Amerika
Veri merkezleri Ohio Senato seçiminde belirleyici eksen oldu

Ohio’daki çekişmeli ABD Senatosu yarışında Cumhuriyetçi Jon Husted ile Demokrat Sherrod Brown arasındaki rekabetin ana eksenini veri merkezleri oluşturuyor.
Bu yılın en çekişmeli ABD Senatosu yarışlarından biri veri merkezleri etrafında düğümleniyor.
Ohio’da görevdeki Cumhuriyetçi Senatör Jon Husted ile eski Demokrat Senatör Sherrod Brown arasındaki yarış, giderek daha tartışmalı hale gelen bu başlığın seçim döngüsündeki rolünü somutlaştırıyor.
Her iki taraf da konunun seçim sonucunu belirleyebileceğini düşünüyor. Ohio’daki sonucun ülke genelinde veri merkezlerine yönelik siyaset açısından bir gösterge olması bekleniyor.
Husted, 2024 yılında Başkan Yardımcısı Vance’in boşalan Senato koltuğunun kalan süresini tamamlamak üzere atanmasının ardından şimdi tam dönem için yarışıyor.
Aynı yıl kendi koltuğunu kaybeden tecrübeli senatör Brown ise geri dönmeyi hedefliyor. Çoğunluğu kazanmak adına kritik önem taşıyan bu koltuk, iki parti için de son derece çekişmeli bir hedef niteliğinde bulunuyor.
Fox News tarafından yapılan yakın tarihli bir ankette Brown yüzde 53, Husted ise yüzde 45 seviyesinde ölçüldü. Seçim analistleri Ohio Senato yarışını başa baş olarak nitelendiriyor.
Bu ivmeyi arkasına alan Brown’ın seçim kampanyası, veri merkezleri konusundaki geçmişini hedef alarak Husted’a yüklenmeye başladı. Şu ana kadar yayımlanan üç reklam filmi, Husted’ın 2019 ile 2025 yılları arasında vali yardımcılığı yaptığı dönemde veri merkezi yatırımcılarına sağlanan vergi indirimlerine verdiği desteği öne çıkardı.
Temmuz ayındaki bir seçim mitinginde konuşan Brown, “Jon Husted sürece öncülük etti, bu veri merkezlerini Ohio’ya getiren kilit isimdi. Milyarlarca dolarlık kıyak vergi anlaşmaları sağladı. Ohio halkı artık faturalarında binlerce dolar daha fazla ödüyor. İnsanların siyasetten nefret etmesinin sebebi tam olarak bu” dedi.
Husted’ın seçim kampanyası ise senatörün veri merkezi yatırımcılarının kamu hizmeti maliyetlerinden paylarına düşeni karşılamalarını sağlama çabalarına dikkat çekiyor.
Husted, geçen ay yatırımcıların maliyetleri üstlenmesini ve kullanılmayan elektriği şebekeye geri vermesini zorunlu kılacak federal bir standart getirilmesini öngören bir yasa teklifi sundu.
Husted’ın kampanya sözcüsü Amy Natoce şu açıklamayı yaptı:
“Senatör Husted, veri merkezi şirketlerinin kullandıkları elektriğin bedelini ödemesini ve fazla elektriği şebekeye geri vermesini şart koşan bir yasa teklifi sundu. Bu teklif, Amerika’nın büyüyen teknoloji altyapısını desteklerken Ohio’daki aileler için güvenilir ve karşılanabilir enerjiyi koruyan sağduyulu bir çözümdür. Sherrod Brown’ın Kongre’de bu konuya öncülük etmek için otuz yılı vardı. Bunun yerine hiçbir şey yapmadı ve seçim yılının ortasında aniden bunu önemsiyormuş gibi davranıyor.”
Brown’ın kampanya menajeri Patrick Eisenhauer, çarşamba günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Jon Husted, Ohio’ya yüzlerce veri merkezi getirilmesi sürecine liderlik etti ve yol açtığı fahiş kamu hizmeti tarifeleri için aileleri suçladı. Şimdi Husted, zehirli sicilinden o kadar endişeleniyor ki çıkar çevrelerindeki dostlarına ve kurumsal şirket arkadaşlarına başarısız kampanyasını kurtarmaları için yalvarıyor. Kendi topluluklarında veri merkezlerinin kurulup kurulmayacağına Jon Husted ve milyarder arkadaşları değil, Ohio halkı karar vermelidir” dedi.
Konunun yarışı etkileyecek kadar güçlü olduğuna dair işaretler bulunuyor. Senato Cumhuriyetçi kampanya kolu olan Ulusal Cumhuriyetçi Senatörler Komitesi (NRSC), bu hafta yapay zeka şirketlerine gönderdiği özel bir bilgi notunda, Brown’ın kampanyasının ana odağına veri merkezlerini almasının, Husted’ın kaybetmesi durumunda veri merkezlerine yönelik kamuoyu algısı açısından sıkıntı doğuracağını kaydetti.
NRSC, şirketlere kimin kazandığını, daha yüksek maliyetleri kimin ödediğini ve yerel toplulukların neden veri merkezlerini istemesi gerektiğini anlatarak hızla kendilerini daha iyi savunmaları çağrısında bulundu.
Amerikan Enerji Liderliği Enstitüsü’nü yöneten Cumhuriyetçi stratejist Chris Johnson, Husted’ın veri merkezi paniğine karşı moratoryum veya benzeri kısa vadeli çözümlere başvurmayarak ya da diğer uca aşırı kaymayarak uzun vadeli bir yaklaşım benimsediğini söyledi.
Johnson, “Bir senatör olarak bunun kendi yetki ve sorumluluk alanında olmamasının avantajına sahip. Fakat ortaya çıkıp bunun harika bir şey olduğunu, bütün sorunlarımızı çözeceğini, sanayisizleşme nedeniyle Ohio’da kaybettiğimiz tüm istihdamı bu tesislerin kurtaracağını söylememesi de bence akıllıca. Bunu yapmasına gerek olduğunu düşünmüyorum; faydalar zaten kendisini gösterecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Data Center Map verilerine göre Ohio’da 240 veri merkezi var ve yeni projeler de yolda.
Nvidia ve OpenAI, bu hafta Kentucky sınırındaki Ohio Nehri’nin karşısında yer alan Portsmouth’ta yeni bir “yapay zeka fabrikası” kurulacağını duyurdu.
Kimi bölge sakinleri ise şimdiden tepki göstermeye başladı. Grove City’deki yurttaşlar, büyük ölçekli veri merkezi projeleri ilerlemeden önce halk oylaması yapılmasını zorunlu kılacak bir tüzük değişikliğini kasım ayı oy pusulasına ekletmek için mücadele etti.
Eyalet çapındaki bir hareket olan Conserve Ohio ise ayda 25 megavattan fazla enerji tüketen veri merkezlerinin inşasını yasaklamak amacıyla eyalet anayasasında değişiklik yapılmasını talep ediyor.
Kamuoyu araştırmaları, veri merkezlerinin Amerikalıların çoğunluğu nezdinde rağbet görmediğini ortaya koyuyor. Public First tarafından temmuz ayında yapılan bir ankete katılanların yüzde 41’i yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına karşı çıkacağını belirtti.
Bu tablonun altı ay öncesine göre bir değişim gösterdiği, Demokrat seçmenlerin Cumhuriyetçilere kıyasla veri merkezlerine karşı çıkma olasılığının daha yüksek olduğu ve destek düzeyindeki gerilemenin her iki partide de görüldüğü tespit edildi.
Ülke genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 3 bin veri merkezi bulunurken, binden fazla merkez de farklı geliştirme aşamalarında yer alıyor.
Tepkiler, ülke çapında siyasetçilerin bu tesislere verdikleri desteği geri çekmelerine yol açıyor. New York Valisi Kathy Hochul ve Pensilvanya Valisi Josh Shapiro dahil olmak üzere birçok eyalet valisi, yeni veri merkezlerine yönelik moratoryum veya ağır kısıtlamalara imza attı.
Ohio’daki valilik adaylarının her ikisi de veri merkezi inşaatlarına kısıtlama getirilmesini savunuyor.
Demokrat aday Amy Acton, yatırımcıların şeffaf olmasını, tüm kamu hizmeti maliyetlerini karşılamasını, yalnızca sendikalı iş gücü kullanmasını, ayrıca çevre ve toplumsal kalkınma şartlarını yerine getirmesini sağlamak amacıyla “şartlı bir moratoryumu” desteklediğini bildirdi.
Cumhuriyetçi aday Vivek Ramaswamy ise seçilmesi halinde ilk gün bir başkanlık kararnamesi imzalayacağını ve veri merkezlerinin yerel halk için elektrik faturalarını ücretsiz kılması ile emlak vergilerini düşürmesi gibi şartları yerine getirmesini gerektiren bir yasa çıkana kadar yeni inşaatları durduracağını söyledi.
Johnson, Senato kampanyasındaki veri merkezi odaklı söylemin, Brown’ın veri merkezlerine en çok karşı çıkan Demokrat tabanı daha da hareketlendirme girişimi olduğunu ifade etti.
Johnson, “Bence yapmaya çalıştığı şey, sol kanadı taban stratejisiyle harekete geçirmek; daha sol eğilimli kesimlerden mümkün olduğunca yüksek katılım elde etmeye çalışıyor ve bu kitle veri merkezi meselesiyle kendine has bir şekilde motive oluyor” dedi.
Ohio merkezli Cumhuriyetçi stratejist Mark Walker, Brown’ın veri merkezlerine odaklanarak 2024’te kaybettiği sendika liderlerini yeniden kazanmaya çalıştığını söyledi.
Walker’a göre veri merkezi tartışması gündemde olsa da seçmenler için genel hayat pahalılığı kaygılarından muhtemelen daha geride kalıyor.
Walker, “İş ciddiye bindiğinde, çok az insan öncelikli olarak veri merkezlerine karşıtlık üzerinden oy kullanacaktır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“En azından bunun bölgesel bir faktörü var; yani tesislere ne kadar yakınsanız karşı olma ihtimaliniz o kadar artıyor, ne kadar uzaktaysanız Ohio’da veri merkezlerinin türemesi fikrinden o kadar az rahatsız oluyorsunuz. Burada ‘benim arka bahçemde olmasın’ (NIMBY) yaklaşımı var ve bu da meseleyi, araç kullanan herkesi etkileyen benzin fiyatları gibi bir konuya kıyasla daha zayıf bir siyasi güç haline getiriyor.”
Amerika
Bessent, ABD’nin mali gücünün dış politika aracı olarak kullanılmasını destekliyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Amerikan müttefiklerinin çıkarlarını ilerletmek amacıyla Washington’ın finansal gücünü bir dış politika aracı olarak kullanmasını savundu.
SMU Cox İşletme Fakültesi’nde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Bessent, “ABD’nin bilançosunu dış politika için kullanabileceğime inanıyorum. Dolayısıyla, bir dış politika hedefimiz var ve bu da Batı yarımkürede müttefikler oluşturmak,” dedi.
“Arjantin bu konuda öncüydü ve Milei hükümetinin sağlam politikalara sahip olduğuna inanıyordum,” diyerek Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei’nin hükümetine atıfta bulundu.
Geçen yıl ABD, Arjantin’e para birimini istikrara kavuşturmak ve ara seçimler öncesinde Milei’yi desteklemek amacıyla milyarlarca dolarlık bir destek paketi sağladı.
Bessent’in açıklamaları, Trump yönetiminin yabancı ülkelerin siyasetini ve ekonomisini şekillendirmek için ABD’nin mali kaynaklarını kullanmaya istekli olduğunu açıkça ortaya koydu.
Donald Trump yönetimi, Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki siyasi yarışları etkilemeye çalıştı ve bölgedeki ABD varlığını ve etkisini artırmak için adımlar attı.
Trump ayrıca, Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını emretti ve ABD ordusu, Karayipler’deki teknelere düzinelerce kişinin ölümüne yol açan çok sayıda saldırı düzenledi.
Bessent ayrıca, 31 Temmuz’da ABD’nin Japonya ile birlikte nadir görülen bir ortak yen alım müdahalesine katıldığından bahsetti.
Bu müdahale, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara sıçramasını önleme kararlılığının bir göstergesiydi.
Bessent, “Japon yenine müdahale ettiğimizde, Japonların, Japonya Merkez Bankası’nın ve Japon politika yapıcıların ne yapacağına dair oldukça iyi bir içgörüye sahibim,” dedi.
Bakan ayrıca, ABD’nin yıllık %3’lük bir büyüme elde edebilmesi halinde, büyüme yoluyla borç sorununu aşabileceğine inandığını belirtti.
Bessent, gelir sorunu değil, harcama sorunu olduğunu savunarak, ABD’nin harcamaları sınırlamaya çalışıp bunu %3’lük büyümeyle birleştirmesi halinde, “Büyüme yoluyla bu durumdan kurtulabiliriz,” diye ekledi.
ABD’nin toplam ulusal borcu kısa süre önce 40 trilyon doları aştı ve yıllık mali açığın 30 Eylül’de sona erecek mali yılın sonunda 2 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor.
İran krizini atlatacaklarını savunan Bessent, Amerikan ekonomisinin temelinin “çok, çok sağlam” olduğunu ve üstelik yeniden hızlandığını ekledi.
Bessent, geçen yıl kabul edilen büyük vergi yasasındaki teşviklerin yeni üretim tesislerinin inşasına yol açtığını ileri sürerek, Pepsi’nin Arizona’daki Frito-Lay fabrikasını genişletmesini, Winnebago’nun bir bataryapil fabrikası satın almasını ve Boeing’in Dreamliner kapasitesini artırmasını örnek gösterdi.
Harcama tarafında ise Bessent, bütçe açığını azaltmaya yönelik bir mali konsolidasyon planı üzerinde Yönetim ve Bütçe Ofisi Direktörü Russ Vought ile birlikte çalıştığını belirtti.
Yaklaşan ara seçimlerde Demokratlar Kongre’nin bir veya her iki meclisini geri kazanırsa, görev süresi dolmak üzere olan Kongre’den bu planı aceleyle geçirmemeyi tercih edeceğini belirtti.
Ayrıca, Yüksek Mahkeme’nin Başkan Trump’ın “Kurtuluş Günü” gümrük vergilerini iptal etmemiş olsaydı, ABD’nin bütçe açığını kapatmak için 180 milyar dolar tahsil etmiş olacağını da sözlerine ekledi.
Bessent, bu arada uzun vadeli Hazine tahvillerinin geri alımı konusuna da tekrar değindi.
Bakan, “Faiz oranları yüksek, fakat… daha fazla tahvil geri alımı yapacağız; bu, tahvil piyasasının en likit kısmını alıp likiditeye dönüştürmek ve tahvil alıcılarına daha fazla alım yapabilmeleri için para sağlamak anlamına geliyor,” dedi.
Mevcut faiz oranlarının enerji fiyatlarıyla şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek bir korelasyon içinde olduğunu belirten Bessent, bu durumun sona ereceğini düşünüyor.
ABD’nin şu anda Venezuela ile kurduğu enerji ilişkisi ve Orta Doğu’da durumun normale dönmesi göz önüne alındığında, bir ya da iki yıl içinde piyasada petrol arz fazlası oluşacağını belirtti.
Amerika
Morgan Stanley: Petrol tüccarları uzun vadeli işlemlerden çekiliyor

İran ve Ukrayna’daki savaşlar petrol piyasalarında likiditeyi düşürürken, tüccarlar uzun vadeli sözleşmeler yerine kısa vadeli araçlara sığındı. Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyat riskini üstlenen büyük ticaret şirketleri küresel fiyat dalgalanmaları sayesinde karlarını tarihi seviyelere taşıdı.
İran ve Ukrayna’daki savaşların yarattığı belirsizlik, petrol tüccarlarının uzun vadeli pozisyonlarını azaltarak üç ila altı aylık kısa vadeli araçlara yönelmesine yol açtı.
Morgan Stanley küresel petrol ticareti birimi eş başkanı Brendan Ross, Bloomberg’e verdiği demeçte, piyasa aktörlerinin riskleri çok daha hassas biçimde hesapladığını ve portföylerindeki gereksiz gördükleri riskleri tasfiye ettiğini söyledi.
Ross, tüccarların kısa vadeye çekilmesinin vadeli işlem piyasalarında likiditeyi düşürdüğüne dikkat çekti.
Likidite daralmasının özellikle uzun vadeli sözleşmelerde derinleştiğini vurgulayan Ross, “Piyasadaki aktörler yalnızca önlerindeki üç ila altı aylık vadeyle işlem yapıyor. Bu da, ileri vadeli kontratlarda likidite açığının daha da büyümesini beraberinde getiriyor” dedi.
Petrol piyasaları, ABD ile İran arasındaki savaş ve Rusya ile Ukrayna arasında devam eden çatışmalar nedeniyle sert fiyat hareketleri yaşıyor.
Washington ile Tahran arasındaki müzakereler ve Ukrayna ordusunun saldırıları piyasadaki oynaklığı yüksek tutuyor.
Bu yıl Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 60 dolar ile 126 dolar arasında dalgalanırken, işlenmiş petrol ürünlerindeki fiyat artışları ham petrole kıyasla çok daha sert seviyelere çıktı.
Savaş ortamından en ağır darbeyi petrol ürünleri piyasaları aldı. Üretim ve ticaret süreçlerindeki aksamalar küresel arzın daralmasına yol açtı.
Ross, “Fiziki ve finansal sarsıntılar bakımından krizin doğrudan petrol ürünleri piyasalarını etkilediği görülüyor” değerlendirmesini yaptı.
Fiyat oynaklığı ve jeopolitik riskler, yüksek risk alabilen bazı emtia ticaret şirketlerinin karlarını rekor seviyelere taşıdı.
Bloomberg’ün verilerine göre Mercuria, dokuz aylık dönemde net karını yüzde 122 artırarak 2,01 milyar dolara yükseltti.
Gunvor ise ilk altı ayda elde ettiği 909 milyon dolarlık net karla gelirini geçen yılın aynı dönemine göre 6,4 kat artırdı.
Tüccarların rekor gelirler elde etmesinde, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol taşımayı göze alan aktörlerin yakaladığı karlı ticaret fırsatları etkili oldu.
Ortadoğu’daki savaş küresel fiyatları dalgalandırırken, stratejik boğaz hattında sevkiyat riskini üstlenen şirketlerin kar marjlarını büyüttü.
Piyasanın diğer büyük aktörleri de yüksek bilanço verileri paylaştı. Glencore tarihindeki en başarılı altı aylık sonuçlardan birini elde ederken, Trafigura’nın altı aylık net karı 4,09 milyar dolara ulaştı.
Ticaret şirketleri kazandıkları rekor gelirleri büyük temettü ödemelerine ayırmak yerine bünyelerinde tutmayı tercih ediyor.
ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar Şubat ayında başladı.
Çatışmaların patlak vermesiyle Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.
Taraflar Haziran ayında ateşkes anlaşmasına vardı ancak Tahran yönetiminin Washington’ı mutabakat şartlarını ihlal etmekle suçlamasının ardından çatışmalar yeniden başladı.
Ortadoğu’daki savaş öncesinde Hürmüz Boğazı, günlük 15 milyon varil ham petrol ve benzin, motorin ile jet yakıtından oluşan 5 milyon varil petrol ürünü dahil olmak üzere dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyordu.
Sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dünyadaki toplam ticaret hacminin yaklaşık beşte biri de bu stratejik deniz koridorundan sevk ediliyordu.
Amerika
ABD’de anket: Latin seçmenlerin yarıdan fazlası Demokratlara yöneldi

ABD’de yapılan kamuoyu araştırması, Kongre dengesini belirleyecek kritik seçim bölgelerindeki Latin seçmenlerin Demokrat partiye desteğini belirgin biçimde artırdığını ortaya koydu. 17 rekabetçi bölgede Demokratlar yüzde 58 desteğe ulaşırken, Cumhuriyetçiler yüzde 35 seviyesinde kaldı.
ABD’de yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, Demokrat adayların 2024 yılından bu yana Temsilciler Meclisi yarışının çekişmeli geçtiği kritik bölgelerdeki Latin seçmenler nezdinde belirgin bir yükseliş yakaladığını ortaya koydu.
