Bizi Takip Edin

Diplomasi

45 ülkeden 100 kadın gazeteci İran’da Cumhurbaşkanı Reisi ile buluştu

Yayınlanma

İran, 45 ülkeden 100’ü aşkın kadın medya mensubunu ağırladı.

Uluslararası kadın medya buluşması “1. Khorsheed (güneş) Medya Festivali” adı altında 29 Eylül – 1 Ekim tarihlerinde İran’ın ev sahipliğinde düzenlendi.

“Kadınlar anlatır, aydınlatır ve değişime öncülük eder” sloganıyla Meşhed’de başlayan ve Cenin’de İsrail ordusu tarafından öldürülen El Cezire muhabiri Filistinli-Amerikalı gazeteci Şirin Ebu Akile’ye ithaf edilen etkinlik, Tahran’da sona erdi.

Etkinliğe, Batı Asya’dan Güney ve Doğu Asya’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 45 ülkeden 100’ü aşkın kadın gazeteci ve medya mensubu katıldı. Özellikle Latin Amerika ülkelerinden yoğun katılım dikkat çekti.

Türkiye’den Harici Medya adına Elif İlhamoğlu ve Cansu Yiğit etkinliğe katıldı.

Festivalin yöneticiliğini, ABD doğumlu İranlı gazeteci Merziye Haşimi yürüttü. İran devlet televizyonuna bağlı Press TV sunucusu olan Merziye Haşimi, 2019’da ABD’de yürütülen gizli bir federal soruşturma kapsamında ‘maddi tanık’ sıfatıyla gözaltına alındıktan 11 gün sonra serbest bırakılmıştı. Haşimi, İran’da ve anti-hegemonyacı ülkelerde simge isimlerden biri olmuştu.

Bu kapsamda, kadınların medyada karşılaştığı sorunları tartışmaya odaklanan festivalin önemli gündemlerinden biri de; Batı’nın medya hegemonyasına ve Doğu halkları ve kadınları hakkında yaydığı anlatıya karşı, anti-hegemonyacı kadın gazetecilerin nasıl bir rol üstlenebileceği ve uluslararası medya dayanışmasını ve işbirliğini nasıl güçlendirebileceği oldu.

Etkinlik davetiyesinde katılımcılara şu soru yöneltildi: “Medyanın çoğunluğunun, azınlığın parası tarafından kontrol edildiği bir dünyada, bizim gibi medya aktivistleri gerçekten ne başarabilir?”

Uluslararası katılımcıların yanı sıra, İranlı kadın gazetecilerin de etkinliğe ilgisi yoğun oldu. Uluslararası ve İranlı kadın gazeteciler çok sayıda röportaj yaparak, medyanın durumu, kadınların medyadaki rolü, Batı hegemonyası ve İran’ın pozisyonu gibi başlıklarda görüşlerini paylaştılar.

Meşhed’de Firdevsi canlandırması

Panel tartışmalarının yanı sıra, Meşhed’de tarihi ve kültürel mekanlara ziyaretler de düzenlendi.

Rezevi Horasan eyaletinde bulunan ve ülkenin en kalabalık nüfusa sahip ikinci şehri olan Meşhed, özellikle inanç turizmi ile öne çıkıyor. Bunun en önemli sebebi ise, Şii inancında “12 İmam” silsilesinin sekizinci imamı olarak kabul edilen Ali er-Rıza’nın türbesinin burada bulunması.

Etkinlik kapsamında, yabancı konuklar ile İran kültürünü daha yakından tanımaları için İmam Rıza türbesine bir ziyaret düzenlendi.

Ayrıca, İran’ın en ünlü ve ulusal şairi, Şahname’nin yazarı Firdevsi’nin anıt mezarına da bir ziyaret düzenlendi. Gezi sırasında Şahnama’den bölümler okuyan bir oyuncu, hikayeyi canlandırdı.

 

Elif İlhamoğlu ve Cansu Yiğit, Firdevsi Anıtı önünde.

Yine Meşhed’de 2005 yılında kurulan ve bölge ülkelerinin de sağlık turizmi için tercih ettiği Razavi Hastanesi ziyaret edildi. Hastanenin kadın yöneticisi ve kadın doktorlar özel bir sunum yaptı. Çok çeşitli tıbbi koşullara sahip hastalara hizmet veren tesis, uluslararası sertifikalara da sahip.

Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası sağlık kuruluşlarıyla işbirliği içinde uluslararası kongrelere, sempozyumlara ve seminerlere ev sahipliği yapan hastanede, ayrıca Şubat 2016 yılında açılan Razavi Kanser Araştırmaları Merkezi de faaliyet yürütüyor.

Hastane ziyareti sırasında, ABD tarafından İran’a uygulanan ve Kovid-19 pandemisi döneminde de uygulanmaya devam eden yaptırımlar ve yaptırımların halk sağlığı üzerindeki etkileri de gündeme geldi. Ambargo sebebiyle, hayat kurtaracak bazı kritik ilaçların ülkeye ulaşmasının engellendiği ifade edildi.

Ancak öte yandan bu durumun İran’ı kendi ilaç sektörünü geliştirmeye yönelttiği ve ülkenin temel ecza ihtiyacının çoğunu kendisinin ürettiği kaydedildi.

Meşhed’deki son gün ise, Meşhed Firdevsi Üniversitesi ziyaret edildi. 1949 yılında kurulan üniversite, İran’ın en eski üçüncü büyük üniversitesi olarak geçiyor. Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan istatistiklere göre ülkenin en iyi beş üniversitesi arasında yer alıyor. Üniversite’nin rektörü ve kadın yöneticileri konukları karşılayıp kampüsü gezdirdiler. Meşhed Firdevsi Üniversitesi’nin ayrıca, yabancı öğrenci alımında diğer üniversiteler arasında İran’da üçüncü sırada yer aldığı bilgisi paylaşıldı.

‘İran uygarlığında kadınlar’ vurgusu

Meşhed’deki etkinliğin kapanış seremonisinde, Merziye Haşimi’nin yanı sıra, İran Cumhurbaşkanının Kadın ve Aile İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Ensiye Hazali konuştu.

Hazali konuşmasında özetle şunları söyledi:

İran uygarlığının her adımında kadınların rolünü görebilirsiniz. Kadınlarımız yabancı orduların ülkemizi işgal etmesine izin vermediler ve savaştılar. Aynı zamanda kültürel saldırılara karşı da savaşıyorlar. İran’da kadınlar toplumun her alanında destekleniyor. Kadınların rolü İran toplumunda erkeklerden daha önce ve önemli. Toplum için rol modeller yetiştiriyorlar ve toplumu şekillendiriyorlar. Kadınlar ailenin ve toplumun en önemli unsurları. Kadınlar olarak medyadaki rolümüz çok önemli. Batıdan yayılan yalanlara karşı bir araya gelmeli ve sesimizi duyurmalıyız.”

Tahran ziyareti

Etkinliğin Tahran kısmında ise diplomatik buluşmalar ve medya ziyaretleri gerçekleştirildi.

Konuklar Press TV ve çoğunluğu kadın olmak üzere 20’li yaşlarda gençlerin çalıştığı Akhbare Fori News merkezlerini ziyaret ettiler. İran medyasına ve habercilik anlayışına ilişkin bilgi alırken, çeşitli sorular da yöneltildi.

Sorulardan biri geçen sene Masha Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoları haberleştirip haberleştirmedikleri üzerineydi. İranlı medya yöneticileri olayları haberleştirdiklerini ancak diğer yandan gerginliğin yükseldiği anlarda “halk arasında provokasyonu ve kışkırtmaları önlemek adına” sağduyu çağrısı yaptıklarını da söylediler.

Yine Tahran ziyareti kapsamında ülkenin en önemli, en eski ve büyük müzesi olarak bilinen İran Ulusal Müzesi ziyaret edildi. Müzede, Paleolitik dönemden İslam dönemine kadar bilimsel kazılardan elde edilen arkeolojik buluntular sergileniyor.

Bu ziyaret sırasında Kültür ve Turizm Bakanlığı sekreteri konuklara eşlik etti ve İran’ın turizm politikasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Tahran ziyareti

Tahran ziyaretinin en çarpıcı kısmı ise İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin yabancı kadın medya mensuplarını ağırlaması oldu.

Konukları kendi Cumhurbaşkanlığı ofisinde ağırlayan İbrahim Reisi, yuvarlak masa etrafında kadın medya mensupları ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede İran İslami İrşad ve Kültür Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili ve Merziye Haşimi de kısa birer konuşma yaptılar.

Merziye Haşimi dünyanın dört bir yanından İran’a gelen kadın gazetecilere “direnişin merkezinde bizimle buluştuğunuz için teşekkür ederiz” dedi.

