Diplomasi
Zalujnıy: Rusya, Batı silahlarının çoğuna karşı koymanın yolunu buldu

Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi Valeriy Zalujnıy, NATO’nun askeri doktrinini ve standartlarını tamamen yenilemesi gerektiğini söyledi. Zalujnıy, Ukrayna’daki savaşın ittifakın mevcut yaklaşımlarını aşındırdığını ve Rusya’nın Batılı müttefiklerin sağladığı silahların neredeyse tamamına karşı koyma yöntemleri geliştirdiğini belirtti.
Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi ve eski Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Valeriy Zalujnıy, NATO’nun askeri doktrinini ve standartlarını tamamen gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.
İnterfaks-Ukrayna’nın aktardığına göre Zalujnıy, Ukrayna’daki savaşın ittifakın mevcut yaklaşımlarının çağdaş koşullara artık karşılık vermediğini gösterdiğini belirtti.
Zalujnıy, Rusya’nın Ukrayna’nın Batılı müttefiklerinden aldığı silahların neredeyse tamamına karşı koyma yöntemleri bulduğunu savundu. Eski başkomutan, ittifakın temelden yeni bir askeri modele geçmesi gerektiğini ifade etti.
Zalujnıy, “Siyasi açıdan bakıldığında, eski dünyayı koruyan bir blok olarak NATO’ya yöneltilen çok sayıda soru var. Bilimsel ve teknolojik ilerleme yaşanıyor. Ukrayna 2026 yılında, NATO’nun envanterinde bulunan Tomahawk füzeleri, nükleer silahlar, uçak gemileri ve F-35’ler dışında, bütün silah türlerini kullandı. Kaynak tükendi. Rusya bunların tamamına karşı koyma yolu buldu” dedi.
Zalujnıy’ye göre sorun, ittifakın eski askeri kavramlara dayanmaya devam etmesi. Eski Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı, “NATO, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundaki doktrinin içinde bulunuyor, biz ise teknolojik açıdan ilerideyiz” diye konuştu.
Zalujnıy, teknolojilerin gelişmesi ve devam eden savaşın Ukrayna ordusunu nitelik bakımından farklı bir düzeye taşıdığını söyledi.
Bu koşullarda NATO’nun yeni standartlara geçmekten ve temelden yeni bir askeri doktrin oluşturmaktan başka seçeneği olmadığını belirten Zalujnıy, ittifakın ancak bu dönüşümün ardından Ukrayna’nın üyeliğine hazır hale geleceğini ifade etti.
General ayrıca Avrupa’nın yeni bir kolektif güvenlik sistemine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zalujnıy, “Daha önce de söylediğim gibi, büyük olasılıkla Avrupa’ya coğrafi olarak bağlı, tamamen yeni bir güç blokuna ihtiyacımız var. Tamamen yeni bir blok” dedi.
Zalujnıy birkaç gün önce, yıllardır süren vaatlere rağmen Ukrayna’nın NATO üyesi “hiçbir zaman” olmayacağını söylemişti.
İttifakın eski doktrinlerle hareket ettiğini belirten Zalujnıy, NATO’nun modern savaş yürütme düzeyine yaklaşmasının yaklaşık 12 yıl süreceğini de ifade etmişti.
Eski başkomutan bu nedenle Kiev’e, yalnızca Kuzey Atlantik İttifakı’na üyeliğe bel bağlamak yerine yeni oluşan Avrupa askeri ve siyasi ittifaklarına yönelmesini önermişti.
Bununla birlikte Zalujnıy, Ukrayna’nın Batı teknolojilerine, özellikle de füze savunması alanındaki teknolojilere hâlâ ihtiyaç duyduğunu belirtmişti.
Diplomasi
ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

ABD, Başbakan Pedro Sánchez hükümetini Kuzey Afrika’daki İspanyol topraklarını “göçmen istilasından” korumayı “reddetmesi” nedeniyle eleştirdi.
Geçen hafta on binlerce göçmen Fas’tan Ceuta’ya akın etti. Bu dalga, İspanya’nın Kuzey Afrika şehirlerinin karma saldırılara karşı savunmasızlığı konusundaki endişelerini artırdı.
