Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ukrayna’da asker kaçaklarının sayısı ve siyasi davalar artışta

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor artış yaşandığını ortaya koydu. Savaş yorgunluğu ve artan toplumsal hoşnutsuzluk, askerlikten kaçma vakalarını da artırdı.

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor bir artış yaşandığını ortaya koydu.

Başsavcılığa göre, bu yılın ocak-eylül döneminde söz konusu suçlar kapsamında 177 bin ceza davası açıldı. Söz konusu rakam, 2024’ün aynı dönemine göre 2,6 kat, 2022’ye göre ise yedi katlık bir artışa işaret ediyor.

Şubat 2022’den bu yana 356 binden fazla kişi siyasi soruşturmalarla karşı karşıya kaldı.

Bu süreçte seferberliğin bir cezalandırma aracına dönüştüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı, ağustosta yayımladığı raporda Ukrayna’da keyfi gözaltılar, işkence, insanlık dışı muamele ve yargısız infazlar gibi ciddi insan hakları sorunları tespit ettiğini açıklamıştı.

Askerden kaçanlar artıyor

Savaş kayıpları büyürken ve toplumda yorgunluk hissi artarken Kiev yönetiminin politikaları da daha katı bir hâl aldı.

Ağustos ayında yapılan Gallup anketine göre, Ukraynalıların yüzde 69’u çatışmaların sona ermesini isterken, sadece yüzde 24’ü savaşın sürdürülmesini destekliyor. Bu tablo, 2023 verilerinin tam tersi bir durumu gösteriyor.

Ukrayna’da 2022 başından bu yana 12 bin 528 askerlikten kaçma vakası soruşturuldu. Ancak yetkililer, bu sayının sorunun yalnızca küçük bir kısmını yansıttığını belirtiyor.

Askerlik şubeleri, çoğu zaman yoklama kaçaklarını doğrudan gözaltına alarak hapis yerine zorunlu askerliğe öncelik veriyor.

Verhovna Rada (parlamento) milletvekili Roman Kostenko, temmuz ayında yaptığı açıklamada 1,5 milyon erkek vatandaşın kayıt yaptırmadığını veya askerlik bilgilerini güncellemediğini söylemişti.

Başsavcılık verilerine göre, 2022’den bu yana askerlikten kaçma davalarının yüzde 45’i mahkemeye sevk edilirken, siyasi suçlarda bu oran yüzde 11’de kaldı.

Öte yandan, bu yılın haziran ayı itibarıyla askerlik şubesi çalışanlarına yönelik 900 dava açıldığı ancak henüz hiçbir mahkûmiyet kararı verilmediği bildirildi.

Güvensizlik büyüyor

Ukrayna, Şubat 2022’den bu yana genel seferberlik durumunu sürdürüyor.

Bu kapsamda 18-60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesi yasaklanırken, bu kişilerin kayıtlarını güncel tutması zorunlu kılındı. Çağrıya uymamak idari cezayla sonuçlanıyor, tekrarlayan ihlaller ise Ceza Kanunu’nun 336. maddesi uyarınca üç ila beş yıl hapis cezası gerektiren bir suç sayılıyor.

Seferberlik kuralları zaman içinde defalarca sıkılaştırıldı. TSN.ua haber portalının aktardığına göre, askerlik merkezleri artık çağrı kâğıtlarını ulaşım merkezleri, pazar yerleri ve alışveriş merkezleri gibi halka açık alanlarda da tebliğ edebiliyor.

Bu süreçte kamuoyunun devlete olan güveni de ciddi biçimde azaldı. Razumkov Merkezinin verilerine göre, vatandaşların yüzde 71’i hükümete güvenmediğini ifade ediyor.

Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e destek oranı ise bu yılın mart ayı itibarıyla yüzde 69’dan yüzde 58’e geriledi.

Öte yandan temmuz ayında yapılan Gradus araştırması, Ukraynalıların yüzde 69’unun hükümet karşıtı protestoları desteklediğini, yüzde 43’ünün ise bu gösterilere katılmaya hazır olduğunu ortaya koydu.

