Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ukrayna basını: Barış anlaşmasına imza atacak yetkili bulunamıyor

Yayınlanma

Ukrayinska Pravda gazetesi, Rusya ile yapılacak olası bir barış anlaşmasının fiili toprak kaybı anlamına geleceğini ve hiçbir bürokratın siyasi kariyerini bitirecek bu belgeye imza atmak istemediğini yazdı. Kiev yönetimi, “siyasi intihar” olarak görülen bu durumu aşmak ve sorumluluğu paylaşmak için barış anlaşmasını başkanlık seçimleriyle birleştirilmiş bir referanduma götürmeyi planlıyor.

Ukrayna’nın önde gelen yayın organlarından Ukrayinska Pravda (UP), hükümetin farklı kademelerindeki yetkililerle yaptığı görüşmelere dayandırdığı haberinde, Rusya ile olası bir barış anlaşmasının “nahoş bir detayı” olduğuna dikkat çekti.

Habere göre bu detay, anlaşmanın birileri tarafından imzalanması gerekliliği; ancak Ukrayna bürokrasisinde bu sorumluluğu üstlenmeye istekli çok az kişi bulunuyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Ukrayna için ciddi güvenlik garantileri ve tazminatlar içerse bile, toprak kontrolünün kaybını resmen kabul etmek anlamına gelen böyle bir belgeye imza atmanın, çoğu yetkili için “alnına kurşun sıkmakla” eşdeğer görüldüğünü belirtiyor.

Gazete, belgenin altına imza atma zorunluluğunun “intihar” niteliğinde algılandığını vurguladı.

Sorumluluğu halkla paylaşma formülü: Referandum

Ukrayna Anayasası, ülke topraklarının değiştirilmesi konusunda “tüm Ukrayna genelinde yapılacak bir referandum” dışında herhangi bir yöntemi kabul etmiyor.

UP’ye göre Devlet Başkanlığı Ofisi, bu anayasal zorunluluğu bir “cankurtaran simidi” olarak değerlendiriyor.

Yönetim, referandum sayesinde toprak kaybının getireceği ağır siyasi sorumluluğu tek başına üstlenmek yerine Ukrayna halkıyla paylaşmayı hedefliyor.

Yönetimin planı, referandumu devlet başkanlığı seçimleriyle birleştirmek. Bu stratejinin arkasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın aralık ayında Ukrayna’da seçim yapılması gerektiğine dair yaptığı açıklamalar yatıyor.

Ancak gazete, mevcut Ukrayna yasalarının seçimler ile referandumun aynı anda yapılmasını yasakladığını hatırlatıyor.

Seçim ve referandumu birleştirme gerekçeleri

Ukrayinska Pravda’ya konuşan yetkililer, referandum ve seçimleri birleştirme isteğinin arkasındaki motivasyonu üç temel gerekçeyle açıkladı:

Güvenlik: Oylamanın tam bir barış ortamında değil, ateşkes koşullarında yapılması öngörülüyor. Çatışmanın tamamen sona ermediği bir ortamda iki ayrı kampanya yürütmek, güvenlik sorunları nedeniyle her iki sürecin de sekteye uğraması riskini taşıyor.

Maliyet: Her ulusal oylama süreci büyük mali kaynak gerektiriyor. İki oylamanın birleştirilmesi ciddi bir tasarruf sağlayacak.

Meşruiyet: Referandumlara katılımın geleneksel olarak düşük olması nedeniyle, başkanlık seçimleri bir “seçmen mıknatısı” işlevi görecek. Böylece barış planının meşruiyeti için gereken yüksek katılım oranı sağlanmış olacak.

Seçim Komisyonu Başkanı meclise çağrıldı: Süre pazarlığı

Gazetenin Devlet Başkanlığına yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre, 2025 yılı sonunda Ukrayna Merkez Seçim Komisyonu (MSK) Başkanı Oleg Didenko meclise (Verhovna Rada) davet edildi.

Didenko, referandum hazırlığı için en uygun sürenin altı ay olduğunu belirtti ancak kendisine sürecin “60 gün içinde tamamlanıp tamamlanamayacağı” sorusu yöneltildi.

UP’ye konuşan MSK Başkanı Didenko, kurumunun seçim sürecini sıkıyönetim kaldırıldıktan en az altı ay sonra başlatmayı önerdiğini doğruladı.

Bununla birlikte Didenko, komisyonun parlamento tarafından kabul edilecek her türlü yasayı uygulayacağını ifade etti.

İktidardaki Halkın Hizmetkarı partisinden üst düzey bir yetkili ise sürece dair şu değerlendirmeyi yaptı:

“İnsanlar durumu bir bütün olarak anlamalı ve kararı da bir bütün olarak vermeli: Bir yerde bir şeyler kazanacağız, başka bir yerde bir şeyler kaybedeceğiz. Ancak bu, herkesin ortak kararı olacak.”

Donald Trump, aralık ayında Politico’ya verdiği demeçte, Ukrayna makamlarını “seçim yapmamak için savaşı kullanmakla” eleştirmiş ve Ukrayna vatandaşlarının bir seçeneği olması gerektiğini savunmuştu.

Bu açıklamanın ardından Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Batılı ortakların güvenliği sağlaması koşuluyla ülkenin önümüzdeki üç ay içinde seçime hazır olacağını teyit etti.

Ukrayinska Pravda, mecliste Rusya ile çatışma koşullarında seçim organizasyonuna yönelik detaylı teklifler hazırlayan bir çalışma grubunun halihazırda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Aleksandr Korniyenko, milletvekillerinin yasal çözüm seçeneklerini ocak ayı sonuna kadar sunması gerektiğini açıkladı.

Zelenskiy, aralık ayı sonunda Axios’a verdiği röportajda, 20 maddelik nihai planın toprak konusunda “çok zor” bir karar gerektirmesi halinde, en uygun yolun konuyu halk oylamasına sunmak olabileceğini belirtmişti.

Zelenskiy, bunun ön koşulu olarak Rusya’nın en az iki ay süreyle ateşi kesmeyi kabul etmesini gösterdi.

Axios, ABD yönetiminin Zelenskiy’nin referandum konusundaki istekliliğini önemli bir ilerleme olarak değerlendirdiğini aktardı.

Kamuoyunda barışa destek var, toprak tavizi yok

Bağımsız Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü (KIIS) tarafından yapılan anket, Ukraynalıların yüzde 55’inin barış anlaşması için referandum yapılmasını desteklediğini, yüzde 32’sinin ise buna karşı çıktığını ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarına göre halkın yüzde 69’u mevcut görüşmelerin barışla sonuçlanacağına inanmıyor.

Ankete katılanların yüzde 54’ü, ABD ve Avrupa’dan gelecek güvenlik garantileri karşılığında bile Donbass’ın tamamının Rusya kontrolüne bırakılmasını kategorik olarak reddediyor.

“Önemli güvenlik garantileri” sağlanması durumunda bu senaryoyu kabul edebileceğini belirtenlerin oranı ise yüzde 39’da kaldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise hem Ukrayna hem de Rusya için hazırlanacak güvenlik garantilerine saygı duymaya hazır olduğunu defalarca dile getirdi.

Fakat Moskova, Ukrayna topraklarında NATO ülkelerinden asker konuşlandırılmasını öngören her türlü plana karşı çıkıyor.

Putin, aralık ayı başında yaptığı açıklamada, Donbass ve Novorusya bölgelerinin askeri ya da başka bir yolla her halükarda Rusya kontrolüne geçeceğini belirtmişti.

Diplomasi

Paşinyan’ın partisi Avrupa Halk Partisi yolunda

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme partisinin Avrupa’nın en büyük merkez sağ grubu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı için görüşmeler yürütüyor. Euractiv’in haberine göre katılım sürecinin bu yıl içinde değerlendirilmesi bekleniyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, liderliğini yaptığı Sivil Sözleşme partisinin, Avrupa’nın en büyük merkez sağ siyasi oluşumu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı konusunu müzakere ediyor.

Euractiv portalının haberine göre, Paşinyan EPP’ye katılma niyetini ilgili mercilere iletti. Haberde, katılım konusundaki nihai kararın henüz alınmadığı ancak meselenin bu yıl içinde değerlendirilebileceği kaydedildi.

Ermenistan iktidar partisinin yanı sıra Macaristan’dan Tisza, Danimarka’dan Liberal İttifak, Çekya’dan STAN ve Karadağ’ın iktidar hareketi olan Şimdi Avrupa Hareketi de EPP bünyesine dahil olabilecek yapılar arasında yer alıyor.

Sivil Sözleşme partisi, 7 Haziran’da Ermenistan’da düzenlenen parlamento seçimlerinden galibiyetle ayrılmıştı. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, oyların yüzde 49,81’ini alan Paşinyan’ın partisi, hükümeti tek başına kurma yetkisini elde etti.

Seçimlerin ardından açıklama yapan Paşinyan, halkın “devletleşme, bağımsızlık ve barış” rotasını desteklediğini ifade etti.

Seçim sonuçları hem Ermenistan muhalefeti hem de Moskova tarafından eleştirildi. Ermenistan İttifakı lideri ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, yetkilileri muhalefet üzerinde baskı kurmak ve idari kaynakları kullanmakla suçlayarak seçim sonuçlarına itiraz edeceğini duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da kampanya sürecindeki ihlallere dikkat çekti. Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova, seçimlerin muhalif güçler ve Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki baskı gölgesinde gerçekleştiğini belirtti.

AGİT gözlem heyeti ise yayımladığı ön raporda, seçim kampanyasının çatışmacı bir karakter taşıdığını bildirdi. Gözlemciler, Paşinyan’ın muhalif adayları açıkça soruşturmalarla ve şirketlerinin kamulaştırılmasıyla tehdit ettiğini not etti.

Erivan dış politikada AB ve Avrasya arasında denge arıyor

Ermenistan’da 2025 yılında, ülkenin Avrupa Birliği’ne katılım arzusunu yasallaştıran bir düzenleme kabul edilmiş, Paşinyan ise cumhuriyetin AB’nin tam haklı bir üyesi olmak istediğini dile getirmişti.

Rus yetkililer, AB üyeliğinin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliği ile bağdaşmadığını defaatle vurguladı. Erivan ise karşılıklı çıkarların tanınmasına dayalı “dengeli bir dış politika” yürüttüğünü savunuyor.

Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’nın çıkarlarına zarar verme amacının “olmadığını ve olmayacağını”, ilişkilerin kaçınılmaz dönüşümüne rağmen Moskova ile bağları derinleştirme niyetinde olduklarını kaydetmişti.

28–29 Mayıs tarihlerinde Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde, katılımcı ülkeler Ermenistan’ın topluluktaki geleceğine ilişkin bir bildiri kabul ederek bunu Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mger Grigoryan’a iletti.

Zirve sonunda dört AEB ülkesinin liderleri, Ermenistan’ı AB ile AEB arasındaki seçimini yapmak üzere en kısa sürede referanduma gitmeye çağırdı.

Paşinyan ise gazetecilere yaptığı açıklamada, organizasyondaki tüm kararların konsensüsle alınması nedeniyle Ermenistan’ın AEB üyeliğinden çıkarılmayacağını ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

BP yatırımcıları Manifold’un görevden alınmasına tepkili

Yayınlanma

Britanyalı enerji devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un atanmasından bir yıl sonra görevden alınmasıyla ilgili derin endişelerini dile getirdi. Financial Times’ın haberine göre yatırımcılar, şeffaf bir açıklama yapılmamasının şirket içinde kriz ve yapılandırma planlarına karşı direnç işareti olduğundan korkuyor.

Britanyalı petrol devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un ani bir kararla görevden alınması nedeniyle derin endişe taşıdıklarını ifade etti.

Financial Times’ın (FT) haberine göre, şirketin en önemli yatırımcıları, bu ayrılığın nedenlerine dair yönetimden açıklama bekliyor.

Haberde, Manifold’un BP’nin yapısını basitleştirmeyi, yönetim kurulu kompozisyonunu yeniden gözden geçirmeyi ve maliyetleri düşürmeyi planladığı hatırlatıldı.

BP’nin geçici yönetim kurulu başkanı Ian Tyler, kurulun mevcut stratejiyi tam olarak desteklediğini ve uygulamaya devam etme niyetinde olduğunu belirtse de görevden alma kararı şirket içindeki çalışma ortamına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Yatırımcılar, fesih kararına ilişkin net bir gerekçe sunulmamasının bir kriz belirtisi olabileceğini değerlendiriyor. Bu durumun, şirketin yeniden yapılandırma planlarının iç direnç nedeniyle sekteye uğrayabileceği yönündeki kaygıları artırdığı kaydedildi.

Hissedarlar ayrıca, Manifold’un gidişinin, mevcut düzenin bozulmasını istemeyen ve lideri saf dışı bırakmaya çalışan “bürokrasi” tarafından tetiklenmiş olabileceğinden çekiniyor.

