Amerika
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Donald Trump yönetiminin, yayınlanması uzun süre ertelenen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) yayınlandı.
33 sayfadan oluşan belge, ABD’nin küresel ve ulusal düzeydeki güvenlik perspektifini şekillendiriyor.
NSS 2025’in önsözünü yazan Trump, ikinci başkanlık döneminin başladığı günden itibaren ABD’yi “yıkım ve felaketten” döndürdüklerini iddia ederken, “dört yıllık zayıflık, aşırılıkçılık ve ölümcül başarısızlıkların” ardından kendi yönetiminin “tarihsel bir hızda” ABD’nin içerideki ve dışarıdaki gücünü tekrar tesis ettiğini ve dünyaya “barış ve istikrar” getirdiğini öne sürüyor.
“Her ülke, bölge, sorun veya dava –ne kadar değerli olursa olsun– Amerikan stratejisinin odak noktası olamaz,” diyen NSS 2025, dış politikanın amacının “temel ulusal çıkarların korunması” olduğuna işaret ediyor.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana oluşturulan Amerikan stratejilerinin yetersiz kaldığını savunan yeni NSS, ilgili stratejileri “bir dizi istek veya arzu edilen nihai durumların listesinden ibaret” olmakla eleştiriyor.
Kendilerinden önceki stratejilerde ABD’nin “ne istediğinin net bir şekilde tanımlanmadığını” öne süren NSS 2025, bunun yerine “belirsiz klişelerden ibaret” ifadeler kullanıldığını ve çoğu zaman da ABD’nin “ne istemesi gerektiğinin” yanlış değerlendirildiğini düşünüyor.
Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı
NSS 2025 şöyle diyor:
“Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Amerikan dış politika elitleri, Amerika’nın tüm dünyaya kalıcı bir hakimiyet kurmasının ülkemizin çıkarlarına en uygun olduğu konusunda kendilerini ikna ettiler. Ne var ki, diğer ülkelerin işleri, ancak faaliyetleri bizim çıkarlarımızı doğrudan tehdit ettiği takdirde bizi ilgilendirir.”
ABD’nin özellikle Orta Doğu’daki “ulus inşası” süreçlerine eleştirel bakan NSS 2025, “Elitlerimiz, Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri Amerika’nın sonsuza kadar üstlenmeye istekli olduğunu büyük ölçüde yanlış hesapladılar,” diyor.
Önceki dış politika yapıcılarının, ABD’nin devasa bir askeri, diplomatik, istihbarat ve dış yardım kompleksinin yanı sıra, devasa bir sosyal yardım, düzenleyici ve idari devleti aynı anda finanse etme yeteneğini abarttıklarını savunan strateji belgesi, küreselleşme ve serbest ticaret üzerine “son derece yanlış ve yıkıcı bahisler” yaptıklarını ve bunun da “Amerikan ekonomisinin ve askeri üstünlüğünün dayandığı orta sınıfı ve endüstriyel temeli” oyduklarını öne sürüyor.
ABD’nin “müttefiklerinin” yükünü üstlenmesinin yanı sıra uluslararası kurumlara da eleştiriler yönelten NSS 2025 şunları söylüyor:
“Müttefiklerinin ve ortaklarının savunma maliyetlerini Amerikan halkına yüklemelerine ve bazen de kendi çıkarları için merkezi, fakat bizim çıkarlarımız için önemsiz veya ilgisiz olan çatışmalara ve tartışmalara bizi sürüklemelerine izin verdiler. Ve Amerikan politikasını, bazıları açıkça anti-Amerikancılıkla, çoğu ise tekil devlet egemenliğini açıkça ortadan kaldırmayı amaçlayan ulusötesi bir yaklaşımla hareket eden uluslararası kurumlar ağına bağladılar. Özetle, elitlerimiz temelde istenmeyen ve imkansız bir hedefi takip etmekle kalmadılar, bunu yaparken bu hedefe ulaşmak için gerekli olan araçları, yani gücümüzün, zenginliğimizin ve ahlakımızın temelini oluşturan ulusumuzun karakterini de baltaladılar.”
Trump’ın politikalarını “zorunlu bir düzeltme” olarak nitelendiren yeni NSS, ABD’nin her şeyden önce “hükümeti vatandaşlarının Tanrı tarafından verilmiş doğal haklarını güvence altına alan ve onların refahını ve çıkarlarını önceliklendiren bağımsız, egemen bir cumhuriyet olarak ABD’nin varlığını ve güvenliğini sürdürmesini” istediğini savunuyor.
Ülkeyi “askeri saldırılardan ve casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yıkıcı propaganda ve etki operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik diğer tehditler gibi düşmanca yabancı etkilerden” korumak istediklerini vurgulayan NSS 2025, sınırları, göçmenlik sistemini ve insanların ABD’ye “yasal ve yasadışı olarak giriş yaptıkları” ulaşım ağları üzerinde tam kontrolü temel hedefler arasında sayıyor.
Askeri kapasiteye de özel bir vurgu yapan NSS, “Amerikan halkını, Amerika’nın yurtdışındaki varlıklarını ve müttefiklerini korumak için dünyanın en sağlam, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılık sistemine ve Amerikan ana vatanı için Altın Kubbe dahil olmak üzere yeni nesil füze savunma sistemlerine sahip olmak istiyoruz,” diye yazıyor.
ABD’nin sanayi temelinin küresel-askeri rolü için de kritik olduğunu kabul eden NSS 2025, sanayi politikalarını önceleyeceğini haber veriyor:
“Amerikan ulusal gücü, barış zamanında ve savaş zamanında üretim taleplerini karşılayabilecek güçlü bir sanayi sektörüne bağlıdır. Bu, sadece doğrudan savunma sanayi üretim kapasitesini değil, aynı zamanda savunma ile ilgili üretim kapasitesini de gerektirir. Amerikan sanayi gücünü geliştirmek, ulusal iktisat politikasının en yüksek önceliği haline gelmelidir.”
Amerikan “yumuşak gücü” ile ilgili de bir “düzeltme”ye giden NSS 2025, ABD’nin yumuşak gücünü sergilerken, ülkenin “geçmişi ve bugünü hakkında pişmanlık duymadan” diğer ülkelerin farklı dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine saygı duyacaklarını ilan ediyor.
Belgede, “Amerika’nın gerçek ulusal çıkarlarına hizmet eden ‘yumuşak güç’, ancak ülkemizin doğuştan gelen büyüklüğüne ve dürüstlüğüne inandığımızda etkili olabilir,” deniyor.
Bu kapsamda dünyadan beklentilerini de sıralayan Amerikan yönetimi, Monroe Doktrinine aleni bir atıfla, “Batı Yarımküre”deki ABD hegemonyasında delik açtırmayacağını ilan ediyor:
“Batı Yarımküre’nin, Amerika Birleşik Devletleri’ne kitlesel göçü önlemek ve caydırmak için makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilen bir bölge olmasını sağlamak istiyoruz; hükümetleri uyuşturucu teröristleri, karteller ve diğer uluslararası suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir Yarımküre istiyoruz; düşmanca yabancı saldırılara veya önemli varlıkların ele geçirilmesine maruz kalmayan ve kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istiyoruz; ve önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdürmek istiyoruz. Diğer bir deyişle, Monroe Doktrinine bir ‘Trump Tamamlayıcısı’ ekleyeceğiz ve bunu uygulayacağız.”
Belgede açıkça, “yıllarca süren ihmalden” sonra, ABD’nin “Batı Yarımküre”de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve “vatanı ve bölgedeki önemli coğrafi bölgelere erişimi korumak” için Monroe Doktrinini yeniden yürürlüğe koyacağı ve uygulayacağı ilan ediliyor.
NSS 2025, “Yarımküre dışındaki rakiplerin, yarımküremizde kuvvetler veya diğer tehditkar yetenekler konumlandırma ya da stratejik açıdan hayati öneme sahip varlıkları sahiplenme veya kontrol etme imkânını engelleyeceğiz,” diyor:
“Batı Yarımküre için hedeflerimiz ‘Katılım ve Genişleme’ [Enlist and Expand] olarak özetlenebilir. Yarımkürede yerleşik dostlarımızı, göçü kontrol etmek, uyuşturucu akışını durdurmak ve karada ve denizde istikrar ve güvenliği güçlendirmek için katılımlarını sağlayacağız. Yarımkürenin tercih edilen iktisadi ve güvenlik ortağı olarak ülkemizin cazibesini artırırken, yeni ortaklar geliştirip güçlendirerek genişleyeceğiz.”
