Amerika
Venezuela’ya karşı yaptırımlar: ABD’nin umdukları ve buldukları

Çevirmenin notu: 2017 yılının sonu ve 2018’in başı Venezuela için son derece zorlu bir dönemdi. Eski ABD Başkanı Donald Trump, yanına aldığı John Bolton ile birlikte Venezuela’daki Bolivarcı yönetime karşı önce darbe teşebbüsünde bulundu, bu başarısız olunca sıkı bir ambargo rejimi yürürlüğe koydu. Bu uygulama Biden’ın göreve gelmesinden sonra da sürdürüldü.
Trump, Caracas’a ABD mali piyasasında Venezuela Hazine tahvillerinin ticaretini ve Venezuela devlet enerji şirketi PDVSA ile iş yapılmasını yasaklayan yaptırımlar getirmişti. Buna ilave olarak pek çok hükümet yetkilisi de kara listeye alındı.
2021’in son baharında Biden yönetimi, Maduro hükümeti ve Washington destekli muhalefet arasında askıya alınan müzakerelerin yeniden başlaması için bazı yaptırımları kaldırma kararı aldı ama bu, son derece alengirli bir tezgahtı. Chevron’a sağlanan yaptırım muafiyetinden sonra Caracas’ın iyi niyet jesti olarak şirketle sözleşme yapmasına rağmen şartlar son derece aleyhineydi. Sonuç olarak ambargo devam ediyor ve bu, ülke açısından uzun vadeli zararlar getiriyor.
Yaptırımlar: Uzun oyun
Ricardo Vaz
Venezuelanalysis.com
12 Temmuz 2023
Venezuelanalysis’ten Ricardo Vaz, rejim değişikliğini tetiklememiş olsalar da yaptırımların Venezuela’nın egemenliğine uzun vadede zarar verdiğini savunuyor.
Geçtiğimiz altı yılda ABD’nin Venezuela’ya yönelik dış politikası tek kelimeyle özetlenebilir: yaptırımlar. Bunun tek taraflı hükmünü ilan eden bir “geçici hükümetin” desteklenmesi gibi başka yönleri de oldu. Ancak ekonomik zorlayıcı tedbirler hem yaygın olarak kullanılmaları hem de Venezuela halkı üzerindeki etkileri bakımından ön planda ve merkezde yer aldı.
Son aylarda çok taraflı örgütlerden, bazı Demokrat yetkililerden ve hatta dış politika uzmanlarından yaptırımların hafifletilmesi yönünde gelen çağrılar giderek arttı. İlk grup Venezuelalı sivillerin toplu olarak cezalandırıldığına, ikincisi artan göçün ABD sınırları üzerinde yarattığı baskıya işaret ederken, üçüncü grup ise politikaların “başarısız” olduğunu savunuyor.
Bu “başarısızlığın” ne anlama geldiğini ortaya koymakta yarar var. ABD’nin politikaları, rejim değişikliğini tetiklemek ve Bolivarcı Devrimi alaşağı etmek olarak ilan edilen birincil hedeflerinde mutlak anlamda başarısız oldu. Fakat daha geniş bir perspektiften bakıldığında yaptırımlar, son aylarda şekillenmeye başlayan bazı kayda değer uzun vadeli sonuçlar doğuruyor.
Kişiye özel izinler
Pek çok siyasi analist ABD hükümetini, Amerikan şirketleri namına müşterek bir satış temsilcisi ve polis olarak ele alacaktır. Döner kapılar ve arsız lobicilik göz önüne alındığında, ki geçmiş tarihten bahsetmeye gerek yok, bu ilk yaklaşım olarak çok iyi. Fakat ABD imparatorluğu gibi bir korporatokrasi için bile tümüyle geçerli değil.
Trump yönetiminin Chevron gibi şirketleri söz konusu Karayip ülkesindeki faaliyetlerini durdurmaya zorladığı Venezuela’ya dönük yaptırım politikası bunun en iyi örneğiydi. Amaç basitti: kısa vadede kaybetmek ama Maduro hükümeti devrildikten sonra şirketler çok daha iyi koşullarda geri dönecekti.
Maduro devrilmese de Chevron nihayetinde geri döndü. Kasım 2022’de, yoğun lobi faaliyetlerinin ardından ABD Hazinesinden şirketin Venezuela devletine vergi veya telif ücreti ödemesini engelleyen maddeler nedeniyle pek çok tartışmaya neden olan bir izin aldı.
Bu sorumluluklar (Chevron’un azınlık hissesine sahip olduğu) ortak girişimlere ait olduğundan, bu daha çok muğlak olabilir. Fakat ABD’li petrol devi, kamuoyuna açıklanmayan bir sözleşme kapsamında Venezuela’nın PDVSA’sına ait borcun bir kısmını yavaş yavaş telafi etti. Ayrıca Venezuela hükümetinin PDVSA’nın bu görevleri münhasıran yerine getirmesini talep eden düzenlemelere “esnek” bir yaklaşım sergilemesiyle satış ve petrol sahası operasyonları üzerinde de kontrol sahibi oldu. Özetle, işler Chevron’un şartlarına göre yürütülüyor.
Genel yaptırım mimarisini yürürlükte tutarken Venezuela’nın çıkarlarını sınırlamak üzere çizilen Chevron izni emsal teşkil etmeye hazırlanıyor. Diğer bazı şirketlerin de benzer izinler talep edeceği söyleniyor.
Bölge dışı erişim
Chevron’a izin verilmesinden birkaç ay önce Biden yönetimi Avrupa’daki enerji krizini hafifletmeye çalışırken ABD Hazinesinden İtalyan Eni ve İspanyol Repsol’a PDVSA ile borç karşılığı petrol anlaşmaları yapmaları konusunda yeşil ışık yakıldı.
Venezuela tarafı için çok az fayda sağlayan şartlara rağmen Maduro hükümeti iyi niyet göstergesi olarak anlaşmayı kabul etti ve bu fırsatı düşük kaliteli seyreltilmiş ham petrol (DCO) stoklarını eritmek için kullandı. PDVSA, birkaç sevkiyatın ardından şartları yeniden müzakere etmek üzere Ağustos 2022’de anlaşmayı askıya aldı. Ham petrol sevkiyatları o zamandan sonra yeniden başladı ama koşullar bilinmiyor.
Bir başka gelişme de ocak ayında Washington’un Trinidad & Tobago’ya, ülkenin Karayip Denizi’ndeki önemli açık deniz rezervlerinden doğalgaz ithal etmek üzere Venezuela ile müzakerelere başlama yetkisi vermesiyle yaşandı. Trinidad, Avrupa pazarlarına tedarik sağlama konusunda ihracat merkezi olmayı umuyor ve projeleri “yedi kız kardeşten” bir diğeri olan Shell’e büyük fayda sağlayacak.
Fakat ABD, Venezuela’nın anlaşmanın bir parçası olarak herhangi bir nakit ödeme almaması koşulunu “dayattı”. Trinidad hükümeti gıda sevkiyatıyla ödeme yapma olasılığını gündeme getirdi, Caracas bu “sömürgeci” şartlara ateş püskürdü ve müzakereler devam ediyor.
Dikkat çekilmesi gereken ilk husus, ABD hükümetinin hiçbir Amerikan kuruluşunu içermeyen düzenlemelerde şartları dikte etmesinin saçma/çirkin olduğu. Ancak bu, yaptırım programının kapsamına borçlu olunan aşırı uyum. Trinidad, Shell, Eni ve Repsol kara listeye alınma riskini göze almak istemedikleri için her türlü iş teklifini önce Washington’a götürüyorlar.
İpotekli gelecek
Venezuela’nın petrol endüstrisini hedef alan birincil ve ikincil yaptırımların yanı sıra Trump yönetimi, PDVSA’nın ABD merkezli iştiraki CITGO’ya da el koyarak muhalefetin kontrolüne verdi. CITGO, rafinerileri hem Venezuela’nın ekstra ağır ham petrolü için bir varış noktası hem de son derece ihtiyaç duyulan yakıt ve seyrelticilerin kaynağı olduğu için kilit bir dişliydi.
Rafineri, eski “geçici hükümetin” resmi olarak ihmalkarlık olarak sınıflandırılan ama daha ziyade gizli anlaşma veya çıkar çatışmasına işaret eden bir dizi eyleminin ardından ciddi bir tehlike altında. Sonuç olarak CITGO, beş kadar şirketten gelen uluslararası tahkim kararlarını karşılamak için hisselerinin mahkeme kararıyla açık artırmaya çıkarılmasıyla karşı karşıya ve daha fazla davacı da sırada bekliyor.
Görev süresi Ocak 2021’de sona eren parlamentoya resmi olarak hesap veren geçici bir yönetim kurulu olan mevcut CITGO yönetimi, şu anda mahkeme dışı anlaşmalara varmak için alacaklılarla görüşüyor. Şirketi kurtarmak için çalıştığını iddia ediyor ama herhangi bir meşru devlet organına karşı hesap verme sorumluluğu yokken ülkenin çıkarlarını nasıl gözeteceğini düşünmek zor.
Dahası, kısa bir süre önce Venezuela’nın ihraç ettiği günlük 200 bin varili alacaklılara geri ödeme yapmak üzere bir fon oluşturmaya ayırması önerisini, başka bir deyişle, hala çok düşük olan petrol üretiminin dörtte birinden fazlasını, fazlaca sorgulanacak ve itiraz edilecek borçları karşılamak için ayırmayı ortaya attı.
CITGO yönetim kurulu başkanı Horacio Medina, gülünç bir şekilde bu miktarda ham petrolün şu anda Çin’e indirimli olarak satıldığını savunuyor. Ancak Venezuela’yı piyasa değerinin altında satış yapmaya zorlayan yaptırımlara son verilmesini talep etmek yerine PDVSA’yı yıllarca zor durumda bırakacak bir düzenlemeyle ülkenin hiç nakit almamasını tercih ediyor. Tabii ki bunun için de ABD’nin onayı gerekecek.
Bu tür bir tezgâhın kartopu gibi büyüyecek sonuçlarını anlamak zor değil. Mevcut vahim koşullarda petrol gelirlerinin azalması, Maduro hükümetini ve PDVSA’yı daha da zor bir müzakere pozisyonunda bırakacak ve dolayısıyla ülkenin çıkarlarının mümkün olduğunca en aza indirildiği anlaşmalara karşı daha savunmasız hale getirecektir.
Kalıcı sonuçlar
Venezuela’ya dönük kesintisiz rejim değişikliği çabaları genelde ülkenin başta petrol olmak üzere geniş doğal kaynaklarına ve ABD imparatorluğunun bunlar üzerinde kontrol sahibi olma niyetine işaret edilerek açıklanıyor. Daha derin bir mantık ise Chavez’in sosyalist projesinin Küresel Güney ve özellikle de Latin Amerika için bir umut ışığı olduğunu ve ABD’nin kendi “arka bahçesindeki” hegemonyasına bir tahkir olduğunu iddia ediyor.
Bu iki açıklama birbirini dışlayan açıklamalar değil. Yaptırımlar aslında bir taşla iki kuş vurmanın bir yolu. Şirketlerin lehine olan anlaşmaları dayatarak ve gelirlerini geleceğe ipotek ederek Washington, Venezuela’nın egemenliğinin hem yerel hem de bölgesel düzeyde doğuracağı tüm sonuçlarla birlikte altını oyuyor.
Zorlu koşullara rağmen Maduro hükümetinin eylemlerinden ve seçimlerinden hala kendisinin sorumlu olduğunu belirtmek gerek. Yanlış hesaplamalar ya da belirlenen hatalı önceliklere yaslanacak bir yol izlerse paçayı kurtaramaz. Birincisi ülke, finans piyasalarının bu tür onurlu davranışları ödüllendirdiği gibi son derece şaibeli bir varsayım altında borç taahhütlerini yerine getirme konusunda kesinlikle gereğinden fazla hevesli davrandı.
Bununla beraber kendisine uzatılan el, yalnızca son derece adaletsiz koşullarda mühlet sunan sıkı abluka tarafından inanılmaz derecede kısıtlandı. Ve hükümet bunu altyapıyı onarma, sosyal programları sürdürme ve nihayetinde seçimlerde rekabet etme ihtiyacıyla tartmak zorunda.
Yaptırımların rejim değişikliğini tetiklemekte başarısız olduğu kesin. Fakat Venezuela’dan çok uluslu şirketler lehine fedakârlıklar koparmaya yaradıkları düşünüldüğünde yakın zamanda ortadan kalkmayacakları da bir o kadar açık. Yaptırımlar sadece Venezuela halkının nefes almasını zorlaştırmak için tasarlanmadı, aynı zamanda uzun vadeli hasara yol açmayı da amaçlıyorlar.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika
Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.
Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.
Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.
Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.
Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.
İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı
Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”
Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.
WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.
Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.
Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü
WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.
Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.
İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.
OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.
Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi
Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.
OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”
Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.
OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










