Diplomasi
Putin ve Xi’den ŞİÖ zirvesinde çok kutupluluk ve Ukrayna mesajı

Çin’in Tiencin kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Xi, üye ülkeler arasında dayanışma ve ekonomik işbirliğini güçlendirme çağrısı yaptı. Rusya Devlet Başkanı Putin ise çok kutuplu bir dünya düzenini savunarak Ukrayna krizinin Batı destekli darbe ve NATO’nun genişlemesi nedeniyle çıktığını belirtti.
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi, 1 Eylül’de Çin’in Tiencin kentinde düzenleniyor. Yerel saatle 10.00’da başlayan ŞİÖ üye ülke liderleri toplantısı öncesinde fotoğraf çekimi yapıldı.
Törene Çin’den Xi Jinping, Rusya’dan Vladimir Putin, Belarus’tan Aleksandr Lukaşenko, Hindistan’dan Narendra Modi, İran’dan Mesud Pezeşkiyan, Kazakistan’dan Kasım-Cömert Tokayev, Kırgızistan’dan Sadır Caparov, Pakistan’dan Şahbaz Şerif, Tacikistan’dan İmamali Rahman ve Özbekistan’dan Şevket Mirziyoyev katıldı.
Zirve başlamadan önce Putin, kendisini Rusya Devlet Başkanı’nın elinden tutarak Xi’ye götüren Hindistan Başbakanı Modi ile sohbet etti.
Üç lider kısa bir süre görüştü. Modi, yedi yıl aradan sonra ilk kez Çin’i ziyaret etti.
Xi’den 5 adımlık gelişim planı
Zirvede ilk konuşmayı, 2025 dönem başkanı ülkenin temsilcisi olarak Çin lideri Xi Jinping yaptı. Xi, konuşmasında ŞİÖ’nün gelişimi için beş adımdan bahsetti.
Xi’ye göre, örgüt üyeleri arasında dayanışma ve etkileşimi güçlendirmek, ayrıca “bölenin barış, istikrar, kalkınma ve refahı için sorumluluk” üstlenmek amacıyla her ülkenin avantajlarını kullanmak gerekiyor.
ŞİÖ devletlerinin pazarlarının ve “ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı” özelliklerinin avantajlarını kullanması gerektiğini belirten Xi, ticaret ve yatırım prosedürlerinin basitleştirilmesi, enerji, altyapı, dijital ekonomi, inovasyon ve yapay zeka alanlarında işbirliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Xi, “Yani ortak bir gelecek adına karşılıklı destek yoluyla modernleşmeye doğru hep birlikte ilerlemek,” dedi.
Çin lideri, ŞİÖ ülkelerinin kültürel ve insani alışverişi, ekonomik etkileşimi güçlendirmesi ve ortak çabalarla “müreffeh bir medeniyet inşa etmesi” gerektiğini vurguladı.
Xi ayrıca eşitlik ve adalete bağlılığın sürdürülmesi, “İkinci Dünya Savaşı hakkındaki tarihsel gerçeğin savunulması”, çok kutuplu dünya düzeninin korunması ve Dünya Ticaret Örgütüne dayalı çok taraflı ticaret sisteminin desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Xi, ŞİÖ bünyesinde Güvenlik Sınamaları ve Tehditleriyle Mücadele Merkezi ile Narkotikle Mücadele Merkezinin bir an önce açılması ve ŞİÖ Kalkınma Bankasının kurulması çağrısı yaptı.
Xi, Çin’in kendi gelişimini ŞİÖ’nün gelişimi ve “tüm üye devletlerin halklarının güzel bir yaşama olan özlemiyle” ilişkilendirdiğini kaydetti.
Xi’ye göre, Çin’in diğer ŞİÖ ülkelerinin ekonomilerine yaptığı toplam yatırım hacmi 84 milyar doları aşıyor ve Çin’in diğer ŞİÖ ülkeleriyle yıllık ticaret hacmi 500 milyar dolardan fazla.
Çin, örgütün daha muhtaç ülkelerine yardımcı olacak yüzden fazla sosyal proje uygulamayı planlıyor ve yıl sonuna kadar 2 milyar yuan tutarında karşılıksız hibe yardımı sağlayacak.
Ayrıca Çin, önümüzdeki üç yıl içinde birlik üyelerine 10 milyar yuan tutarında kredi tahsis edecek.
Putin’den çok kutupluluk vurgusu
Vladimir Putin, Çin’in 2025 ŞİÖ dönem başkanlığı sırasında yaptığı çalışmaları takdir etti.
Putin, bu yılın özel olduğunu belirterek mayıs ayında Moskova’da Büyük Anayurt Savaşı’ndaki zaferin 80. yıl dönümünün kutlandığını, 3 Eylül’de ise Pekin’de Japon militarizmine karşı kazanılan zafer ve İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıl dönümüne adanmış etkinlikler düzenleneceğini kaydetti.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan ve yine 80. yılını kutlayan Birleşmiş Milletlerin tüzüğüne uluslararası hukukun üstünlüğü ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi temel ilkelerin dahil edildiğini hatırlatan Putin, iç işlerine karışmama, bağımsızlığa ve ulusal çıkarlara saygı ilkelerinin ŞİÖ’nün de temelini oluşturduğunu söyledi.
Putin, mevcut zirve için Tiencin Deklarasyonu ve 2035’e kadar ŞİÖ Kalkınma Stratejisi de dahil olmak üzere sağlam bir belge paketi hazırlandığını belirtti.
Putin, ŞİÖ çerçevesindeki işbirliğinin gelişim hızının etkileyici olduğunu, üye ülkelerin GSYH’sindeki ortalama artışın 2024’te yüzde 5’i, sanayi üretimindeki artışın ise yüzde 4,6’yı aştığını kaydetti.
Rusya’nın üye devletlerin ortak tahvil çıkarmasını, ŞİÖ’nün kendi ödeme, takas ve saklama altyapısını oluşturmasını ve ortak yatırım projeleri bankası kurmasını desteklediğini ifade etti.
Putin’e göre bu, ŞİÖ devletlerinin ekonomik alışverişlerinin verimliliğini artıracak ve onları “dış konjonktürdeki dalgalanmalardan” koruyacak. Putin ayrıca ulaşım, enerji, kültür ve eğitim alanlarındaki işbirliğinden de bahsetti.
Putin, ŞİÖ’nün gerçek anlamda çok kutupluluğun tesis edilmesini ve tüm Avrasya kıtasında karşılıklı güvenin güçlendirilmesini savunduğunu söyledi.
Putin, örgütün bu sayede Avrasya’da “modası geçmiş Avrupa merkezli ve Avrupa-Atlantik modellerinin yerini alacak” yeni bir istikrar ve güvenlik sisteminin oluşturulması için siyasi ve sosyoekonomik ön koşulların temelini atmaya yardımcı olduğunu belirtti.
Böylece mümkün olan en geniş ülke yelpazesinin dikkate alınması mümkün olacak ve bu da bazı ülkelerin güvenliklerini başkaları pahasına sağlamasına izin vermeyecek.
Putin, Ukrayna krizinin nedenlerini yineledi
Bu sözlerinin ardından Putin, konuşmasında Ukrayna konusuna geçti ve “Fırsattan istifade ederek, Rusya tarafının Ukrayna çevresindeki krize ilişkin olarak da aynı yaklaşımları benimsediğini söylemek isterim,” dedi.
Putin’e göre bu kriz, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonucu ortaya çıkmadı.
Putin, “Kriz, Batı tarafından desteklenen ve kışkırtılan Ukrayna’daki devlet darbesi ve ardından bu darbeyi kabul etmeyen, desteklemeyen Ukrayna bölgeleri ile Ukrayna’daki insanların direnişini silahlı kuvvetler yoluyla bastırma girişimleri sonucunda ortaya çıktı,” diye konuştu.
Krizin ikinci nedeni olarak Batı’nın Ukrayna’yı NATO’ya çekme yönündeki sürekli girişimlerini gösteren Putin, bunun Rusya’nın güvenliğine yönelik doğrudan tehdit oluşturduğunu ifade etti.
Putin, 2014 yılında Ukrayna’da ülkenin Kuzey Atlantik İttifakına katılmasını desteklemeyen siyasi yönetimin iktidardan uzaklaştırıldığını belirtti.
Başkan, Rusya’nın krizi çözmeye katkıda bulunan Çin, Hindistan ve diğer ortakların çabalarını ve önerilerini takdir ettiğini belirtti.
Putin, “Yakın zamanda Alaska’da yapılan Rusya-ABD zirvesinde varılan mutabakatların da bu yönde ilerlediğini ve Ukrayna’da barışın yolunu açtığını umuyorum,” dedi.
Putin, zirve marjındaki ikili görüşmeler sırasında meslektaşlarını bu müzakereler hakkında bilgilendireceğine söz verdi. Putin, 31 Ağustos’taki resmi akşam yemeğinde Xi Jinping ile konuyu kısaca ele aldıklarını söyledi.
Putin, Ukrayna’daki çözümün sürdürülebilir ve uzun vadeli olması için krizin temel nedenlerinin ortadan kaldırılması ve güvenlik alanında adil bir dengenin yeniden kurulması gerektiğini bir kez daha vurguladı.
Konuşmasının sonunda Putin, 1 Eylül’de Taşkent’te sınamalara ve tehditlere yanıt verecek evrensel bir ŞİÖ merkezinin kurulmasına ve Duşanbe’de Narkotikle Mücadele Merkezinin açılmasına ilişkin anlaşmaların imzalanacağını hatırlattı.
