Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Netanyahu’nun siyasi ölümünü Gazze’nin ‘ertesi günü’ belirleyecek

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, üç aydan uzun süredir Gazze’ye saldırılarını sürdüren İsrail’in neden ertesi gün için bir plan açıklayamadığını anlatıyor. Netanyahu’nun Gazze’nin geleceği için bir karar almaktan neden kaçındığına odaklanan makale, bu kararsızlığın ordu ile siyaset arasında nasıl sorunlar açtığına değiniyor:

***

Netanyahu siyasi olarak hayatta kalmayı Gazze’de alınacak zor kararların önüne koyuyor

İsrail ordusu, ABD ve Arap hükümetleri, Hamas’tan sonra bölgeyi kimin yöneteceğini belirlemek için bir plana ihtiyaç olduğunu söylüyor

Rory Jones ve Dov Lieber

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu uzun kariyerinin en zor siyasi kararlarından biriyle karşı karşıya: Hamas’tan sonra Gazze’yi kim yönetmeli?

Şu ana kadar bu sorudan kaçıyor.

Bu soru her İsrailli lider için zor olurdu çünkü kolay bir seçenek yok. Ancak Netanyahu için özellikle siyasi açıdan kritik bir soru çünkü İsrail ordusunu ve başta ABD olmak üzere başlıca uluslararası ortaklarını tatmin edecek herhangi bir cevap, aynı zamanda iktidar koalisyonunu dağıtma ve iktidarını sona erdirme riskini de taşıyor.

ABD ve önemli Arap hükümetleri, Batı Şeria’nın bir kısmını yöneten ve Hamas’ın Filistin siyasetindeki başlıca rakibi olan Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi denetlemesini istiyor. Netanyahu’nun sağcı Likud partisinin büyük bir kısmı ve özellikle de İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmesini ve yeniden yerleştirmesini isteyen aşırı sağcı koalisyon ortakları buna karşı çıkıyor. İsrail Savunma Bakanlığı bunu reddediyor ve Gazze’yi Filistinlilerin yönetmesi gerektiğini söylüyor. Gazze’de Hamas’ın yeniden güçlenmesine olanak tanıyacak bir siyasi boşluk nedeniyle savaşta elde edilen kazanımların kaybedileceğinden korkan bakanlık bir an önce bir planın yürürlüğe girmesini istiyor.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant geçen günlerde yaptığı açıklamada “Siyasi kararsızlık askeri operasyonun ilerlemesine zarar verebilir” diyerek Hamas’ı fiziksel olarak yok etmenin ötesinde planın ne olacağının hükümet içinde tartışılmamasından duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. “Planı tartışmak… ve hedefi belirlemek kabinenin ve hükümetin görevidir” diyen Gallant, askeri harekatın kendisine rehberlik edecek bir politikaya ihtiyacı olduğunu da sözlerine ekledi.

Netanyahu için Gazze’nin geleceğiyle ilgili karar verme baskısı, siyasi kariyerini ayakta tutma çabasında şimdiye kadarki en büyük sınav. 74 yaşındaki İsrail Başbakanı güvenliğe odaklanarak ülkenin en uzun süre görev yapan lideri oldu ancak 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyine saldırmasına ve bin 200 kişiyi öldürmesine yol açan büyük ihmallerle İsrail’in en kötü güvenlik başarısızlığını yönetti.

Kamuoyu keskin bir şekilde ona karşı döndü. Netanyahu’nun iktidarı, erken seçimden kaçınmasına ve parlamentodaki dar çoğunluğunu korumasına bağlı. İsrail’i Hamas’a karşı “tam zafere” ulaştırana kadar görevde kalmaya yemin etti. Analistlere göre Netanyahu’nun umudu, Hamas’ın Gazze’deki üst düzey liderlerinin öldürülmesi gibi gözle görülür bir zaferin kendisini toparlamasına yardımcı olması.

İsrail’in Reichman Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Gadi Wolfsfeld, “Ne kadar uzun süre erteleyebilir ve muğlak kalabilirse, onun bakış açısından en iyi durum budur” dedi: “Karar almamak da bir karardır.”