Mayıs 2024’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeler, askerlik çağına giren tüm erkeklerin iki ay içinde kayıt bilgilerini güncellemesini zorunlu kıldı. Bu kurala uymayanlara para cezası ve ehliyetin iptali gibi sosyal kısıtlamalar uygulanıyor.

Yeni yasayla birlikte çağrı belgeleri, kişiye teslim edilmemiş olsa bile tebliğ edilmiş sayılıyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, 2024 sonunda genel muafiyetleri askıya almış ve sadece savunma sanayiinde en az 20 bin grivna maaşla çalışanların tecil hakkına sahip olacağını duyurmuştu.

Bu yılın ilk dokuz ayında Ukrayna’da orduya karşı işlenen suçlarla ilgili 168 bin 200 dava açıldı. Bu sayı, 2024’ün aynı dönemine göre üç kat, 2022’ye göre ise 11 kat artış anlamına geliyor.

Şubat 2022’den bu yana orduda toplam 314 bin 267 suç dosyası açıldı. Bu dosyaların büyük bölümünü izinsiz ayrılma (231 bin 490), firar (53 bin 397), askerlikten kaçma (12 bin 528) ve emre itaatsizlik (6 bin 474) suçlamaları oluşturuyor.

Haberde, 2024’te Ukrayna’da her bin askere 112 davanın düştüğü, Rusya’da ise bu oranın 14’te 1 olduğu bilgisine yer verildi. Yüksek sayılara rağmen, bu davalardan yalnızca 15 bini mahkemeye ulaştı.

Bunun yanı sıra Devlet Soruşturma Bürosu Başkanı Aleksey Suhaçov, askerlerin bu yılın ağustos ayına kadar gönüllü olarak birliklerine dönmelerine izin veren af düzenlemesi kapsamında yalnızca 29 bin askerin geri döndüğünü belirtti.

Milletvekili Kostenko, her ay 30 bin erkeğin seferber edildiğini ancak bunların 19 bininin kısa süre içinde kaçtığını söyledi.

2022-2024 döneminde Ukrayna makamları, çoğu Lviv, Zakarpattya, Ternopil ve İvano-Frankivsk oblastlarında olmak üzere 417 bin kayıp asker kaçağı vakası kaydetti.

Milletvekili Maryana Bezugla ise firarların başlıca nedenleri arasında yorgunluk, birlik rotasyonunun olmaması, yetersiz eğitim ve komuta kararlarına duyulan hoşnutsuzluğun bulunduğunu dile getirdi.

Muhalefete yönelik baskılar şiddetleniyor

2022’den bu yana 42 bin 296 Ukraynalı, siyasi ya da devlet güvenliğiyle ilgili suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bu alanda 2013’te bin 172, 2021’de 2 bin 847, 2022’de ise 11 bin 551 vaka kayıtlara geçmişti.

En yaygın suçlama, 10 bin 943 kişi hakkında dava açılan işbirlikçilik (Ceza Kanunu’nun 111-1. maddesi) oldu.

Bu davalardan birinde, Harkov oblastına bağlı Oskol kasabasından Valeriy Tkaç, Rusya’dan gelen insani yardımı koordine ettiği gerekçesiyle altı yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Diğer yaygın suçlamalar arasında vatana ihanet (5 bin 108 dava), Rusya’nın eylemlerini haklı gösterme (4 bin 419 dava) ve Rusya’ya yardım etme (bin 772 dava) yer aldı.

Kanadalı siyaset bilimci Ivan Katchanovski (Ottawa Üniversitesi), Jacobin dergisine yaptığı değerlendirmede, Zelenskiy’in savaşı muhalefeti tasfiye etmek ve otoriter kontrolü pekiştirmek için kullandığını söyledi:

“Zelenskiy, Rusya’nın işgalini ve savaşı, siyasi muhalefetin ve potansiyel rakiplerinin çoğunu ortadan kaldırmak ve büyük ölçüde anti-demokratik yönetimini pekiştirmek için bahane olarak kullandı.”

Estonya merkezli Postimees.ee haber portalı da Ukrayna’yı, “yargı denetimi olmadan yasak ve yaptırım uygulayabilen bir diktatörlük” olarak tanımladı.

Dokuzuncu yasama döneminden 59 milletvekili, çoğu yolsuzluk veya devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar nedeniyle yargılanıyor.