Moskova’da ise kasım ayında ŞİÖ ülkeleri başbakanlar toplantısı yapılacak ve burada Tiencin’de varılacak anlaşmalar ele alınacak.
Putin’in 1 Eylül programında Modi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ikili görüşmeler de yer alıyor.
Ayrıca Kamboçya Başbakanı Hun Manet ve Nepal Başbakanı Khadga Prasad Sharma Oli ile de “ayakta” bir dizi görüşme yapacak. Bunun yanı sıra Putin, ŞİÖ+ formatındaki toplantıya da katılacak.
Diplomasi
ABD Senatosunda Lindsey Graham’ın Rusya’ya yaptırım paketi gündemde

ABD Kongresinde, yakın zamanda hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan Rusya karşıtı yeni yaptırım yasa tasarısı ele alınıyor. The Hill gazetesinin aktardığı ayrıntılara göre, son bir yılda sayfa sayısı iki katına çıkan “2026 Rusya Yaptırımları Yasası” başlığını taşıyan tasarı, Rusya’dan enerji satın alan ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.
ABD Kongresinde, yakın zamanda yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın anısına, Rusya’ya yönelik hazırladığı yeni yaptırım yasa tasarısının kabul edilmesi yönündeki görüşmeler hız kazandı.
The Hill gazetesinin haberine göre, geçen yıl nisan ayında sunulan ancak yasalaşma süreci tıkanan tasarı, son bir yılda neredeyse iki kat genişleyerek 31 sayfadan 61 sayfaya ulaştı.
Tasarının yasalaşma ihtimalinin, Graham’ın vefatının ardından hem Beyaz Saray hem de kongre üyelerinden gelen açıklamalar doğrultusunda arttığı belirtiliyor.
Senatör Graham, ölümünden kısa süre önce Moskova’ya yönelik uzun süredir askıda bekleyen yaptırım paketi konusunda Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığını açıklamıştı.
Beyaz Saray sözcüsü, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu girişimi destekleyeceğini teyit ederken, Trump konuya ilişkin henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.
Nisan 2025’te sunulan tasarının yasalaşma sürecinin daha önce duraklaması, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürüttüğü müzakerelere bağlanıyordu.
Geçen yılın aralık ayında tasarının kabul edilmesi için yeni bir fırsat doğsa da Demokratlar, başkana tanınan geniş gümrük vergisi yetkileri ve yaptırımları hafifleten bazı maddeler nedeniyle çekincelerini dile getirmişti.
Ancak Trump’ın son haftalarda Ukrayna’ya yönelik desteğini artırması ve Patriot önleyici füzelerinin ortak üretimine izin vermesi, yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesinde belirleyici oldu.
Yüzde 100’e varan gümrük vergisi ve ikincil yaptırımlar
“2026 Rusya Yaptırımları Yasası” adını taşıyan yeni taslak, Moskova’ya yönelik kısıtlamaların kaldırılmasından önce Kongreye zorunlu rapor sunulmasını ve ek muafiyet şartlarını içeriyor.
Tasarının en dikkat çekici maddelerinden biri, Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan veya bu ülkeden yüksek hacimde petrol ve doğalgaz satın alan üçüncü ülkelere yönelik ikincil yaptırım yetkisi veriyor.
Daha önce yüzde 500 olarak önerilen bu gümrük vergisi oranı, yeni taslakta yüzde 100 olarak sınırlandırıldı.
Tasarıda ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri, Rusya’nın tescilsiz tankerlerden oluşan tanzim filosu (gölge filo) ve diğer finansal kuruluşlara yönelik önlemler yer alıyor.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, belgenin ilgili komisyonlara sevk edileceğini belirterek, bu yasanın kabul edilmesinin “Lindsey Graham’ın mirasına mükemmel bir saygı duruşu olacağını” ifade etti.
Sürecin arka planı
Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında kalp ve damar rahatsızlığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Teksas Temsilcisi Michael McCaul, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Graham’ın vefat ettiği gün kendisiyle Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları görüştüğünü aktarmıştı.
CBS televizyonunun haberine göre de Beyaz Saray, Rus petrolü satın alan ülkelere gümrük vergisi uygulanması planına destek verdiğini bildirmişti.
Graham, 2018 yılında da Rusya’nın egemen borcuna ve siber sektörüne yönelik ağır kısıtlamalar öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının eş sunuculuğunu üstlenmişti.
Diplomasi
FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.
Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.
Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.
Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.
Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.
Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.
Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.
Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.
Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.
FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.
Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.
Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.
İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.
Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.
Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.
Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.
Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi7 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Asya6 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı









