Diplomasi
Zelenskiy Donbass’ın geleceği için referandum sinyali verdi

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Moskova’nın barış anlaşması karşılığında talep ettiği Donbass bölgesinin geleceği konusunda halka gidilebileceğini açıkladı. Washington ile yürütülen müzakerelerde Ukrayna ordusunun mevcudunun 800 bine çıkarılması ve tartışmalı bölgelerde serbest ekonomik bölge kurulması gibi başlıklar öne çıkıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Kremlin’in ABD desteğiyle barış anlaşması karşılığında talep ettiği Donbass bölgesinin geleceği konusunda referandum yapmaya hazır olduklarını açıkladı.
Zelenskiy, bölgenin statüsüne ilişkin kararın siyasi bir dayatmayla değil, doğrudan halkın iradesiyle alınması gerektiğini vurguladı.
Ukrayna lideri, “Bu soruya Ukrayna halkı cevap verecek. Seçim formatında ya da referandum formatında olması fark etmez ancak ortada Ukrayna halkının bir pozisyonu olmalı” dedi.
Washington yönetimi Donbass’ta askersiz bölge öneriyor
ABD yönetiminin Donbass’ta Rus askerlerinin bulunmadığı bir “özel ekonomik bölge” oluşturulmasını teklif ettiğini belirten Zelenskiy, bu planın yönetim boşluğu yaratabileceğine dikkat çekti.
Zelenskiy, sahadaki belirsizliğe işaret ederek “Amerikan tarafı Ukrayna birliklerinin Donbass topraklarından çekildiğini görüyor ve uzlaşma, Rus birliklerinin de bu bölgeye girmemesi üzerine kurulu gibi görünüyor. Ancak onların ‘serbest ekonomik bölge’ ya da ‘askersizleştirilmiş bölge’ olarak adlandırdıkları bu alanı kimin yöneteceği konusunda bir fikirleri yok” diye konuştu.
Avrupalı liderler toprak tavizi için devrede
Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri, barış anlaşması sürecini ele almak üzere ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre Trump, Avrupalı muhataplarına Zelenskiy üzerinde baskı kurmaları gerektiğini iletti. Washington’ın sunduğu plana göre Kiev’in toprak tavizlerini kabul etmesi ve Ukrayna ordusunun (VSU) personel sayısını sınırlandırması bekleniyor.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, barış müzakerelerinin merkezinde Kiev’in kabul etmeye hazır olduğu toprak tavizlerinin yer aldığını bildirdi.
Merz, sürecin nihai karar merciinin Ukrayna halkı olduğunu belirterek “Bu soruya Ukrayna Devlet Başkanı ve Ukrayna halkı cevap vermeli. Bunu Başkan Trump’a açıkça ifade ettik” dedi.
Ordu mevcudu pazarlığında rakamlar yükseldi
Zelenskiy, ekibinin ABD tarafından başlatılan 20 maddelik barış anlaşması taslağı üzerinde günlük olarak çalıştığını belirtti.
Ukrayna tarafı, çarşamba akşamı belgenin gözden geçirilmiş bir versiyonunu Washington’a iletti. ABC News kanalına konuşan bir Ukrayna yönetimi yetkilisi, bu taslakta tartışmalı bölgeler ve Zaporojye Nükleer Santrali’nin kontrolüyle ilgili “bazı yeni fikirlerin” yer aldığını aktardı. Zelenskiy ise mevcut taslağın henüz nihai versiyon olmadığını kaydetti.
Barış planında Harkov, Sumi ve Dnipropetrovsk oblastlarının Rusya ordusunun kontrolü altındaki kısımlarından çekilmesi maddesi yer alıyor. Herson ve Zaporojye oblastlarında ise çatışmaların mevcut cephe hattında durdurulması öneriliyor.
Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olan Ukrayna ordusunun personel sayısı konusunda da değişikliğe gidildi.
28 maddelik ilk taslakta ordu mevcudunun 600 bini geçmemesi öngörülürken, son belgede bu sınır 800 bin askere yükseltildi.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Zelenskiy, “Belgelerde farklı rakamlar vardı. Hatırlarsanız 2022 yılında 40 bin veya 50 bin gibi sınırlamalar istenmişti.