Eski muhalefet partisi Yaşam İçin Muhalefet Platformu milletvekili Fyodor Gristenko, Eylül 2024’te Dubai’den iade edilerek vatana ihanet suçlamasıyla tutuklandı.

Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi, bugüne dek 12 bin 400 kişi ve 8 bin 931 şirkete yaptırım uyguladı. ABD fonlarıyla desteklenen Çesno adlı kuruluş ise Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) desteğiyle hazırladığı “hainler kaydında” bin 666 kamu görevlisi ve 248 kültür insanını “ulusal güvenliği zayıflatmakla” suçladı.

Haziran 2022’de Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin kapatılması, Ukrayna’da siyasi baskının en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterildi.

Toplamda 11 muhalefet partisi, Rusya ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle askıya alındı veya yasaklandı.

Din adamları da baskı altında

Diğer yandan Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOK) ile Rus Ortodoks Kilisesi’nin 2024-2025 döneminde yasaklandığı biliniyor.

Ukrayna Güvenlik Teşkilatı (SBU) Başkanı Vasil Malyuk, 2022’den bu yana 170 rahip hakkında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.

Novovorontsivka Piskoposu Serafim ve Rahip Gavriil Kinasçuk gibi bazı din görevlilerinin, eylül ayında askerlik görevlileri tarafından gözaltına alındığı ve askeri birliklere gönderildiği bildirildi.

Ortodoks Gazeteciler Sendikası, beş çocuk babası Rahip Bogdan Matveyev’in bir dini tören sırasında zorla askere alındığını, daha sonra ise üç çocuk babası Rahip Nikolay Glan’ın cephede hayatını kaybettiğini duyurdu.

Diplomasi

İsrail-Türkiye geriliminde Azerbaycan devrede

Yayınlanma

İsrailli kaynaklar, Azerbaycan’ın İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliği hafifletmek için perde arkasında çalıştığını doğruladı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Nisan 2025’te İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir diyalog başlatmıştı.

O dönemde, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın başkanlık ettiği bir Türk heyeti ile dönemin ulusal güvenlik danışmanı Tzachi Hanegbi’nin başkanlık ettiği bir İsrail heyeti, Aliyev’in himayesinde Bakü’de görüşmelerde bulunmuştu.

Bu görüşmeler, Suriye’de iki ülke arasında uzun bir süre boyunca etkili bir şekilde işleyen bir operasyonel koordinasyon mekanizmasının kurulmasıyla sonuçlanmıştı.

Şu anda, gerginliğin tırmanmasına yol açabilecek yanlış hesaplamaları önlemek amacıyla bu mekanizmayı yeniden canlandırmak ve doğrudan diyaloğu yeniden başlatmak için çabalar sürüyor gibi görünüyor.

Ynet’e konuşan bir kaynak, Azerbaycanlı yetkililerin, her ikisi de Bakü’nün yakın müttefikleri olan İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bozulmasından derin endişe duyduklarını söyledi.

Bir Azerbaycanlı yetkili, “Siz [İsrail] ve Türkiye aklınızı mı kaçırdınız? Siz bizim dostumuzsunuz, Türkiye de bizim dostumuz. Allah korusun, siz savaşmaya başlarsanız biz ne yapacağız? İşte bu yüzden gerilimi derhal azaltmak önemli,” dedi.

ABD de gerilimi azaltmak için perde arkasında çaba gösteriyor fakat İsrail’de ABD temsilcisi Tom Barrack’a karşı belirgin bir güvensizlik var. Cuma günü verdiği bir röportajdaki açıklamaları, hafta sonu boyunca Savunma Bakanı Israel Katz’dan alışılmadık bir tepkiye yol açtı.

Bu durum, Azerbaycan’ı özellikle avantajlı bir konuma getiriyor. Bakü, hem İsrail’in hem de Türkiye’nin güvenini kazanmış durumda ve daha önce bu iki ülke arasındaki uçurumları kapatabileceğini kanıtlamıştı.

Azerbaycan halihazırda Suriye’ye insani yardım gönderiyor, ülkedeki normalleşme sürecini destekliyor ve Suriye’yi önemli bir enerji potansiyeline sahip bir ülke olarak görüyor.

Sonuç olarak, Bakü’nün İsrail ile Türkiye arasında bir çatışmanın önlenmesi ve daha önce Suriye’deki gerginliğin kontrol altında tutulmasına yardımcı olan koordinasyon mekanizmalarının yeniden kurulmasında açık bir stratejik çıkarı bulunuyor.

Azerbaycan’ın gerginliği azaltma çabalarının yanı sıra, Axios’un haberine göre Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin Suriye üssüne düzenlenen saldırının ardından Mossad Başkanı Roman Gofman ile bir araya geldiğini bildirdi.

Konuya yakın kaynaklar, görüşmenin olumlu geçtiğini belirtti.

Şeybani pazar günü Reuters’a yaptığı açıklamada, saldırının ardından İsrail ile temasların askıya alındığını fakat Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda müzakerelerin yakında yeniden başlamasını beklediğini söyledi.

Şeybani, “Suriye şu anda İsrail’e güvenmiyor, ancak diplomasiye el uzatıyor ve İsrail’i bu tarihi fırsatı değerlendirmeye çağırıyor,” dedi.

Öte yandan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gerilim hakkında açıklamalarda bulundu.

Barrack, Türkiye’nin İsrail ile gerginliğin tırmanmasına rağmen itidal sergilediğini ve askeri bir çatışma peşinde olmadığını söyledi. 

Diplomat şöyle konuştu:

“Türklerin, istihbarat teşkilatının, üst düzey yetkililerinin, dışişleri bakanının, cumhurbaşkanının ve istihbarat başkanının hepsinin itidale odaklandığını biliyorum. Onlar saldırgan değiller.”

Barrack, Suriye konusunda ilişkilerin hızla bozulmasına ve gerginliğin artmasına rağmen Ankara’nın “İsrail’e saldırmak ya da herhangi bir tür fiziksel çatışma ya da düşmanca ilişkiye girmekle ilgilenmediğini” de sözlerine ekledi.

İsrail’in kamu yayın kuruluşu KAN, ismi açıklanmayan bir savunma yetkilisine atıfta bulunarak, İsrail ve Türkiye’nin Suriye konusunda gerginlikleri önlemek amacıyla gizli arka kanal temasları kurduğunu bildirdi.

Kaynak, “İsrail’in Türkiye’yi düşman haline getirme gibi bir niyeti yok. [Fakat] mesajlar işe yaramadığında, İsrail harekete geçmek zorunda kalıyor,” dedi.

Habere göre İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını, özellikle de hava üstünlüğünü tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları ve füzelerin konuşlandırılmasını bir kırmızı çizgi olarak görüyor.

Bu açıklamalar, cumartesi gecesi İsrail’in “Türkiye ile gerginliğin tırmanmasından yana olmadığını” belirterek, İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne düzenlediği saldırının ardından tırmanan gerginliği yatıştırmaya çalışan Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın sözlerini yansıtıyor.

Sa’ar, “Mevcut durumu korumaya kararlıyız. Suriye’de Türk üslerinin kurulmasını kabul etmeyeceğiz,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump dev ekonomik yaptırımlarla tehdit etti, İran tüm petrol ihracatını durdurmakla yanıt vereceğini söyledi

Yayınlanma

ABD, pazartesi günü İran’ın ticaret ortaklarını hedef alan ekonomik yaptırımları devreye sokmaya hazırlanırken, Tahran’ı kendi ifadesiyle “şimdiye kadar seferber edilmiş en büyük mali saldırı” ile tehdit etti.

İran ise buna karşılık, “ekonomik savaşın devam etmesi halinde” Körfez’den yapılan tüm petrol ihracatını durdurma sözü verdi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana neredeyse kesintisiz ekonomik yaptırımlara maruz kalan İran’a karşı daha da ağır önlemler açıklama vaatleri eşliğinde pazartesi günü ABD doğu saatiyle 13.00’te (17.00 GMT) basın toplantısı düzenleyecek.

Bessent, pazar günü Financial Times’ta yayımlanan görüş yazısında, “Şafakla birlikte ekonomik D-Day başlıyor — bir düşmana karşı şimdiye kadar seferber edilmiş en büyük mali saldırı,” diye yazdı.