Söz konusu kazanımlar, gelecek yıl Kongre’deki çoğunluğun hangi partiye geçeceğini doğrudan belirleme potansiyeli taşıyor.
Axios ile paylaşılan Hart Research ve TelevisaUnivision ortak anketine göre, 17 rekabetçi Temsilciler Meclisi seçim bölgesindeki Latin seçmenlerin genel Kongre pusulasındaki tercihlerinde Demokratlar yüzde 58’lik desteğe ulaştı.
Aynı seçmen grubunda Cumhuriyetçileri destekleyenlerin oranı ise yüzde 35 seviyesinde kaldı. Bu kitle, kritik seçim çevrelerinde en hızlı büyüyen kararsız seçmen grubu niteliğini koruyor.
Teksas’ta çekişmeli geçen üç Temsilciler Meclisi yarışını inceleyen araştırma, 2024 başkanlık seçimlerinde yüzde 44’e yüzde 44 şeklinde eşit bölündüğünü belirten Latin seçmenlerin, ara seçimlere doğru yüzde 56’ya yüzde 36 ile Demokratların lehine yöneldiğini gösterdi.
Demokratlara yönelik Latin desteği diğer eyaletlerde de artış gösterdi. Kaliforniya’daki Latin seçmenlerin yüzde 57’si Demokratları destekleyeceğini ifade ederken, Cumhuriyetçi Parti’ye arka çıkacağını söyleyenlerin oranı yüzde 33’te kaldı.
TelevisaUnivision Kıdemli Başkan Yardımcısı Kate Coleman, Axios’a yaptığı değerlendirmede seçmen davranışına dikkat çekti:
“Latin seçmenler tek bir partiye kilitlenmiş değil. Gelişmeleri yakından izliyorlar; kimin yanlarında durduğuna ve nasıl durduğuna bakarak karar veriyorlar.”
Anket verileri, 2024 başkanlık seçiminde Donald Trump’a oy verdiğini söyleyen Latin katılımcıların yüzde 11’inin artık Demokrat adayları desteklediğini tespit etti.
Sınır dışı etme planlarını hızlandıran Trump, birçok Latin mahallesinde korkuyu tetiklerken bu seçmen grubundaki desteğini zayıflattı.
Hart Research ve TelevisaUnivision çalışması, Latin seçmenlerin yüzde 63’ünün Trump’ın başkanlık performansını onaylamadığını ortaya koydu. Görev icraatını onaylayanların oranı ise yüzde 36’da kaldı.
Trump’ın yüksek fiyatlar ve hayat pahalılığı karşısındaki tutumu Latin seçmenlerin yüzde 65’i tarafından onaylanmazken, göçmenlik denetimleri ile sınır dışı uygulamaları da yüzde 62 oranında tepki çekti.
Latin seçmenlerin yüzde 64 gibi yarıdan fazlası Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nu (ICE) onaylamadığını bildirdi.
Mayıs ayında UnidosUS tarafından yayımlanan anket, Latin seçmenlerin dörtte birinin Trump’a yeniden oy vermelerinin gerekmesi halinde “muhtemelen oy vermeyeceğini” ya da kesinlikle desteklemeyeceğini gösterdi.
O dönem yapılan çalışma, Trump’ın Latin seçmenler nezdindeki düşüşüne karşın Demokratların henüz belirgin bir kazanım elde edemediğine işaret etmişti.
Pew Araştırma Merkezi verilerine göre Trump, 2024 yılında Latin oylarının yüzde 48’ini alarak desteğini güçlendirmiş, dönemin Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in ulaştığı yüzde 51’lik orana oldukça yaklaşmıştı.
Demokrat Parti içerisindeki bazı isimler ise ön seçimlerde demokratik sosyalist adayların elde ettiği zaferlerin, özellikle Küba ya da Venezuela’dan kaçan kesimler başta olmak üzere kimi Latin seçmenlerde partiye karşı soğuk bir tutuma yol açmasından endişe ediyor.
Hart Research ve TelevisaUnivision araştırması, 6-17 Ağustos tarihleri arasında 1500 Latin katılımcıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın hata payı 2,5 puan olarak açıklandı.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Avrupa2 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa1 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek












