Diplomasi
Zaharova: Ruslara yönelik soykırımı görmezden gelen Almanya’nın İsrail’i savunması şaşırtıcı değil

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, önceki gün düzenlediği basın toplantısında Gazze savaşı, İsrail’e yönelik soykırım suçlamaları ve Batılı ülkelerin tutumunu değerlendirdi.
Alman hükümetinin, İsrail’i Gazze Şeridi’ndeki Arap nüfusa karşı soykırım yapmakla suçlayarak BM Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açan Güney Afrika Cumhuriyeti’ne karşılık verme niyetinde olduğunu açıklamasını nasıl yorumlayacağı sorulan Zaharova, şöyle konuştu:
“Alman hükümetinin, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’i Gazze Şeridi halkına karşı soykırım işlemekle suçlayan bir dava açmasına karşı çıkma kararı bizi şaşırtmadı. Bu karar, Berlin’in sonuçlarına bakmaksızın İsrail’e her zaman verdiği koşulsuz desteğin arka planında yer alıyor. Alman yetkililerin bu tutumu, Washington tarafından tanımlanan ‘kurallara dayalı düzenin’ dile getirilmeyen dogmaları arasında uzun zamandır önemli bir yer tutuyor.
Bu durumda, Alman siyasi seçkinleri İsrail’e iyilikten çok kötülük yapmış gibi görünüyor. Konuyla ilgili bir hükümet açıklamasında Berlin, ‘Alman tarihinin muhasebesine ve Holokost şeklinde insanlığa karşı işlenen suça’ atıfta bulunarak, insanların kitlesel imhası konusunda ‘uzman’ olduğunu iddia ediyor.
Peki ya Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında diğer uluslara, milliyetlere ve halklara karşı işlediği insanlık suçları?
Anlaşılan Almanya, BM Genel Kurulu’nun A/RES/60/7 sayılı kararı ve bir dizi başka uluslararası belgeye göre Holokost’un çeşitli etnik ve sosyal grupların Naziler tarafından zulme uğratılması ve kitlesel olarak imha edilmesi olduğunu yine unutmuş. AGİT Berlin Deklarasyonu da tüm etnik ve dini gruplara ayrımcılık yapılmaksızın saygılı bir şekilde muamele edilmesinin önemini kabul etme ihtiyacını pekiştirmişti.
Tarih, ağır suçlar işlemiş ve gayri meşru deneyimlerinden edindikleri bilgileri benzer zulümlerin önlenmesine yardımcı olmak için kullanarak ıslah yoluna girmiş pek çok suçlu örneğini bilir. Fakat bu her zaman, tekrarlamak bir yana, kendi suçlarını meşrulaştırmaya dönük en ufak bir girişimde bulunmadan, aktif pişmanlık ve koşulsuz suç itirafının varlığında mümkün olmuştur.
‘Almanya, mazisiyle yüzleşme konusunda farklı bir yol izliyor’
Almanya’nın mazisiyle yüzleşme konusunda farklı bir yol izlediğini görüyoruz. Yine 80 yıl önce olduğu gibi, Berlin makamlarının eylemleri, insanların milliyet temelinde bölünmesinin yeni ve daha sofistike bir düzeye taşındığını gösteriyor.
İşte birkaç örnek. Berlin, Rusların, Belarusluların, Ukraynalıların, Fin-Ugor halklarının, Ermenilerin, Gürcülerin, Moldovalıların ve diğerlerinin Alman hükümetinden fon almaya hakları olmadığına inanarak Leningrad kuşatmasından sağ kurtulan Yahudi olmayanlara tazminat ödemeyi ısrarla reddetmeye devam ediyor. Dünya kamuoyunun dikkatini, yeni ırk ayrımcılığının bu bariz gerçeğine defalarca çektik. Wannsee Konferansı kararları ve Avrupa’da bir ‘ölüm kampları’ sisteminin kurulmasıyla birlikte, 27 Ocak’ta kaldırılışının 80. yıldönümü kutlanacak olan 800 günden fazla korkunç bir abluka altında kalan Leningrad trajedisi, Nazi Almanyası ve müttefiklerinin insanlık dışı niyetlerinin ciddi bir kanıtı.
‘Almanya, Rusya’nın Nazizmin yeniden canlandırılmasını önlemeye yönelik çabalarının altını oymayı amaçlıyor’
Federal Almanya Cumhuriyeti yetkilileri, Rusya’nın Nazizmin yeniden canlandırılmasını önlemeye yönelik çabalarının altını oymayı amaçlıyor. Federal Almanya Cumhuriyeti daha önce BM Genel Kurul toplantılarında, Nazizmin, neo-Nazizmin ve ırkçılığın, ırk ayrımcılığının, yabancı düşmanlığının ve ilgili hoşgörüsüzlüğün çağdaş biçimlerinin tırmanmasına katkıda bulunan diğer uygulamaların yüceltilmesiyle mücadeleye ilişkin Rusya tarafından önerilen karar tasarısının kabul edilmesine ilişkin oylamada sistematik olarak çekimser kaldı ve 2022’den bu yana buna tamamen karşı çıkarak, Nazi hareketinin yeniden yüceltilmesini ve eski Naziler de dahil olmak üzere SS örgütünün eski üyelerinin aklanmasını durdurmak için belge metninde yer alan önerilere meydan okudu.
Almanya, Nazi işbirlikçilerinin yüceltilmesini iç ve dış politikasının kayda değer bir parçası haline getiren Kiev rejiminin Avrupa Birliği’ndeki en yüksek sesli savunucusu.
‘Rusları ve Rusça konuşanları kasten öldürenlere sponsorluk yapıyor’
Berlin, neo-Nazi meşaleli yürüyüşler düzenleyen, İkinci Dünya Savaşı savaş suçlularını yücelten, SS şivronlarını ve yamalarını amblem olarak kullanan ve Batı tarafından tedarik edilen askeri teçhizata Wehrmacht sembollerini boyayan militanları destekliyor. Rusları ve Rusça konuşanları kasten öldürenlere sponsorluk yapıyor, silahlandırıyor, tıbbi tedavi organize ediyor ve uluslararası arenada destek sağlıyor.
‘Baerbock, atalarının ‘Königsberg savunmasında’ öldüğünü gururla iddia etti’
Son zamanlarda Federal Almanya Cumhuriyeti yönetiminden temsilcilerin Berlin’in Nazi geçmişini kınamasını sorgulayan açıklamaları sıklaştı. Almanya’nın ve Ukrayna’daki neo-Nazi rejiminin ‘tarihin doğru tarafında yer aldığını’ açıkça teyit eden Federal Şansölye O. Scholz, esasında Nazi Almanya’sının işbirlikçilerini yeniden canlandıran ve faşizmle mücadele edenlerin anısını silmeye çalışan mevcut Rus düşmanı Zelenskiy rejimini haklı çıkardı. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, atalarının ‘Königsberg savunmasında’ öldüğünü gururla iddia etti. Alman yönetici elitinin tarihin ‘doğru tarafı’ anlayışı artık budur.
Berlin, Nasyonal Sosyalizmin ülkemiz halklarına karşı işlediği suçları soykırım olarak tanımayı reddetmeye devam ediyor. Rus soruşturma makamları ve mahkemeleri, ülkemizin çeşitli bölgelerinde Üçüncü Reich birlikleri tarafından işlenen savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım eylemlerine tanıklık eden önemli miktarda kanıt biriktirdi.
Böylece, 25 Temmuz 2022 tarihinde Krasnodar Bölge Mahkemesi, Temmuz 1942’den Ağustos 1943’e kadar Krasnodar oblastının işgal altındaki topraklarında Alman faşist işgalciler tarafından işlenen soykırım gerçeğini tespit etti. O dönemde Kuban’da, Alman ve işgal yetkilileri ile suç ortakları, aralarında 9 binden fazla çocuğun da bulunduğu 48 binden fazla sivili kurşuna dizerek, işkence ederek, asarak, gazla öldürerek, diri diri yakarak ve konuşlandırılmış toplama kampları ağını kullanarak kasten katletmişti.
10 Ekim 2022 tarihinde Leningrad Bölge Mahkemesi, Büyük Anayurt Savaşı sırasında Nazi işgalcilerin bu bölge topraklarında işlediği suçları soykırım olarak kabul etti. Mahkeme, 1941 ve 1944 yılları arasında Alman işgal makamlarının 33 binden fazla sivili kasten katlettiğini tespit etti.
Petersburg Kent Mahkemesi, 20 Ekim 2022 tarihinde Leningrad kuşatmasının Sovyet halkına yönelik bir soykırım olduğuna hükmetti. Oturumlar sırasında kuşatmada hayatını kaybeden insan sayısının en az 1 milyon 93 bin 842 olduğu anlaşıldı.
Reichsführer SS Heinrich Himmler’in himayesinde geliştirilen ve özü Dr. E. Wetzel’in 27 Nisan 1942 tarihli ‘Genel Plan Ost Üzerine Görüş ve Öneriler’ başlıklı belgesinde korunan ‘Genel Plan Ost’a göre, Almanya tarafından fethedilen eski Sovyetler Birliği’ndeki Alman yerleşim bölgesinde sadece 14 milyon Slav’ın kalacağı hatırlatılmalı. Bunlar 4,5 milyon Almanın kontrolü altına sokulacaktı. ‘Irksal olarak istenmeyen yerliler’ Batı Sibirya’ya gönderilecekti. Sözde 31 milyon sürgünden bahsediliyordu. Doğum oranının düşürülmesine yol açacak bir dizi önlemle ‘Rusya halkının ırksal açıdan zayıflatılması’ ve ‘biyolojik gücünün zayıflatılması’ öngörülüyordu.
Bu ve benzeri sayısız örneğin, Almanya’nın Üçüncü Reich’ın ülkemize karşı işlediği suçları soykırım olarak resmen tanıması için yeterli olduğuna inanıyoruz.
Tüm bunlardan, BM Uluslararası Adalet Divanı’ndaki mevcut yargılamalar bağlamında Berlin’in, insanlık karşısındaki tarihsel suçunu oluşturan her şeyin sadece bir bölümünü – Holokost meselesini – ayırmaya karar verdiği ve bunu tamamen değil, sadece şu anda kendisine uygun olan açıdan ele almaya karar verdiği kanaatine varabiliriz.
Orta Doğu söz konusu olduğunda, Scholz hükümeti sadece iç siyasi mülahazaları değil, aynı zamanda Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin toplu olarak cezalandırılmasının tüm dünyada, özellikle de Küresel Güney’de yarattığı öfkeyi dikkate alarak böyle bir girişimde bulunmamayı tercih edebilirdi. Bu hatalı yaklaşımın kınanması daha şimdiden en üst düzeyde dile getirilmiştir: Namibya Cumhuriyeti Devlet Başkanı H. Geingob, Almanya’nın Afrika’da işlediği insanlığa karşı suçların kefaretini henüz ödememiş olması nedeniyle Federal Almanya Cumhuriyeti’ni bu son derece hassas konuda herhangi bir adım atmamaya çağırdı. Burada kastedilen 1904-1908 yılları arasında Alman Güney-Batı Afrikası’ndaki sömürge yönetiminin burada yaşayan on binlerce Herero ve Nama halkını katlettiği hadiseler. Namibya’da bu hadiseler ülkenin yerli nüfusuna karşı işlenmiş bir soykırım eylemi olarak kabul ediliyor.
‘Üçüncü Reich’ın işlediği suçların Alman makamları tarafından pişmanlık nedeni olarak görülmemesi şok edici ve öfke uyandırıcı’
Üçüncü Reich’ın 27 milyon SSCB vatandaşının imhası da dahil olmak üzere işlediği suçların büyük bir kısmının Alman makamları tarafından pişmanlık nedeni olarak görülmemesi şok edici ve öfke uyandırıcı. Aksine, Berlin bir kez daha 80 yıl önce Hitler’in ne yok edebildiği ne de fethedebildiği Avrupa’nın o bölgesinde yaşayanların imhasına dalmış durumda.
Burada şu soru ortaya çıkıyor: Almanların bu pişmanlığı daha önce samimi miydi ve Almanya’nın Nazilerden arındırılması hedeflerine ulaşıldı mı?
‘Neo-Nazi pratiklerinin onaylanmasının arka planında Alman militarizmi canlanmaya devam ediyor’
Mevcut Alman yönetiminin liderliğinin tutumunu kabul edilemez, ahlak dışı, gayri meşru ve gayri ahlaki buluyoruz. Bununla birlikte en rahatsız edici olan şey, neo-Nazi pratiklerinin onaylanmasının arka planında Alman militarizminin canlanmaya devam etmesi. Bu eğilim, bu ülkenin çelişkili tarihsel deneyimi göz önüne alındığında Almanya’nın yanı sıra Avrupa ve dünyanın kaderi için de son derece vahim sonuçlar doğurabilir.”
Diplomasi
ABD Senatosunda Lindsey Graham’ın Rusya’ya yaptırım paketi gündemde

ABD Kongresinde, yakın zamanda hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan Rusya karşıtı yeni yaptırım yasa tasarısı ele alınıyor. The Hill gazetesinin aktardığı ayrıntılara göre, son bir yılda sayfa sayısı iki katına çıkan “2026 Rusya Yaptırımları Yasası” başlığını taşıyan tasarı, Rusya’dan enerji satın alan ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.
ABD Kongresinde, yakın zamanda yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın anısına, Rusya’ya yönelik hazırladığı yeni yaptırım yasa tasarısının kabul edilmesi yönündeki görüşmeler hız kazandı.
The Hill gazetesinin haberine göre, geçen yıl nisan ayında sunulan ancak yasalaşma süreci tıkanan tasarı, son bir yılda neredeyse iki kat genişleyerek 31 sayfadan 61 sayfaya ulaştı.
Tasarının yasalaşma ihtimalinin, Graham’ın vefatının ardından hem Beyaz Saray hem de kongre üyelerinden gelen açıklamalar doğrultusunda arttığı belirtiliyor.
Senatör Graham, ölümünden kısa süre önce Moskova’ya yönelik uzun süredir askıda bekleyen yaptırım paketi konusunda Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığını açıklamıştı.
Beyaz Saray sözcüsü, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu girişimi destekleyeceğini teyit ederken, Trump konuya ilişkin henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.
Nisan 2025’te sunulan tasarının yasalaşma sürecinin daha önce duraklaması, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürüttüğü müzakerelere bağlanıyordu.
Geçen yılın aralık ayında tasarının kabul edilmesi için yeni bir fırsat doğsa da Demokratlar, başkana tanınan geniş gümrük vergisi yetkileri ve yaptırımları hafifleten bazı maddeler nedeniyle çekincelerini dile getirmişti.
Ancak Trump’ın son haftalarda Ukrayna’ya yönelik desteğini artırması ve Patriot önleyici füzelerinin ortak üretimine izin vermesi, yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesinde belirleyici oldu.
Yüzde 100’e varan gümrük vergisi ve ikincil yaptırımlar
“2026 Rusya Yaptırımları Yasası” adını taşıyan yeni taslak, Moskova’ya yönelik kısıtlamaların kaldırılmasından önce Kongreye zorunlu rapor sunulmasını ve ek muafiyet şartlarını içeriyor.
Tasarının en dikkat çekici maddelerinden biri, Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan veya bu ülkeden yüksek hacimde petrol ve doğalgaz satın alan üçüncü ülkelere yönelik ikincil yaptırım yetkisi veriyor.
Daha önce yüzde 500 olarak önerilen bu gümrük vergisi oranı, yeni taslakta yüzde 100 olarak sınırlandırıldı.
Tasarıda ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri, Rusya’nın tescilsiz tankerlerden oluşan tanzim filosu (gölge filo) ve diğer finansal kuruluşlara yönelik önlemler yer alıyor.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, belgenin ilgili komisyonlara sevk edileceğini belirterek, bu yasanın kabul edilmesinin “Lindsey Graham’ın mirasına mükemmel bir saygı duruşu olacağını” ifade etti.
Sürecin arka planı
Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında kalp ve damar rahatsızlığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Teksas Temsilcisi Michael McCaul, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Graham’ın vefat ettiği gün kendisiyle Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları görüştüğünü aktarmıştı.
CBS televizyonunun haberine göre de Beyaz Saray, Rus petrolü satın alan ülkelere gümrük vergisi uygulanması planına destek verdiğini bildirmişti.
Graham, 2018 yılında da Rusya’nın egemen borcuna ve siber sektörüne yönelik ağır kısıtlamalar öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının eş sunuculuğunu üstlenmişti.
Diplomasi
FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.
Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.
Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.
Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.
Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.
Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.
Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.
Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.
Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.
FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.
Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.
Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.
İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.
Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.
Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.
Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.
Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti










