Bizi Takip Edin

Ortadoğu

WSJ: BAE, yapay zeka yongalarına erişim için Trump’ın şirketine 500 milyon dolar rüşvet verdi

Yayınlanma

Wall Street Journal (WSJ), Birleşik Arap Emirlikleri’nin Donald Trump’ın göreve başlamasından hemen önce kripto para girişimine 500 milyon dolar yatırım yaptığını bildirdi. Haberde, yatırımın ardından Washington yönetiminin BAE’ye yönelik gelişmiş yapay zeka yongası satış yasağını kaldırdığı ve bu durumun çıkar çatışması endişesi yarattığı belirtildi.

Wall Street Journal (WSJ), Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), ABD Başkanı Donald Trump’ın kripto para girişimi World Liberty Financial ile 500 milyon dolarlık bir yatırım anlaşması imzaladığını duyurdu.

Gazetenin 1 Şubat tarihli haberine göre, Trump’ın ocak ayında göreve başlamasından dört gün önce imzalanan anlaşma kapsamında BAE, şirketin yüzde 49 hissesine sahip oldu.

Anlaşmanın imzalanmasından birkaç hafta sonra Trump yönetiminin, BAE’ye yönelik gelişmiş yapay zeka yongası satış yasağını kaldırdığı belirtildi.

Trump ailesine 187 milyon dolar ödeme

Şirket belgelerine ve konuya yakın kaynaklara dayandırılan habere göre, 500 milyon dolarlık yatırımın yarısı peşin ödendi.

Bu kapsamda Trump ailesine bağlı şirketlerin 187 milyon dolar, World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Steve Witkoff ile bağlantılı şirketlerin ise 31 milyon dolar aldığı kaydedildi.

New Yorklu gayrimenkul yatırımcısı Witkoff, Trump’ın yakın dostu olarak tanınıyor. Trump, Witkoff’u özel temsilci olarak görevlendirmiş ve kendisine Ukrayna savaşıyla ilgili Rusya ile yürütülen görüşmeler ile Gazze konusunda İsrail ile yapılan müzakereleri denetleme yetkisi vermişti.

WSJ, anlaşmanın Trump’ın oğlu Eric Trump tarafından imzalandığını aktardı.

ABD’den 500 bin adet çip taahhüdü

WSJ, yatırım anlaşmasından sadece birkaç ay sonra ABD yönetiminin BAE’ye yılda yaklaşık 500 bin adet en gelişmiş yapay zeka yongasına erişim sağlamayı taahhüt ettiğini yazdı.

Bu miktarın, dünyadaki en büyük yapay zeka veri merkezi kümelerinden birini kurmaya yetecek kapasitede olduğu ifade edildi.

Joe Biden yönetimi, BAE’nin Çin ile yakın ilişkileri nedeniyle çip satışına katı sınırlamalar getirmişti.

Washington, bu teknolojinin BAE üzerinden Çin’in eline geçmesinden endişe ediyordu. Trump’ın kararı ise BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun bin Zayid el-Nahyan’ın sahibi olduğu yapay zeka şirketi G42’nin her yıl 100 bin çip tedarik edebilmesinin önünü açtı. Kararın, G42’nin yaptırım listesindeki Çinli teknoloji devi Huawei ile bağlarına rağmen alındığı vurgulandı.

“Hükümetin satılığa çıkarıldığı izlenimi”

Yatırımın arkasında BAE Kraliyet ailesinden Şeyh Tahnun bin Zayid el-Nahyan’ın bulunduğu belirtildi.

Tahnun’un, ABD nezdinde gelişmiş yapay zeka yongalarına erişim sağlamak için uzun süredir lobi faaliyetleri yürüttüğü biliniyor. Trump’ın yeniden göreve gelmesinin ardından Tahnun’un, Witkoff ve diğer ABD’li yetkililerle mart ayında Beyaz Saray’da gerçekleşen ziyaret de dahil olmak üzere çok sayıda görüşme yaptığı kaydedildi.

Anlaşma, Washington’da etik tartışmalarını beraberinde getirdi. WSJ, durumu “Amerikan siyasetinde benzeri görülmemiş bir olay: Yabancı bir hükümet yetkilisinin, göreve gelecek ABD başkanının şirketinde büyük bir ortaklık payı alması” ifadeleriyle değerlendirdi.

Washington’da etik hukuk danışmanlığı yapmış olan hukuk profesörü Kathleen Clark, yatırımın “rüşvet görünümü verdiğini” söyledi. Clark, “Bu işlem, federal hükümetin adeta satılığa çıkarıldığına dair en üst düzey alarm niteliği taşıyor” diye konuştu.

Trump’ın ilk döneminde Beyaz Saray’da görev yapan hukukçu Ty Cobb ise Trump’ın çıkar çatışmalarının önceki başkanlara kıyasla çok daha ileri boyutta olduğunu savundu.

Cobb, “B52’ler başınızın üzerinde uçarken kayıklardan şikayet etmek gibi. Bir etik hukukçusu olarak tavsiyem net olurdu: Yabancı ülkelerin liderlerinin aileleriyle iş anlaşması yapmazsınız. Bu, Amerikan dış politikasını kirletir” değerlendirmesinde bulundu.

Binance ve af kararı bağlantısı

Nisan ayında, Tahnun yönetimindeki yatırım şirketi MGX, World Liberty Financial’ın sabit coin’ini (stablecoin) kullanarak kripto para borsası Binance’e 2 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Bu yatırımın World Liberty Financial’a 2 milyar dolarlık nakit rezerv sağladığı belirtildi.

Şirketin bu rezervi, coin’in dolar karşısındaki bire bir sabit değerini korumak için kullandığı, parayı ABD Hazine tahvillerine yatırarak faizden yılda yaklaşık 80 milyon dolar gelir elde ettiği kaydedildi.

Ekim ayında Trump, Binance’in kurucusu Changpeng Zhao’yu affetti. Zhao, kara para aklamayla mücadele kurallarını ihlal ettiğini kabul etmiş ve bu süreç Binance’in ABD’de yasaklanmasına yol açmıştı.

Af kararı Demokrat üyelerin tepkisini çekerken, bazı isimler Trump’ı “affı en yüksek bedeli ödeyene satmakla” suçladı. Abu Dabi’de yaşayan ve BAE vatandaşlığı alan Zhao’nun, Şeyh Tahnun ve BAE Kraliyet ailesine yakın olduğu biliniyor.

Ortadoğu

Hizbullah’ın İHA saldırısı İsrail ordusunu alarma geçirdi

Yayınlanma

Hizbullah’a ait patlayıcı yüklü bir İHA’nın, İsrail Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun Güney Lübnan’daki konvoyunun hemen yakınını vurması üzerine İsrail ordusu güvenlik önlemlerini acilen revize etti. Üst düzey komutanın kıl payı kurtulduğu suikast girişiminin ardından bölgeye ek savunma ekipmanları sevk edilirken, uzmanlar İsrail ordusunun kamikaze İHA’lara karşı savunma yetersizliğini tartışıyor.

İsrail ordusu, Hizbullah’a ait patlayıcı yüklü bir FPV İHA’sının, haftalar önce Güney Lübnan’ı ziyaret eden İsrail Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun konvoyunu hedef aldığını açıkladı.

İsrail medyasının doğrudan bir suikast girişimi olarak nitelendirdiği ve şans eseri can kaybı yaşanmayan saldırının ardından ordu, sahadaki güvenlik önlemlerini acilen yeniden yapılandırma kararı aldı.

Ordu tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, Hizbullah’a ait kamikaze İHA, Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun Güney Lübnan’da konuşlu birlikleri ziyareti sırasında komutanın çok yakınındaki bir noktaya isabet etti.

İbranice basında paylaşılan detaylarda, Tümgeneral Milo ve beraberindeki kadın subayın askeri araçtan inmesinden yalnızca birkaç dakika sonra İHA’nın konvoydaki araçlardan birini infilak ettirdiği aktarıldı.

Olayda ölen ya da yaralanan olmazken, İsrail devlet televizyonu KAN’a bağlı Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan askeri yetkililer, Hizbullah’ın doğrudan Kuzey Komutanlığı şefine suikast düzenlemeyi amaçladığını bildirdi. Kanal 14 televizyonu da benzer bir değerlendirmeyle saldırının planlı bir suikast eylemi olduğunu kaydetti.

Üst düzey generalin hedef alındığı bu olayın ardından İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki saha faaliyetlerine ilişkin güvenlik prosedürlerini revize ettiğini duyurdu. İHA tespit ve engelleme mekanizmalarını sıkılaştıran ordu, sınır hattındaki askeri unsurları korumak amacıyla bölgeye tel örgü ağlar ve yeni radar sistemleri de dahil olmak üzere ek teçhizat sevk etti.

Buna karşılık Hizbullah, kendi insansız hava araçlarının bu tel örgü engellerini aşabildiğini ve bölgedeki tespit radarlarını doğrudan hedef alarak imha ettiğini gösteren yeni görüntüler servis etti.

Söz konusu suikast girişimini değerlendiren KAN askeri muhabiri Itay Blumental, Tümgeneral Milo’nun zarar görmesi durumunda bunun İsrail için askeri ve psikolojik düzeyde ağır bir stratejik darbe olacağını belirtti.

Blumental, böyle bir sonucun Hizbullah’ın uzun süredir hedeflediği stratejik kırılma noktasını oluşturacağını ifade etti.

Ordunun, Lübnan direnişinin kamikaze İHA’larına karşı henüz tam anlamıyla etkili bir koruma kalkanı geliştiremediğini kaydeden Blumental, bu güvenlik açığına rağmen üst düzey İsrailli subayların Lübnan sahasındaki varlığını sürdürmesini sorguladı.

Bu operasyon, Hizbullah’ın İsrail ordusunun komuta kademesine yönelik gerçekleştirdiği ilk eylem değil. 20 Nisan tarihinde Güney Lübnan’ın Debel bölgesinde bir binada bulunan 401. Zırhlı Tugay Komutanı Albay Meir Biderman ve beraberindeki askerler, binaya sızan bir Hizbullah İHA’sının infilak etmesi sonucu ağır yaralanmıştı.

Walla haber sitesi, başından ciddi şarapnel yarası alan Biderman’ın helikopterle tahliye edilmesinin ardından suni solunuma bağlanarak anestezi altına alındığını bildirmiş, Hizbullah ise söz konusu tugay karargahının vurulma anına dair video kayıtlarını yayımlamıştı.

İsrail basınında, ordu birliklerinin İHA tehdidi nedeniyle operasyonel faaliyetlerini yalnızca gece geç saatlere kaydırdığı yönünde haberlerin çıkması üzerine Hizbullah’ın taktiksel bir değişime gittiği görüldü.

Hizbullah, FPV İHA’larını gece görüş sistemleriyle donatarak gece operasyonlarına başladı ve bu saldırılara ait görüntüleri kamuoyuyla paylaştı.

İsrail medyası, askeri yetkililerin İHA tehdidine dair erken uyarıları ancak bu yıl Lübnan sahasında verilen ağır kayıpların ardından ciddiye aldığını yazdı.

İsrail hükümeti, 2 Mart 2026’dan bu yana bölgede 28 askerinin hayatını kaybettiğini resmi olarak açıklasa da Hizbullah kaynakları, etkisiz hale getirilen İsrail askeri sayısının resmi verilerin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English