Savaşan taraflar haftalardır birbirlerine karşı askeri saldırı düzenlemedi ancak altı aydır devam eden çatışmayı sona erdirmek için anlamlı müzakerelere de girişmedi.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılara başlamasından bu yana çoğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Saldırılar İran’ın konvansiyonel askeri kapasitesinin büyük bölümünü zayıflatırken ekonomiye de ağır zarar verdi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesiyle sonuçlandı.

Ancak İran, Körfez’deki ABD müttefiklerine ve ABD üslerine saldırabilecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerini tehdit edebilecek ölçüde füze ve insansız hava aracı kapasitesini korudu. Bu durum, kritik önemdeki su yolundaki deniz taşımacılığını neredeyse durma noktasına getirirken küresel akaryakıt fiyatları üzerinde de baskı oluşturdu. Amerikalılar ve İsraillilerin tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediği İran’ın nükleer programının mevcut durumu ise tam olarak bilinmiyor.

Bessent, alınacak belirli önlemlere ilişkin ayrıntı vermeden, ABD’nin İran ekonomisi ve finans sistemiyle ilişki kurarak “yatıştırma” politikası izleyen “korkak ülkeleri” hedef alacağını söyledi.

Financial Times’taki yazısında, “Onu ayakta tutmanın sonuçlarını iyi düşünseler yerinde olur,” ifadelerini kullandı.

İran ise günlerdir yaptırımlara hazırlanıyor ve büyük çaplı bir askeri karşılığa işaret eden sert ifadeli bir dizi açıklama yayımlıyor.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü ekonomik misilleme ihtimalini gündeme getirdi.

Rızai sosyal medya paylaşımında, “Ekonomik savaş devam ederse ne Hürmüz Boğazı’ndan ne de Basra Körfezi’nin herhangi bir yerinden tek damla petrol ihraç edilecek,” dedi. “İran, herhangi bir ülkenin Amerika’nın İran halkına karşı yürüttüğü ekonomik savaşa katılmasını veya destek vermesini savaş eylemi olarak değerlendirecektir” diye ekledi.

Bessent daha önce Çin’e ABD ile işbirliği yapması çağrısında bulunmuş, Çin’in tarihsel olarak petrol ithalatının yarısını Körfez bölgesinden karşıladığına dikkat çekmişti. Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü ise buna, “yaptırımlar ve baskının sorunun çözümüne yardımcı olmadığını” belirten ve diplomasi çağrısı yapan bir açıklamayla karşılık verdi.

İran ekonomisi, ABD ve İsrail saldırılarının altyapının bazı bölümlerini tahrip etmesinden önce de uluslararası yaptırımların baskısı altındaydı.

Ancak İran savaşa yüksek enflasyon, değer kaybeden para birimi, enerji kıtlığı ve yaptırımlarla girdi. Şimdi ise bunlara hasar görmüş altyapı, kesintiye uğrayan ticaret, üretim kayıpları ve yeniden inşa maliyetleri de eklendi.

ABD ile İran arasında, en son haziran ayında İsviçre’de gerçekleştirilen resmi yüz yüze görüşmelerin ardından yeni bir doğrudan müzakere yapılmaması üzerine Katar, Pakistan ve Türkiye dahil diğer ülkeler diplomatik süreci teşvik etmeye çalıştı.

İran, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in bölgede barış ve güvenliğin yeniden sağlanmasına yönelik çabalar kapsamında pazartesi günü Tahran’ı ziyaret edeceğini açıkladı.

Pakistan çatışmada arabuluculuk yapıyor. Pakistan hükümetinden bir kaynak da Münir’in, ABD’nin yeni yaptırım tehdidi dahil son gelişmeleri ele alacağını söyledi.