Ancak mevcut ve eski yetkililer Netanyahu’nun kararsızlığının savaşı kazanmayı zorlaştırdığı konusunda uyarıyor. Geçen hafta İsrail’in askeri ve istihbarat servislerinden 43 eski üst düzey yetkili, ülkenin Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a bir mektup yazarak Netanyahu’nun başbakanlıktan azledilmesi çağrısında bulundu. İmzacıları arasında Netanyahu’nun emrinde çalışmış birçok istihbarat ve güvenlik şefinin de bulunduğu mektupta, Netanyahu’nun savaşın siyasi hedeflerini tanımlamayı reddetmesinin İsrail için “açık ve mevcut bir tehlike” teşkil ettiği belirtildi.

Mektupta, “Netanyahu, İsrail tarihinin en ağır krizinin yaşandığı bu karanlık saatte bile, kamuoyu önünde hesap vermekten kaçmaya çalışıyor ve iktidara yapışıyor” denildi.

Herhangi bir İsrailli lider, Gazze’deki hâkim güç olan Hamas’ı değiştirmek için kolay bir çözüm bulamayacaktı. Halihazırda Batı Şeria’nın bir bölümünü yöneten Filistin Yönetimi uluslararası alanda yolsuzluğa bulaşmış ve revizyona ihtiyacı olan bir kurum olarak görülüyor. Ayrıca Filistinliler arasında sevilmiyor ve terörizme karşı yumuşak olduğunu düşünen İsrailliler tarafından da güvenilmiyor.

İsrailli yetkililere göre İsrail ordusu, Gazze’deki savaş çabalarının insani yardım ulaştırmak, düzeni ve temel hizmetleri yeniden tesis etmek ve yerinden edilmiş yaklaşık iki milyon sakini yönetmek için acilen bir sivil otoriteye ihtiyaç duyduğuna inanıyor. Yetkililer ve analistler, Gazze’nin güneyinde daralan bir alanda artan mülteci nüfusunun insani krizi kötüleştirdiğini ve İsrail güçlerinin Hamas’ı yenilgiye uğratma çabalarını büyük ölçüde zorlaştırdığını söylüyor.

ABD, Suudi Arabistan ve Mısır da İsrail’i, savaştan sonra Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek de dahil Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda bir anlaşmaya varmaya çağırıyor.

Bir stratejinin yokluğunda, İsrailli askeri yetkililer Hamas’ın, İsrail’in geçen yılın sonlarında bölgeyi ele geçirdikten sonra birkaç tugayını geri çektiği Gazze’nin kuzeyindeki Gazze şehrinde yeniden toparlanmaya çalıştığı konusunda uyarıyor. İsrail güçleri bu hafta Gazze’nin daha önce çekildikleri bölgelerinde Hamas’a karşı yeni bir operasyon başlattı.

Eski bir İsrailli subay ve King’s College London’da savaş çalışmaları uzmanı olan Ofer Fridman “İşte bu yüzden ordu ile hükümet arasında bu kadar gerilim var. Bir alternatifiniz olmadığı sürece Hamas’ı askeri ve siyasi bir güç olarak yok etme hedefine ulaşmanız mümkün değil” diyor: “Sivil bir otoriteye, bir ortağa ihtiyacınız var. Siyasi bir karar gerekli.”

İsrail’in 7 Ekim’den sonra Gazze’yi bombalaması ve işgali, savaşçılarla siviller arasında ayrım yapmayan sağlık yetkililerine göre 26 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu ve İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı artırdı.

Netanyahu, İsrail’in Gazze’yi işgalinin amacının Hamas’ı ortadan kaldırmak, bölgede tutulan yaklaşık 130 rehineyi kurtarmak ve Şeridin 7 Ekim’de olduğu gibi bir daha İsrail’e saldırmak için kullanılmamasını sağlamak olduğunu söyledi. Ancak İsrail lideri, Gazze Şeridi’ni kimin yönetmesi gerektiği gibi çetrefilli bir konuda çok şey söylemedi.

Aşırı sağcı koalisyon ortakları İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmesini ve orada yerleşim yerleri inşa etmesini istiyor ki bu plan İsrail’in uluslararası ortakları, özellikle de İsrail’in şeridin yeniden inşasını finanse edeceğini umduğu Arap devletleri tarafından kabul edilemez.

ABD, Suudi Arabistan ve Mısır, Hamas’tan sonra Gazze’yi yenilenmiş Filistin Yönetimi’nin yönetmesinde ısrar ediyor. Suudiler ayrıca, İsrail’in bir Filistin devleti kurulmasını amaçlayan süreci kabul etmesi halinde Netanyahu’nun da desteklediği, Riyad ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan ABD destekli görüşmeleri yeniden başlatmayı teklif etti. ABD, yüzyıllardır süren çatışmanın bir Filistin devleti olmadan çözülemeyeceğini söylüyor.

Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon ortakları ve kendi sağcı partisi Likud’un büyük bir kısmı hem Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi yönetmesine hem de Filistinliler için gelecekte bir devlet kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor.

Netanyahu 18 Ocak’ta bir basın toplantısında İsrail’in terör saldırılarını önlemek için Gazze ve Batı Şeria’nın “güvenlik kontrolünü” elinde tutması gerektiğini söyleyerek Filistin devleti fikrini kesin bir dille reddetti. Filistinliler için “egemenlik fikriyle çelişiyor” dedi.

İsrail ordusu, Gazze’de kendi toplumunda iyi bir yeri olan ve Hamas’la bağlantısı olmayan sivillerle çalışmayı önerdi. Bazı hükümet yetkilileri de benzer fikirler ortaya attı. Ancak diğer hükümet üyeleri uygun kişilerin bulunamadığını söylüyor. Bazı analistler Hamas’ın İsrail ile işbirliği yapan Gazzelilere suikast düzenleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Bazı aşırı sağcı hükümet üyeleri İsrail ordusunun Gazze’de Hamas’a alternatif tek güç olduğunu söylüyor. Ancak ordu, İsrail’in 2005’te çekildiği Gazze’yi yeniden işgal etmek istemiyor. Savunma Bakanı Gallant, Filistinlilerin bölgeyi yönetmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Çoğu analist çözümün Hamas üyesi olmayan Gazzelileri de içermesi ve yenilenmiş Filistin Yönetimi’ne de bir rol verilmesi gerektiğini söylüyor. Netanyahu’nun ulusal güvenlik danışmanı çözümün bu olabileceğini söyledi. Ancak başbakanın kendisi bunu desteklemedi.

Kamuoyu yoklamaları hiçbir seçeneğin İsrailliler arasında popüler olmadığını gösteriyor. Yine de siyasi analistler bir başbakanın rolünün kriz anında popüler olmayan kararlar almak ve ulusal çıkarların bunu neden gerektirdiğini açıklamak olduğunu söylüyor.

Wolfsfeld, “Doğru zamanda doğru lidere sahip olursanız, iki devletli çözüm gibi konularda kamuoyunun görüşünün çok hızlı bir şekilde değişebileceğini görüyorum” dedi.

Eğer seçimler şimdi yapılsaydı, anketler Benny Gantz’ın Ulusal Birlik Partisi’nin Netanyahu’nun Likud’unu kolayca yeneceğini söylüyor. Gantz, Filistin Yönetimi ile birlikte çalışmayı ve bir Filistin devleti için çalışmayı ne istedi ne de reddetti.

İsrail’in savaş kabinesine 7 Ekim’den sonra katılan Gantz, her iki konuda da Netanyahu’dan daha esnek görülüyor. Netanyahu ise Gantz’ı muğlak olmakla suçluyor. Gantz liderliğindeki bir koalisyonda Netanyahu’yu kısıtlayan aşırı sağcı partiler yer almayacak.

Ortadoğu

Suriye, ABD ile görüşmelerde Rus petrolü alımını azaltmayı kabul etti

Yayınlanma

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkarılma müzakereleri kapsamında Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti. Reuters’a konuşan kaynaklar, Şam yönetiminin bu adımı Washington ile ilişkileri yumuşatmak için attığını belirtti. ABD yetkilileri ise kararın süreci kolaylaştıracağını fakat resmi bir ön şart olmadığını bildirdi.

