Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ukrayna’da asker kaçaklarının sayısı ve siyasi davalar artışta

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor artış yaşandığını ortaya koydu. Savaş yorgunluğu ve artan toplumsal hoşnutsuzluk, askerlikten kaçma vakalarını da artırdı.

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor bir artış yaşandığını ortaya koydu.

Başsavcılığa göre, bu yılın ocak-eylül döneminde söz konusu suçlar kapsamında 177 bin ceza davası açıldı. Söz konusu rakam, 2024’ün aynı dönemine göre 2,6 kat, 2022’ye göre ise yedi katlık bir artışa işaret ediyor.

Şubat 2022’den bu yana 356 binden fazla kişi siyasi soruşturmalarla karşı karşıya kaldı.

Bu süreçte seferberliğin bir cezalandırma aracına dönüştüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı, ağustosta yayımladığı raporda Ukrayna’da keyfi gözaltılar, işkence, insanlık dışı muamele ve yargısız infazlar gibi ciddi insan hakları sorunları tespit ettiğini açıklamıştı.

Askerden kaçanlar artıyor

Savaş kayıpları büyürken ve toplumda yorgunluk hissi artarken Kiev yönetiminin politikaları da daha katı bir hâl aldı.

Ağustos ayında yapılan Gallup anketine göre, Ukraynalıların yüzde 69’u çatışmaların sona ermesini isterken, sadece yüzde 24’ü savaşın sürdürülmesini destekliyor. Bu tablo, 2023 verilerinin tam tersi bir durumu gösteriyor.

Ukrayna’da 2022 başından bu yana 12 bin 528 askerlikten kaçma vakası soruşturuldu. Ancak yetkililer, bu sayının sorunun yalnızca küçük bir kısmını yansıttığını belirtiyor.

Askerlik şubeleri, çoğu zaman yoklama kaçaklarını doğrudan gözaltına alarak hapis yerine zorunlu askerliğe öncelik veriyor.

Verhovna Rada (parlamento) milletvekili Roman Kostenko, temmuz ayında yaptığı açıklamada 1,5 milyon erkek vatandaşın kayıt yaptırmadığını veya askerlik bilgilerini güncellemediğini söylemişti.

Başsavcılık verilerine göre, 2022’den bu yana askerlikten kaçma davalarının yüzde 45’i mahkemeye sevk edilirken, siyasi suçlarda bu oran yüzde 11’de kaldı.

Öte yandan, bu yılın haziran ayı itibarıyla askerlik şubesi çalışanlarına yönelik 900 dava açıldığı ancak henüz hiçbir mahkûmiyet kararı verilmediği bildirildi.

Güvensizlik büyüyor

Ukrayna, Şubat 2022’den bu yana genel seferberlik durumunu sürdürüyor.

Bu kapsamda 18-60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesi yasaklanırken, bu kişilerin kayıtlarını güncel tutması zorunlu kılındı. Çağrıya uymamak idari cezayla sonuçlanıyor, tekrarlayan ihlaller ise Ceza Kanunu’nun 336. maddesi uyarınca üç ila beş yıl hapis cezası gerektiren bir suç sayılıyor.

Seferberlik kuralları zaman içinde defalarca sıkılaştırıldı. TSN.ua haber portalının aktardığına göre, askerlik merkezleri artık çağrı kâğıtlarını ulaşım merkezleri, pazar yerleri ve alışveriş merkezleri gibi halka açık alanlarda da tebliğ edebiliyor.

Bu süreçte kamuoyunun devlete olan güveni de ciddi biçimde azaldı. Razumkov Merkezinin verilerine göre, vatandaşların yüzde 71’i hükümete güvenmediğini ifade ediyor.

Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e destek oranı ise bu yılın mart ayı itibarıyla yüzde 69’dan yüzde 58’e geriledi.

Öte yandan temmuz ayında yapılan Gradus araştırması, Ukraynalıların yüzde 69’unun hükümet karşıtı protestoları desteklediğini, yüzde 43’ünün ise bu gösterilere katılmaya hazır olduğunu ortaya koydu.

Mayıs 2024’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeler, askerlik çağına giren tüm erkeklerin iki ay içinde kayıt bilgilerini güncellemesini zorunlu kıldı. Bu kurala uymayanlara para cezası ve ehliyetin iptali gibi sosyal kısıtlamalar uygulanıyor.

Yeni yasayla birlikte çağrı belgeleri, kişiye teslim edilmemiş olsa bile tebliğ edilmiş sayılıyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, 2024 sonunda genel muafiyetleri askıya almış ve sadece savunma sanayiinde en az 20 bin grivna maaşla çalışanların tecil hakkına sahip olacağını duyurmuştu.

Bu yılın ilk dokuz ayında Ukrayna’da orduya karşı işlenen suçlarla ilgili 168 bin 200 dava açıldı. Bu sayı, 2024’ün aynı dönemine göre üç kat, 2022’ye göre ise 11 kat artış anlamına geliyor.

Şubat 2022’den bu yana orduda toplam 314 bin 267 suç dosyası açıldı. Bu dosyaların büyük bölümünü izinsiz ayrılma (231 bin 490), firar (53 bin 397), askerlikten kaçma (12 bin 528) ve emre itaatsizlik (6 bin 474) suçlamaları oluşturuyor.

Haberde, 2024’te Ukrayna’da her bin askere 112 davanın düştüğü, Rusya’da ise bu oranın 14’te 1 olduğu bilgisine yer verildi. Yüksek sayılara rağmen, bu davalardan yalnızca 15 bini mahkemeye ulaştı.

Bunun yanı sıra Devlet Soruşturma Bürosu Başkanı Aleksey Suhaçov, askerlerin bu yılın ağustos ayına kadar gönüllü olarak birliklerine dönmelerine izin veren af düzenlemesi kapsamında yalnızca 29 bin askerin geri döndüğünü belirtti.

Milletvekili Kostenko, her ay 30 bin erkeğin seferber edildiğini ancak bunların 19 bininin kısa süre içinde kaçtığını söyledi.

2022-2024 döneminde Ukrayna makamları, çoğu Lviv, Zakarpattya, Ternopil ve İvano-Frankivsk oblastlarında olmak üzere 417 bin kayıp asker kaçağı vakası kaydetti.

Milletvekili Maryana Bezugla ise firarların başlıca nedenleri arasında yorgunluk, birlik rotasyonunun olmaması, yetersiz eğitim ve komuta kararlarına duyulan hoşnutsuzluğun bulunduğunu dile getirdi.

Muhalefete yönelik baskılar şiddetleniyor

2022’den bu yana 42 bin 296 Ukraynalı, siyasi ya da devlet güvenliğiyle ilgili suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bu alanda 2013’te bin 172, 2021’de 2 bin 847, 2022’de ise 11 bin 551 vaka kayıtlara geçmişti.

En yaygın suçlama, 10 bin 943 kişi hakkında dava açılan işbirlikçilik (Ceza Kanunu’nun 111-1. maddesi) oldu.

Bu davalardan birinde, Harkov oblastına bağlı Oskol kasabasından Valeriy Tkaç, Rusya’dan gelen insani yardımı koordine ettiği gerekçesiyle altı yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Diğer yaygın suçlamalar arasında vatana ihanet (5 bin 108 dava), Rusya’nın eylemlerini haklı gösterme (4 bin 419 dava) ve Rusya’ya yardım etme (bin 772 dava) yer aldı.

Kanadalı siyaset bilimci Ivan Katchanovski (Ottawa Üniversitesi), Jacobin dergisine yaptığı değerlendirmede, Zelenskiy’in savaşı muhalefeti tasfiye etmek ve otoriter kontrolü pekiştirmek için kullandığını söyledi:

“Zelenskiy, Rusya’nın işgalini ve savaşı, siyasi muhalefetin ve potansiyel rakiplerinin çoğunu ortadan kaldırmak ve büyük ölçüde anti-demokratik yönetimini pekiştirmek için bahane olarak kullandı.”

Estonya merkezli Postimees.ee haber portalı da Ukrayna’yı, “yargı denetimi olmadan yasak ve yaptırım uygulayabilen bir diktatörlük” olarak tanımladı.

Dokuzuncu yasama döneminden 59 milletvekili, çoğu yolsuzluk veya devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar nedeniyle yargılanıyor.

Eski muhalefet partisi Yaşam İçin Muhalefet Platformu milletvekili Fyodor Gristenko, Eylül 2024’te Dubai’den iade edilerek vatana ihanet suçlamasıyla tutuklandı.

Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi, bugüne dek 12 bin 400 kişi ve 8 bin 931 şirkete yaptırım uyguladı. ABD fonlarıyla desteklenen Çesno adlı kuruluş ise Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) desteğiyle hazırladığı “hainler kaydında” bin 666 kamu görevlisi ve 248 kültür insanını “ulusal güvenliği zayıflatmakla” suçladı.

Haziran 2022’de Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin kapatılması, Ukrayna’da siyasi baskının en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterildi.

Toplamda 11 muhalefet partisi, Rusya ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle askıya alındı veya yasaklandı.

Din adamları da baskı altında

Diğer yandan Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOK) ile Rus Ortodoks Kilisesi’nin 2024-2025 döneminde yasaklandığı biliniyor.

Ukrayna Güvenlik Teşkilatı (SBU) Başkanı Vasil Malyuk, 2022’den bu yana 170 rahip hakkında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.

Novovorontsivka Piskoposu Serafim ve Rahip Gavriil Kinasçuk gibi bazı din görevlilerinin, eylül ayında askerlik görevlileri tarafından gözaltına alındığı ve askeri birliklere gönderildiği bildirildi.

Ortodoks Gazeteciler Sendikası, beş çocuk babası Rahip Bogdan Matveyev’in bir dini tören sırasında zorla askere alındığını, daha sonra ise üç çocuk babası Rahip Nikolay Glan’ın cephede hayatını kaybettiğini duyurdu.

Diplomasi

Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Yayınlanma

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.

İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.

Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.

Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.

Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.

Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.

Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.

Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.

Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.

Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.

Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.

Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.

İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.

Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.

İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.

Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Infantino üzerindeki baskı artıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.

Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.

Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.

The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.

Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.

Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.

Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.

Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.

Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.

Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.

FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.

FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.

Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.

Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.

Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.

Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.

Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.

FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.

“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.

Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.

Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı. 

Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.

FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.

Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.

Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.

Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.

Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.

Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.

Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English