Bizi Takip Edin

Diplomasi

Xi: ŞİÖ, hegemonyacılığa ve güç siyasetine karşı etkin bir güç haline geldi

Yayınlanma

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping pazartesi günü Rusya, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin liderlerine güvenlik ve ekonomik işbirliğini güçlendirme çağrısında bulundu, ŞİÖ’nün hegemonyacılığa ve güç siyasetine karşı etkin bir güç haline geldiğini söyledi.

Xi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 25. Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada bu açıklamayı yaptı. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de zirveye katılanlar arasındaydı.

Xi, üyelerin “Soğuk Savaş düşüncesine, blok çatışmasına ve zorbalığa karşı çıkmaları” gerektiğini söyledi. Ayrıca, “Dünya Ticaret Örgütü’nün merkezinde yer aldığı çok taraflı ticaret sistemini desteklemeleri” ve “eşit ve düzenli çok kutuplu bir dünya” savunmaları için çağrıda bulundu.

Çin lideri, örgüt üyelerine farklılıkları kenara koyup işbirliğini ve dayanışmayı geliştirme çağrısında bulunarak, “Eşit ve düzen içinde çok kutuplu bir dünyayı ve evrensel olarak kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi savunmalı, küresel yönetim sistemini daha eşit ve adil hale getirmeliyiz” ifadesini kullandı.

“ŞİÖ, uluslararası eşitliğin ve adaletin yanında olarak, uygarlıkların kapsayıcılığını ve birbirinden öğrenmesini savunarak hegemonyacılığa ve güç siyasetine karşı etkin bir güç haline geldi” dedi.

Xi, Çin’in ŞİÖ’yü “pratik” yollarla geliştirmeyi amaçladığını söyledi. Bu yıl içinde üye ülkelere 2 milyar yuan (280 milyon dolar) hibe yardımı sağlama, önümüzdeki üç yıl içinde ŞİÖ Bankalararası Konsorsiyumu’nun üye bankalarına 10 milyar yuan ek kredi verme ve gelecek yıldan itibaren ŞİÖ özel burslarının sayısını ikiye katlama planlarını açıkladı.

Xi ayrıca, güvenlik tehditlerini ele almak için bir merkezin ve bir uyuşturucu ile mücadele merkezinin bir an önce kurulmasını istedi.

Çin devlet medyasına göre, Pekin yakınlarındaki Tianjin şehrinde düzenlenen zirveye 20’den fazla yabancı lider katıldı ve bu, grubun şimdiye kadarki en büyük etkinliği oldu.

Xi-Modi buluşması

Xi, pazar günü Modi ile görüştü ve ABD Başkanı Donald Trump’ın, Rus petrolü satın alımlarını cezalandırmak amacıyla Hint mallarına ek gümrük vergileri uygulamasının hemen ardından Hindistan ile daha sıcak ilişkiler kurma niyetini ortaya koydu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, zirve öncesinde Hindistan’a gitti ve Hindistan’ın yüksek teknoloji üretiminde kullanılan kritik metaller olan nadir toprak minerallerine olan ihtiyacını karşılama sözü verdi. Çin, ABD’nin gümrük vergilerine misilleme olarak nisan ayında nadir toprak elementleri ihracatına kısıtlamalar getirdi.

Çin ve Hindistan, sınır sorunlarından Çin’in Pakistan’a verdiği desteğe kadar çok çeşitli çelişkilerle karşı karşıya. Ancak analistler, kendi ülkesinde ekonomik yavaşlama yaşayan Çin’in, Hindistan’ın büyüyen tüketici pazarından ve altyapı ve sanayinin modernizasyonu talebinden faydalanabileceğini söylüyor. Ayrıca ABD tarafından yüzde 50 gümrük vergisi ile cezalandırılan Hindistan için de Çin’le yakınlaşma hamlesi stratejik görülüyor.

Xi-Putin dostluğu

Zirve, Çin ve Rusya arasındaki daha yakın ilişkilerin yanı sıra, iki liderin yıllar boyunca kurdukları dostluğun da bir göstergesi olarak yorumlandı ve Putin’in Xi ile olan yakın ilişkilerini vurguladı.

İki lider arasındaki kişisel uyum, pazar akşamı Xi ve eşi Peng Liyuan’ın katılımcı liderler için düzenledikleri hoş geldiniz yemeğinde ortaya çıktı.

Putin ziyafette Çin devlet başkanının yanında dururken fotoğraflandı ve ikili, salona girerken yan yana yürürken televizyonda görüntülendi.

Pezeşkiyan’dan iki öneri

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan zirvede yaptığı konuşmada, bölgesel krizlerin yönetimi için dışişleri bakanlarından oluşan bir kriz komitesinin kurulmasını teklif etti.

Komitenin, üyelerin egemenliğine yönelik ihlallerde hızlıca müdahale edebilecek bir yapıda olması gerektiğini belirten Pezeşkiyan, “İran, uluslararası sistemin çok kutupluluğunun önemli sütunlarından biri olan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün daha barışçıl ve ekonomik işbirliğine daha elverişli bir dünya oluşturmak için somut adımlar atması gerektiğine inanmaktadır” dedi.

Pezeşkiyan bu bağlamda, İran’ın “barışın inşasının gerekliliği” ve “tek taraflı yaptırımların etkisini azaltmak için mali işbirliğinin güçlendirilmesi gerekliliği” olmak üzere iki konuda özel öneri sundu: “Bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden çeşitli krizler konusunda görüş alışverişinde bulunmak ve istişarelerde bulunmak, kriz yönetimine ilişkin operasyonel öneriler geliştirmek ve bunların takibi için bir mekanizma sağlamak amacıyla üye devletlerin dışişleri bakanlarından oluşan bir komitenin oluşturulması gerekmektedir. Bu komite, olası ve fiili çeşitli krizlerde bir üyenin talebi üzerine derhal toplanma yetkisine sahip olmalı ve örgütün entelektüel ve operasyonel kolu olarak uygun bir rol üstlenmelidir. Özellikle bir üyenin egemenliği ihlal edildiğinde, bu mekanizma derhal tepki vermeli ve egemenliği ihlal edilen üyeyi çeşitli kanallar aracılığıyla desteklemeye çalışmalıdır.”

Pezeşkiyan, Batılı ülkelerin tek taraflı yaptırımlarının üye ülkelerin ekonomik ilişkilerine zarar verdiğini hatırlatarak, bu sorunun çözümü için ulusal para birimleriyle ödemenin yaygınlaştırılması, dijital altyapıların kurulması ve çok taraflı para takas fonunun oluşturulmasını kapsayan “ŞİÖ Özel Hesaplar” mekanizmasının güçlendirilmesini önerdi.

Erdoğan-Xi görüşmesi

Zirve kapsamında Tianjin’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Çin lideri Xi Jinping ile bir araya geldi.

Xi, Çin ve Türkiye’nin bağımsızlık ruhuna sahip, yükselen büyük ülkeler olduğunu belirterek, ikili ilişkilerin üst düzeyde gelişmesinin her iki ülkenin temel çıkarlarına ve Küresel Güney’in ortak çıkarlarına hizmet ettiğini ekledi.

Xi, her iki ülkeyi barış, kalkınma ve kazan-kazan işbirliği gibi küresel eğilimleri kavramaya ve daha adil ve eşitlikçi bir küresel yönetişim sistemi oluşturmak için birlikte çalışmaya çağırdı.

Gelecek yılın Çin ve Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıldönümü olduğunu belirten Xi, iki tarafın bu fırsatı ikili ilişkileri güçlendirmek için değerlendirmesi gerektiğini söyledi. “İki ülke, siyasi karşılıklı güveni pekiştirmeli, kendi temel çıkarları ve önemli endişeleriyle ilgili konularda birbirlerini desteklemeli ve terörle mücadele ve güvenlik alanındaki işbirliğini güçlendirmelidir” dedi.

Xi, iki ülkenin pratik işbirliğini derinleştirmesi ve yeni enerji, 5G teknolojisi ve biyotıp alanlarında yeni işbirliği fırsatları araması gerektiğini söyledi. Ayrıca, uluslararası adalet ve hakkaniyeti korumak için her iki tarafın çok taraflı çerçeveler içinde koordinasyonu güçlendirmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Çin ile yakın üst düzey ilişkilerini sürdürmeye, yüksek kaliteli Kuşak ve Yol işbirliğini ilerletmeye ve altyapı ve yeni enerji gibi alanlarda işbirliğini güçlendirerek ikili ilişkilerin sağlam büyümesini desteklemeye hazır olduğunu söyledi.

Erdoğan, Türkiye’nin ŞİÖ çerçevesinde Çin ile işbirliğini geliştirerek bölgenin ve dünyanın kalkınmasına ve refahına katkıda bulunmaya hazır olduğunu belirtti ve Çin’in Orta Doğu meselesindeki adil tutumunu övdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin “Tek Çin” politikasına desteğini yinelerken iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik boyutuna dikkati çekti.

Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal da yer aldı.

Çin tarağında ise, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Cai Qi, Dışişleri Bakanı Wang Yi de dahil olmak üzere üst düzey Çinli yetkililer yer aldı.

Pazartesi günü sona erecek zirvede, Tianjin deklarasyonu olarak adlandırılan bir ortak bildiri ve 10 yıllık bir kalkınma planı hazırlanması bekleniyor.

Bazı yabancı liderler, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anmak için çarşamba günü Pekin’de düzenlenecek askeri geçit törenine katılmak üzere Çin’de kalacak.

Şanghay İşbirliği Örgütü

ŞİÖ, ilk olarak 1996’da sınır güvenliği ve ekonomik işbirliği ittifakı olarak Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından oluşturuldu. O yıllarda “Şanghay Beşlisi” olarak anılan gruba 2001’de Özbekistan’ın da dahil edilmesiyle örgütün kuruluşu gerçekleşti.

2017’de Kazakistan’da düzenlenen Astana Zirvesi’nde Hindistan ve Pakistan’ın üyelik süreçleri tamamlanırken 2021’de Tacikistan’da düzenlenen Duşanbe Zirvesi’nde İran’ın, 2024’te Kazakistan’da düzenlenen Astana Zirvesi’nde Belarus’un katılımıyla örgütün üye sayısı 10’a ulaştı.

Moğolistan ve statüsü Eylül 2021’den bu yana aktif durumda bulunmayan Afganistan, örgütte “gözlemci” olarak yer alırken ŞİÖ’nün, aralarında Türkiye’nin de olduğu 14 ülkeyle “diyalog ortaklığı” bulunuyor.

Örgüt üyesi ülkelerin yüz ölçümlerinin toplamı, Avrasya kıta parçasının yaklaşık yüzde 65’ini kapsıyor, dünya nüfusunun yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi hasılanın yüzde 30’unu temsil ediyor.

Diplomasi

İsrail: Türkiye düşman değil, rakip

Yayınlanma

İsrail, Türkiye’yi bir “düşman” olarak görmüyor fakat giderek onu bir “rakip” olarak değerlendiriyor.

Üst düzey bir İsrailli diplomat çarşamba günü Ynet’e yaptığı açıklamada, Suriye konusunda artan gerginlikler, Akdeniz’deki Türk donanma faaliyetleri ve Ankara’nın İsrail’e karşı aldığı iktisadi, hukuki ve diplomatik önlemler bağlamında bu görüşü dile getirdi.

Yetkili şunları söyledi:

“Türkiye bir düşman devlet değil fakat kesinlikle bir rakip. Türkiye iktisadi, hukuki ve diplomatik alanlarda bize karşı adımlar attı.”

Yetkili, hem İsrail hem de Türkiye ile yakın ilişkiler sürdüren Azerbaycan’ın daha önce zaman zaman iki ülke arasındaki mesajların iletilmesinde bir kanal görevi gördüğünü ama bu tür temasların giderek azaldığını belirtti.

İsrailli yetkili, “Son zamanlarda bunun daha az gerçekleştiğini söyleyebilirim,” dedi.

İsrail-Türkiye geriliminde Azerbaycan devrede

Akdeniz’de İsrail donanmasının faaliyet gösterdiği bölgelerin yakınlarında Türk donanmasının faaliyetlerinin arttığına dair haberler ve iki taraf arasında gerginlik yaşandığına dair sorulara yanıt veren yetkili, askeri bir çatışma olasılığını önemsiz gösterdi.

Yetkili, “Ne Türklerin ne de bizim ateş açmak istediğimizi sanıyorum,” dedi.

İsrailli üst düzey yetkili, ülkesinin Avrupa ile giderek gerilen ilişkilerine de değindi. Yetkili Tel Aviv’in son bir buçuk yılı, İsrail ile AB arasındaki kapsamlı iktisadi ve ticari ilişkiler için bir çerçeve oluşturan Ortaklık Anlaşması’nı zayıflatmaya yönelik girişimlere karşı mücadele ederek geçirdiğini savundu.

Yetkili, AB bakanlarının son toplantısı da dahil olmak üzere anlaşmaya karşı harekete geçme çabalarının, İsrail’in yoğun diplomatik faaliyetleri ve dost Avrupa hükümetlerinin desteği nedeniyle başarısız olduğunu kaydetti.

Yetkili şöyle dedi:

“Tüm girişimler, yoğun çabalar ve diğer ülkelerin ilerletmeye çalıştığı adımlara karşı çıkan dışişleri bakanları ve devlet başkanlarıyla yakın kişisel bağları olan dost ülkelerden oluşan bir bloğun sonucu olarak başarısız oldu.”

Yetkili, Batı Şeria’daki İsrail’in E1 yerleşim inşaatı planını eleştiren ortak bir AB bildirisi hazırlama yönündeki son girişime dikkat çekti.

Yetkili, iki ülkenin bildiriyi engellediğini, bunun üzerine AB dış politika sorumlusu Kaja Kallas’ın tüm üye devletler adına değil, kendi adına bir açıklama yapmak zorunda kaldığını belirtti.

Medyada yer alan haberlere göre bu iki ülke Çekya ve Slovenya.

İsrailli, “Avrupa Birliği’nde, zorlu bir dönemde İsrail’in yanında duran, sayıları iki haneye ulaşan ülkeler var,” dedi.

Yetkili, Kudüs ile Batı Şeria’daki Maale Adumim yerleşim yeri arasındaki E1 bölgesindeki inşaatın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletini engellemeyi amaçladığı yönündeki eleştirileri de reddetti.

İsrail’den Türkiye’ye karşı donanma hazırlığı

Yetkili, bu iddiayı “saçma” olarak nitelendirdi; oysa projenin önde gelen savunucularından Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi projenin hedeflerinden biri olarak açıkça ortaya koymuştu.

E1 projesi, buradaki inşaat faaliyetlerinin Batı Şeria’nın kuzey ve güneyindeki Filistin bölgeleri arasındaki toprak bütünlüğünü bozabileceği ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini zorlaştırabileceği gerekçesiyle yıllardır uluslararası muhalefetle karşı karşıya kalıyor.

“Avrupalı dışişleri bakanlarına, Filistin devletiyle ilgili argümanın saçma olduğunu söylüyorum,” diyen yetkili, bazı Avrupa ülkeleri tarafından tanınan Filistin devletinin coğrafi olarak zaten Batı Şeria ve Gazze Şeridi arasında bölünmüş durumda olacağını savundu ve şöyle devam etti:

“Ne bekleniyor? Bu dayatmayı kabul edip artık İsrail Toprakları’na yerleşme hakkımız olmadığını mı söylememiz gerekiyor? 1967’den bu yana, sol kanat hükümetler de dahil olmak üzere istisnasız her hükümet, Yahudiye ve Samiriye’ye yerleşim kurmuştur.”