Etkinliğin amacının “bir araya gelmek ve Batı hegemonyasına karşı mücadele etmek” olduğunu ifade eden Haşimi, bu festivali iki yılda bir daha fazla kadın gazetecinin katılımıyla sürdürmek istediklerini söyledi.

İrşad Bakanı Mehdi İsmaili de özetle şunları ifade etti:

Dünyanın dört bir yanından siz kadınları ağırlamaktan onur duyduk. Bu etkinlik, bağımsız medya sektöründe kadınların etkisini ve pozisyonunu göstermek açısından da çok önemli. İran kadınları bu alanda kritik bir rol oynuyor. Bugün uluslararası bir medya terörü ile karşı karşıyayız. Kadınların bu mücadeledeki rolü çok önemli. Biz İran olarak bağımsız medya mücadelesinde sizleri desteklemeye hazırız.

Toplantıda vakit kısıtlılığı sebebiyle sınırlı sayıda soru alınacağı belirtildi. Zimbabve, Irak ve Uruguay’dan kadın gazeteciler Cumhurbaşkanı Reisi’ye sorular yönelttiler. Zimbabweli gazeteci ülkenin dijital yayına geçmesi için İran’dan destek isterken, Iraklı gazeteci medya alanındaki Batı egemenliğine karşı çok taraflılık anlayışına sahip bir medyanın nasıl kurulabileceğini sordu. Uruguaylı gazeteci ise Batı’da yükselen İslamofobiye karşı İran’ın stratejisini sordu.

‘İran’da kadınlar araç değil, toplumun yaratıcıları’

İran Cumhurbaşkanı Reisi, bu etkinliğin ve tartışmaların çok verimli ve faydalı geçtiğini ve başarılı sonuçları olduğunu belirterek, farklı ülkelerdeki medya kurumları arasında işbirliğini ve etkileşimi artıracağını vurguladı.

İran’ın bu tarz toplantılar düzenlemeye devam edeceğini kaydeden Reisi, “işbirliğini, entegrasyonu ve bağımsız medyayı büyüteceğiz” dedi.

Reisi konuşmasının devamında şu mesajları verdi:

İran Devriminin inşasında kadınların rolü kritik idi. Bugün de ülkemizde toplumun her alanında, sosyal ve iktisadi alanlarda kadınlar önder rollerde.

Batı kendi politik çıkarları için İran kadınlarını araçsallaştırıyor, ancak biz kadınları araç değil toplumun yaratıcıları olarak görüyoruz. Batı merkezleri, kadınları egemen bağımsız ülkelere müdahale etmek için araçsallaştırıyor. Ancak Batı’nın insan hakları ve kadın hakları ihlali konusunda kabarık bir dosyası var.  70 yıldır Filistin’de, on yıllardır Afganistan’da ve Irak’ta insan haklarını ve kadın haklarını ihlal ediyorlar. Bu ülkelerde büyük bir yıkım yarattılar ve herkes bunun farkında.

Özellikle medya alanında Batı emperyalizminin rolünü görüyoruz. Batı, medya hegemonyası aracılığıyla gerçeği değiştiriyor, çarpıtıyor ve yeniden şekillendiriyor. Hakkımızda çarpıtılmış bir anlatı yayıyor. Bugün büyük bir anlatı savaşının içerisindeyiz.

Bu savaşta, doğruları aktarmak ve çarpıtılan anlatılara karşı toplumu aydınlatmak için kadın medya mensuplarının rolü kritik. Sizler rollerinizi hafife almayın. Bugün dünyanın dört bir yanında insanlar gerçeğe ve doğruya ulaşma arayışında. Onlara gerçeği göstermek bağımsız medyanın en önemli görevi. Bu toplantının bu anlamda başarılı olmasını umuyorum.

Yabancı kadın gazeteciler: Ön yargılarımız kırıldı

Etkinlik sonunda özellikle yabancı gazeteciler İran’da kadınların durumu ile ilgili ziyaret öncesi ve ziyaret sonrası olmak üzere karşılaştırarak yorum ve gözlemlerini paylaştılar. Pek çoğu İran’a bazı ön yargılarla ve korkularla geldiklerini, ancak mevcut durumun düşündükleri gibi olmadığını ifade ettiler.

İran’ı ancak Batı medyası üzerinden takip edebildiklerini ve bu yüzden de sağlıklı, nesnel bilgilere ulaşamadıklarını belirten gazeteciler, medya organları arası işbirliğini, haberleşmeyi ve çeviri kanallarını geliştirerek bu durumun ve iletişimsizliğin aşılması için çalışacaklarını söylediler.

