Diplomasi
WSJ: Parçalanmış bir dünya ekonomisinde ABD-Çin ayrışması ivmeleniyor

Wall Street Journal’da (WSJ) yayınlanan bir değerlendirmeye göre, giderek daha fazla bölünen dünya ekonomisinde, Washington yatırım kısıtlamaları ve ihracat yasaklarıyla Çin’in üzerindeki baskıyı artırmaya çalışırken, Çin, ekonomisinin büyük bölümünü Batı’dan gelişmekte olan dünyaya doğru yeniden yönlendiriyor.
Çin, geçen sonbaharda, kırk yılı aşkın bir süre önce ekonomisinin dışa açılmasından bu yana ilk kez gelişmekte olan ülkelerle ABD, Avrupa ve Japonya’nın toplamından daha fazla ticaret yaptı. Bu durum WSJ’ye göre ticaret, teknoloji, güvenlik ve diğer çetrefilli konulardaki gerilimler artarken Çin ve Batı’nın farklı yönlere gittiğinin en açık işaretlerinden biriydi.
ABD ve diğer Batılı ülkelerin on yıllar boyunca Çin’i en zengin ülkelerin liderliğindeki tek bir küresel ekonominin hem ortağı hem de müşterisi haline getirmeye çalıştığına işaret eden WSJ, “Şimdi ise ticaret ve yatırım akışları iki rakip güç merkezi etrafında şekillenen yeni kalıplara oturuyor,” diye yazıyor.
Çin fabrikaları Batılı kimyasalları, parçaları ve makine aletlerini kendi ülkelerinden ya da gelişmekte olan ülkelerden gelenlerle değiştiriyor. Çin’in Güneydoğu Asya ile ticareti 2019’da ABD ile ticaretini geçti. Çin şu anda Rusya ile Almanya ile yaptığından daha fazla ticaret yapıyor ve yakında Brezilya için de aynı şeyi söyleyebilecek.
Çin’in dışarıya yaptığı yatırımlar da artık ABD’den ziyade Endonezya ya da Ortadoğu gibi doğal kaynak zengini ülkelere gidiyor.
Apple, Stellantis ve HP gibi büyük Batılı şirketler üretimlerini Çin’den kaydırmak istiyor. Sequoia Capital gibi finans şirketleri Çin’deki faaliyetlerini kısıtlamak ya da sınırlandırmak için harekete geçti.
Çin’deki Amerikan şirketlerini temsil eden ABD Çin İş Konseyi tarafından yapılan ankete katılan ABD şirketlerinin üçte birinden fazlası, geçtiğimiz yıl Çin’de planladıkları yatırımları azalttıklarını ya da duraklattıklarını söyledi.
ABD-Çin ayrışması hızlanıyor
New York merkezli bir danışmanlık firması olan Rhodium Group’un kıdemli danışmanı Noah Barkin, WSJ’ye verdiği demeçte, “Dünya rakip alanlara bölünüyor. Bir ivme var… bu bir bakıma kendi kendini itiyor. Bunun zaman içinde hızlanması ve hükümetler için yönetilmesi daha zor hale gelmesi riski var,” iddiasında bulunuyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da Ekim ayında yaptığı açıklamada Çin ve Batı arasındaki bölünmüşlüğün bu yıl dünyanın ekonomik toparlanmasını olumsuz etkilediğini belirtmişti. IMF araştırmasına göre, ABD ve Çin liderliğindeki bloklar arasındaki daha ciddi bir kırılma, küresel ekonomiye, trilyonlarca dolar değerinde gayrisafi yurtiçi hasılanın %7’sine kadar zarar verebilir.
WSJ’nin belirttiğine göre ekonomik bölünme, şirketleri kâr getiren hayati pazarlara erişimden mahrum bırakıyor, teknoloji ve sermaye paylaşımını zorlaştırarak büyümeyi baskılıyor.
Çin açısından bakıldığında, Pekin’in merkezde olduğu bir ekonomik etki alanı, ülkeyi uzun vadeli durgunluğa sürüklemekten alıkoyacak kadar büyüme sağlamayabilir. WSJ’ye göre Çin’in başarısı büyük ölçüde Batı’nın büyük harcamalar yapan tüketicilerine ve teknolojilerine erişmesine bağlı.
Örneğin ABD’nin 2018 ortalarında Çin’den yaptığı ithalat, tüm ithalatının %22’sini oluşturuyordu. Resmi verilere göre Ağustos ayına kadar olan 12 aylık dönemde bu oran %14’e gerilemiş olsa da dolar bazında ikili ticaret artmış görünüyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının verilerine göre, Batı’dan gelen paranın bir kısmı ABD’ye geri dönüyor ya da Meksika ve Hindistan gibi, geçen yıl Çin’den dört kat daha fazla yeni fabrika ve ofis yatırımı çeken yerlere gidiyor.
Şirketler ‘jeopolitiğe’ önem veriyor
ABD ile Çin arasındaki gerilimin artması ile birlikte Batılı şirketler de yatırımlarında jeopolitik çatışmalara daha fazla önem vermeye başladı.
Finlandiya merkezli elektrikli araçlar için hızlı şarj cihazı üreticisi Kempower’ın CEO’su Tomi Ristimäki, ABD’ye beş yıl içinde 40 milyon dolar yatırım yapmayı planladıklarını söyledi.
ABD’nin şirket için Avrupa kadar önemli hale gelmesini umduğunu belirten Ristimäki, Çin’in elektrikli araç pazarına girmek gibi bir planlarının olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Siyasi atmosfer değişti. Çin’e odaklanmıyoruz.”
Yıllık geliri yaklaşık 5 milyar avro olan Hamburg merkezli forklift üreticisi Jungheinrich ise 2020 yılında yayınladığı stratejik gündeminin en başına Çin’i koyarak buradaki varlığını genişletmeyi hedefliyordu. Şirketin CEO’su Lars Brzoska, kısa süre önce Çin’i öncelikli pazar olarak ABD ile değiştirdiklerini söyledi.
Brzoska, Jungheinrich’in iki fabrikası ve yaklaşık 1.000 çalışanı bulunan Çin’den çıkıp çıkmama konusunda henüz bir karar vermediğini, özellikle de jeopolitik gerginliklerin arttığı bir dönemde bu kararı alabileceğini söyledi.
Brzoska, “Herkes Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir işgalini düşünüyor. Eğer böyle bir şey olursa, bu tüm dünya için çok büyük bir sorun olur. Farklı bir kapsama alanına sahip olmamız daha iyi olabilir,” diyor.
Çin, kritik madenler için hamle yapıyor
Bu arada Çin, elektrikli araç endüstrisine tedarik sağlamak için Endonezya’daki nikel fabrikalarına büyük miktarlarda yatırım yapıyor. Teknoloji firmaları Tencent ve Alibaba Asya, Afrika ve Latin Amerika’da genişledi. Diğer Çinli şirketler Latin Amerika ve Afrika’da yenilenebilir enerji projelerini hedefliyor.
Wall Street Journal’ın Çin gümrük verilerine dayanarak yaptığı analize göre, Latin Amerika, Afrika ve Asya’daki gelişmekte olan pazarlar Çin’in toplam ticaretinin %36’sını oluştururken, ABD, Avrupa ve Japonya ile olan ticareti bu oranın %33’ünü oluşturuyor. Geçen yaza kadar, gelişmiş pazarlardan oluşan bu üçlü, Çin ticaretinde daha büyük bir paya sahipti.
Çin fabrikalarının bir kısmı, ABD gümrüğünden kaçınırken ABD müşterilerine satış yapmaya devam etmek için Vietnam, Hindistan ve Meksika gibi ülkelere taşındı. Fakat Çin’in gelişmekte olan ülkelerdeki müşterilere hitap eden uygun fiyatlı akıllı telefonlar, otomobiller ve makineler konusundaki artan uzmanlığı da Batılı rakiplerinin aleyhine olan bu değişime katkı sunuyor.
Örneğin Çinli otomobil üreticisi Great Wall Motors geçen yıl yaptığı açıklamada, önümüzdeki on yıl içinde Brezilya’nın São Paulo eyaletinde hibrid ve elektrikli otomobiller üretmek için 1,9 milyar dolar harcayacağını söyledi. BYD, Brezilya’da 600 milyon dolar ve en çok elektrikli araç sattığı Tayland’da 500 milyon dolar yatırım yapıyor. Çinli ev aletleri üreticisi Midea Group geçen yıl Mısır ve Tayland’da yeni tesisler açtı ve yerel pazarlara hizmet vermek için Brezilya ve Meksika’da tesisler inşa ediyor.
Entegrasyondan bölünmeye
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1980’lerde başlayan dışa açılma serüveni 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ile zirve yapmıştı. Bu tarihten itibaren Çin ekonomisini küresel ekonomiye entegre eden Batılı ülkeler, kendi tüketicilerine ucuz Çin mallarını sunuyordu.
Bu ekonomik düzen, Batılı liderlerin bazı ABD ve Avrupa toplumlarında iş piyasalarını yok eden Çin bağlarını sorgulamaya başlamasıyla çökmeye başladı. Batılı şirketler, pazara erişim karşılığında teknolojilerini Çinli ortaklarına devretmek zorunda kaldıklarından şikayet ediyorlardı.
İlk aşamalarında ekonomik ayrışma tereddütlüydü ve çoğunlukla yarı iletkenler, bilgisayar donanımı ve otomobil parçaları gibi ABD’nin Çin ithalatına uyguladığı gümrük vergilerinden doğrudan etkilenen ürünlerin ticaretine odaklanıyordu.
Fakat eski Başkan Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalatın yaklaşık %60’ına gümrük vergisi getirmesinin ardından Başkan Joe Biden, Çin’in üst düzey bilgisayar çipleri almasını engellemek için harekete geçti ve Çin’e yapılan ABD yatırımlarına yeni kısıtlamalar getirdi. Washington, üretimi kendi ülkesine çekmek için milyarlarca dolarlık sübvansiyonu devreye soktu.
Çin verilerine göre, Haziran ayına kadar olan dört çeyrekte Çin’e yapılan doğrudan yabancı yatırım bir önceki yıla göre %78 oranında azaldı.
Çin hâlâ vazgeçilmez
Yine de, WSJ’ye göre, askeri bir çatışma yaşanmayacağı varsayımıyla, Çin ile Batı arasında tam bir ayrışma söz konusu değil.
Çin’in düşük üretim maliyetleri ve geniş tüketici pazarı, onu birçok şirket için vazgeçilmez kılmaya devam ediyor. Alman kimya şirketi BASF, 2030 yılına kadar Çin’de yaklaşık 10,5 milyar dolarlık yatırım yapacak. Starbucks, Ralph Lauren ve Hormel Foods da Çin’de büyümeye devam ediyor.
TikTok ve moda devi Shein gibi Çin ile bağlantılı markalar da, büyümelerini kısıtlayabilecek siyasi baskılarla karşı karşıya olsalar da, ABD’de büyük işletmeler kuruyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsünün analizine göre, ABD’nin yarı iletkenler ve bilişim donanımı gibi Çin ürünlerine yönelik ithalatı gümrük vergilerine tepki olarak düşerken, Trump dönemi vergilerinden etkilenmeyen oyuncak, oyun ve diğer ürünlerin alımları arttı.
Çinli yetkililer, Şangay’da batarya üretimini artıran Tesla gibi şirketler de dahil olmak üzere Batı yatırımlarını hala memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Washington, Pekin’e yönelik politikasını ‘yüksek çitli küçük bir bahçe’ olarak tanımlıyor, yani sadece bilgisayar çipleri gibi hassas sektörlerde sıkı kontroller istiyor, fakat bunun dışında ikili ticaret ve yatırımın devam etmesini istiyor.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika6 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da