Yahudiye ve Samiriye, İsrail’in Batı Şeria için kullandığı Kutsal Kitap terimi.

Yetkili, Kudüs’ü Maale Adumim’e bağlamayı bir “İsrail konsensüsü” olarak nitelendirdi ve E1 projesinin eski başbakan Yitzhak Rabin’in hükümeti dönemine dayandığını belirtti.

Ne var ki bu öneri ilk olarak Rabin’in 1990’da yeniden göreve gelmesinden önce sunulmuştu. Rabin hükümeti başlangıçta bölgedeki inşaat çalışmalarına destek vermiş olsa da, İsrail-Filistin barış süreci ilerledikçe plan daha sonra dondurulmuştu.

Dört Avrupa ülkesi İsrail’in Batı Şeria planını kınadı

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yaptırımlar neden işe yaramıyor? Prof. Fernández-Villaverde anlattı

Yayınlanma

Pennsylvania Üniversitesi Ekonomi Profesörü Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu’nda yaptığı sunumda ticaret ve finans yaptırımlarının hedeflerine ulaşamadığını belirtti. Fernández-Villaverde, petrol taşımacılığındaki gölge filolar ve alternatif finans kanalları üzerinden yaptırımların etrafından nasıl dolaşıldığını verilerle ortaya koydu.

Pennsylvania Üniversitesi Howard Marks Başkanlık Ekonomi Profesörü ve Amerikan Girişimcilik Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, ekonomik tarihin ve ampirik bulguların ticari ile mali yaptırımların nadiren başarılı olduğunu gösterdiğini açıkladı.

Yaptırımların arkasındaki teorik zayıflıklara ve sahadaki veriye dayalı kanıtlara odaklanan Fernández-Villaverde, otoriter rejimlerin kendi tebaalarının refahını önemsemediğini, kısıtlamaların yarattığı kıtlık rantının doğrudan otokratların kontrol mekanizmalarını güçlendirdiğini ve uygulama ne kadar sıkı olursa olsun yaptırımların etrafından dolaşacak sayısız yöntemin hızla devreye girdiğini dile getirdi.

Fernández-Villaverde, modern ekonomik sistemlerin ağ yapısı üzerine kurulu olduğunu, bu ağlardan bir hat kesildiğinde sistemin çok düşük maliyetlerle yeni rotalar bulduğunu vurgulayarak konuşmasında şu temel soruyu yöneltti:

“Asıl soru şudur: Devletler, vadettiklerini yerine getiremediği halde neden bu yaptırımları kullanmaya devam ediyor?”

“Yaptırımlar en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde en kötü sonucu veriyor”

Tarihsel perspektiften bakıldığında ticaretin bir silah olarak kullanılmasının antik dönemlere kadar uzandığını hatırlatan Fernández-Villaverde, Milattan Önce 432 yılında Atina’nın Megara’yı kendi imparatorluk limanlarından ve pazarlarından dışladığını belirtti.

Yaptırımların barış zamanı devlet yönetiminin kalıcı ve kurumsal bir aracına dönüşmesinin ise 1919 yılında Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 16. Maddesi ile gerçekleştiğini ifade eden iktisatçı, Nicholas Mulder’ın 2022 tarihli “Ekonomik Silah” adlı çalışmasına işaret etti.

Fernández-Villaverde, yaptırımların tarihsel başarı oranlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Ekonomik tarih, ticari ve finansal yaptırımların nadiren işe yaradığını gösteriyor. İyimser sınıflandırmalar yaptırımların başarı oranını yaklaşık üçte bir olarak hesaplarken, şüpheci yaklaşımlar bu oranın yirmide bire kadar gerilediğini ortaya koyuyor. Üstelik yaptırımlar, kendilerine en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde, yani kökleşmiş otokrasilere karşı uygulandığında en kötü sonucu veriyor.”

“Otoriter yönetimlerin” yaptırımların getirdiği ekonomik maliyetleri doğrudan üstlenmediğini belirten Fernández-Villaverde, “Otokratlar bedel ödemez. Mal kıtlığı ve ekonomik darlık doğrudan halkın üzerine yıkılır. İktidardaki koalisyon ise ekonomik olarak tatmin edilebilecek ve satın alınabilecek kadar dar bir kadrodan oluşur. Daha da kötüsü, yaptırımların yarattığı kıtlık yeni rant alanları doğurur ve bu rantı kimin toplayacağına bizzat rejim karar verir. Şirketler ise yeni aracılar, yeni rotalar ve yeni bayraklar bularak kısıtlamaların etrafından dolaşmanın yollarını üretir” dedi.

“Modern ekonomiler ağlardan oluşur; bir bağı keserseniz ağ yeni bir rota çizer”

Batılı hükümetlerin petrol gelirlerini kesmek amacıyla İran, Suriye, Venezuela ve Rusya’ya kapsamlı petrol yaptırımları uyguladığını hatırlatan Fernández-Villaverde, bu kısıtlamaların kayıtlara geçen arzı kağıt üzerinde düşürdüğünü, ancak gerçekte ticareti suyun altına, yani kayıt dışı alana ittiğini açıkladı.

Deniz taşımacılığında gemilerin tespitten kaçınmak amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi alıcı-vericilerini kapatması ve çeşitli aldatıcı manevralara başvurmasıyla gölge taşımacılığın devasa boyutlara ulaştığını ifade etti.

Yiliang Li, Le Xu ve Francesco Zanetti ile birlikte hazırladıkları Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu çalışma metnine dayanan araştırmanın detaylarını paylaşan Fernández-Villaverde, küresel ham petrol tanker filosunun neredeyse tamamını oluşturan 2 bin 150’den fazla tankerin Otomatik Tanımlama Sistemi verilerini incelediklerini belirtti.

Ocak 2017 ile Aralık 2023 dönemini kapsayan ve iki saniyede bir güncellenen 330 milyon civarındaki gözlem verisini gemi yaşı, bayrak durumu ve atıl sefer oranları gibi üst verilerle birleştirdiklerini, bu devasa veri kümesini sınıflandırmak için makine öğrenmesi algoritmalarından yararlandıklarını duyurdu.

Gölge gemileri tespit etmek amacıyla sefer ve gemi düzeyindeki kanıtları bir araya getirdiklerini belirten Fernández-Villaverde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Mayıs 2020’de yayımladığı aldatıcı uygulamalar listesini esas aldıklarını kaydetti.

Bu uygulamaların Otomatik Tanımlama Sistemi sinyal kesintisi sırasında şüpheli bir limanın ziyaret edilmesi, yüksek riskli bölgelerde sinyal kesintisi esnasında gemiden gemiye yük transferi yapılması ve kinematik seyir anomalilerinden oluştuğunu anlatan ekonomist, geliştirdikleri modelin uydu denetimleri, Lloyd’s List İstihbaratı ve ABD’nin 30 Temmuz 2025 tarihli yaptırım listeleriyle doğrulandığını, ABD listesindeki 14 tankerin 12’sinde tam uyum sağlandığını bildirdi.

“Gölge filonun payı düşse de yaptırımların arz kesintisini telafi etti”

Araştırma sonuçlarına göre 2017 ile 2023 yılları arasında ortalama bir yılda 555 gölge ham petrol tankerinin faaliyet gösterdiğini vurgulayan Fernández-Villaverde, bu sayının küresel ham petrol tanker filosunun dörtte birine denk geldiğini açıkladı.

Gölge filonun büyüklüğünün jeopolitik ve ekonomik gelişmelere göre dalgalandığını, toplam filo içindeki payının ise 2017’deki yüzde 29,7 seviyesinden 2018’de yüzde 28,1’e, 2019’da yüzde 26,4’e, 2020’de yüzde 25,2’ye, 2021’de yüzde 24,6’ya, 2022’de yüzde 23,3’e gerilediğini ve 2023’te yüzde 23,7 düzeyinde gerçekleştiğini aktardı.

Fernández-Villaverde, gölge deniz taşımacılığının yaptırım kaynaklı resmi arz kesintilerini nasıl ikame ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Kayıtlı küresel deniz yolu petrol ihracatı dalgalanırken, yeni petrol yaptırımlarının yoğunlaştığı dönemlerde gölge gemilerle yapılan taşımacılık İran, Suriye, Venezuela ve son olarak Rusya’dan yapılan petrol ihracatını kesintisiz şekilde sürdürdü. Gölge taşımacılık, yaptırımların yaratmayı hedeflediği arz kısıntısını doğrudan dengeledi.”

Fernández-Villaverde’nin paylaştığı akış verilerine göre, gölge yöntemlerle taşınan petrolün en büyük alıcıları arasında Çin açık ara ilk sırada yer alırken; Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Mısır, Malezya, Japonya, Türkiye, Güney Kore ve Hollanda diğer önde gelen ithalatçılar arasında sıralandı.

“Finansal yaptırımlar işlemleri nadiren durdurur, yalnızca işlem maliyetini artırır”

Finansal yaptırımların ilk bakışta daha etkili bir araç gibi göründüğünü, çünkü küresel dolar sisteminin gerçek bir darboğaz oluşturduğunu ve muhabir bankacılık ağının çok az sayıda merkez üzerinden çalıştığını ifade eden Fernández-Villaverde, petrolde belgelenen kaçınma dinamiklerinin finans alanında da birebir geçerli olduğunu vurguladı.

Finansal kısıtlamaların etkilerini dört temel mekanizmayla özetleyen iktisatçı, şu tespitleri paylaştı:

“İlk olarak yük dağılımı meselesi karşımıza çıkıyor; ödemelerin engellenmesi sıradan haneleri vururken, elitler avukatlar tutuyor ve aracılık hizmetleri satın alıyor. İkinci olarak bayrak değiştirmenin finansal karşılığı olan paravan şirketler, emanetçi sahipler ile Dubai, İstanbul ve Almatı’daki bankalar devreye giriyor. Üçüncü olarak ağ yapısı çalışıyor; ödemeler Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi, Rusya’nın Finansal Mesajlaşma Sistemi, uzatılmış muhabir bankacılık zincirleri ve sabit getirili kripto varlıklar üzerinden yeniden yönlendiriliyor. Dördüncü olarak tespit mekanizması tıpkı gemi takip sistemlerinde olduğu gibi beyana dayanıyor. Yaptırımı aşmak isteyen aktörler şeffaf sistem içinde yalan söylemek yerine doğrudan sistemin dışına çıkmayı tercih ediyor.”

Gölge filo deneyiminin finansal yaptırımlar için önemli dersler içerdiğini belirten Fernández-Villaverde, “Yaptırımlar finansal ve ticari işlemleri bir vergi gibi maliyetlendirir, ancak onları nadiren tamamen durdurur. Kaçınma teknolojisi olgunlaştıkça Rus ham petrolüne uygulanan iskonto daraldı. Yaptırımların etrafından dolaşmak sabit maliyetleri olan kurumsal bir sektördür. Bu kapasiteyi bir kez inşa ettiğinizde, bir sonraki hedefe de hizmet eder. Nitekim İran’ın hayalet filosu bugün Rus petrolünü taşıyor. Aynı durumun finansal izdüşümü de şimdiden görünür hale geldi. Bir rejim için inşa edilen paravan yapılar ve kripto para hatları, bir sonraki rejim tarafından çok daha düşük maliyetlerle yeniden kullanılıyor” dedi.

Yaptırım uygulayıcılarının kendi etki alanlarını aşındırdığına dikkat çeken Fernández-Villaverde, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Yaptırımların icra mekanizmaları kendi tabanını tüketiyor. Doların bir silah olarak her kullanımı, küresel sistemde altın alımlarını, rezerv çeşitlendirmesini ve dolar dışı takas mekanizmalarını teşvik ediyor. Varlık stoklarını dondurmak tek seferlik bir etki yaratabilir, ancak finansal ve ticari akışları polisiyesi tedbirlerle kontrol etmeye çalışmak her zaman sızıntı verir.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

G20 bakanlar zirvesine Amerikan ekonomi gündemi damga vurdu

Yayınlanma

G20 maliye bakanları, küresel faiz oranlarının yükselişi ve devasa borç yükü karşısında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde bir araya geldi.

Daha güçlü büyüme arayışı zirvenin ana gündemi olsa da, bu konudaki ayrıntılar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iktisadi büyümeye odaklanarak G20 maliye gündemini sadeleştirdi.

Maliye toplantısının açılış konuşmasında Bessent, yıllardır süren “görev sapması”nın grubu asıl amacından uzaklaştırdığını savundu.

Bu yılki gündemde, son yıllarda G20 toplantılarının ana gündem maddeleri olan iklim değişikliği ve eşitsizlik konularına ayrılan yer büyük ölçüde azaltıldı.

Bu durum, özellikle Avrupa delegasyonlarını büyük ölçüde tedirgin etti.

Bunun yerine ABD, deregülasyon, özel sektör yatırımları, küresel (ticari) dengesizlikler ve devlet borçlarına odaklandı.

ABD’li yetkililer, G20 üyelerinin büyümeye odaklanılması gerektiği konusunda Bessent ile büyük ölçüde hemfikir olduklarını belirtiyorlar.

Bununla birlikte, bir ekonomide işe yarayan bir şeyin, başka bir ekonomide aynı sonucu vermeyebileceğini kabul ediyorlar.

Örneğin Hazine Müsteşarı Erin Browne, konferansın kenarında Axios’a verdiği röportajda, “Bence Bakan Bessent’in ortaya koyduğu ilkeler; bunlar iyi anlaşılmış ve üzerinde uzlaşılmış ilkeler,” dedi ama ekledi:

“Fakat farklı ekonomilerin farklı zorlukları var. Burada Afrika Birliği’nden üyelerimiz var ve örneğin Almanya’dan çok farklı zorluklarla karşı karşıyalar.”

Browne, yurtdışı ticaret ve yatırımlardan gönderdiklerinden daha fazlasını alan ülkelere atıfta bulunarak, “Yeterli yatırım talebiniz olmadığı için fazla veren bir ülke olabilirsiniz ya da yeterli tüketim talebiniz olmadığı için fazla veren bir ülke olabilirsiniz,” dedi.

Fed Başkanı Kevin Warsh da açılış konuşmasında benzer bir noktaya değinerek “küresel ekonomide yaşanan muazzam değişim”den bahsetti ve “Hepimiz bunu biraz farklı şekilde yaşıyoruz,” dedi Warsh.

İklim değişikliği gündemde yer almamasına rağmen, Avrupalı yetkililer toplantı aralarında bu konunun hâlâ bir öncelik olduğunu belirttiler.

Avrupa Komisyonu Üyesi Valdis Dombrovskis gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, iktisadi büyüme ve iktisadi dayanıklılıkla ilgili sorunun bir parçası,” dedi ve giderek daha fazla aşırı hava olayı gördüklerini, bunların da ekonomi ile kamu maliyesine zarar verdiğini savundu.

Dombrovskis şöyle devam etti:

“İran savaşından kaynaklanan bu yeni enerji açığı, fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltma ve yeşil üretimi güçlendirme ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyor.”

Bu arada, Çin’in ihracat patlaması, Avrupa’nın büyüme modeline ABD’ninkinden çok daha fazla baskı uyguluyor.

“Çin şoku 2.0”, Almanya’nın imalat sektörünü mahvediyor ve yetkilileri daha sert önlemler almayı düşünmeye zorluyor.

Nitekim Ekonomi ve Üretkenlik Komiseri Dombrovskis, “Analizden eyleme geçmek önemli,” dedi.

ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri, Çin mallarının bir kısmının diğer pazarlara yönelmesine katkıda bulundu.

Bessent, “Gelişmiş dünyanın geri kalanına ve gelişmekte olan ülkelerin üst düzeylerine, ABD’nin gümrük vergisi duvarını diktiğinde Çin’den gelen fazla malların onların kıyılarına ulaşacağı konusunda uyarıda bulunmuştum. Ve ne yazık ki haklı çıktım,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu, ABD hariç G7-plus-plus’ın bir sorunu. Biz önlemlerimizi aldık… ve şimdi bu malları alan ülkelerin bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor.”

Finansal İstikrar Kurulu’na başkanlık eden İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, toplantılar öncesinde G20 bakanlarını uyararak, İran savaşının enerji enflasyonunu ve faiz oranlarının yükselmesini tetikleyen “önemli bir arz şoku”na yol açtığını söyledi.

Bessent ise uzun vadeli iktisadi riski önemsiz göstermeye çalışarak, “Bu İran çatışmasının üstesinden geleceğiz ve dünya bu sayede daha iyi bir yer haline gelecek,” dedi.

Çin, G20 bildirisine karşı çıktı

Bessent Salı günü yaptığı açıklamada, “piyasa ekonomisi olmayan ülkelerin bitmek bilmeyen ucuz ihracat akışını sürdürmesinin sürdürülebilir olmadığı” yönündeki ortak bildirgeye karşı çıkan tek G20 üyesi ülkenin Çin olduğunu belirtti.

Bessent, diğer G20 üyelerinin “önümüzdeki günler, haftalar veya aylar içinde” “bu sürdürülemez dengeye ilişkin bir çözüme ulaşmak” için harekete geçeceğini belirtti.

Salı günü ilerleyen saatlerde Hazine Bakanlığı tarafından yayınlanan bildiride, Çin’in, 19 üyenin “ülkelerin dengesizlikleri şiddetlendiren piyasa dışı politika ve uygulamaları ortadan kaldırmak için adımlar atması gerektiği” konusunda mutabık kaldığı bir paragrafa itiraz ettiğini belirten bir dipnot yer alıyor.

Söz konusu paragrafta, “Özellikle, aşırı ve kalıcı dış fazla veren ülkeler, iç tüketimi kısıtlayan ve büyüme için ihracata aşırı bağımlılığa yol açan çarpıklıkları ortadan kaldırmalıdır,” deniyor.

Hazine Bakanlığı, Çin’in ayrıca, İran’ın ABD ile sürdürdüğü savaş kapsamında fiilen engellediği hayati bir petrol nakil yolu olan Hürmüz Boğazı’ndaki devam eden deniz taşımacılığı aksaklıklarına ilişkin endişeleri dile getiren bir paragrafa da itiraz ettiğini belirtti.

Çin ayrıca, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “küresel dengesizliklere yönelik gözetimini” öven ve “dış borcunun önemli bir kısmını G20 üyelerine borçlu olan ülkeleri” özellikle vurgulayan paragraflara da karşı çıktı.

Bessent basın toplantısında, “Bugün oybirliğiyle kabul edilmiş bir ortak bildiri açıklayabilmeyi umuyordum,” derken, diğer 19 üyenin mutabakatının “sorunun ne kadar büyük olduğunu gösterdiğini” vurguladı.

Bessent ayrıca İran ve Çin meselesine dair şunları söyledi:

“İran konusunda Çin ile aramızdaki ortak noktalar, farklılıklarımızdan daha fazla. Çin, İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda hemfikir. Çin, Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz ticaretinin olması gerektiği konusunda da hemfikir. Çin, enerjisinin yüzde 50’sini Körfez’den temin ediyor. Bu nedenle, bir çözüm bulmak için çaba göstermenin Çin’e bağlı olduğunu ya da Çin’in sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Bunu nasıl hayata geçireceklerini göreceğiz.”

Avrupa ve Kanada’dan Çin konusunda karışık sinyaller

Dombrovskis bir basın toplantısında, Çin’in iktisadi dengesizliklerin başlıca kaynağı olduğunu belirtirken, ABD ve Avrupa’nın da bu dengesizliği gidermede üstlenmeleri gereken roller olduğunu söyledi.

Daha doğrudan ifadelerle, Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil, ABD ve İsrail öncülüğündeki İran savaşının, devam eden ABD gümrük vergisi anlaşmazlıklarıyla birlikte, küresel ekonomiyi frenleyen belirsizliğin başlıca nedenleri olduğunu söyledi:

“Belirsizlik, iktisadi büyüme için zehirdir. ABD’nin sürdürdüğü gümrük vergisi çatışmaları, örneğin Kanada ile şu anki anlaşmazlık gibi, güveni yok ediyor.”