Krizin ortasında, İspanyol siyasetçiler ve medya, Ceuta ve Melilla’yı kendi toprakları olarak gören Fas ile, Sánchez’in İran’daki savaşı desteklemeyi reddetmesi nedeniyle öfkelenen ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin gerilmesinden duydukları endişeleri dile getirdiler.
Madrid’deki pek çok kişi, Washington’un Rabat’ı dizginlemekten kaçınabileceğinden endişe duydu ve Ceuta ile Melilla’yı “Fas toprağı” olarak tanımlayan ve şehirlerin “gelecekteki statüsü”ne ilişkin müzakereleri destekleyen yakın tarihli bir ABD Kongresi raporuna işaret etti.
Ne var ki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, bu yerleşim bölgeleriyle ilgili ABD politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını vurguladı.
Pigott, POLITICO’ya verdiği demeçte, “ABD, İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini kesin bir şekilde destekliyor,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı, Kongre raporunun ABD yasalarını temsil etmediğini belirtti.
Washington, Ceuta ve Melilla’daki İspanyol egemenliğini tanıyor
Pigott, Washington’un İspanya’nın bu şehirler üzerindeki kontrolünü sorguladığına dair iddiaların, “İspanya hükümetinin, Ceuta’daki topraklarına yönelik göçmen istilasından halkını korumayı utanç verici bir şekilde reddetmesinden dikkatleri başka yöne çekmek isteyen kötü niyetli aktörler tarafından ortaya atıldığını” savundu.
Ayrıca, geçen hafta 72.000 göçmenin akın ettiği bu eksklavdaki krizin tek sorumlusunun İspanya hükümeti olduğunu savundu:
“On binlerce göçmenin Ceuta’ya akını, İspanyol hükümetinin egemenliğini savunmayı, sınırlarını güvenli hale getirmeyi ve halkını korumayı reddetmesinin doğrudan bir sonucu.”
Ceuta’daki kriz, başlangıçta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen gibi AB liderlerinden yaygın eleştirilere yol açtı.
Bu liderler geçen hafta İspanya’yı “Schengen Bölgesi’nin dış sınırını sızmalardan korumada tamamen başarısız olduğu” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdiler.
Ceuta, Schengen Bölgesi’nde yer almıyor ve İspanya anakarasından Cebelitarık Boğazı ile ayrılıyor.
AB üye ülkeleri o zamandan beri tutumlarını değiştirip Madrid’i durumu yönetme biçiminden ötürü övdü.
Fakat Pigott İspanya’ya “yasadışı göçmenleri ülkeden çıkarmak ve sınırları üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek için gerekli tüm önlemleri alması” çağrısında bulundu:
“Ceuta’ya sınırsız kitlesel göç, İspanyol halkını tehlikeye atmakta ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit ediyor. Dışişleri Bakanlığı, egemenliklerini savunmak için İspanyol halkının ve tüm Avrupalıların yanında ve bu istilayı püskürtmek, yasadışı göçmenleri Avrupa topraklarından uzaklaştırmak ve Avrupa’nın sınırlarını güvence altına almak için gösterilen tüm çabaları memnuniyetle karşılıyor.”
Washington-Rabat ilişkileri mercek altında
Washington ile Rabat arasındaki samimi ilişkiler, her iki tarafça da uzun süredir övünç kaynağı olarak gösteriliyor.
Bu yıl Fas, Donald Trump’ın “Barış Kurulu”na katılan ilk Afrika devleti olacağını duyurmuş; Trump da Kral VI. Muhammed’in iktidardaki 27. yılını kutlamak üzere yakın zamanda tebrik mesajı göndermişti.
Ceuta’ya 70.000’den fazla kişinin ani akını ve ardından hızlı geri dönüşünün yarattığı sorunlarla boğuşurken, Fas kralı, Batı Sahra’daki ihtilaflı bölgeyi çevreleyen 1 milyar dolarlık otoyola Trump’ın adını verdiğini teyit etti.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Kuzey Afrika proje direktörü Riccardo Fabiani, “Bence Fas’ın bu olayın arkasında olduğu hipotezini ortaya atmak ya da böyle bir iddiada bulunmak için yeterli kanıt var. Fakat bunun için net bir tetikleyici yoktu ve işte bu da herkesi şaşırtan nokta,” dedi.
Gözlemciler, İspanya’nın son dönemde Rabat’ın ezeli rakibi Cezayir ile yakınlaşmasının Fas’ı tahrik etmiş olabileceğini öne sürdüler.
Fakat Fabiani, başka bir, belki de daha makul bir açıklamanın ABD’yi işaret ettiğini söyledi:
“Bunu kanıtlamak elbette imkânsız. Fakat olasılık açısından bakıldığında, Fas ile Washington’daki bu yönetimin gerçekten çok yakın ve mükemmel bir ilişkisi olduğu göz önüne alındığında, Fas’ın müttefiklerinin gözüne girmek için bir şeyler yapmış olabileceğini hayal etmenin imkânsız olduğunu düşünmüyorum.”
ABD’de, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanlığı, bu akını İspanya’nın Sosyalist liderliğindeki hükümetine yüklediler.
Trump ise Demokratların seçilmesinin İspanya’da yaşananları “önemsiz kalacak” hale getireceği uyarısında bulundu.
ABD’li ve İsrailli sosyal medya figürleri Ceuta krizi ile çok ilgilendiler
ABD’nin bu tepkisi, ABD başkanıyla ilişkisi ilk dönemine kadar uzanan Rabat için bir zafer gibi görünüyordu.
O dönemde Fas, Trump’ın ihtilaflı Batı Sahra bölgesi üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması karşılığında İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmişti.
Madrid merkezli Çağdaş Arap Çalışmaları Merkezi’nin direktörü Haizam Amirah-Fernández, akının ardından geçen günler boyunca hem Trump’a hem de İsrail hükümetine yakın çevrelerde Ceuta’ya olan ilginin yüksek seviyede kaldığını belirtti.
Direktör, “Birkaç gün üst üste Ceuta hakkında konuşmayı hiç bırakmadılar; bu oldukça dikkat çekici,” dedi.
Amirah-Fernández, ortaya çıkan şeyin Rabat’ın “siyasi hedeflerine ulaşmak için hibrit taktikler kullanmaya” istekli olduğu olduğunu belirtti.
Direktör, Mayıs 2021’de Rabat’ın, Madrid’in Batı Sahra’lı bir bağımsızlık yanlısı liderin Covid-19 tedavisi için İspanya’ya seyahat etmesine izin verme kararına tepki göstererek sınır kontrollerini gevşetip 8.000’den fazla kişinin Ceuta’ya geçmesine izin verdiği olayla bir paralellik kurdu.
Fas’taki üst düzey yetkililer, ülkenin herhangi bir şekilde suç ortağı olduğu yönündeki suçlamaları reddettiler.
AB’nin iç dengesi hayli kırılgan
Ceuta krizinin gösterdiği bir başka gerçek de AB’nin içerisinde “göç” meselesinin en önemli fay hattı haline gelmesi.
Sınır geçişlerinin gerçekleşmesinden birkaç saat sonra, bakanlar henüz bir telefon görüşmesi planlamamışken bile, Giorgia Meloni ve Mette Frederiksen’in önderlik ettiği 22 hükümet, Ursula von der Leyen’e bir mektup göndererek İspanya Yüksek Mahkemesi’ni ve ülkenin göçü yasallaştırma planlarını suçladı ve daha sıkı sınır kontrolleri talep etti.
Hükümet liderleri olguları, Madrid’in açıklamasını ya da kendilerinin talep ettiği toplantıyı beklemediler. İtalya ise daha da ileri giderek İspanya sınırında kontrolleri yeniden başlattı.
AB fonlu düşünce kuruluşu Bruegel’de araştırmacı olan Alicia García Herrero, neredeyse tüm Avrupa başkentlerinin Ceuta’daki krizi bir göçmen kriziyle karıştırdığını, oysa durumun bundan daha karmaşık olduğunusavundu:
“72.000 kişinin, kendi hükümetlerinin suç ortaklığı –ve muhtemelen desteği– olmadan tek bir günde Ceuta’ya ulaşamayacağı açık.”