FT’ye konuşan bir hissedar konuya ilişkin, “İnsanlar onu dışarı mı atmaya çalıştı? Bu durum bizi ve diğer pek çok kişiyi endişelendiriyor” ifadelerini kullandı.

BP yönetimi etik ve yönetişim standartlarını gerekçe gösterdi

BP, Mayıs ayı sonunda yönetim kurulu başkanını, atanmasının üzerinden henüz bir yıl geçmeden görevden almıştı. Yönetim kurulu, olası ihlallere dair ayrıntı vermeden kararı oy birliğiyle almıştı.

Reuters’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde ise Manifold’un iş arkadaşlarına karşı agresif tavırlar sergilediği ve kurulun “sistematik kabul edilemez davranış olgusunu tespit etmeye yetecek bilgiye ulaştığı” bildirilmişti.

Şirket tarafı, feshin “önemli kurumsal yönetişim standartları, denetim ve etik ilkelerine ilişkin ciddi endişelerin” yönetim kuruluna iletilmesinin ardından gerçekleştiğini duyurdu.

Albert Manifold ise bu değerlendirmelere katılmadığını belirterek, “hiçbir açıklama yapılmadan” görevden alındığını söyledi. Ayrılığının ardından yaptığı açıklamada Manifold, şirketteki “aşırı harcama” kültürünü de eleştirdi.

Geçtiğimiz yılın sonunda Financial Times, Aralık ayında görevinden ayrılan BP CEO’su Murray Auchincloss’un istifası öncesinde, iş modelinde radikal bir değişim konusunda ısrar eden Manifold ile defalarca karşı karşıya geldiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Azak Denizi’ndeki saldırıda iki denizcinin daha naaşı bulundu

Yayınlanma

Azak Denizi’nde yük gemilerine düzenlenen insansız hava aracı saldırısında hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı denizcilerin naaşlarına ulaşılırken, 19 mürettebatın tahliye süreci tamamlandı. Azerbaycan Dışişleri, saldırıda ölen dört vatandaşının kimliklerinin belirlendiğini ve cenazelerin kısa süre içinde ülkeye gönderileceğini duyurdu.

Azak Denizi’nde sivil gemilere yönelik düzenlenen saldırının ardından, hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı iki denizcinin daha naaşına ulaşıldı.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, son bulgularla birlikte saldırıda yaşamını yitiren dört Azerbaycan vatandaşının tamamının naaşlarının bulunduğu bildirildi.

Bakanlık, kimlikleri tespit edilen denizcilerin 1969 doğumlu Gismet Aliyev ve 1981 doğumlu Fuad Orujov olduğunu açıkladı.

Hayatını kaybedenlerin naaşlarının, gerekli resmi prosedürlerin tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde Azerbaycan’a nakledileceği belirtildi.

Cenazelere, nakil sürecinde Yeysk şehrine gelen iki refakatçinin eşlik edeceği kaydedildi.

Saldırıdan kurtulan diğer Azerbaycan vatandaşlarının durumuyla ilgili de bilgi paylaşan bakanlık, 19 vatandaşın halihazırda yola çıktığını duyurdu.

Tahliye edilen bu grubun 9 Haziran günü öğle saatlerinde Azerbaycan’a varması bekleniyor.

Saldırıya uğrayan gemilerde 25 Azerbaycan vatandaşı vardı

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın daha önce paylaştığı verilere göre, 5 Haziran gecesi Azak Denizi’nde Taganrog yakınlarında seyreden Natra ve Zircon adlı yabancı bandıralı iki kargo gemisi insansız hava araçlarının hedefi oldu. Saldırı sırasında gemilerde toplam 25 Azerbaycan vatandaşının görev yaptığı açıklandı.

Rusya makamlarından Azerbaycan’a iletilen ilk bilgilerde, saldırı sonucunda beş kişinin hayatını kaybettiği ve üç kişinin yaralandığı belirtilmişti.

Yaralanan denizcilerin Yeysk şehir hastanesinde tedavi altına alındığı ifade edildi. Azerbaycan tarafı, daha sonra yaptığı güncellemede hayatını kaybeden beş denizciden birinin Rusya vatandaşı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybeden Azerbaycanlı denizcilerin ailelerine ve yakınlarına taziye dileklerini iletti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Moskova’nın Karadeniz ve Akdeniz havzalarında sivil gemilere yönelik hava ve deniz dronlarıyla düzenlenen saldırıların arkasında kimlerin olduğuna dair bilgi sahibi olduğunu ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English