Bu kapsamda, ABD’nin küresel askeri varlıklarının da Batı Yarımküre gözetilerek yeniden değerlendirileceği belirtiliyor.
“Yabancı aktörlerin” Amerikan ekonomisine verdiği zararı durdurmak ve tersine çevirmek, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesini “özgür ve açık tutmak”, tüm önemli deniz yollarında seyir özgürlüğünü korumak ve “güvenli ve güvenilir tedarik zincirlerini ve kritik malzemelere erişimi sürdürmek” de NSS 2025’in öncelikleri arasında.
Avrupa’nın kendi medeniyetine olan “özgüvenini” ve “Batı kimliğini” yeniden tesis ederken, müttefiklerini “Avrupa’nın özgürlüğünü ve güvenliğini korumada desteklemek istediklerini” belirten NSS 2025, “Düşman bir gücün Orta Doğu’yu, petrol ve doğalgaz kaynaklarını ve bunların geçtiği darboğazları hakimiyeti altına almasını önlemek ve aynı zamanda bizi büyük bedeller ödeyerek o bölgede bataklığa sürükleyen ‘sonsuz savaşları’ önlemek istiyoruz,” diyerek Barack Obama döneminde başlayan “sonsuz savaş” eleştirilerini sürdürüyor gibi görünüyor.
ABD teknolojisinin ve ABD standartlarının, özellikle yapay zeka, biyoteknoloji ve kuantum bilişim alanlarında, dünyayı ileriye götürmesini sağlamak istediklerini de kaydeden yeni strateji, bütün bunların ABD’nin “temel ve hayati ulusal çıkarları” olduğunu öne sürüyor ve “Başka çıkarlarımız da olsa da, her şeyden önce odaklanmamız gereken ve göz ardı edersek veya ihmal edersek kendi zararımıza olacak olan çıkarlar bunlardır,” diyor:
“Başkan Trump’ın dış politikası, ‘pragmatist’ olmadan pragmatik, ‘realist’ olmadan gerçekçi, ‘idealist’ olmadan ilkeli, ‘şahin’ olmadan güçlü ve ‘güvercin’ olmadan ölçülüdür. Geleneksel siyasi ideolojiye dayalı değildir. Her şeyden önce Amerika için neyin işe yaradığına, yani iki kelimeyle ‘Önce Amerika’ya odaklanmaktadır.”
Bölgesel çatışmaların, “tüm kıtaları sürükleyen küresel savaşlara dönüşmeden” önce durdurulması, bu yönetimin önceliği olarak görülüyor.
“Savaşların kıyılarımıza ulaştığı, ateşler içindeki bir dünya, Amerikan çıkarları için kötüdür,” diyen NSS 2025, Trump’ın nükleer silaha sahip ülkeler arasındaki bölünmelerin ve “yüzyıllardır süren nefretin” neden olduğu şiddetli savaşların kıvılcımlarını “cerrahi bir şekilde söndürmek” için “konvansiyonel olmayan diplomasi”yi, “Amerika’nın askeri gücü”nü ve “iktisadi kozlarını” kullandığını ileri sürüyor.
ABD’nin küresel açıdan askeri gücünün büyüklüğüne ve doların rezerv para rolüne işaret etmeyi sürdüren belge, bunları ek olarak “DEI” olarak bilinen çeşitlilik politikalarını tersine çevirerek “yeterlilik kültürü”nü ve rekabetçiliği yeniden canlandıracaklarının altını çiziyor.
“Orta sınıf” vurgusunu da yapan belge, özellikle enerji ve sanayileşmeye işaret ediyor:
“Büyüme ve inovasyonu desteklemek, orta sınıfı güçlendirmek ve yeniden inşa etmek için stratejik bir öncelik olarak muazzam enerji üretim kapasitemizi ortaya çıkarmak;
Yine orta sınıfı daha fazla desteklemek ve kendi tedarik zincirlerimizi ve üretim kapasitemizi kontrol etmek için ekonomimizi yeniden sanayileştirmek.”
