Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ukrayna’da asker kaçaklarının sayısı ve siyasi davalar artışta

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor artış yaşandığını ortaya koydu. Savaş yorgunluğu ve artan toplumsal hoşnutsuzluk, askerlikten kaçma vakalarını da artırdı.

Ukrayna Başsavcılığı verileri, bu yıl içinde devlet güvenliği ve orduya karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalarda rekor bir artış yaşandığını ortaya koydu.

Başsavcılığa göre, bu yılın ocak-eylül döneminde söz konusu suçlar kapsamında 177 bin ceza davası açıldı. Söz konusu rakam, 2024’ün aynı dönemine göre 2,6 kat, 2022’ye göre ise yedi katlık bir artışa işaret ediyor.

Şubat 2022’den bu yana 356 binden fazla kişi siyasi soruşturmalarla karşı karşıya kaldı.

Bu süreçte seferberliğin bir cezalandırma aracına dönüştüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı, ağustosta yayımladığı raporda Ukrayna’da keyfi gözaltılar, işkence, insanlık dışı muamele ve yargısız infazlar gibi ciddi insan hakları sorunları tespit ettiğini açıklamıştı.

Askerden kaçanlar artıyor

Savaş kayıpları büyürken ve toplumda yorgunluk hissi artarken Kiev yönetiminin politikaları da daha katı bir hâl aldı.

Ağustos ayında yapılan Gallup anketine göre, Ukraynalıların yüzde 69’u çatışmaların sona ermesini isterken, sadece yüzde 24’ü savaşın sürdürülmesini destekliyor. Bu tablo, 2023 verilerinin tam tersi bir durumu gösteriyor.

Ukrayna’da 2022 başından bu yana 12 bin 528 askerlikten kaçma vakası soruşturuldu. Ancak yetkililer, bu sayının sorunun yalnızca küçük bir kısmını yansıttığını belirtiyor.

Askerlik şubeleri, çoğu zaman yoklama kaçaklarını doğrudan gözaltına alarak hapis yerine zorunlu askerliğe öncelik veriyor.

Verhovna Rada (parlamento) milletvekili Roman Kostenko, temmuz ayında yaptığı açıklamada 1,5 milyon erkek vatandaşın kayıt yaptırmadığını veya askerlik bilgilerini güncellemediğini söylemişti.

Başsavcılık verilerine göre, 2022’den bu yana askerlikten kaçma davalarının yüzde 45’i mahkemeye sevk edilirken, siyasi suçlarda bu oran yüzde 11’de kaldı.

Öte yandan, bu yılın haziran ayı itibarıyla askerlik şubesi çalışanlarına yönelik 900 dava açıldığı ancak henüz hiçbir mahkûmiyet kararı verilmediği bildirildi.

Güvensizlik büyüyor

Ukrayna, Şubat 2022’den bu yana genel seferberlik durumunu sürdürüyor.

Bu kapsamda 18-60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesi yasaklanırken, bu kişilerin kayıtlarını güncel tutması zorunlu kılındı. Çağrıya uymamak idari cezayla sonuçlanıyor, tekrarlayan ihlaller ise Ceza Kanunu’nun 336. maddesi uyarınca üç ila beş yıl hapis cezası gerektiren bir suç sayılıyor.

Seferberlik kuralları zaman içinde defalarca sıkılaştırıldı. TSN.ua haber portalının aktardığına göre, askerlik merkezleri artık çağrı kâğıtlarını ulaşım merkezleri, pazar yerleri ve alışveriş merkezleri gibi halka açık alanlarda da tebliğ edebiliyor.

Bu süreçte kamuoyunun devlete olan güveni de ciddi biçimde azaldı. Razumkov Merkezinin verilerine göre, vatandaşların yüzde 71’i hükümete güvenmediğini ifade ediyor.

Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e destek oranı ise bu yılın mart ayı itibarıyla yüzde 69’dan yüzde 58’e geriledi.

Öte yandan temmuz ayında yapılan Gradus araştırması, Ukraynalıların yüzde 69’unun hükümet karşıtı protestoları desteklediğini, yüzde 43’ünün ise bu gösterilere katılmaya hazır olduğunu ortaya koydu.

Mayıs 2024’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeler, askerlik çağına giren tüm erkeklerin iki ay içinde kayıt bilgilerini güncellemesini zorunlu kıldı. Bu kurala uymayanlara para cezası ve ehliyetin iptali gibi sosyal kısıtlamalar uygulanıyor.

Yeni yasayla birlikte çağrı belgeleri, kişiye teslim edilmemiş olsa bile tebliğ edilmiş sayılıyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, 2024 sonunda genel muafiyetleri askıya almış ve sadece savunma sanayiinde en az 20 bin grivna maaşla çalışanların tecil hakkına sahip olacağını duyurmuştu.

Bu yılın ilk dokuz ayında Ukrayna’da orduya karşı işlenen suçlarla ilgili 168 bin 200 dava açıldı. Bu sayı, 2024’ün aynı dönemine göre üç kat, 2022’ye göre ise 11 kat artış anlamına geliyor.

Şubat 2022’den bu yana orduda toplam 314 bin 267 suç dosyası açıldı. Bu dosyaların büyük bölümünü izinsiz ayrılma (231 bin 490), firar (53 bin 397), askerlikten kaçma (12 bin 528) ve emre itaatsizlik (6 bin 474) suçlamaları oluşturuyor.

Haberde, 2024’te Ukrayna’da her bin askere 112 davanın düştüğü, Rusya’da ise bu oranın 14’te 1 olduğu bilgisine yer verildi. Yüksek sayılara rağmen, bu davalardan yalnızca 15 bini mahkemeye ulaştı.

Bunun yanı sıra Devlet Soruşturma Bürosu Başkanı Aleksey Suhaçov, askerlerin bu yılın ağustos ayına kadar gönüllü olarak birliklerine dönmelerine izin veren af düzenlemesi kapsamında yalnızca 29 bin askerin geri döndüğünü belirtti.

Milletvekili Kostenko, her ay 30 bin erkeğin seferber edildiğini ancak bunların 19 bininin kısa süre içinde kaçtığını söyledi.

2022-2024 döneminde Ukrayna makamları, çoğu Lviv, Zakarpattya, Ternopil ve İvano-Frankivsk oblastlarında olmak üzere 417 bin kayıp asker kaçağı vakası kaydetti.

Milletvekili Maryana Bezugla ise firarların başlıca nedenleri arasında yorgunluk, birlik rotasyonunun olmaması, yetersiz eğitim ve komuta kararlarına duyulan hoşnutsuzluğun bulunduğunu dile getirdi.

Muhalefete yönelik baskılar şiddetleniyor

2022’den bu yana 42 bin 296 Ukraynalı, siyasi ya da devlet güvenliğiyle ilgili suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bu alanda 2013’te bin 172, 2021’de 2 bin 847, 2022’de ise 11 bin 551 vaka kayıtlara geçmişti.

En yaygın suçlama, 10 bin 943 kişi hakkında dava açılan işbirlikçilik (Ceza Kanunu’nun 111-1. maddesi) oldu.

Bu davalardan birinde, Harkov oblastına bağlı Oskol kasabasından Valeriy Tkaç, Rusya’dan gelen insani yardımı koordine ettiği gerekçesiyle altı yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Diğer yaygın suçlamalar arasında vatana ihanet (5 bin 108 dava), Rusya’nın eylemlerini haklı gösterme (4 bin 419 dava) ve Rusya’ya yardım etme (bin 772 dava) yer aldı.

Kanadalı siyaset bilimci Ivan Katchanovski (Ottawa Üniversitesi), Jacobin dergisine yaptığı değerlendirmede, Zelenskiy’in savaşı muhalefeti tasfiye etmek ve otoriter kontrolü pekiştirmek için kullandığını söyledi:

“Zelenskiy, Rusya’nın işgalini ve savaşı, siyasi muhalefetin ve potansiyel rakiplerinin çoğunu ortadan kaldırmak ve büyük ölçüde anti-demokratik yönetimini pekiştirmek için bahane olarak kullandı.”

Estonya merkezli Postimees.ee haber portalı da Ukrayna’yı, “yargı denetimi olmadan yasak ve yaptırım uygulayabilen bir diktatörlük” olarak tanımladı.

Dokuzuncu yasama döneminden 59 milletvekili, çoğu yolsuzluk veya devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar nedeniyle yargılanıyor.

Eski muhalefet partisi Yaşam İçin Muhalefet Platformu milletvekili Fyodor Gristenko, Eylül 2024’te Dubai’den iade edilerek vatana ihanet suçlamasıyla tutuklandı.

Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi, bugüne dek 12 bin 400 kişi ve 8 bin 931 şirkete yaptırım uyguladı. ABD fonlarıyla desteklenen Çesno adlı kuruluş ise Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) desteğiyle hazırladığı “hainler kaydında” bin 666 kamu görevlisi ve 248 kültür insanını “ulusal güvenliği zayıflatmakla” suçladı.

Haziran 2022’de Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin kapatılması, Ukrayna’da siyasi baskının en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterildi.

Toplamda 11 muhalefet partisi, Rusya ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle askıya alındı veya yasaklandı.

Din adamları da baskı altında

Diğer yandan Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOK) ile Rus Ortodoks Kilisesi’nin 2024-2025 döneminde yasaklandığı biliniyor.

Ukrayna Güvenlik Teşkilatı (SBU) Başkanı Vasil Malyuk, 2022’den bu yana 170 rahip hakkında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.

Novovorontsivka Piskoposu Serafim ve Rahip Gavriil Kinasçuk gibi bazı din görevlilerinin, eylül ayında askerlik görevlileri tarafından gözaltına alındığı ve askeri birliklere gönderildiği bildirildi.

Ortodoks Gazeteciler Sendikası, beş çocuk babası Rahip Bogdan Matveyev’in bir dini tören sırasında zorla askere alındığını, daha sonra ise üç çocuk babası Rahip Nikolay Glan’ın cephede hayatını kaybettiğini duyurdu.

Diplomasi

İran: Pakistan Genelkurmay Başkanı pazartesi günü Tahran’ı ziyaret edecek

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bakanlık tarafından pazar günü yapılan açıklamaya göre, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasına yönelik çabaları sürdürmek üzere pazartesi günü Tahran’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Pakistan, şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan İran-ABD müzakerelerinde arabuluculuk rolü üstlendi.

Pakistan hükümetinden iki kaynak, Münir’in ziyaretini Reuters’a doğruladı. Kaynaklardan ilki, İran ile Pakistan’ın doğrudan temas halinde olduğunu söyledi.

İkinci kaynak ise görüşmelerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a daha ağır yaptırımlar uygulama tehdidi de dahil olmak üzere çatışmadaki son gelişmelerin ele alınacağını belirtti.

Kaynak, “Münir, İranlı liderlerle İslamabad’ın mutabakat zaptı çerçevesindeki barış girişimini, Trump’ın uyarısını, Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan Anlaşması sonrasındaki durumu ve Husilerle ilgili meseleleri görüşecek” dedi.

Ziyaret, İran’ın, İslam Cumhuriyeti’nin zaten zor durumda olan ekonomisi üzerindeki baskıyı daha da artırabilecek yeni ABD yaptırımları planına askeri karşılık verme tehdidinde bulunduğu ve gerilimin yükseldiği bir dönemde gerçekleşecek.

Ziyaret ayrıca, ABD’li yetkililerin İran’a karşı “tarihin en ağır yaptırımları” olacağını söylediği planlanan yaptırımların ayrıntılarının pazartesi günü açıklanmasıyla aynı güne denk gelecek.

Trump, İran’ı tecrit etme çabaları kapsamında, “İran’a herhangi bir türden can simidi sağlayan” her ülkeyi ekonomik sonuçlarla karşı karşıya kalacağı konusunda tehdit etmişti.

Hürmüz Boğazı’ndaki petrol sevkiyatları neredeyse tamamen durmuş durumda. Tahran, su yolu üzerindeki kontrolü elinde tutmaya devam ederken, ülke ekonomisi de hâlihazırda yaptırımların ağır baskısı altında.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English