İran kadınlarına ilişkin yorumları sorulduğunda ise, 45 ülkeden hemen hemen her gazeteci, İran kadınlarını “güçlü, politik, birikimli, iyi eğitimli, entelektüel” olarak tanımlayarak onların toplumda önder rollerde olduğunu gördüklerini ifade ettiler.

İran’da kadınların medya alanında, siyasette, eğitimde, sağlıkta ve diğer toplumsal alanlarda desteklendiğini belirten yabancı kadın gazeteciler, bu durumun kendilerini şaşırttığını ve kafalarındaki “İran algısına” ters düştüğünü de eklediler.

İranlı kadın gazeteciler ise özellikle Batı medyası tarafından kendilerinin “mağdur, kurban ve ezilen” olarak gösterilmeye çalışıldığını ancak aksine ülkede “toplumun en önemli öznelerinden biri olduklarını, iktisadi ve sosyal hayata aktif olarak katıldıklarını ve pek çok alanda erkeklerle eşit imkanlara sahip olduklarını” söylediler.

Kadın gazeteciler, medya organları arasında işbirliği imkanlarını artırma ve iletişimde kalma sözü vererek İran’dan ayrıldılar.

Diplomasi

ABD, Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı

Yayınlanma

ABD, Ahmed Şara yönetimindeki Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı

Böylece, Washington’un Suriye’nin yeni hükümetiyle ilişkilerini güçlendirmesi kapsamında, Şam’ın yatırım önündeki son büyük engel olarak gördüğü bu durum ortadan kaldırıldı.

ABD Hazine Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan karar, Başkan Donald Trump’ın 8 Temmuz’da Kongre’ye bu statüyü kaldırma niyetini resmen bildirmesiyle başlayan 45 günlük Kongre inceleme süresinin ardından yürürlüğe girdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bu adımların tamamı, Suriye’yi uluslararası terör eylemlerinden tamamen uzaklaştırmak amacıyla Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Suriye hükümeti tarafından atılan olumlu adımlar ve verilen ilave taahhütler dikkate alınarak atıldı.”

Rubio, ilk olarak Temmuz ayında gündeme getirilen pazartesi günkü adımın Suriyelilere “refaha giden bir yol” açacağını söyledi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise, “Bugünkü adım, siyasi ve iktisadi istikrarı teşvik etmek amacıyla Suriye’ye yönelik ek yatırımların artmasına yardımcı olacak,” dedi.

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, yıllarca süren savaşın ardından Şam’ın ülkeyi yeniden inşa etme çabaları kapsamında, yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesine yönelik bir başka adım olarak, Washington’un Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkarma kararını övdü.

Şara salı günü erken saatlerde yaptığı konuşmada, “Bugün Suriye, karanlık bir lekeyi üzerinden atıyor ve geçmişinin acı dolu bir sayfasını geride bırakarak kalkınma, yeniden yapılanma ve yeniden inşa yoluna giriyor,” dedi.

Şara, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’a ve yanımızda duran tüm dost ve destekçi ülkelere en içten teşekkürlerini” iletti.

Suriye devlet haber ajansı SANA’ya göre, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani bu haberi “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi.

Şeybani, “İzolasyonun etkilerini ortadan kaldırmak ve şeffaflık, karşılıklı çıkarlar ve saygıya dayalı bir ortam yaratmak için çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Maliye Bakanı Muhammed Barniye de bu adımı “Suriye diplomasisinin bir başarısı” olarak nitelendirdi.

Barniye bu adımın, “Suriye’nin küresel ekonomi ve finans sistemine entegrasyonunu güçlendirmek, yatırım ve modern teknolojileri çekmek ve kalkınma fırsatlarını desteklemek için uzun zamandır beklenen önemli bir kapıyı açtığını” söyledi.

Geçen yıl ABD ayrıca Ahmed Şara’nın (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğini yaptığı El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) “Yabancı Terör Örgütü” statüsünü kaldırmış ve Şara’yı “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Teröristler” listesinden çıkarmıştı.

Suriye’nin, 1979’dan beri yer aldığı “terör destekçisi devletler” listesinden çıkarılmasıyla, ABD’nin listesinde geriye sadece üç ülke kaldı: Küba, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve İran.

Bu listeye alınmak, mali yaptırımları, ABD’nin dış yardımına ve savunma ihracatına ve satışlarına kısıtlamalar getirir.

Ayrıca yaptırım uygulanan ülkeyle ticaret yapan kişileri ve diğer ülkeleri de cezalandırabilir.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani cumartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, hükümetin, kendisinin “son engel” olarak nitelendirdiği bu yasanın kaldırılmasının, Suriye’nin küresel finans ve ekonomi sistemiyle bağlarını yeniden kurmasına ve yatırım çekmesine yardımcı olacağını umduğunu söylemişti.

Şeybani, “Artık Suriye’de yatırım yapmaya, iş yapmaya ve ekonomik hayatı yeniden inşa etmeye engel kalmadı,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran savaşı, Rusya-BAE ilişkilerini nasıl etkiledi?

Yayınlanma

Y. M. Primakov Dış Politika İşbirliği Merkezinin hazırladığı “Bölgesel Kriz Koşullarında Rusya ve BAE’nin Dış Politika Sinerjisi: Fırsatlar ve Riskler” başlıklı raporda, İran’daki savaş ile Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırıların Rusya ve BAE arasındaki stratejik ortaklığı sınadığı, ancak ekonomik temellerini sarsmadığı belirtiliyor.

Raporun yazarı, HSE Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi Uzmanı Andrey Şelkovnikov, mevcut koşullarda alternatif lojistik güzergahların geliştirilmesi ile İran’ın savaş sonrası yeniden inşasına ortak katılımın umut vadeden işbirliği alanları olabileceğini değerlendiriyor.

Moskova ile Abu Dabi ortaklığını ayakta tutan ve sarsan etkenler

Rapor yazarına göre Rusya-BAE ilişkileri, “elli yıllık diplomatik tarihinin en dinamik dönemlerinden birini” yaşıyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, altı ay içinde ikinci, 2022 başından bu yana ise beşinci kez olmak üzere Ocak 2026’da Moskova’yı ziyaret etti. İki ülke yalnızca son bir yılda hizmet ve yatırım ticareti, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile BAE arasındaki ekonomik ortaklık ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaları imzaladı.

Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov’un verilerine göre 2024 yılında karşılıklı yatırımlar 40 milyar doları aştı; bunun 17 milyar dolarını Emirlikler’in Rusya’daki, 25 milyar dolardan fazlasını ise Rusya’nın BAE ekonomisindeki yatırımları oluşturdu. 2025 yılı ticaret hacmi 12 milyar doların üzerine çıkarak salgın öncesi 2019 seviyesinin (3,5 milyar dolar) yaklaşık dört katına ulaştı. Taraflar bu rakamı beş yıl içinde ikiye katlamayı hedefliyor. Rus tarım ürünleri, teknoloji ve hizmet ihracatının katkısıyla petrol dışı ticaret dört kattan fazla arttı. Emirlikler ayrıca yaptırım koşullarında Rus iş dünyası için önemli bir merkez haline geldi.

Yazar, iki ülke arasındaki siyasi yakınlığı çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik ortak yönelime bağlıyor. BAE, Ocak 2024’te BRICS’e katıldı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı statüsünü aldı ve AEB ile işbirliğini genişletiyor. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Emirlikler, Ukrayna ihtilafında tarafsız bir tutum takındı. Özellikle esir değişimlerine defalarca aracılık eden BAE, 2026 başında Abu Dabi’de Rusya, ABD ve Ukrayna arasında güvenliğe odaklanan üçlü görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Ancak İran çevresindeki çatışmaların başlamasıyla birlikte Moskova ile Abu Dabi ilişkilerinde belirgin bir asimetri ortaya çıktı. Raporda şu değerlendirmeye yer veriliyor: “BAE için İran ulusal güvenliğe yönelik temel bir tehdit niteliği taşırken, Rusya kendi tutumunu hem Tahran ile hem de Moskova’nın bölgedeki stratejik ortakları olan Arap ülkeleriyle ilişkilerini korumayı öngören daha geniş bir stratejik denge zaviyesinden şekillendiriyor.”

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı savaş başlattı. Washington savaşın hedeflerini; İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını imha etmek, deniz kuvvetlerini zayıflatmak ve Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olarak açıkladı. İlk saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili ve asker hayatını kaybetti. Tahran bu saldırılara İsrail’e, Amerikan tesislerine ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ise fiilen durma noktasına getirdi. Taraflar nisan başında Pakistan’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkese vardı; haziran ayında ise 60 günlük bir mutabakat zaptı üzerinde uzlaştı. Resmi geçerliliği 18 Ağustos’ta sona eren bu metne rağmen çatışmalar temmuz ayı başlarında yeniden alevlendi.

Körfez bölgesinde saldırılardan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen BAE, çatışmanın henüz ilk ayında 2 bini aşkın saldırının hedefi oldu. Abu Dabi, Dubai, Şarika ve Füceyre’deki turistik mahalleler, oteller, havalimanları ve petrol tesisleri zarar gördü. Bu gelişmelerin ortasında BAE, 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ grubundan ayrıldı (Abu Dabi bu kararı resmi olarak uzun vadeli enerji stratejisiyle gerekçelendirdi). BAE, 18 Ağustos’ta İran’ı topraklarına balistik füze fırlatma girişiminde bulunmakla suçladı. İddiaları reddeden Tahran’ın bu tutumuna karşılık Abu Dabi, İslam Cumhuriyeti ile yürütülen tüm ticari ve mali işlemleri süresiz olarak durdurdu.

Çatışmaya dair görüş ayrılıkları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamalara da yansıdı. Rusya ve Çin, İran’ın Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısında çekimser oy kullanırken, nisan ayında Bahreyn’in Hürmüz Boğazı’nda uluslararası güçlerin seyrüsefer güvenliğini sağlamasına yetki tanıyan tasarısını veto etti (Emirlikler her iki belgenin hazırlanmasında da yer almıştı). Raporda, Arap ülkelerinin bu tutumu çelişkili duygularla karşıladığı belirtiliyor: Bölge başkentleri Rusya’nın İran ile ilişkilerindeki stratejik çıkarlarını anlasa da Moskova’dan Tahran üzerinde daha sert bir baskı kurmasını bekliyor. Şelkovnikov, Batılı ülkelerin Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialarının (Rus tarafı bunları reddediyor) durumu daha da karmaşıklaştırdığını ifade ediyor.

Ukrayna ile BAE arasında insansız hava araçlarıyla mücadele tecrübesinin paylaşımı da dahil olmak üzere güvenlik ve savunma alanında varılan mutabakat, ikili ilişkilerde yeni bir pürüz yarattı. Uzman, “Bu yakınlaşma, Emirlikler’in tarafsızlığına gölge düşürebileceği için Abu Dabi’nin Rusya-Ukrayna arasındaki arabuluculuk rolü açısından riskler barındırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Şelkovnikov ayrıca Rusya’nın da balistik füzelere ve İHA’lara karşı koyabilmeleri için Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri tedarik edebileceğini vurguluyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Mart 2026’nın sonunda Basra Körfezi ülkelerini kapsayan bir tura çıkarak Suudi Arabistan, BAE ve Katar ile savunma alanında uzun vadeli işbirlikleri konusunda anlaştı. 27 Mart’ta Riyad ile bir mutabakat zaptı, ertesi gün ise Doha ile hükümetler arası bir anlaşma imzalandı. Aynı gün Emirlikler ile güvenlik konularında mutabakata vardıklarını bildiren Zelenskiy, ayrıntıların netleştirilmekte olduğunu belirtti. Nisan ayı sonunda Ukrayna Devlet Başkanı, her üç ülkeyle de “Drone Deal” adı verilen on yıllık anlaşmaların imzalandığını duyurdu. Zelenskiy’nin açıklamasına göre bu anlaşmalar; kritik altyapının yoğun saldırılara karşı korunması deneyiminin aktarılmasını, insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin ve elektronik harp teçhizatının ortaklaşa geliştirilip üretilmesini kapsıyor.

Rusya ve BAE’nin önünde hangi fırsatlar var?

İran etrafındaki kriz, Moskova’nın 1990’lardan bu yana savunduğu Basra Körfezi Bölgesinde Kolektif Güvenlik Konsepti’ne olan ihtiyacı artırdığı kadar bu girişimin hayata geçirilmesini de zorlaştırıyor. Muhtelif zamanlarda güncellenen belgenin son hali, Temmuz 2026’da Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı. Tasarı; askerler arasında doğrudan iletişim hatlarının kurulmasını, silahsızlandırılmış bölgelerin tesisini de içeren silah kontrol anlaşmalarını ve Körfez ülkelerinin topraklarını komşularına saldırmak amacıyla üçüncü tarafların kullanımına açmamasını öngörüyor.

İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkeye ve Irak’a yönelttiği yoğun saldırılar, ABD ile yapılan ikili savunma anlaşmalarına dayalı güvenlik mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Yazarın değerlendirmesine göre Arap monarşilerinin topraklarındaki Amerikan üsleri, bir koruma kalkanı olmaktan ziyade İran saldırılarının açık hedefine dönüştü. Bu tabloda Rusya, Ortadoğulu ortaklarına kendi güvenlik girişimini yeniden hatırlatsa da bu yaklaşım çeşitli engellerle karşılaşıyor. Umman dışındaki Arap ülkelerinin İran’a duyduğu güven sarsılmış durumda; dahası, Rusya’nın Tahran’a destek olarak yorumlanabilecek her adımı ihtiyatla karşılanıyor. Yine de BAE, İran’a yönelik sert söylemlerine rağmen diyalog kapısını tümüyle kapatmıyor ve bölgede kalıcı güvenliğin geçici önlemlerle değil, kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabileceğini vurguluyor.

Şelkovnikov’a göre Moskova’nın önünde çözülmesi gereken birkaç temel mesele bulunuyor: Tahran ile kurulan iletişim kanallarının askeri eylemleri desteklemeye değil, gerilimi düşürmeye hizmet ettiğini Arap ortaklara inandırıcı biçimde aktarmak, güvenlik konseptini değişen askeri gerçekliklere uyarlamak ve İran ile Körfez monarşileri arasındaki güven bunalımının on yıllar boyunca sürebileceğini hesaba katmak. Raporda, “Rusya’nın çatışmaya müdahil olmama çizgisini kararlılıkla sürdürmesi ve kendisini siyasi çözümü kolaylaştıran bir aktör olarak konumlandırmaya odaklanması yerinde bir adım olacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Yazara göre Rusya bu arabuluculuk rolünü; insani koridorların açılmasına katkı sunmak, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik diplomatik çabalarda yer almak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten müzakere zeminleri oluşturmak gibi somut adımlarla güçlendirebilir.

Raporun yazarı, ortaklığın büyüme gösterebileceği somut alanların başında ekonomiyi görüyor. Savaştan önce küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Rusya ve BAE’nin petrol piyasasındaki eşgüdümünün önemini artırdı; nitekim yalnızca Mart 2026’da petrol fiyatları yüzde 50 oranında sıçrama kaydetti. Henüz tam potansiyeline ulaşmamış olsa da lojistik, umut vadeden bir alan olmayı sürdürüyor. Şelkovnikov, Rosatom ile BAE merkezli liman işletmecisi DP World arasında, Kuzey Deniz Yolu üzerinden transit taşımacılığın geliştirilmesini de içeren liman altyapısı yatırımlarına dair mutabakatı hatırlatıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ve Kızıldeniz’deki gerginliğin sürdüğü bir ortamda uzmana göre Rusya ve BAE, Afrika’daki ulaştırma koridorlarını ortaklaşa geliştirebilir; bağlantılı liman ve depolama altyapılarına yatırım yapabilir. Uzman, “Ulaştırma ve lojistik boyutundaki işbirliği potansiyeli Orta Asya ve Kafkasya’da da mevcut; zira AEB’nin ulaştırma projeleri BAE’nin küresel lojistik ağıyla bütünleştirilebilir” tespitinde bulunuyor.

Bir diğer mühim istikamet ise dijitalleşme olarak öne çıkıyor. Yandex dahil olmak üzere Rus şirketleri BAE pazarında faaliyet gösteriyor; ancak Moskova’nın burada BAE’nin ABD ve Çin ile kurduğu teknolojik ortaklıklarla rekabet etmesi gerekecek. Şelkovnikov, “Genişleyen teknoloji işbirliği; büyük veri işleme, siber güvenlik, finansal teknolojiler ve akıllı şehirlerin dijital altyapısı alanlarındaki ortak projeleri kapsayabilir” diyor.

Daha uzun vadede, Ortadoğu’daki çatışmanın çözüme kavuşmasının ardından raporun yazarı, Rusya ve BAE’nin İran altyapısının yeniden inşasına birlikte katılmasını öneriyor. Bu adım yalnızca gerilimin düşürülmesini pekiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda bölgede kalıcı bir güvenlik mimarisinin vazgeçilmez şartı sayılan Arap ülkeleri ile Tahran arasındaki güvenin kademeli olarak yeniden tesis edilmesine de yardımcı olacaktır. Rapor şu tespitle noktalanıyor: “Enerji, lojistik, teknoloji ve insani yardım alanlarındaki işbirlikleri, mevcut krizin yarattığı tüm güçlüklere rağmen ortaklığı ayakta tutabilecek ve geliştirebilecek temel doğrultulardır.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Gönüllüler koalisyonu Ukrayna için çok uluslu güç hazırlığını sürdürüyor

Yayınlanma

Aralarında Fransa ve İngiltere’nin de yer aldığı gönüllüler koalisyonu liderleri, Ukrayna’da olası bir konuşlandırma için çok uluslu güçlerin hazırlıklarına devam etme kararı aldı. İngiltere hükümetinin internet sitesinde yayımlanan ortak bildiride, askeri desteğin süreceği ve Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılacağı belirtildi.

Ukrayna’ya yönelik olası bir barış gücü misyonunu değerlendiren ülkelerin oluşturduğu “gönüllüler koalisyonu”, çatışmaların sona ermesinin ardından Ukrayna’da görevlendirilmek üzere çok uluslu güçlerin hazırlıklarını sürdürme kararı aldı.

Koalisyon liderlerinin imzasını taşıyan ortak açıklama, İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlandı.

Yayımlanan bildiride, “Koalisyon, ateşkes rejiminin yürürlüğe girmesinin ardından Ukrayna’nın gelecekteki güvenliğini ve refahını temin etmeyi amaçlayan siyasi ve hukuki açıdan bağlayıcı kapsamlı güvenlik garantileri çerçevesinde, çatışmaların güvenilir biçimde durdurulması sağlandığı anda Ukrayna çok uluslu güçlerinin konuşlandırılmasına yönelik hazırlıkları sürdürecektir” ifadesine yer verildi.

Koalisyon liderleri ayrıca Kiev yönetimine sağlanan askeri desteğin kesintisiz süreceğini teyit etti. Bu kapsamda Ukrayna’nın hava savunmasının güçlendirilmesi, savunma sanayisi alanındaki işbirliğinin genişletilmesi ve teknoloji paylaşımının artırılması hedefleniyor.

Zirveye katılan liderler, Rusya savunma sanayii ve bu yapıyla bağlantılı şirketlere yönelik yaptırımların sertleştirilmesine hazır olduklarını da kaydetti.

Açıklamada liderlerin, yaptırımlar, daha geniş kapsamlı ekonomik adımlar, yaptırımların delinmesine karşı denetimlerin artırılması ve Rusya’nın gölge filosuna yönelik tedbirler yoluyla Rusya’nın askeri kapasitesini sınırlandırma çabalarını sürdürme konusunda anlaştıkları bildirildi.

Liderler, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’ya yardım sağlanması gerekliliğinin altını çizdi. Bu doğrultuda, Ukrayna Enerji Destek Fonu ve özel ekipman tedariki de dahil olmak üzere ülkenin enerji sektörüne destek verileceği belirtildi.

Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’u aşkın ülkenin yer aldığı gönüllüler koalisyonu, Ukrayna’da muhtemel bir barış gücü operasyonunda görev almayı kabul eden devletleri kapsıyor.

Koordinasyonunu Fransa ve İngiltere’nin üstlendiği koalisyonun kuruluşu, Mart 2025 başında İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından ilan edilmişti.

Daha önce 13 Temmuz’da düzenlenen gönüllüler koalisyonu zirvesinin ardından konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bir barış anlaşmasına varılması halinde Ukrayna’da konuşlandırılması planlanan Avrupalı barış gücü askerlerinin önümüzdeki aylarda tatbikatlara başlayacağını duyurmuştu.

Macron, askerlerin “birlik konuşlandırma planlarını doğrulamak, hazırlık, kararlılık ve güveni göstermek amacıyla Ukrayna’ya komşu ülkelere gönderileceğini” dile getirmişti.

Polonya Başbakanı Donald Tusk da Fransız ve İngiliz birliklerinin katılacağı ilk ortak tatbikatların sonbaharda Polonya’da icra edileceğini açıklamıştı.

Gelişmeleri değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Avrupalı askeri unsurların Ukrayna topraklarında konuşlandırılmasının, Rusya sınırlarında bir NATO birliğinin ortaya çıkması olarak değerlendirileceğini ifade etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise yabancı birliklerin konuşlandırılmasını, Rusya’nın güvenliğine tehdit oluşturan bir dış müdahale olarak göreceklerini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English