Belge bu kapsamda vergi indirimleri ve deregülasyon rolünü önemsiyor ve ABD’yi “iş yapmak ve sermaye yatırımı yapmak için en uygun yer haline getirme”nin hayalini kuruyor.
Bu bağlamda, Trump yönetiminin dış politikasını şu ilkeler tarafından yönlendirileceği vurgulanıyor:
- Ulusal Çıkarların Odaklanmış Tanımı
- Güç Yoluyla Barış
- Müdahale Etmemeye [Non-Intervention] Yatkınlık
- Esnek Gerçekçilik
- Ulusların Önceliği
- Egemenlik ve Saygı
- Güç Dengesi
- Amerikan İşçisini Destekleme
- Adalet
- Yetkinlik ve Liyakat
NSS 2025, bu bağlamda kitlesel göç döneminin sona erdiğini; temel haklar ve özgürlüklerin savunulacağını; yüklerin hem paylaşılacağını hem de farklılaşacağını; barış yoluyla yeniden düzenlemeler yapılacağını; dengeli ticaret, sanayileşme ve kritik tedarik zincirlerine erişimi sağlama alma aracılığıyla iktisadi güvenliğe önem verileceğini belirtiyor.
Amerika
ABD sağında veri merkezi ve yapay zeka çatlağı büyüyor

ABD’de veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç sağ siyasi kulvarda ve Başkan Donald Trump’ı seçen koalisyonda bölünmelere yol açarken, teknoloji odaklı muhafazakarlar ile yerel toplulukları korumak isteyen popülist kesim karşı karşıya geliyor. Trump yönetiminde etkili olan teknoloji yatırımcıları yapay zeka yarışında geri kalmamak için kısıtlamaların kaldırılmasını talep ederken, muhafazakar kanaat önderleri tesislerin çevreye ve kaynaklara etkilerine yönelik endişeleri dile getiriyor.
Veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç uzun süredir ağırlıklı olarak sol kesimden gelirken, bu durum son dönemde sağ siyaseti ve Başkan Donald Trump’ın seçilmesini sağlayan koalisyonu bölen bir konu haline geliyor.
Trump yönetiminde nüfuz sahibi olan teknoloji odaklı muhafazakarlar, ABD’nin yapay zeka alanında hakimiyet kurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini, aksi takdirde yabancı rakiplerine karşı zemin kaybedeceğini savunuyor.
Trump’ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi Eş Başkanı ve teknoloji yatırımcısı David Sacks, Çin’in yeni yapay zeka modelinin etkinliğine dikkat çekerek bu argümanı öne sürdü.
Daha önce Trump’ın yapay zeka koordinatörü olarak da bilinen Sacks, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sırada Amerika kendi kendini kısıtlıyor: Siyasetçiler ve bürokratlar yeni veri merkezlerini yasaklıyor, eyalet düzenlemelerini artırıyor ve yeni sınır modelleri önceden onaylayacak yeni federal kurumlar kurulması için baskı yapıyor. Yapay zeka yarışı böyle kaybedilir. Kendimizi çıkmaza sokarsak dünyanın geri kalanı bizim kurallarımızla oynamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan, yerel topluluklar üzerindeki etkilerden endişe duyanlar ile mahremiyet savunucularının sesleri, halkın veri merkezlerine yönelik tepkileriyle paralel olarak daha gür çıkmaya başlıyor.
Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, Shenandoah Nehri kıyılarına kurulması planlanan veri merkezlerine işaret etti.
Roberts, Fox Business kanalında yaptığı açıklamada, “Oradaki insanlar kendilerinden bir şeylerin alındığını hissediyor. Serbest piyasa karşıtı değiller. Sadece burada bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağını veya bu durumun getireceği kayıpların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soruyorlar” dedi.
Roberts ayrıca, şüpheyle yaklaşan ancak bu teknolojinin faydalarından yararlanmaya devam edebilmek için ortak bir çözüm bulunmasını isteyen insanlarla aynı safra yer aldığını ekledi.
Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da uzun süredir teknoloji sektörünün Trump yönetimi üzerindeki etkisine ve yapay zeka politikasını şekillendirme biçimine karşı çıkan popülist sağın seslerinden biri olarak biliniyor.
Sunucu Tucker Carlson ise Trump’ın ülke genelinde Amerikalıların daha fazla gözetlenmesine ve izlenmesine zemin hazırlayan veri merkezlerini desteklediğini savundu.
Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasını istemediğini gösteriyor.
Demokratların yerel veri merkezlerine “kesinlikle karşı çıkma” eğilimi Cumhuriyetçilere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Demokrat seçmenler şüphelerinin gerekçesi olarak kaynak kullanımı ve çevre üzerindeki etkileri gösteriyor.
Tepkiler tamamen parti sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Gallup’un mayıs ayında gerçekleştirdiği araştırma, Demokratların yüzde 56’sının, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 39’unun yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına “kesinlikle karşı olduğunu” ortaya koyuyor.
Trump yönetimine yakın üst düzey isimler, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik şüpheleri tamamen benimsemeden, bu tesislerin beraberinde getirdiği politika sorunlarını kamuoyu önünde kabul ediyor.
Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı James Blair, Roberts’ın televizyon programındaki açıklamalarına doğrudan yanıt vererek, asıl sorunun veri merkezleri değil enerji sağlayıcıları olduğunu savundu.
Blair, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Sorun, Kevin’ın bölgesine elektrik üretimi sağlaması gereken kesimlerden kaynaklanıyor. Elektrik talebi yüksek ancak tedarikçiler üretim yapma konusunda yetersiz kalıyor” diye yazdı.
Popülist-muhafazakar eğilimli Bull Moose Project Başkanı Aiden Buzzetti, enerji konularının bu düzeyde tartışılmasının, veri merkezlerine yönelik tepkiler büyürken yapay zeka ve veri merkezi savunucularının da mevcut siyasi koşullara uyum sağlamak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.
Buzzetti, “Bu başlıklar bir yıl önce standart konuşma konuları değildi. Bu tesislerin inşasını savunabilmenin tek yolu bu olduğu için bu söylemler hızla yaygınlaşıyor” değerlendirmesini yaptı.
Bull Moose Project, geçen hafta bu bölünmede ortak bir zemin bulmayı amaçlayan bir yasa önerisi sundu. Öneri, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri için gereken enerji kaynağını kendilerinin inşa etmesi veya satın alması yönündeki Trump yönetiminin tüketici koruma taahhüdünü yasal güvenceye kavuşturmayı hedefliyor.
Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans tarafından sunulan benzer bir tasarıdan farklı olarak, Bull Moose önerisi bir zorunluluk getirmiyor, bunun yerine Enerji Bakanlığına şirketlerin gönüllü olarak imzaladığı anlaşmaları uygulama yetkisi veriyor.
Buna rağmen, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik tabandan gelen direncin boyutu konusundaki tartışmalar devam ediyor.
Eski Çay Partisi (Tea Party) lideri Amy Kremer tarafından kurulan yapay zeka karşıtı “Humans First” grubu, cumartesi günü yerel, eyalet düzeyindeki ve federal siyasetçilere yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmaları için baskı yapmak amacıyla ülke genelinde protestolar düzenledi.
Reuters’ın aktardığına göre, 42 eyalette hem Cumhuriyetçi hem Demokrat eğilimli bölgelerde toplam 142 protesto gerçekleştirilmesine rağmen katılım beklenenin altında kaldı.
Kremer ve diğer organizatörler, veri merkezlerinin tamamen durdurulmasını desteklemediklerini, kararı yerel toplulukların vermesini istediklerini belirtti.
Kremer, veri merkezlerine karşı oluşan bu ivmeyi 2010’lardaki Çay Partisi hareketine benzetse de, eyaletlerdeki protestoları düzenleyenlerin farklı siyasi partilere mensup olduğu bildirildi.
Birçok muhafazakar yorumcu ise protestoları ve düzenleyen grubu eleştirerek, Humans First grubunun Silikon Vadisi tarafından finanse edilen ve ilericilerle bağlantılı bir “sol operasyonu” olduğunu öne sürdü ve katılımın düşük olduğu protestoların fotoğraflarını paylaştı.
