Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ukrayna için İngiliz-Fransız planı Londra zirvesinde görüşüldü

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’in fiyasyko ile sonuçlanan ABD ziyaretinin ardından Avrupa ülkeleri Kiev’e desteğe devam etmek için Londra’da bir araya geldi.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın ev sahipliği yaptığı zirvede ABD’nin dahil olmadığı bir “istekliler koalisyonu” oluşturmak için çaba sarf edildi. AB’nin baş diplomatı Kaja Kallas, “özgür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı olduğunu” ve bu meydan okumayı üstlenmenin Avrupalılara bağlı olduğunu söyledi.

Aralarında Fransa, Almanya, Danimarka ve İtalya’nın yanı sıra Kanada ve Türkiye de bulunduğu 18 ülkenin liderlerini bir araya getiren pazar günkü Londra zirvesinde haftalardır ilk kez ilerleme kaydedilmiş gibi görünüyor.

Starmer, ateşkese varılması halinde Ukrayna’ya güvenlik garantileri sunmak üzere “istekliler koalisyonuna” katılma arzusunu dile getiren bir dizi ülke olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’a sunulmak üzere bir barış planı hazırlanması için Ukrayna ile birlikte çalışmaya İngiltere ve Fransa öncülük edecek.

Britanya asker göndermeye istekli; Meloni ABD-Avrupa arasında köprü olmak istiyor

Starmer görüşmelerin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bunu diğerleriyle birlikte karada botlarla ve havada uçaklarla desteklemeye hazırdır,” diyerek Ukrayna’ya asker konuşlandırma sinyali verdi.

Starmer zirvenin ardından yaptığı açıklamada, Ukrayna liderinin Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump’la patlak veren tartışmasının ardından Avrupa’nın Volodimir Zelenskiy için “aracı olarak” devreye gireceğini ve “çatışmaları durdurmaya” çalışacağını söyledi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Trump ile olan iyi ilişkisini “köprü kurucu” olarak kullanmaya hazır olduğunu söyledi.

Meloni yaptığı açıklamada ABD, Avrupa ve Ukrayna arasında “son yıllarda birlikte savunduğumuz Ukrayna’dan başlayarak günümüzün büyük zorluklarıyla nasıl mücadele edeceğimizi açık yüreklilikle konuşmak üzere” acil bir toplantı yapılması çağrısında bulundu.

Almanya, İspanya ve Polonya asker gönderme konusunda tereddütlü

Polonya Başbakanı Donald Tusk Zelenskiy’e destek veren ilk isimler arasında yer alsa da Varşova henüz Ukrayna konusunda önemli bir girişimde bulunacağının sinyalini vermiş değil.

Almanya, İspanya ve Polonya da Ukrayna’ya barış gücü gönderme konusunda tereddütlü davranan Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, liderlerin “karar almaya hazır” olmaları gerektiğini söylediği 6 Mart’taki AB zirvesi öncesinde pazar günkü istişareleri “faydalı ve önemli” olarak nitelendirdi.

AB üyesi 27 ülkenin tamamının Macaristan ve Slovakya ile ortaya çıkması muhtemel iç bölünmeler arasında köprü kurup kuramayacağı tartışmalı olmaya devam ediyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen pazar günü yaptığı açıklamada 6 Mart’taki zirvede savunmaya ilişkin “kapsamlı bir plan” sunacağını söyledi, fakat özellikle aciliyet göz önüne alındığında planın hazırlanmasının neden bu kadar uzun sürdüğü konusunda eleştiriler arttı.

Starmer ve Rutte, Zelenskiy’den Trump ile arayı düzeltmesini istedi

Öte yandan Ukrayna’ya destek sözlerine rağmen bazı Avrupalı liderler Kiev’e, tamamen ABD olmadan ilerlemektense Washington ile bağlarını onardıklarını görmeyi tercih ettiklerinin sinyalini verdiler.

Bir AB yetkilisi görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, “NATO bağlamında ABD ile yakın çalışmaya devam etmenin önemi konusunda geniş bir görüş birliği ve ek güvenlik garantilerine yönelik gelecekteki Avrupa katkılarının ABD ile el ele geliştirilmesi gerektiği konusunda güçlü bir mutabakat vardı,” dedi.

Nitekim hem Starmer hem de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte daha önce Zelenskiy’i, Trump’ın Kiev’in savaşmaya devam etmesini istemediğini açıkça belirtmesine rağmen, ABD yönetimiyle ilişkilerini düzeltmenin bir yolunu bulmaya ikna etmeye çalışmıştı.

Fakat Trump ve Zelenskiy arasındaki bağları onarmak kolay olmayacak. Avrupalı müttefikler savaştan zarar gören ülkenin liderine desteklerini ifade etmekte sıraya girerken, ABD kamuoyu önünde özür dilenmesini istediğini açıkça belirtti.

Trump’ın ulusal istihbarat direktörü Tulsi Gabbard Fox News’e verdiği demeçte, “Başkan Trump’ın bu konuya yeniden dahil olmaya istekli olması için iyi niyetli müzakerelere olan ilginin yeniden inşa edilmesi gerekecek,” dedi.

Starmer gazetecilere yaptığı açıklamada önerilerini koordine etmek üzere Londra zirvesinden önce Trump ile görüştüğünü söyledi. Starmer ayrıca ateşkesi sağlamak üzere sahaya çıkacak Avrupa birliklerine ABD’nin destek vermesi için Washington’u ikna etme planlarını da rafa kaldırmadı.

Starmer, Avrupa’nın “ağır yükü kaldırması gerektiğini” ama “bu çabanın güçlü bir ABD desteğine sahip olması gerektiğini” söyledi.

İngiliz-Fransız planının ayrıntıları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Le Figaro’ya verdiği demeçte Starmer ile birlikte Rusya ve Ukrayna arasında “havada, denizde ve enerji altyapısında” bir ay sürecek bir ateşkes önerdiklerini söylemesinin ardından Avrupa barış planının yeni ayrıntıları ortaya çıktı.

Macron bu yaklaşımın Rusya’nın niyetini doğrulama avantajına sahip olacağını ve tüm cephe hattı boyunca sahada bir ateşkesi denetlemekten daha kolay olacağını sözlerine ekledi ve “Bir ateşkes durumunda, cepheye uyulduğunu doğrulamak çok zor olacaktır,” dedi.

İngiliz başbakanlığı yorum yapmayı reddetti, fakat Starmer ateşkesin kabul edilmesi halinde Britanya’nın askerlerini sahaya sürebileceğini söyledi. Hava, deniz ve altyapı alanlarını kapsayan bir aylık bir ateşkesin “her iki tarafta da güvenin tesis edilmesine yardımcı olacağı” öne sürülüyor.

Avrupa planının ikinci kilit parçası ise Zelenskiy’in ABD’ye Ukrayna’nın bazı maden rezervlerinden elde edilecek gelirden pay verilmesini öngören bir anlaşmayı imzalayarak Washington’a barış anlaşmasında iktisadi bir pay vermesini içeriyor.

Trump Zelenskiy’in geçen cuma günü Washington’da bu anlaşmayı imzalamasını istemişti.

Birleşik Krallık’ın Washington Büyükelçisi Lord Peter Mandelson, Zelenskiy’i anlaşmayı imzalamaya çağırdı ve Ukrayna ile tüm Avrupalı liderlere barışa aracılık etmeleri için “Başkan Trump’ın aldığı inisiyatife kesin destek” vermeleri çağrısında bulundu.

Mandelson ABC’ye verdiği demeçte İngilizlerin son düşüncelerinin bir başka işaretini verdi ve “Ukrayna ateşkesi ilk taahhüt eden ülke olmalı ve Ruslara da bunu takip etmeleri için meydan okumalı,” dedi.

Starmer, “İlerleme kaydedilmediği sürece içinde bulunduğumuz konumda kalacağımızı çok güçlü bir şekilde hissediyorum. Şu an daha fazla konuşma zamanı değil. Harekete geçme, adım atma ve liderlik etme zamanı,” dedi.

ABD’nin “ateş gücü” için umutsuz çağrılar

Starmer ve İngilizler, her şeye rağmen ABD’nin askeri gücünün Ukrayna’da “ateşkes” için olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorlar.

