresel yönetişim tartışmalarına tarihsel bir perspektiften bakmak açısından önemli bir referans niteliği taşıdığı belirtildi.
Akademik panelde verilen ortak mesaj da, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkinin yalnızca devletler düzeyinde değil; üniversiteler, yayınevleri, araştırmacılar ve kamuoyu arasında da yeni kanallarla güçlendirilmesi gerektiği yönündeydi.
Contemporary World Press ve Harici Medya ortaklığında yapımına başlanan belgesel, yönetmen Çağatay Yurt tarafından tanıtıldı. Yurt konuşmasında, “Çin ve Türkiye gibi iki kadim medeniyetin modern dünyadaki yol arkadaşlığını anlatan, bu etkileşimin iki ülke halklarına getirdiği zenginliğe temas etmeyi hedefleyen bir belgesel projesi başlattık” ifadelerini kullandı. Yönetmen Yurt, belgeselde, Çin ve Türk kültürlerini yakından tanıyan ve tanıklık eden Türk üniversite öğrencileri, genç akademisyenler ve dijital dünyanın fikir önderleri aracılığıyla; “Medeniyetler çatışmalı mı, yoksa birbirini mi beslemeli mi?” sorusuna yanıt aranacağını vurguladı. Belgeselin çekimleri, İstanbul’da, Antalya Belek’te, Aksaray’da ve Tuz Gölü’nde gerçekleştirilecek.

Törende yapılan konuşmalar, çeviri faaliyetlerinin, ortak yayın projelerinin, akademik panellerin ve görsel-belgesel çalışmaların iki ülke arasında daha derin bir karşılıklı kavrayış inşa etme hedefi taşıdığını ortaya koydu. Bu yönüyle İstanbul’daki tören, kültürel diplomasi, akademik işbirliği ve yayıncılık alanlarını aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir girişim olarak öne çıktı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.
Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.
Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.
Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.
Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.
Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.
Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.
Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.
Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.
Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.
Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.
ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.
Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.
Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.
Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.
Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi











