Diplomasi
WSJ: Parçalanmış bir dünya ekonomisinde ABD-Çin ayrışması ivmeleniyor

Wall Street Journal’da (WSJ) yayınlanan bir değerlendirmeye göre, giderek daha fazla bölünen dünya ekonomisinde, Washington yatırım kısıtlamaları ve ihracat yasaklarıyla Çin’in üzerindeki baskıyı artırmaya çalışırken, Çin, ekonomisinin büyük bölümünü Batı’dan gelişmekte olan dünyaya doğru yeniden yönlendiriyor.
Çin, geçen sonbaharda, kırk yılı aşkın bir süre önce ekonomisinin dışa açılmasından bu yana ilk kez gelişmekte olan ülkelerle ABD, Avrupa ve Japonya’nın toplamından daha fazla ticaret yaptı. Bu durum WSJ’ye göre ticaret, teknoloji, güvenlik ve diğer çetrefilli konulardaki gerilimler artarken Çin ve Batı’nın farklı yönlere gittiğinin en açık işaretlerinden biriydi.
ABD ve diğer Batılı ülkelerin on yıllar boyunca Çin’i en zengin ülkelerin liderliğindeki tek bir küresel ekonominin hem ortağı hem de müşterisi haline getirmeye çalıştığına işaret eden WSJ, “Şimdi ise ticaret ve yatırım akışları iki rakip güç merkezi etrafında şekillenen yeni kalıplara oturuyor,” diye yazıyor.
Çin fabrikaları Batılı kimyasalları, parçaları ve makine aletlerini kendi ülkelerinden ya da gelişmekte olan ülkelerden gelenlerle değiştiriyor. Çin’in Güneydoğu Asya ile ticareti 2019’da ABD ile ticaretini geçti. Çin şu anda Rusya ile Almanya ile yaptığından daha fazla ticaret yapıyor ve yakında Brezilya için de aynı şeyi söyleyebilecek.
Çin’in dışarıya yaptığı yatırımlar da artık ABD’den ziyade Endonezya ya da Ortadoğu gibi doğal kaynak zengini ülkelere gidiyor.
Apple, Stellantis ve HP gibi büyük Batılı şirketler üretimlerini Çin’den kaydırmak istiyor. Sequoia Capital gibi finans şirketleri Çin’deki faaliyetlerini kısıtlamak ya da sınırlandırmak için harekete geçti.
Çin’deki Amerikan şirketlerini temsil eden ABD Çin İş Konseyi tarafından yapılan ankete katılan ABD şirketlerinin üçte birinden fazlası, geçtiğimiz yıl Çin’de planladıkları yatırımları azalttıklarını ya da duraklattıklarını söyledi.
ABD-Çin ayrışması hızlanıyor
New York merkezli bir danışmanlık firması olan Rhodium Group’un kıdemli danışmanı Noah Barkin, WSJ’ye verdiği demeçte, “Dünya rakip alanlara bölünüyor. Bir ivme var… bu bir bakıma kendi kendini itiyor. Bunun zaman içinde hızlanması ve hükümetler için yönetilmesi daha zor hale gelmesi riski var,” iddiasında bulunuyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da Ekim ayında yaptığı açıklamada Çin ve Batı arasındaki bölünmüşlüğün bu yıl dünyanın ekonomik toparlanmasını olumsuz etkilediğini belirtmişti. IMF araştırmasına göre, ABD ve Çin liderliğindeki bloklar arasındaki daha ciddi bir kırılma, küresel ekonomiye, trilyonlarca dolar değerinde gayrisafi yurtiçi hasılanın %7’sine kadar zarar verebilir.
WSJ’nin belirttiğine göre ekonomik bölünme, şirketleri kâr getiren hayati pazarlara erişimden mahrum bırakıyor, teknoloji ve sermaye paylaşımını zorlaştırarak büyümeyi baskılıyor.
Çin açısından bakıldığında, Pekin’in merkezde olduğu bir ekonomik etki alanı, ülkeyi uzun vadeli durgunluğa sürüklemekten alıkoyacak kadar büyüme sağlamayabilir. WSJ’ye göre Çin’in başarısı büyük ölçüde Batı’nın büyük harcamalar yapan tüketicilerine ve teknolojilerine erişmesine bağlı.
Örneğin ABD’nin 2018 ortalarında Çin’den yaptığı ithalat, tüm ithalatının %22’sini oluşturuyordu. Resmi verilere göre Ağustos ayına kadar olan 12 aylık dönemde bu oran %14’e gerilemiş olsa da dolar bazında ikili ticaret artmış görünüyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının verilerine göre, Batı’dan gelen paranın bir kısmı ABD’ye geri dönüyor ya da Meksika ve Hindistan gibi, geçen yıl Çin’den dört kat daha fazla yeni fabrika ve ofis yatırımı çeken yerlere gidiyor.
Şirketler ‘jeopolitiğe’ önem veriyor
ABD ile Çin arasındaki gerilimin artması ile birlikte Batılı şirketler de yatırımlarında jeopolitik çatışmalara daha fazla önem vermeye başladı.
Finlandiya merkezli elektrikli araçlar için hızlı şarj cihazı üreticisi Kempower’ın CEO’su Tomi Ristimäki, ABD’ye beş yıl içinde 40 milyon dolar yatırım yapmayı planladıklarını söyledi.
ABD’nin şirket için Avrupa kadar önemli hale gelmesini umduğunu belirten Ristimäki, Çin’in elektrikli araç pazarına girmek gibi bir planlarının olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Siyasi atmosfer değişti. Çin’e odaklanmıyoruz.”
Yıllık geliri yaklaşık 5 milyar avro olan Hamburg merkezli forklift üreticisi Jungheinrich ise 2020 yılında yayınladığı stratejik gündeminin en başına Çin’i koyarak buradaki varlığını genişletmeyi hedefliyordu. Şirketin CEO’su Lars Brzoska, kısa süre önce Çin’i öncelikli pazar olarak ABD ile değiştirdiklerini söyledi.
Brzoska, Jungheinrich’in iki fabrikası ve yaklaşık 1.000 çalışanı bulunan Çin’den çıkıp çıkmama konusunda henüz bir karar vermediğini, özellikle de jeopolitik gerginliklerin arttığı bir dönemde bu kararı alabileceğini söyledi.
Brzoska, “Herkes Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir işgalini düşünüyor. Eğer böyle bir şey olursa, bu tüm dünya için çok büyük bir sorun olur. Farklı bir kapsama alanına sahip olmamız daha iyi olabilir,” diyor.
Çin, kritik madenler için hamle yapıyor
Bu arada Çin, elektrikli araç endüstrisine tedarik sağlamak için Endonezya’daki nikel fabrikalarına büyük miktarlarda yatırım yapıyor. Teknoloji firmaları Tencent ve Alibaba Asya, Afrika ve Latin Amerika’da genişledi. Diğer Çinli şirketler Latin Amerika ve Afrika’da yenilenebilir enerji projelerini hedefliyor.
Wall Street Journal’ın Çin gümrük verilerine dayanarak yaptığı analize göre, Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki gelişmekte olan pazarlar Çin’in toplam ticaretinin %36’sını oluştururken, ABD, Avrupa ve Japonya ile olan ticareti bu oranın %33’ünü oluşturuyor. Geçen yaza kadar, gelişmiş pazarlardan oluşan bu üçlü, Çin ticaretinde daha büyük bir paya sahipti.
Çin fabrikalarının bir kısmı, ABD gümrüğünden kaçınırken ABD müşterilerine satış yapmaya devam etmek için Vietnam, Hindistan ve Meksika gibi ülkelere taşındı. Fakat Çin’in gelişmekte olan ülkelerdeki müşterilere hitap eden uygun fiyatlı akıllı telefonlar, otomobiller ve makineler konusundaki artan uzmanlığı da Batılı rakiplerinin aleyhine olan bu değişime katkı sunuyor.
Örneğin Çinli otomobil üreticisi Great Wall Motors geçen yıl yaptığı açıklamada, önümüzdeki on yıl içinde Brezilya’nın São Paulo eyaletinde hibrid ve elektrikli otomobiller üretmek için 1,9 milyar dolar harcayacağını söyledi. BYD, Brezilya’da 600 milyon dolar ve en çok elektrikli araç sattığı Tayland’da 500 milyon dolar yatırım yapıyor. Çinli ev aletleri üreticisi Midea Group geçen yıl Mısır ve Tayland’da yeni tesisler açtı ve yerel pazarlara hizmet vermek için Brezilya ve Meksika’da tesisler inşa ediyor.
Entegrasyondan bölünmeye
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1980’lerde başlayan dışa açılma serüveni 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ile zirve yapmıştı. Bu tarihten itibaren Çin ekonomisini küresel ekonomiye entegre eden Batılı ülkeler, kendi tüketicilerine ucuz Çin mallarını sunuyordu.
Bu ekonomik düzen, Batılı liderlerin bazı ABD ve Avrupa toplumlarında iş piyasalarını yok eden Çin bağlarını sorgulamaya başlamasıyla çökmeye başladı. Batılı şirketler, pazara erişim karşılığında teknolojilerini Çinli ortaklarına devretmek zorunda kaldıklarından şikayet ediyorlardı.
İlk aşamalarında ekonomik ayrışma tereddütlüydü ve çoğunlukla yarı iletkenler, bilgisayar donanımı ve otomobil parçaları gibi ABD’nin Çin ithalatına uyguladığı gümrük vergilerinden doğrudan etkilenen ürünlerin ticaretine odaklanıyordu.
Fakat eski Başkan Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalatın yaklaşık %60’ına gümrük vergisi getirmesinin ardından Başkan Joe Biden, Çin’in üst düzey bilgisayar çipleri almasını engellemek için harekete geçti ve Çin’e yapılan ABD yatırımlarına yeni kısıtlamalar getirdi. Washington, üretimi kendi ülkesine çekmek için milyarlarca dolarlık sübvansiyonu devreye soktu.
Çin verilerine göre, Haziran ayına kadar olan dört çeyrekte Çin’e yapılan doğrudan yabancı yatırım bir önceki yıla göre %78 oranında azaldı.
Çin hâlâ vazgeçilmez
Yine de, WSJ’ye göre, askeri bir çatışma yaşanmayacağı varsayımıyla, Çin ile Batı arasında tam bir ayrışma söz konusu değil.
Çin’in düşük üretim maliyetleri ve geniş tüketici pazarı, onu birçok şirket için vazgeçilmez kılmaya devam ediyor. Alman kimya şirketi BASF, 2030 yılına kadar Çin’de yaklaşık 10,5 milyar dolarlık yatırım yapacak. Starbucks, Ralph Lauren ve Hormel Foods da Çin’de büyümeye devam ediyor.
TikTok ve moda devi Shein gibi Çin ile bağlantılı markalar da, büyümelerini kısıtlayabilecek siyasi baskılarla karşı karşıya olsalar da, ABD’de büyük işletmeler kuruyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsünün analizine göre, ABD’nin yarı iletkenler ve bilişim donanımı gibi Çin ürünlerine yönelik ithalatı gümrük vergilerine tepki olarak düşerken, Trump dönemi vergilerinden etkilenmeyen oyuncak, oyun ve diğer ürünlerin alımları arttı.
Çinli yetkililer, Şangay’da batarya üretimini artıran Tesla gibi şirketler de dahil olmak üzere Batı yatırımlarını hala memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Washington, Pekin’e yönelik politikasını ‘yüksek çitli küçük bir bahçe’ olarak tanımlıyor, yani sadece bilgisayar çipleri gibi hassas sektörlerde sıkı kontroller istiyor, fakat bunun dışında ikili ticaret ve yatırımın devam etmesini istiyor.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