İngiltere, dengesizlikleri azaltmaya çalışmanın hassas bir konu olduğunu belirterek, Çin ile pragmatik bir ticaret ilişkisi sürdüreceğini açıkladı.

Yıl başından bu yana Çin ile daha yakın iktisadi bağlar kuran Kanada’nın Maliye Bakanı Francois-Philippe Champagne, ülkesinin diğer G7 ülkeleriyle aynı şekilde ve “net sınırlar” çerçevesinde Çin ile ilişkiler kurduğunu belirtti.

IMF Genel Direktörü Kristalina Georgieva, Reuters’a yaptığı açıklamada, Çin’in harekete geçmesi gerektiğini fark ettiğine inandığını, fakat Çin’in daha çok, aşırı ithalat talebine katkıda bulunan artan mali açıklarını azaltması gibi, ABD gibi diğer ülkelerle koordineli bir eylem çağrısında bulunduğunu belirtti.

Pazartesi günü geç saatlerde bir açıklama yapan Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama, G20’daki meslektaşlarına kritik minerallere yönelik keyfi ihracat kısıtlamalarının küresel ekonomiye zarar verdiğini ilettiğini söyledi.

Bu konu, G20 başkanının açıklamasına da dahil edildi.

Açıklamada, “Küresel tedarik zincirlerinin normal şekilde işleyişini sürdürmesini sağlamak için ülkeleri gereksiz ihracat kısıtlamalarından kaçınmaya çağırıyoruz,” denildi.

Pekin, ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı ve ABD dışındaki şirketleri de etkileyen gümrük vergilerine yanıt olarak, Nisan 2025’te nadir toprak elementlerine ihracat kısıtlamaları getirerek kritik minerallerin işlenmesindeki hakimiyetini de kullanmıştı.

ABD’den yapay zeka baskısı

ABD, Salı günü Kuzey Carolina’da düzenlenen ve sektörün önde gelen isimleri ile ticaret bakanlarının katıldığı bir toplantıda, G20 üyelerine yapay zeka düzenlemeleri konusunda müdahaleci olmayan bir yaklaşım benimsemeleri ve bu teknoloji için yeni kurallar getirmekten kaçınmaları yönünde baskı uyguladı.

ABD’nin hedefleri, neredeyse tamamı Amerikan olan dünyanın en büyük yapay zeka şirketlerinin düşünceleriyle büyük ölçüde örtüşüyor.

Bu şirketler, hızla büyüyen işleri için dünya çapında daha az düzenleme yapılmasını ya da kuralların kendileri tarafından şekillendirilmesini istiyor.

Federal hükümetin getireceği şartlar, yeni modellerin piyasaya sürülmesini yavaşlatırsa veya şirketleri güvenlik endişelerini gidermek için ürünlerinin işleyişini değiştirmeye zorlarsa, sektörün kârını olumsuz etkileyebilir.

İki günlük toplantıya eş başkanlık eden ABD teknoloji danışmanı Michael Kratsios, ülkelerin “Carolina İlkeleri”ni benimsemelerini savundu.

Kratsios, toplantıda G20 yetkililerine yaptığı açıklamada, bu ilkeleri imzalayan ülkelerin yapay zeka ile ilgili kurallar oluştururken “yeni düzenlemeleri yalnızca yeni hususlara ayırmayı” kabul ettiklerini söyledi.

Ayrıca bu ülkelerin, “keşifleri hızlandırmak için temel araştırmalara” yatırım yapacaklarını ve yeni teknolojiler için ticari fırsatları güçlendireceklerini de sözlerine ekledi.

Kratsios, “Politika yapıcılar her yeniliği tek başına ele almak zorunda değiller ve ortaya çıkan her teknolojiyi türünün ilk örneği olan bir politika sorunu olarak görmemelidirler,” dedi.

Büyük Teknoloji yöneticileri G20 bakanlarına seslenecek

SpaceX CEO’su Elon Musk, Salı sabahı Avrupa Birliği’nin teknoloji düzenlemelerini eleştirerek, AB’nin politikasının şirketler için “ilerlemeyi engellediğini” belirtti.

Ayrıca, Çin dışındaki liderleri veri merkezlerine enerji sağlamak üzere yeni enerji kaynakları geliştirmeye çağırdı.

ABD Ticaret Bakanlığı sözcüsü, Meta CEO’su Mark Zuckerberg’in, daha önce konuşma yapmayı planlayan şirket başkanı Dina Powell McCormick’in yerine video konferans yoluyla bakanlara hitap edeceğini söyledi.

Google sözcüsü Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Google DeepMind’ın kurucu ortağı Demis Hassabis’in de bakanlara video konferans yoluyla hitap edecek konuşmacılar listesine eklendiğini belirtti.

Reuters daha önce, OpenAI CEO’su Sam Altman ve Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın Çarşamba günü, toplantıya ev sahipliği yapan Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile birlikte delegelerin karşısına ayrı ayrı çıkacaklarını bildirmişti.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, G20 teknoloji toplantısında ABD’nin üye ülkelere, yapay zeka gelişimini denetlemek üzere yeni düzenleyici kurumlar kurmamaları konusunda baskı yapacağını söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English