Rabat’ın neden kendi vatandaşlarını birer silah olarak kullandığını öne süren yazar, “22’ye varan sayıda AB başkenti, bir göç krizi ile Avrupa’nın toprak bütünlüğüne yönelik dış saldırı arasındaki farkı tam olarak kavrayamadı ya da kavradılarsa bile, olası bir göç dalgasına ilişkin kendi seçmenlerinin görüşleri konusunda fazla endişeliydiler,” diye yazdı.
Diplomasi
Paşinyan, Ermenistan’ın aynı anda AB ve AEB üyesi olamayacağını söyledi

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin aynı anda hem Avrupa Birliği’ne (AB) hem de Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) üye olamayacağını belirterek, AB üyeliğine ilişkin referandumdan önce aday ülke statüsünün alınması gerektiğini söyledi. Paşinyan, Kırgızistan’da düzenlenen Avrasya Hükümetlerarası Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, aksi halde Ermenistan halkının mevcut olmayan bir seçenek üzerinden tercih yapmaya zorlanacağını savundu.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan yönetiminin aynı anda hem Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) hem de Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmasının mümkün olmadığını kabul ettiğini söyledi.
Paşinyan, Kırgızistan’da düzenlenen Avrasya Hükümetlerarası Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, ülkesinin AB üyeliğine ilişkin sürecin belirli kurumsal aşamalardan geçmesi gerektiğini belirtti.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığına göre Paşinyan, “Ermenistan AB’ye üye olmaya nitelik bakımından hazır hale geldiğinde bile bu, ülkemizin otomatik olarak AB üyesi olacağı anlamına gelmez. Bunun için hem AB üyesi ülkelerin hem de Ermenistan vatandaşlarının onayı gerekir” dedi.
Paşinyan, AB üyeliği konusunun ön hazırlık yapılmadan Ermenistan halkının kararına sunulamayacağını ifade etti. Buna göre önce Avrupa Birliği’ne resmi üyelik başvurusu yapılması, ardından aday ülke statüsünün alınması gerektiğini söyledi.
Ermenistan Başbakanı, bu aşamalar tamamlanmadan referandum yapılmasının anlamlı olmayacağını savunarak şöyle konuştu: “Bu, Ermenistan vatandaşlarını seçeneklerden biri gerçekte var olmayan alternatifler arasında tercih yapmaya zorlamak anlamına gelir. Bu, halka karşı saygısızlık olur ve meşru olmaz.”
Paşinyan ayrıca, AEB üyesi ülkelerin üçüncü ülkelerle yürüttüğü ilişkilerin sıfır toplamlı bir oyun olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Bununla birlikte Ermenistan’ın AEB üyesi ülkelerle işbirliğini dış politika ve dış ekonomi alanındaki önceliklerinden biri olarak görmeye devam ettiğini vurgulayan Paşinyan, “Değerli dostlar, Ermenistan Cumhuriyeti için Avrasya Ekonomik Birliği üyesi devletlerle işbirliği dış politika ve dış ekonomi önceliklerinden biri olmayı sürdürüyor” dedi. Bu yaklaşımın yeni hükümet programına da yansıtılacağını ekledi.
Putin ve AEB liderlerinin açıklamaları
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin mayıs ayında yaptığı açıklamada, Ermenistan’ın AB ile AEB arasında mümkün olan en kısa sürede tercih yapması gerektiğini söylemişti.
Putin, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini belirtmiş, bunun yalnızca ekonomik bir mesele olduğunu vurgulamıştı. Erivan ise o dönemde Moskova ile “ayrılma” niyetinde olmadığını açıklamıştı.
Aynı ay Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Astana’da düzenlenen AEB zirvesinin ardından Ermenistan’a, Avrupa Birliği’ne katılım ile AEB üyeliği arasında tercih yapması için en kısa sürede ülke çapında referandum düzenleme çağrısında bulundu. Liderler ayrıca, Ermenistan’ın AB üyeliği yönündeki politikası nedeniyle AEB Anlaşması’nın ülke bakımından askıya alınmasının muhtemel sonuçlarına ilişkin bir raporun aralık ayına kadar hazırlanmasını istedi.
İhracat kısıtlamaları gündeme gelmişti
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor) daha sonra Ermenistan’dan ithal edilen bazı ürünlere kısıtlama getirmeye başladı.
Önlemler çiçek, bazı sebzeler, meyveler, yemişler ve kuru meyvelerin sevkiyatını kapsadı. Kurum daha sonra Ermenistan menşeli alkollü içeceklerde kalite sorunları tespit edildiğini açıkladı. Rosselhoznadzor, 25 Temmuz’da ise Ermenistan’dan gelen süt ürünlerinin satışına izin vermedi.
Bunun üzerine Paşinyan, Ermenistan’ın ihracatına getirilen kısıtlamaların kısa sürede kaldırılmaması halinde bunun AEB’nin “sonunun başlangıcı” olacağını söylemiş ve yaşanan durumun birliğin tamamını etkilediğini ifade etmişti.
Diplomasi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın cuma günü Suudi Arabistan’da ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Konu hakkında doğrudan bilgi sahibi iki bölgesel kaynak Reuters’a, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın cuma günü Suudi Arabistan’da ortak bir savunma anlaşması imzalayacağını söyledi.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, bölgesel güçlerin İran savaşı sırasında güvenlik bağlarını güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın liman kentinde bir araya gelecek.
Bölgesel güçler, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı Körfez ülkelerini de içine çeken ve Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz üzerinden deniz taşımacılığını sekteye uğratan savaşın oluşturduğu koşullar altında güvenlik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Kızıldeniz kıyısındaki Cidde’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile görüşmesi bekleniyor.
Pakistan Başbakanı Şerif ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, perşembeden cumartesiye kadar sürecek ziyaret için ülkeye gelirken, Türkiye Cumhurbaşkanlığına göre Erdoğan’ın cuma günü Suudi Arabistan’a gitmesi bekleniyor.
CNN-News18’e konuşan üst düzey bir Türk istihbarat kaynağı, ittifakın bütün temel şartlarının tamamen hazırlandığını, taraflara iletildiğini ve Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye liderleri tarafından kabul edildiğini doğruladı.
Pakistan ile Suudi Arabistan’ın geçen yıl karşılıklı savunma anlaşması imzalamasından bu yana, iki ülkenin Batı Asya ve Güney Asya’daki diğer ülkeleri de savunma blokuna dahil etmek istediği konuşuluyordu.
İttifak Suudi finansmanı, Türk teknolojisi ve Pakistan’ın nükleer kapasitesi üzerine kurulacak
CNN-News18’e göre Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye anlaşması, geçen yıl açıklanan Suudi Arabistan-Pakistan karşılıklı savunma anlaşmasının doğal bir genişlemesi niteliğinde.
Suudi Arabistan-Pakistan anlaşmasında olduğu gibi üçlü ittifak da entegre bir güvenlik ağı oluşturmak amacıyla her üye ülkenin farklı güçlü yönlerinden yararlanacak.
CNN-News18’e göre Suudi Arabistan mali gücü ve bölgesel nüfuzuyla katkıda bulunacak; Türkiye başta insansız hava araçları olmak üzere gelişmiş askeri teknoloji ve NATO standartlarındaki savunma sanayisi altyapısını sağlayacak; Pakistan ise nükleer kapasitesi ve savaş tecrübesine sahip ordusuyla katkı sunacak.
İttifak kapsamında ortak askeri tatbikatlar, teknoloji transferi, savunma sanayisi üretimi ve istihbarat paylaşımı gerçekleştirilecek.
Suudi Arabistan-Pakistan karşılıklı savunma anlaşması kapsamında Pakistan, zırhlı birlikler, topçu, piyade ve roket birlikleriyle desteklenen yaklaşık 25 bin askerin yanı sıra iki hava kuvvetleri filosu ve iki deniz filosunu Suudi Arabistan’a konuşlandırmayı kabul etmişti. Bu konuşlandırmanın, 10 milyar dolarlık Suudi yatırımı karşılığında krallığın güvenliğine katkı sağlamak, ortak operasyonlar yürütmek ve Suudi güçlerini eğitmek amacıyla yapıldığı belirtilmişti.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi1 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Dünya Basını4 gün önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı











