Bizi Takip Edin

Rusya

Petersburg Ekonomi Forumu’nda ekonomik büyüme modeli tartışıldı

Yayınlanma

St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun (SPIEF) makroekonomi oturumu, Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina’nın yokluğunda finans ve ekonomi kurmaylarının katılımıyla gerçekleşti. Oturumda söz alan Rus bakanlar, yaptırımların gölgesindeki dış borç durumunu, bütçe kuralını, para politikasındaki olası gevşeme alanlarını ve sürdürülebilir büyüme modeline dönüş arayışlarını değerlendirdi.

St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun (SPIEF) ikinci günü, finans ve ekonomi bloğu bakanlarının katıldığı ancak Merkez Bankası Başkanı’nın yer almadığı makroekonomi oturumuyla açıldı.

“Küresel belirsizlik ortamında sürdürülebilir ekonomik büyüme yörüngesine nasıl dönülür” başlıklı oturuma, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin, Maliye Bakanı Anton Siluanov ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov katıldı. Başlangıçta tartışma katılımcıları arasında Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina da bulunuyordu; ancak bir gün önce ismi SPIEF konuşmacıları listesinden çıkarıldı. Merkez Bankası, Nabiullina’nın hastalık izninde olduğunu bildirdi.

Oturumun başında moderatörlük görevini üstlenen Devlet Duması Bütçe ve Vergi Komisyonu Başkanı Andrey Makarov, katılımcıları “gerçek beyefendiler” olmaya ve Nabiullina’nın yokluğunda “her şeyin sorumlusunun yüksek politika faizi olduğunu söylememeye” çağırdı. Buna rağmen para politikası konusuna değinilmekten kaçınılamadı.

Rusya savunma odaklı yaptırım modelinden uzaklaşıyor

Maksim Oreşkin, “Ekonominin Batı kısmı bir sarsıntı, bir ateş içinde bulunuyor ve bu ateş kısmen bize de geçiyor. Orta Doğu’da yaşananlar da tüm dünyayı ateşe veriyor. Bu durum bizi de etkiliyor. Ancak Çin ekonomisi büyümeye devam ediyor, Hindistan ekonomisi de büyüme gösteriyor, aynı şekilde Afrika ülkeleri de. Bu fırsatları kullanmak gerekiyor. Ayrıca reformları ve yapısal değişiklikleri hayata geçirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Yaptırımlar bağlamında değerlendirmelerde bulunan Oreşkin, “Sadece savunmaya yönelik bir modelden uzaklaşmak gerekiyor. Ve biz bundan büyük ölçüde uzaklaştık. Eski bir şeylerin geri döneceğini, yaptırımların iptal edileceğini beklememek lazım. Yaptırımlar belirli olaylara bağlı değildir, dünyanın nasıl değiştiğine bağlıdır. Bir şeylerin geri dönmesini ve değişmesini beklemeyin; geri dönmeyecek ve değişmeyecek. 10-20 yıl önceki o dünya artık asla var olmayacak. 2022-2023 yıllarında sahip olduğumuz tamamen savunma odaklı modelden, kademeli olarak daha dengeli bir modele geçiyoruz. Kendi iç platformumuzda ve diğer ülkelerin platformlarında daha aktif oynamamız gerekiyor. Savunma ile saldırı arasındaki denge var olmalı ve saldırı yönüne doğru kaymalıdır” dedi.

Anton Siluanov ise şu açıklamayı yaptı: “Birçok ülke halen uluslararası kredi kuruluşlarının, Uluslararası Para Fonu’nun kredilerine bağımlı durumda. Bizde bu yok. Bizim, yakında kapatacağımız sadece yüzde 10 oranında bir dış borcumuz var. Dış finansal altyapıya bağımlı değiliz, kendi altyapımız kuruldu, çalışıyor ve finansal hizmetlerden koparılmamız bile ödemelerimizi gerçekleştirme imkanımızı kesinlikle etkilemedi. Bütçe meselelerine ilişkin kendi kararlarımızı, ülkedeki mevcut önceliklere dayanarak alıyoruz. Yirmiler Grubu ülkeleri arasında en düşük borca biz sahibiz. Dış yatırım girişlerinin olmadığı, tamamen kendimize güvendiğimiz ve iç finansal imkanları kullandığımız koşullarda yaşıyoruz. Ve ortada bir sonuç var; son yıllarda ekonomik büyümenin oldukça sürdürülebilir olduğunu görüyoruz, son üç yılda bu oran yaklaşık yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti.”

Siluanov ayrıca, “Bu tür kural tanımazlık koşullarında ilk yılımızı yaşamıyoruz. Finans alanında sadece sağlam bir duruş sergilemek ve ülkenin finansmanına çok dikkatli yaklaşmak gerekiyor. O zaman dışarıdan gelen bu kural tanımazlıklar bizi daha az etkileyecek veya hiç etkilemeyecektir. Dışarıdaki türbülans ne kadar fazlaysa, iç kalkınma, yerli yatırımcılar ve işletmeler için o kadar fazla koşul yaratmak, düzenlemeleri gevşetmek, iş dünyasına kolaylık sağlamak ve mülkiyet haklarının temellerini güvence altına almak gerekir” diye konuştu.

Ekonomide yeni büyüme modeli işgücü kısıtlamalarıyla şekilleniyor

Maksim Reşetnikov, “Yapısal değişiklikler açıkça ve oldukça aktif bir şekilde ilerliyor. Soru, bunları nereye yönlendirmek istediğimizdir. Temel kısıtlayıcılarımız değişmedi; bunlar en başta işgücü piyasası, düşük işsizlik ve yatırım meseleleridir; nitekim ilk çeyrek rakamları da konunun son derece güncel olduğunu gösteriyor. Önemli olaylar meydana geldiği anda ki bunlar sürekli meydana geliyor, ekonomi modeline ince ayar yapmak zorunda kalıyoruz. Bir sonraki ekonomik modelin hatları aşağı yukarı izlenebiliyor. Bu, birçoğunun isteyeceğinden daha güçlü bir ruble ve biraz daha yüksek faiz oranlarıdır; çünkü bütçe açığı ile ilgili meseleler var ve Rusya Merkez Bankası buna tepki veriyor. Sermaye çıkışımız kapalı; bu durum da yine döviz piyasası üzerinde baskı yaratıyor” ifadelerini kullandı.

İşgücü piyasasına değinen Reşetnikov, “Mesele işgücü piyasasıdır. Buna baktığımızda, yeni işgücü kaynağı olmadan büyümemizin zor olacağını anlıyoruz. Genç ve yaşlı nüfusu işgücü piyasasına dahil etmek için çaba gösteriyoruz, oralarda belirli rezervlerimiz var. Ve elbette, başta ticaret olmak üzere verimliliğin düşük olduğu sektörlerde işgücü verimliliği programlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Maaş artışının işgücü verimliliği artışını geride bırakması gerektiği durumlarda hala bir miktar rezervimiz bulunuyor. Bu tam olarak yüksek maaş mantığıdır. Bu gelişim seviyesi için daha yüksek maaşlarımız olmalıdır” değerlendirmesini yaptı.

Reşetnikov sözlerine şöyle devam etti: “Verimliliğin yatırımın bir fonksiyonu olduğu hakkında çok konuşuyoruz ve şu an anlaşılacağı üzere durum zor. Ancak bu, işgücü verimliliği konusunda kaynağımız olmadığı anlamına gelmiyor. ‘Yalın üretim’ konseptini ele alalım; bunu her yerde uygulamadık. Üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz, potansiyel kesinlikle tükenmiş değil. Yapay zeka alanında büyük rezervler var, dijitalleşme ise henüz tamamlanmadı.”

Ulusal Refah Fonu’nun durumuna ilişkin konuşan Siluanov, “Sürekli sarsılıyoruz ve buna karşı belirli bir panzehir geliştirdik. Ulusal Refah Fonu’nu da bunun için yarattık; bolluk yıllarında biriktirmek ve ihtiyaç duyulan yıllarda kullanmak için. Gerçekten de son dört yılda Ulusal Refah Fonu’ndan 15 trilyon ruble kullandık; üstelik bunu sadece bütçe harcamalarını desteklemek için değil, ekonomiye yatırım yapmak için de kullandık. 15 trilyon rublenin 4 trilyondan fazlası bu yönde harcandı. Fonu, ekonomik kalkınmaya da katkı sağlayan altyapısal ve teknolojik gelişim için kullandık. Şu an piyasa koşulları biraz daha iyi durumda; birikim yapacak ve fonu onaracağız” dedi.

Maksim Oreşkin, büyüme modellerine ilişkin, “Ekonomik büyüme modeli taşa kazınmış ve sonsuza dek var olan bir şey değildir. ABD’de 2007 yılına kadar ekonomik büyüme modeli konut piyasasının hızlı gelişimine dayanıyordu. Ve ardından ilgili kriz geldi. Yüksek göç akışının olduğu bir dönemin ardından, şu an Trump’ın politikası zemininde göç akışı olmayan bir ekonomik büyüme modeli var. 2026 yılının başlarındaki büyümenin neredeyse tamamı yapay zeka kapasitelerine, işlemci kapasitelerine ve veri merkezlerine yapılan yatırımlardır. Çin, 2008’e kadar tamamen ihracat odaklı bir modele sahipti, ardından altyapı gelişimi yaşandı, şimdi ise tüketici talebi devrede. Tüm ülkeler sürekli bir model değiştirme sürecinden geçiyor. 2023-2025 yılları arasında Rusya ekonomisi yüzde 10’dan fazla büyürken, Avrupa bu dönemde yüzde 3 büyüme kaydetti” ifadelerini kullandı.

Oreşkin sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik büyüme modeli neydi? Rus işletmeleri Batılı şirketlerin bıraktığı boşlukları doldurdu. Rusların işgücü piyasasına katılımıyla ekonomi, ek iki milyon insanın aktif olarak çalışmasına imkan tanıdı. Savunma sektörü şüphesiz son yıllardaki ekonomik büyümenin itici güçlerinden biridir. Dijital platformlar da öyle. Model değişiyor. Elimizde hangi faktörler kaldı? Teknolojiler, dijital platformlar, muhasebe açısından düzenlemelerin basitleştirilmesi ve elbette yeni bir yatırım döngüsüne duyulan ihtiyaç. Hızlı büyüdük, yatırım aktivitesinde bir düzeltme yaşıyoruz. Ve elbette işgücü verimliliği.”

Reşetnikov ise, “Ekonomik büyüme modelinden daha önemli şeyler var. Bunlar kurumlardır; eğer kurumlar doğruysa model de doğru kurulacaktır. Ve kurumlar açıktır; mülkiyet hakları, yatırımcı hakları” diyerek duruma farklı bir çerçeve çizdi.

Maliye Bakanlığı artan vergi gelirleriyle bütçe kuralını esnetiyor

Anton Siluanov bütçe ve para politikası ilişkisine değinerek, “Ekonominin şu anda artıya geçtiğini ve faiz oranının düştüğünü görüyoruz. Bütçe ve para politikası birbirine çok sıkı şekilde bağlı. Hem Rusya Merkez Bankası hem de Ekonomik Kalkınma Bakanlığı ile bütçe dengesi konusunda bütçe politikasını nasıl ayarlayacağımızı ve Merkez Bankası’nın bu koşullarda hangi oranları tutacağını saatlerce sürekli tartışıyoruz. Her şey buna bağlı; çünkü hem bankalar bir para arzı kaynağıdır hem de bütçe bir para arzı kaynağıdır ve faiz oranı ekonomiye ne kadar ek para gireceğini tam olarak düzenler. Merkez Bankası ile koordinasyonumuz günlük olarak yürütülüyor” dedi.

Siluanov, “Şu an bütçedeki durum, ilk çeyrekte olana kıyasla düzeliyor. Vergi gelirlerimiz, hem kurumlar vergisi hem de KDV olarak geliyor. Bunlara bakarak ekonomik kalkınma göstergelerine bundan sonra ne olacağı görülebilir; çünkü vergiler, istatistiklerden daha hızlı bir şekilde ekonomik parametrelere ne olacağını planlama imkanı verir. Ve bu vergi göstergeleri büyüyor, KDV gelirleri şu an planın üzerinde seyrediyor. Bu yıl ekonomik büyümeyi yüzde 1,3 olarak planlamıştık, şu anki tahminde yüzde 0,4. Ancak KDV planlanandan fazla büyüyor, bu da tahmin düzeltmesini dikkate alarak başlangıçta planladığımızdan daha büyük büyüme rakamları göreceğimiz anlamına geliyor. Vergiler artıyor ve çıtayı bir yerlerde fazla zorlayabileceğimiz riskleri vardı. Hayır, zorlamadık, beş aylık bütçe uygulama göstergeleri buna açıkça tanıklık ediyor” şeklinde konuştu.

Temel petrol fiyatı hakkında konuşan Siluanov, “Bu yıl (bütçe kuralı için geçerli olan varil başına 59 dolarlık) kesinti fiyatını değiştirmedik. Şu an gelecek için düşünüyoruz. Ve bunun aşağı yönlü düzeltilmesi gerektiği açıktır. Nedeni, fiyat değişimlerinin dış faktörlerine daha az bağımlı olmaktır. Şimdi bir yandan dış faktörlerden bağımsız olarak bütçe dengesine dikkat etmemiz gerekiyor, diğer yandan ise kur oranlarımızın enerji ürünleri için değişen fiyat konjonktürüne daha az bağımlı olmasını sağlamalıyız. Ekonomimiz için nasıl bir ruble gerekiyor? İhracatçılar için, şu anda görüyoruz ki, ruble pek rahatlatıcı değil. İthalatçılar için ise elbette tahminlerimizden daha güçlü konumda. Bize öyle bir ruble lazım ki, bir yandan halkın çıkarları gözetilsin, ithal mallar ve teknolojiler erişilebilir olsun, diğer yandan da ihracat karlı olsun ki kapasitemiz varken yurt dışından her şeyi ithal etmeyelim. Bütçe kuralının düzeltilmesi, öngörülebilirlik yaratacak ve döviz kuru ile ilgili mevcut durumu dengeleyecektir” ifadelerini kullandı.

Rusya tüm dış borcunu yakında kapatmayı planlıyor

Kurmaylar para politikasında gevşeme alanı arıyor

Para politikasından beklentilerini aktaran Siluanov, “Anlaşılacağı üzere, hepimiz daha düşük faiz oranları ve daha düşük enflasyon istiyoruz. Bütçe politikasındaki eylemlerimiz, enflasyonun kendimiz için belirlediğimiz hedeflerde kalmasını ve faiz oranlarının işletmelerin hem gelişimi hem de operasyonel faaliyetleri için kredi alma imkanı sağlamasını hedefliyor. Bütçe ve para politikasının bağlantısı içinde, bütçe politikasındaki sıkılaşmayı ve daralmayı dikkate alarak para politikasının gevşetilmesini sağlamaya çalışacağız” dedi.

Maksim Reşetnikov ise süreci şu sözlerle değerlendirdi: “Geçen sefer bu konuyu, ekonomiye daha fazla sevgi gösterilmesi arzusuyla konuşmuştuk. Bu yıl içinde, anlayış konusunda kesinlikle büyük bir adım attığımızı söyleyebiliriz. Merkez Bankası ile sürekli iletişim halindeyiz, meslektaşlarımızın mantığını anlıyoruz ve büyük ölçüde paylaşıyoruz. Ancak elbette, şu an parasal koşulların gevşetilmesi için var olan alanın daha hızlı kullanılmasını arzu ederdik.”

Rusya’nın en büyük ekonomi forumunda dev anlaşmalar imzalandı

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English