Savaş sırasında ABD ve İsrail’in İran’a, İsrail’in de Lübnan’a düzenlediği saldırılarda binlerce kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi yerinden edildi. ABD ise 18 askeri personelinin öldüğünü ve 750’den fazla personelinin yaralandığını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran savaşı, ABD’nin enerji alanındaki liderliğini ortadan kaldırdı

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik askerî harekatı, küresel enerji tedarikinde yaşanan aksamalar nedeniyle ülkenin enerji alanındaki üstünlüğünü ve iç piyasadaki fiyat dengesini zora soktu. Financial Times’ın değerlendirmesine göre Ortadoğu’daki çatışmaların ardından tırmanan akaryakıt fiyatları, rekor kamu borcu ve yükselen faizler, iktidardaki Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki ara seçimlerdeki konumunu ciddi biçimde tehdit ediyor.

İran savaşı nedeniyle enerji üstünlüğü sarsılan ABD’de tırmanan akaryakıt fiyatları, Trump yönetimini ekonomik baskıya soktu.

The Financial Times gazetesinin aktardığına göre, Amerikalı enerji danışmanı Art Berman, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın Washington’ın enerji alanındaki liderliğini fiilen ortadan kaldırdığını dile getirdi.

Berman, Ortadoğu’daki çatışmaların yol açtığı enerji arzı kesintilerinin, Beyaz Saray’ın iç piyasada fiyatları dizginleme aracı olarak öne sürdüğü ABD yerli petrol üretimindeki mütevazı artışı gölgede bıraktığını belirtti.

Trump’ın başlattığı savaşı ABD’nin enerji avantajını heba etmek olarak nitelendiren Berman, “Mevcut yönetimin ve muhtemelen Franklin Roosevelt’ten bu yana görev yapan her yönetimin enerjiyle ilgili sorunları anlamadığını düşünüyorum. Bu alandan kesinlikle anlamıyorlar” değerlendirmesini yaptı.

ABD dünyanın en büyük petrol üreticisi olma konumunu sürdürse de Enerji Enformasyon İdaresi cari yıl sonunda üretimdeki artışın günlük yalnızca 200 bin varil düzeyinde kalacağını öngörüyor.

Analistler ise Ortadoğu’daki çatışmalar neticesinde Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen günlük yaklaşık 20 milyon varillik sevkiyatın kesintiye uğradığına işaret ediyor.

Haberde aktarıldığı üzere Trump’ın ekonomi programı ağır sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. ABD kamu borcu 40 trilyon dolarla tarihi zirvesine ulaşırken akaryakıt fiyatları hızla tırmanıyor ve konut kredisi faizleri yüzde 6,6 seviyesini aşıyor.

İran ile yaşanan savaş, Trump’ın enerji fiyatlarını düşürme vaatlerini de boşa çıkardı. Ülkede benzin fiyatları yüzde 40 artışla galon başına 4,11 dolara, dizel yakıt ise 5,58 dolara fırladı.

Yıllık tüketici enflasyonu mayıs ayında yüzde 4,2 ile son üç yılın en yüksek seviyesine çıktıktan sonra temmuz ayında yüzde 3,4 düzeyine geriledi.

Tüketici harcamaları ve teknoloji devlerinin yapay zeka altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlarıyla desteklenen ekonomik büyümenin direncini korumasına karşın fiili gayrisafi yurt içi hasıla verileri beklentilerin belirgin şekilde altında kalıyor.

ABD ekonomisi geçen yılı yüzde 2,1 büyüme ile tamamlarken 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 1,5 büyüdü. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise bu oran için yüzde 3 seviyesini hedefliyordu.

Financial Times adına Focaldata tarafından gerçekleştirilen bir anket, Trump döneminde seçmenlerin maddi durumunun kötüleştiğini ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarına göre seçmenler enflasyonla ve hayat pahalılığıyla mücadele konusunda Cumhuriyetçilerden ziyade Demokratlara güven duyuyor.

Bu veriler, akaryakıt, mal ve kredi fiyatlarını artıran İran savaşına yönelik seçmen tepkisinin gölgesinde, Trump ve partisinin kasım ayındaki ara seçimlerde büyük zorluklarla karşılaşacağına işaret ediyor.

Analiz kuruluşu Decision Desk HQ (DDHQ) tarafından yapılan projeksiyona göre Demokrat Parti, Kongre’de Temsilciler Meclisi çoğunluğunu elde edecek ve Cumhuriyetçilerin Senato’daki gücünü zayıflatacak düzeyde sandalye kazanabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English