İngiliz lider, Britanya ve ABD ekiplerinin Trump’ın herhangi bir barış anlaşmasının güvence altına alınmasına nasıl yardımcı olabileceğini tartıştıklarını, fakat Başkanın bunu Avrupa ülkelerinin sorumluluğu olarak gördüğünü her zaman açıkça belirttiğini söylediler.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte zirveden ayrılırken yaptığı açıklamada ABD’nin güvenlik garantilerine katkıda bulunup bulunmayacağı konusunda “tartışmanın devam ettiğini” söyledi.

Fransa, nükleer şemsiye olmak için harekete geçebilir

Trump’ın Ukrayna’ya askeri desteği kesmesinin ardından Avrupa’nın savunma kapasitesinin artırılmasına ilişkin tartışmalar da yoğunlaştı.

Macron toplantının ardından Le Figaro gazetesine verdiği demeçte AB’nin savunma kapasitesini arttırmak için 200 milyar avro sağlaması gerektiğini söyledi.

Macron, ayrıca harcamalar için ekonomik çıktının %3 ila %3,5’ine eşit bir hedef belirlemeleri gerektiğini söyledi.

Macron, “Ortak bir savunma için kapasite ihtiyaçlarımızı belirlemek üzere Avrupa Komisyonu’na bir yetki vereceğiz. Bu büyük finansman muhtemelen yüz milyarlarca avroya ulaşacak,” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca Fransa’nın nükleer şemsiyesini Avrupalı komşularıyla paylaşma konusunda görüşmelere başlamak istediğini belirtti. Macron, “Bizim bir kalkanımız var ama onların yok. Ve artık Amerika’nın nükleer caydırıcılığına güvenemezler. Buna sahip olmayanlarla stratejik bir görüşmeye ihtiyacımız var; ve bu Fransa’yı daha güçlü kılacaktır,” diye ekledi.

Macron röportajda Avrupa savunmasını gerçekten güçlendirmenin “beş yıl, on yıl alacağını” söyledi ve “Ama bu önemli değil, çünkü bugünün stratejik bir uyanma anı olduğuna inanıyorum,” dedi.

Avrupa’nın savunması için pamuk eller cebe

Daha geniş kapsamlı Avrupa Konseyi Perşembe günü toplanarak Ukrayna’ya yönelik 20 milyar avroluk askeri paketi ve mali kuralların gevşetilmesi de dâhil olmak üzere savunma harcamalarının artırılmasına yönelik adımları görüşecek.

Starmer, Macron ve Meloni’nin üçü de, Avrupa’nın kendini savunmak için daha fazlasını yapması gerektiğini ama Ukrayna’da barışa giden yolun Beyaz Saray’dan geçmesi gerektiğini açıkça ifade ettiler.

Bu kapsamda Starmer, Belfast’ta üretilmek üzere Ukrayna’ya 5.000’den fazla hava savunma füzesi tedariki için 1,6 milyar sterlinlik İngiliz ihracat garantisi sağlanacağını duyurdu.

Bloomberg’in aktardığına göre Avrupa’nın savunmasına yeniden odaklanılması, yatırımcıların daha yüksek harcamaların büyümeyi artıracağı yönündeki beklentileri ile birlikte bölge para birimlerini dolar karşısında güçlendirdi. 

Avro, dolar karşısında %0,4 yükselerek çoğu önemli emsalinden daha iyi performans gösterirken Polonya zlotisi, Romanya leyi ve İskandinav para birimleri de yükseldi.

Avrupa savunma hisseleri pazartesi günü Tradegate’teki erken işlemlerde, cuma günkü ana borsa kapanışlarına kıyasla BAE Systems %23, Rheinmetall %19, Thales %17, Saab %17, Dassault Aviation %16, Rolls-Royce %13 ve Leonardo %12 artış gösterdi.

Diplomasi

Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Yayınlanma

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.

İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.

Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.

Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.

Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.

Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.

Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.

Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.

Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.

Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.

Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.

Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.

İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.

Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.

İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.

Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Infantino üzerindeki baskı artıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.

Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.

Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.

The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.

Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.

Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.

Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.

Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.

Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.

Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.

FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.

FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.

Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.

Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.

Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.

Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.

Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.

FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.

“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.

Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.

Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı. 

Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.

FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.

Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.

Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.

Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.

Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.

Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.

Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English