Amerika
Trump yanlısı “Maga Inc” ara seçimler için 400 milyon dolarlık bir fon oluşturdu

Donald Trump’ın en büyük bağışçı grubu Maga Inc, Kongre ara seçimler için 400 milyon dolardan fazla bir seçim fonu biriktirdi.
Pazartesi günü yayınlanan federal belgelere göre, bu Süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) haziran ayında 19 milyon dolar topladı.
Bu tutarın 10 milyon doları, bağışlarını karşılamak için bitcoinlerini nakde çeviren milyarderler Tyler ve Cameron Winklevoss’tan geldi.
Maga Inc, başkanlık seçimi yapılmayan bir yılda diğer tüm PAC’lerden daha fazla fon topladı.
2018 ve 2022 ara seçimleri öncesinde, Trump ve eski başkan Joe Biden’ı destekleyen PAC’lerin biriktirdiği fon, Maga Inc’in mevcut nakit rezervinin yüzde 5’inden azdı.
Bu grup, kasım ayındaki ara kongre seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha fazla bağış toplama çabalarını güçlendirdi.
Fakat bazı Demokrat Temsilciler Meclisi ve Senato adayları, Cumhuriyetçi rakiplerinden çok daha fazla bağış toplamış durumda.
Maga Inc’in elindeki nakit, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin elindeki 129 milyon doların üç katından ve Demokratik Ulusal Komite’nin seçim fonundan neredeyse 25 kat daha fazla.
Geçen ay Maga Inc’e en az 1 milyon dolar bağışta bulunan diğer isimler arasında NASA yöneticisi Jared Isaacman, iş adamı ve Georgia eyalet valiliği adayı Rick Jackson, Trump’ın Kennedy Center yönetim kuruluna atadığı hayırsever Patricia Duggan, yatırımcı Konstantin Sokolov ve Trump’ın danışmanı David Sacks tarafından kurulan bir PAC yer alıyor.
Trump’ın son seçim kampanyasını destekleyen diğer PAC’ler de para toplamaya devam etti. Never Surrender Inc, 2026’nın ilk çeyreğinde çoğunlukla küçük meblağlı bağışlar yoluyla 5,5 milyon dolar topladı. Grubun elinde yaklaşık 60 milyon dolar bulunuyor.
Öte yandan Maga Inc, hâlâ benzersiz bir güç olmaya devam ediyor. En son açıklanan verilere göre, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik kadrosuyla uyumlu dört siyasi grup (Senato Liderlik Fonu – SLF, Kongre Liderlik Fonu – CLF, Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi ve Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi) toplam 529 milyon dolarlık nakit kaynağa sahip.
2026’da Kongre’nin kontrolünü ele geçirmeye odaklanan Demokratik PAC’ler ise 336 milyon dolara sahip.
Milyarderler, bu seçim döngüsünde ABD siyasi sistemini etkilemek için yine bol miktarda para akıttı.
2026 Kongre seçimlerinin en büyük iki ABD’li bağışçısı, Susquehanna ticaret şirketinin kurucu ortağı Jeff Yass ile Trump’ın müttefiki ve İsrail destekçisi olan, aynı zamanda merhum kumarhane devi Sheldon Adelson’ın eşi Miriam Adelson.
Miriam Adelson, bu yıl Maga Inc, SLF ve CLF’ye en az 65 milyon dolar bağışladı.
Yass, çeşitli muhafazakâr gruplara 87 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Bu tutarın 20 milyon doları, Ohio’da Vivek Ramaswamy’nin valilik kampanyasını destekleyen bir Super PAC’a aktarıldı.
Bu PAC ayrıca Elon Musk’tan 5 milyon dolar ve hedge fon yöneticisi Bill Ackman’dan 1 milyon dolar bağış aldı.
Wall Street’ten Citadel kurucusu Ken Griffin ve Blackstone CEO’su Stephen Schwarzman, sırasıyla Cumhuriyetçi kongre seçim kampanyası gruplarına 15 milyon dolar ve 13 milyon dolar bağışladı.
Schwarzman ve Griffin, Maine’de Cumhuriyetçi senatör Susan Collins’i destekleyen bir Super PAC olan Pine Tree Results’a da sırasıyla 10 milyon dolar ve 2,5 milyon dolar daha bağışladı.
ABD yasaları, Super PAC’lerin siyasi kampanyalar için sınırsız fon toplamasına izin veriyor.
Kripto ve yapay zeka sektörleri de ABD siyasi sistemine nakit akışını sürdürdü. Kripto yanlısı bir Super Pac olan Fairshake, haziran sonu itibarıyla 127 milyon dolar biriktirirken, daha esnek düzenlemeleri destekleyen yapay zeka yanlısı bir Super Pac olan Leading the Future’ın kasasında ise 31 milyon dolar bulunuyor.
OpenAI başkanı Greg Brockman ve eşi Anna, aralık ayında Maga Inc ve Leading the Future’a toplam 50 milyon dolar bağışladı.
Milyarder Marc Andreessen, Leading the Future, Maga Inc ve Fairshake’e yaklaşık 43 milyon dolar bağışladı.
Mayıs ayında, Anthropic CEO’su Dario Amodei, daha fazla yapay zeka güvenlik düzenlemesi yanlısı bir Super PAC olan Public First’e, ilk önemli federal bağışı olarak 1 milyon dolar bağışladı. Fakat bu PAC’ın kasasında yarım milyon dolardan az para bulunuyor.
Partinin ulusal düzeyde bağış toplama performansı Cumhuriyetçi Parti’nin gerisinde kalsa da, bazı öne çıkan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topladı.
Teksas Senatosu adayı Demokrat James Talarico, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’dan yaklaşık 20 milyon dolar daha fazla nakit kaynağa sahipti.
Talarico’yu destekleyen bir Super PAC olan Lone Star Rising PAC, LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın 10 milyon dolarlık bağışıyla güçlendi.
Amerika
ABD Dışişleri Bakanlığından Küba hakkında 100 sayfalık rapor

ABD Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yeni raporda, Küba yönetimini 2020 yılındaki George Floyd protestoları dahil olmak üzere ülkedeki birçok gösteriyle ilişkilendirdi. Pazartesi günü kamuoyuna açıklanan 100 sayfalık belgede, Havana yönetiminin 1960’lardan itibaren ABD karşıtı radikal hareketleri ve sol grupları kapsayan geniş bir ağ kurduğu iddia edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayımlanan 100 sayfalık yeni raporda, Küba’nın 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesinin ardından düzenlenen gösteriler de dahil olmak üzere ABD’deki bir dizi protestoyla bağı olduğu öne sürüldü.
Belgede, Küba yönetiminin 1960’lı yıllardan itibaren “ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik her şeyin üzerinde tutulan bir hınç ve köklü bir nefret etrafında şekillenen, yeni ve farklı bir Marksizm türünün atan kalbi olarak hizmet ettiği” iddia edildi.
Raporda, Küba makamlarının kendilerini bu amaca yönelik küresel bir aktivist, entelektüel ve siyasi grup koalisyonu devşirmeye, yetiştirmeye ve harekete geçirmeye adadığı savunuldu. Bu faaliyetlerle Black Panthers ve Weather Underground’dan Antifa’ya kadar Amerika’nın en bilinen ve etkili aşırılıkçı hareketlerinin orantısız bir kısmını şekillendiren, yaygın bir devrimci ağ kurulduğu ileri sürüldü.
Söz konusu rapor, Havana yönetimi ile ABD genelindeki güçlü solcu kar amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) karşıtı gruplar, sosyalist oluşumlar ve Marksist örgütler arasında da bağlar kurdu.
Küba’nın George Floyd protestolarına büyük bir memnuniyetle destek verdiği savunulan raporda, ülkenin devlet medyasının ve hükümet yetkililerinin, gösteriler sırasında ABD’yi “Küba’nın insan hakları sicilini eleştirmeye ahlaki açıdan uygun olmayan, sistemsel olarak ırkçı bir ülke” şeklinde tasvir ettiği kaydedildi.
Diğer yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz bu ayın başlarında Küba’yı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi. Waltz ayrıca Çin ve Rusya’yı, Küba’da bulunan ABD askeri üslerinin çevresinden bilgi toplamakla suçladı.
Mayıs ayında ise CIA Direktörü John Ratcliffe, Başkan Donald Trump’ın adaya yönelik olası bir işgal veya askeri yanıt konusundaki uyarısını yinelemek üzere Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?