Bugün itibarıyla belgede ordunun gerçek mevcudu yer alıyor ve bu rakam askerlerle mutabık kalındığı üzere 800 bin askerdir” ifadelerini kullandı.
Yolsuzluk iddiaları müzakere masasında baskı aracı oldu
Politico dergisi de Kiev yönetiminin ABD’li yatırımcıları ve Donald Trump’ı cezbetmek amacıyla Donbass’ta askersizleştirilmiş bir “serbest ekonomik bölge” kurulmasını önerdiğini yazdı.
Dergiye konuşan ve tekliflere aşina iki kaynak, bu hamlenin Trump’ın ilgisini çekmeye yönelik bir girişim olduğunu belirtti.
Kaynaklar, Rusya’nın bu girişimi kabul etme ihtimalini düşük görüyor. Trump’ın, özellikle son dönemde gündeme gelen yolsuzluk skandalları nedeniyle Ukrayna’yı çatışmanın “zayıf ve yönlendirilebilir” tarafı olarak gördüğü ifade ediliyor.
Politico’ya konuşan kaynaklardan biri, “Beyaz Saray, Zelenskiy üzerinde baskı kurmak için bu yolsuzluk skandalını kullanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Serbest ekonomik bölge teklifi, Kiev’in Washington’a sunduğu 20 maddelik planda yer alıyor. Beyaz Saray, 11 Aralık akşamı Trump’ın belgenin içeriğini incelediğini teyit etti.
Axios haber portalına göre, ABD, Ukrayna ve kilit Avrupa ülkelerinin temsilcileri, Kiev’in önerilerini tartışmak üzere 13 Aralık Cumartesi günü bir araya gelecek.
Moskova yönetimi toprak tavizlerinden geri adım atmıyor
Rusya tarafı, Ukrayna birliklerinin Donbass’tan tamamen çekilmesi konusunda ısrarını sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu bölgenin tarihsel olarak Rus toprağı olduğunu ve askeri ya da başka yollarla geri alınacağını açıkladı.
Putin daha önce yaptığı açıklamalarda, çözüm için Ukrayna ordusunun sadece Donetsk ve Luhansk’tan değil, 2022 yılında düzenlenen referandumlarla Zaporojye ve Herson oblastlarından da çekilmesi gerektiğini belirtmişti.
Zelenskiy, 11 Aralık’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, Donbass’ta “serbest ekonomik bölge” fikrinin ABD tarafından dillendirildiğini doğruladı. Ukrayna lideri, ABD’nin uzlaşma formülünü Ukrayna askerlerinin çıkması ve Rus askerlerinin girmemesi üzerine kurduğunu hatırlatarak, “Onların ‘serbest ekonomik bölge’ ya da ‘askersizleştirilmiş bölge’ dedikleri bu alanı kimin yöneteceği meçhul” dedi.
Ukrayinska Pravda gazetesinin aktardığına göre Zelenskiy, Ukrayna’nın bu değerlendirmeye katılmadığını ve Kiev’in kontrolündeki Donbass topraklarının bırakılması konusunda son sözü vatandaşların söylemesi gerektiğini yineledi.
Avrupalı müttefikler güvenlik için insansız hava araçlarını devreye sokabilir
Politico’nun haberine göre, Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, olası bir barış anlaşmasının uygulanmasını denetlemek amacıyla gözlem misyonları ve insansız hava araçları gönderme seçeneğini değerlendiriyor.
İngiltere Savunma Bakanı John Healey, bu hafta gerçekleştirdiği Washington ziyareti esnasında, anlaşmaların imzalanmasının ardından güvenliği sağlamak için 30’dan fazla ülkeden oluşan bir koalisyonun hazır olduğunu bildirdi.
Rusya tarafı ise daha önce yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’da güvenlik garantisi olarak NATO barış güçlerinin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceğini vurgulamıştı.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı












