Bizi Takip Edin

Diplomasi

Wadephul: Fidan’ın İsrail’e karşı yaptığı açıklamalar uygunsuz

Yayınlanma

Almanya Dışişleri Bakanı Johannn Wadephul, Türk mevkidaşı Hakan Fidan’ın İsrail aleyhindeki açıklamalarını “açıkça uygunsuz” olarak nitelendirerek kınadı.

Alman bakan, “İsrail, bölgede sürekli bir tehditle karşı karşıya ve vatandaşlarını savunma hakkı ve görevi var,” dedi.

Wadephul, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine giderken salı günü İsrail’i de ziyaret edecek.

Wadephul, NATO zirvesi öncesinde meslektaşı Saar ile görüşmek üzere İsrail’e gideceğini açıkladı ve şunları söyledi:

“NATO zirvesi öncesinde, salı sabahı İsrail’e gideceğim ve meslektaşım Sa’ar ile Yakın ve Orta Doğu’daki güncel meseleleri görüşeceğim. Aynı zamanda amacım, İsrail ile Türkiye arasındaki anlayışa katkıda bulunmak. Bölgedeki çatışmaları ancak temel bir karşılıklı uzlaşma yoluyla çözebileceğiz.”

Geçen hafta Fidan, CNN Türk’e verdiği demeçte, İsrailli yetkililerin “tüm insanlık için dayanılmaz bir yük haline geldiğini” söylemiş, İsrail’in yalnızca Türkiye’nin değil, “tüm dünyanın sorunu” olduğunu belirtmişti.

Fidan, diğer ülkelere İsrail’e karşı harekete geçmeleri çağrısında bulunmuştu. Bu önlemler arasında diplomatik baskının artırılması ve yaptırımlar uygulanması da yer alıyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ise “bu mide bulandırıcı sözlerin açıkça soykırıma tahrik niteliğinde olduğunu” ileri sürmüştü.

Sa’ar, Fidan’ı “soykırıma açıkça kışkırtmakla” suçlayarak, İsrail’i “insanlığın artık tahammül edemeyeceği bir yük” olarak nitelendirmenin insanlıktan çıkarma anlamına geldiğini.

Sa’ar, “Yahudi halkını insanlıktan çıkarmak ve onu ‘dayanılmaz bir yük’ olarak sunmak, tarihteki büyük zalimlerin kullandığı klasik bir söylemdir. Aydınlanmış dünya ve Türkiye’nin NATO müttefikleri, İsrail’in yok edilmesine yönelik bu açık çağrıyı kesin bir dille kınamalı,” demişti.

SPD’den Fidan’a “ölçüsüzlük” eleştirisi

Daha önce, iktidar koalisyonunun bir üyesi olan SPD’nin Federal Meclis’teki (Bundestag) milletvekili grubu, Fidan’ın sözlerinin “kırmızı çizgiyi aştığını” belirtmişti.

Grubun Avrupa politikası sözcüsü Markus Töns, Redaktionsnetzwerk Deutschland’a verdiği demeçte, “Bir NATO üye devletinin dışişleri bakanının bu kadar ölçüsüz ve meşruiyeti sorgulayan bir dil kullanması cezasız kalmamalı. Federal hükümetin bu konuda net bir tavır alması gerekiyor,” demişti.

Konuyla ilgili soru sorulduğunda, Federal Meclis’teki CDU/CSU grubu, X platformunda bazı Federal Meclis üyelerinin sergilediği münferit tepkiler dışında yorum yapmaktan kaçındı.

Örneğin, Federal Meclis üyesi Gitta Connemann, Fidan’ın “Tahran’daki mollaların [İsrail’i] yok etme fantezilerinden çok da uzak olmadığını” iddia etti.

AB içindeki kaynakların WELT’e verdiği bilgiye göre, Türkiye’nin Batı askeri ittifakı içindeki stratejik öneminin arttı.

Bunun nedenlerinden biri de ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in izlediği “öngörülemez yol.”

Sol Parti, hükümeti Erdoğan konusunda “çifte standart” ile suçladı

Sol Parti (Die Linke) ise Fidan’ın sözlerine sert tepki gösterdi.

Partinin dış politika sözcüsü Cansu Özdemir, Türk bakanı “kabul edilemez bir söylem” kullanmakla suçladı.

Özdemir, WELT’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İsraillilerin ‘insanlık için bir yük’ olduğu yönündeki ifade, insanlık dışı ve son derece tehlikeli. Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetine ve Gazze’deki soykırıma yönelik eleştiri gereklidir ama bu asla bütün bir halkı kapsayan genel bir kınamaya ya da antisemitik duygulara dönüşmemeli.”

Özdemir, Dışişleri Bakanı Fidan’ın yaptığı türden açıklamaların arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izlediği bir strateji olduğunu savunuyor.

Özdemir, “Türkiye’nin sadece birkaç yıl önce İsrail ile yakın iktisadi bağlar kurduğunu ama bugün Filistinlilerin acılarını, Erdoğan’ı vazgeçilmez bir bölgesel aktör olarak göstermek ve kendi dış politika rolünü yüceltmek için kullandığını düşündüğümüzde, Erdoğan hükümetinin Filistin halkını güç politikası için istismar ettiği apaçık ortada,” dedi.

Özdemir, Erdoğan hükümetini “demokratik hakları sistematik olarak aşındırmakla” ve “Kürt halkına karşı işlenen en ciddi suçların sorumlusu olmakla” suçladı.

Sol Partili siyasetçi, federal hükümete “çifte standart uygulamaktan vazgeçme” çağrısı yaparken, “uluslararası hukuk ihlallerini ve en ciddi insan hakları ihlallerini kim tarafından işlenirse işlensin tutarlı bir şekilde tespit etmeli ve kınama” tavsiyesinde bulundu.

Özdemir, “NATO ortaklarına ve yakın müttefiklere karşı sessiz kalmak, değerlere dayalı bir dış politika değil, siyasi ikiyüzlülüktür,” dedi.

AfD: Fidan’ın açıklamaları tamamen yersiz

AfD meclis grubunun dış politika sözcüsü Markus Frohnmaier de Fidan’ın açıklamalarını eleştirdi.

Frohnmaier, “Türk dışişleri bakanının İsrail hakkındaki açıklamaları tamamen yersiz,” diyerek, Alman hükümetinin iki ülke arasında uzlaşma sağlanması için aktif olarak çaba göstermesini istedi.

Yeşiller de harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyor. Dış politika sözcüsü Agnieszka Brugger, RND’ye verdiği demeçte, “Federal hükümetin ikilemini –Ankara’daki NATO zirvesini başarılı kılmak için pek çok şeye katlanmak zorunda kalmasını– ne kadar anlasam da, her konuda sessiz kalınamaz ve kalınmamalı,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu tür açıklamalar söz konusu olduğunda, federal hükümet net bir tavır almalı; sadece Alman tarihinden kaynaklanan özel bir bağ ve İsrail halkının güvenliğine yönelik sorumluluk nedeniyle değil, aynı zamanda hükümet temsilcilerinin bir grup insan hakkında bu şekilde konuşmasına asla müsamaha gösterilmemesi gerektiği için de.”

Diplomasi

Suriye, ‘ortak çıkarları’ ele almak üzere Macron’un ziyaretini bekliyor

Yayınlanma

Suriye, Esad sonrası Batılı bir devlet başkanının ilk ziyareti için Macron’u bekliyor. Şam, Fransa ve Suriye cumhurbaşkanlarının “ortak çıkar konularını” ele alacağını açıkladı; ancak ziyaret için tarih vermedi, Paris ise haberi hemen doğrulamadı.

Suriye, pazar günü yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ülkeyi ziyaret etmesinin beklendiğini bildirdi. Bu ziyaret, Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara’nın 2024’te iktidara gelmesinden bu yana Batı Avrupa’dan bir devlet başkanının yapacağı ilk ziyaret olacak.

Suriye devlet haber ajansı SANA, Suriye Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi’ne dayandırdığı haberinde, “Macron’un, ikili ilişkileri güçlendirme yollarını ve ortak çıkar konularını görüşmek üzere Suriye’yi ziyaret etmesinin beklendiğini” duyurdu. Haberde ziyarete ilişkin herhangi bir tarih verilmedi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı ise konuya ilişkin hemen bir açıklama yapmadı.

Suriye’yi ziyaret eden son Fransa Cumhurbaşkanı, 2009 yılında Nicolas Sarkozy olmuştu.

SANA’ya göre Macron’a, “yatırımcılar ve Fransız şirketlerinin temsilcilerinin” de yer aldığı bir heyet eşlik edecek. Görüşmelerde “bölgesel ve uluslararası” gelişmeler de ele alınacak.

Açıklama, perşembe günü Şam’daki bir kafeye düzenlenen ve 10 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırının ardından geldi.

Geçen yılın başlarında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Esad’ın Aralık 2024’te devrilmesinden sonra Şam’ı ziyaret eden ilk yabancı devlet başkanı olmuştu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ocak ayında Suriye’yi ziyaret etmiş, onu nisan ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy izlemişti.

Ancak Macron, Suriye’nin El Kaide bağlantılı eski lideri Şara’yı geçen yıl Paris’te ağırlamasının yarattığı tartışmalara rağmen, Suriye başkentine gitmeye hazırlanan ilk AB ülkesi lideri ve önde gelen Batılı lider olacak.

Şara’nın Fransa ziyareti, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere Washington’a yaptığı seyahatten önce gerçekleşmişti.

Suriye uzmanı Arthur Quesnay, AFP’ye yaptığı açıklamada, Macron’un yeni Suriye liderliğinin Batı ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesinde itici bir güç olduğunu söyledi.

Quesnay, “Şara’ya uluslararası sahnede alan açtı,” dedi.

Suriyeli diplomat ve Nexus MENA düşünce kuruluşunun kurucusu Bassam Barabandi ise Macron’un ziyaretiyle Fransa’nın “Amerikalılara, Suriye pazarında sizin kadar bizim de payımız var; sizin sahip olduğunuz gibi biz de Suriye’de nüfuz sahibi olmak isteriz” mesajı verdiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Finlandiya, Polonya ve Litvanya’dan Rusya sınırında askeri tahkimat yarışı

Yayınlanma

Politico’nun askeri yetkililer ve uzmanlara dayandırdığı habere göre, NATO’nun doğu kanadında yer alan ülkeler, ABD desteğinin azalması ihtimali ve Rusya’dan yönelebilecek olası tehditler karşısında savunma önlemlerini hızlandırıyor. Finlandiya, Polonya ve Baltık ülkeleri, olası bir çatışmanın ilk günlerinde müttefik yardımı ulaşana kadar tek başlarına savaşmak zorunda kalabilecekleri varsayımıyla askeri varlıklarını ve sınır tahkimatlarını güçlendiriyor.

NATO üyesi Finlandiya, Polonya ve Baltık ülkeleri, Rusya ile yaşanabilecek olası bir askeri çatışma ihtimaline karşı sınır bölgelerinde tahkimat çalışmalarını hızlandırarak askeri kapasitelerini artırıyor.

Politico’nun Finlandiyalı, Litvanyalı ve Polonyalı yetkililerin yanı sıra askeri uzmanlara dayandırdığı habere göre doğu kanadı ülkeleri, bir çatışma durumunda NATO’nun ortak savunma mekanizmasını düzenleyen 5. Madde devreye girene kadar geçecek sürede ilk darbeyi tek başlarına karşılamak zorunda kalabileceklerini değerlendiriyor.

Tahkimat adımları, ABD’nin bölgeye yönelik askeri desteğinde yaşanabilecek olası bir azalma endişesiyle de ilişkilendiriliyor.

Finlandiya “ulusal hazırlık” modeline güveniyor

Rusya ile bin 340 kilometrelik sınırı bulunan ve 2023 yılında NATO’ya katılan Finlandiya, savunma stratejisini ittifaka katılımın ardından da kendi ulusal gücünü temel alarak yürütmeye devam ediyor.

Kuzey Karelya Sınır Muhafaza Bölgesi Komutanı Albay Matti Pitkäniitty, coğrafi gerçekliğe değinerek, “Rusya bir süper güç, biz ise küçük bir ülkeyiz. Bir ayının yanında uyurken dikkatli olmanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Finlandiya, 5,6 milyonluk nüfusuna karşılık ihtiyaç halinde 870 bin kişilik bir yedek gücü seferber etme kapasitesine sahip bulunuyor.

Parlamento Savunma Komisyonu Başkanı Jukka Kopra da ittifak üyeliğinden memnuniyet duyduklarını belirtmekle birlikte, “Yine de 5. Madde devreye girmeden önce ilk darbeyi tek başımıza karşılayacağımızın bilincindeyiz” değerlendirmesini yaptı.

Ülkenin savunmasında ormanlık alanlar, az sayıdaki karayolu ve kış şartları gibi coğrafi unsurlar doğal bir bariyer oluşturuyor. Albay Pitkäniitty, Sovyetler Birliği ile yapılan Kış Savaşı’ndan bu yana temel savunma prensiplerinin değişmediğini, bu zorlu arazi koşullarını her aktörden daha iyi kullanmak zorunda olduklarını kaydetti.

Polonya sınırına “Doğu Kalkanı” kuruluyor

Savunma bütçesini gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 4,8’ine çıkaran Polonya, ABD ve Türkiye’nin ardından NATO bünyesindeki en büyük üçüncü askeri güç konumunda yer alıyor.

Münih Federal Savunma Üniversitesi’nden Profesör Carlo Masala, Almanya’nın uzun süre askeri teçhizatta kaliteye önem verdiğini, Polonya’nın ise yarın savaş çıkabileceği varsayımıyla hacim ve hıza odaklandığını ifade etti.

Varşova yönetimi, Belarus ve Rusya’nın Kaliningrad bölgesiyle olan sınırlarına hendekler, beton bariyerler, insansız hava araçları ve mayınlardan oluşan 10 milyar avro bütçeli “Doğu Kalkanı” projesini inşa ediyor.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Cezary Tomczyk, sınırdaki izleme ve tepki kapasitesini artırdıklarını belirterek, “Rusya şunu bilmeli ki, olası bir saldırının her kilometresi onlara daha fazla zaman, askeri teçhizat ve kaynağa mal olacak” dedi. Ayrıca ülkede dron sistemlerine karşı koruma sağlamak amacıyla 4 milyar avro bütçeli bir savunma projesi de yürütülüyor.

Bununla birlikte uzmanlar, Polonya ordusunun tahkimatları 7 ila 14 gün içinde kurma taahhüdüne şüpheyle yaklaşıyor. Analistler, bir kilometrelik beton bariyer kurulumunun dahi haftalar veya aylar sürebileceğini aktarıyor.

Litvanya, Letonya ve Estonya, lojistik açıdan Polonya ile Kaliningrad arasında kalan ve NATO’nun diğer üyeleriyle kara bağlantısını sağlayan yaklaşık 100 kilometrelik Suvalki Koridoru nedeniyle kırılgan bir konumda bulunuyor. Baltık ülkeleri bu hassasiyeti gidermek adına tanksavar hendekleri, sığınaklar ve “ejderha dişleri” olarak adlandırılan beton engellerden oluşan “Baltık Savunma Hattı” projesini hayata geçiriyor.

Emekli Albay Ralf Thiele, bu engellerin saldırgan gücü yavaşlatacağını, sınırı doğrudan geçmelerini engelleyerek istihkam birliklerini yol açmaya zorlayacağını belirtti.

Litvanya’da şu an yaklaşık 3 bin NATO askeri konuşlu durumda bulunuyor. Ancak son dönemde bin kişilik ABD birliğinin rotasyonu tamamlanırken yerlerine henüz yeni bir güç sevk edilmedi.

Litvanya’ya savunmasının en kritik unsurlarından birini, 2027 yılı sonuna kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanan Alman tugayı oluşturuyor.

Litvanya Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Raimundas Vaikšnoras, Almanya’nın bölgede liderlik üstlenmesinin kendileri için güçlü bir müttefiklik sinyali olduğunu vurguladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna, Patriot füzelerinde sıfırı tüketti

Yayınlanma

Bloomberg’in haberine göre Ukrayna’nın son hava saldırılarının ardından ABD yapımı Patriot füze savunma sistemlerine ait mühimmat stoklarını yenilemekte zorlandığı belirtiliyor. Kiev yönetiminin füze yetersizliğini aşmak için üretim lisansı talebi de dahil olmak üzere müttefikleriyle temaslarını yoğunlaştırdığı aktarılıyor.

Son dönemde düzenlenen yoğun hava saldırılarının sonuçları, Ukrayna’nın ABD yapımı Patriot hava savunma füze stoklarındaki erimeyi durdurmakta giderek daha fazla zorlandığını ortaya koyuyor.

Bloomberg’in aktardığı değerlendirmelere göre, Patriot füzelerinde yaşanan bu yetersizlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasında NATO zirvesi marjında yapılması planlanan görüşmenin en kritik başlıklarından birini oluşturacak.

Hava savunma sistemlerindeki mühimmat açığı askeri yetkililerce de doğrulanıyor.

Ukrayna Hava Kuvvetleri Komutanı Yuriy İgnat, 6 Temmuz günü yaptığı açıklamada, “Balistik füzeler söz konusu olduğunda durum hala pek iç açıcı değil” ifadelerini kullanarak ordunun hava savunma füzelerinde hissettiği eksikliği kabul etti.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko’nun değerlendirmesine göre, başkent Kiev 6 Temmuz’a bağlanan gece en yoğun hava saldırılarından birine maruz kaldı. Rusya Savunma Bakanlığı ise söz konusu saldırının yüksek hassasiyetli uzun menzilli silahlar ve insansız hava araçlarıyla düzenlendiğini duyurdu.

Rusya yetkilileri; Kiev, Kiev bölgesi ve diğer bazı Ukrayna eyaletlerindeki askeri-endüstriyel tesislerin, yakıt-enerji altyapısının ve askeri havaalanlarının hedef alındığını bildirdi. Bakanlık, bu harekatın Ukrayna’nın Rusya topraklarındaki sivil altyapıya yönelik saldırılarına karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Patriot sistemlerine ait füze eksikliğiyle karşı karşıya kalan Zelenskiy, mayıs ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, ABD yönetiminden bu füzelerin Ukrayna’da üretilmesi için lisans talep ettiğini belirtmişti.

Zelenskiy, ABD’deki mevcut üretim hacminin mevcut ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini kaydetmişti. Bu açıklamadan önce de Zelenskiy ve Ukrayna Hava Kuvvetleri temsilcileri, hava savunma füzelerindeki ciddi eksikliği defalarca dile getirmişti.

Geçen ay Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberde ise Trump ile Zelenskiy arasında yapılan görüşmelerin ardından, ek füze tedariki ve üretim lisansı verilmesi konularında ilerleme işaretleri görüldüğü aktarılmıştı.

Ukrayna lideri ayrıca haziran ayında yaptığı açıklamada, Kiev’in Berlin ile Patriot sistemlerinde kullanılmak üzere 600 füzenin tedarikini içeren bir sözleşme imzaladığını duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English