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” statüsünün kaldırılmasına yönelik müzakereler çerçevesinde Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti.

Reuters haber ajansının müzakere sürecine vakıf üç kaynağa dayandırdığı habere göre, üst düzey Suriyeli yetkililer son aylarda ABD’li muhataplarına Rus petrolü alımını düşürmeye hazır olduklarını iletti.

Görüşmelere yakın kaynaklar, Washington’ın söz konusu statünün kaldırılması için petrol alımının azaltılmasını resmi bir ön şart olarak sunmadığını vurguladı.

Bununla birlikte Suriyeli bir kaynak, ABD’li yetkililerin Rus petrolü ithalatının düşürülmesinin “sürecin sorunsuz ve hızlı biçimde tamamlanma şansını artıracağını” ifade ettiklerini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Washington’ın Suriye’yi Amerikan şirketleri başta olmak üzere güvenilir kurumsal ortaklarla çalışmaya teşvik ettiğini ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmasını beklediğini söyledi.

Yetkili, terör sponsorluğu statüsünün kaldırılması ile Rus petrolü ithalatının azaltılması arasında doğrudan bir bağ bulunmadığını kaydetti.

Arap Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nden Suriyeli analist Navvar Saban, “Rus petrolünün yerini başka kaynakların alması, yakıt sıkıntısı veya Suriye için artan ithalat maliyetleri riski doğurmadan bir gecede gerçekleşemez. Şam üzerindeki uzun vadeli etki, Washington’ın bu baskıya alternatif çözümler sunup sunmayacağına bağlı” değerlendirmesinde bulundu.

Saban, ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki mevzilerini kaybettikten sonra etkisini sürdürmesini sağlayan ekonomik ağı giderek daha fazla hedef aldığına dikkat çekti.

Reuters’ın verilerine göre, Rusya’dan Suriye’ye yapılan petrol sevkiyatı 2026 yılında yüzde 75 artarak günlük 60 bin varile ulaştı ve Moskova’yı ülkenin en büyük tedarikçisi konumuna getirdi.

Ajansa konuşan Suriyeli kaynak, “Bugün Suriye, Rus petrolüne tercihten değil, mecburiyetten bağımlı durumda. Suriyeli yetkililer sık sık ‘Terör sponsorluğu statüsünü kaldırın, biz de petrolü başka yerden alalım. Şu an basitçe başka alternatifimiz yok’ yanıtını veriyor” dedi.

Şam yönetiminin yeni tedarikçiler arayışına girdiği belirtildi.

Fransız TotalEnergies şirketinin deniz sahalarında arama faaliyetleri için sözleşme görüşmeleri yürüttüğü, ConocoPhillips ve Novaterra şirketlerinin ise haziran ayında doğalgaz üretimine yeniden başlanması amacıyla anlaşma imzaladığı aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE ile İsrail arasında 1,3 milyar dolarlık gizli İHA pazarlığı sızdı

Yayınlanma

İsrailli silah üreticisi Elbit Systems yöneticilerinin kişisel e-posta hesaplarından sızdırılan belgeler, Birleşik Arap Emirlikleri ile yürütülen gizli silah pazarlıklarını gün yüzüne çıkardı. Yemen’deki Ensarullah hareketinin 2022’de Abu Dabi’yi vurmasının ardından hızlanan görüşmelerde, 45 Hermes-900 İHA’sını da içeren 1,3 milyar dolarlık dev bir paket masaya geldi. Sızdırılan arşivler kişisel Gmail hesaplarından ele geçirilirken, satışların tamamlandığını gösteren nihai bir belgeye ulaşılamadı.

İsrail’in en büyük silah üreticisi Elbit Systems’ın Birleşik Arap Emirlikleri’yle (BAE) yürüttüğü gizli silah görüşmelerinin ayrıntıları, şirketin üst düzey yöneticilerine ait kişisel e-posta hesaplarından sızdırıldı.

İlk olarak 22 Temmuz’da Drop Site News tarafından yayımlanan ve ardından Haaretz’in kendi kaynaklarıyla teyit ettiği belgeler; 2021-2023 yılları arasında BAE’ye gözetleme İHA’ları, sinyal istihbaratı, elektronik harp sistemleri ve kamikaze dron satışı için kapsamlı görüşmeler yapıldığını ortaya koydu.

Yazışmaların, Elbit’in İHA İnsansız Hava Araçları Sistemleri Birimi Başkan Yardımcısı Vered Haimovitz’in kişisel Gmail hesabından ele geçirildiği bildirildi. Belgeler, İran istihbaratıyla bağlantılı Hanzala adlı korsan grubu tarafından yayımlandı. Arşivde Haimovitz’in kişisel mesajlarının yanı sıra Elbit yöneticilerinin özel e-posta hesaplarından gönderilen şirket içi yazışmalar, mali teklifler ve BAE ordusuna ait olduğu belirtilen talep listeleri yer alıyor.

Haaretz, en az iki üst düzey Elbit yöneticisinin hassas askeri belgeleri şirketin güvenli e-posta sistemi yerine kişisel hesaplarından paylaştığını tespit etti. Drop Site ise e-posta imzalarını teknik yöntemlerle doğruladığını ve belgelerde yer alan kamuya açık olmayan iletişim bilgilerini kontrol ettiğini açıkladı. Ancak sızdırılan arşivde nihai satın alma emri veya teslimat belgesi bulunmuyor; bu nedenle görüşülen projelerin hangilerinin imzalandığı henüz bilinmiyor.

Husi saldırısı sonrasında acil operasyonel ihtiyaç

Yemen’deki Ensarullah hareketi (Husiler), 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’deki petrol tesisleri ve havalimanını füze ve İHA’larla vurdu. Üç kişinin öldüğü ve altı kişinin yaralandığı bu saldırıdan bir hafta sonra BAE, Abu Dabi’yi hedef alan iki balistik füzenin engellendiğini duyurdu.

Saldırılardan yaklaşık iki ay sonra Elbit yazışmalarında BAE’nin İHA talebi “acil operasyonel ihtiyaç” başlığı altında tanımlanmaya başladı. Hazırlanan teklif, BAE sınırları dışındaki hareketliliğin izlenmesini ve ülkeye yönelen füze ile İHA saldırılarının erkenden tespit edilmesini amaçlıyordu.

Haaretz’in aktardığına göre BAE ilk aşamada altı Hermes-900 İHA’sı talep etti. Mart 2022 sonunda hazırlanan ayrıntılı teklifte, her biri üç hava aracından oluşan iki Hermes-900 sistemi yer aldı. Pakette altı gündüz ve gece görüş sensörü, geniş alanları yüksek çözünürlükle izleyebilen SkEye sistemleri, cep telefonu haberleşmesini dinleme donanımları, elektronik harp sistemleri, İHA’ları müdahale ve sinyal karıştırmaya karşı koruyan LightSpear sistemleri ile iki yer kontrol istasyonu bulunuyordu.

SkEye sistemi, on kameradan oluşan yapısıyla geniş bir alanı farklı açılardan gerçek zamanlı olarak kaydedebiliyor. Görüntülerin geriye doğru taranmasına imkan veren bu teknoloji, belirli bir aracın veya kişinin önceki hareketlerinin adım adım takip edilmesini sağlıyor.

Görüşmeler 45 İHA’lık pakete ve 1,3 milyar dolara ulaştı

İki Hermes-900 sisteminden oluşan ilk teklif Haaretz’e göre 180 milyon dolar değerindeydi. Drop Site’ın incelediği belgelerde ise temel paketin 154 milyon dolar, ek donanım ve seçeneklerle birlikte toplam değerin 225 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

İlerleyen yazışmalar, BAE’nin projeyi 15 sisteme çıkarmak istediğini gösteriyor. Her sistemde üç hava aracı yer alması halinde paket 45 Hermes-900 İHA’sını kapsayacaktı. Haaretz, bu ölçekteki bir satışın yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde olacağını hesapladı.

Elbit yöneticilerinin Mart 2022’deki yazışmalarında, anlaşmanın birkaç hafta içinde imzalanabileceği ve BAE tarafının yoğun baskı kurduğu ifade ediliyor. Teknik şartnamelerin, mali teklifin ve sözleşme taslağının BAE’ye gönderildiği kaydedilse de belgeler nihai imzanın atıldığını doğrulalamıyor.

İsrail’den kısıtlı ihracat izni

Sızdırılan 2021 tarihli bir tutanak, Elbit yöneticileri ile İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri arasındaki silah satışı görüşmelerini ortaya koyuyor. Haaretz’e göre Elbit’e, BAE’ye saldırı kabiliyeti bulunmayan ve yalnızca istihbarat toplayan sınırlı bir Hermes-900 modeli satması için izin verildi. Oysa İsrail ordusu aynı İHA’yı saldırı görevlerinde de kullanıyor.

Belgelerde ayrıca 60 kilometre menzilli SkyStriker dolaşan mühimmatının satışı da gündeme geldi. Hedef üzerinde dolaştıktan sonra üzerine dalarak patlayan SkyStriker, bir saldırı İHA’sı olarak görev yapıyor. Yazışmalarda sığınakları delmek üzere tasarlanan bir tonluk MPR-2000 bombalarının satışı da yer alıyor.

BAE ordusuna ait “Hava Platformlu Sinyal İstihbaratı İhtiyaç Listesi” başlıklı dosyada ise ikisi insanlı, ikisi insansız dört istihbarat hava aracı talep ediliyor. BAE tarafı cep telefonu ve uydu iletişiminin izlenmesini, siber gözetleme yapılmasını ve lazer ya da yüksek güçlü mikrodalga teknolojileriyle elektronik saldırı düzenlenmesini istedi. İlk teslimatların 42 ay içinde yapılması öngörülürken Elbit’in sunduğu cevap seçeneklerinin satışa dönüşüp dönüşmediği netleşmedi.

Hermes-650 tanıtılmadan BAE’ye sunuldu

Sızıntı, Elbit’in yeni nesil Hermes-650 İHA’sını kamuoyuna tanıtmadan yaklaşık bir yıl önce BAE’ye pazarladığını gösterdi. Mart 2023 tarihli sunumda modelin sinyal istihbaratı ve elektronik harp donanımları taşıyabileceği belirtildi. Elbit bu ürünü ancak bir yıl sonra Singapur’daki savunma fuarında sergiledi.

Sunumda Hermes-650’nin SkyStriker mühimmatı ve Aeronautics şirketinin Orbiter serisi İHA’larıyla birlikte çalışabileceği ifade ediliyor. Haaretz, bu bilginin söz konusu sistemlerin daha önce BAE’ye satılmış olabileceğine işaret ettiğini aktardı. Teklif ayrıca BAE’de motor ve parçaların üretilmesi ile yerel montaj yapılmasını da kapsıyordu.

Elbit’in BAE ile yaptığı ve kamuoyuna açıkladığı tek resmi sözleşme Ocak 2022’deki 53 milyon dolarlık anlaşmaydı. Bu kapsamda Airbus A330 tanker uçaklarına elektronik harp sistemleri sağlandı. Şirket Kasım 2025’te ismi açıklanmayan bir müşteriye 2,3 milyar dolarlık satış yapacağını duyururken, Intelligence Online bu müşterinin BAE olduğunu ileri sürdü ancak taraflar bunu doğrulamadı.

İsrail’in savunma ihracatı 2025’te 19 milyar dolarla rekor kırarken, bunun 3 milyar doları İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelere yapıldı. 2021’den bu yana bu ülkelere yapılan toplam satış 9 milyar dolara yaklaşırken en büyük alıcılar Fas ve BAE oldu.

2026’daki İran savaşı sırasında İsrail, BAE’ye Demir Kubbe bataryaları ile personel gönderdi. Financial Times İsrail’in BAE’ye lazerli önleme sistemi verdiğini yazarken, BAE uçaklarının da İsrail’e gece uçuşları yaptığı bildirildi. BAE daha önce de İsrail menşeili SPYDER ve Barak hava savunma sistemlerini bünyesine katmıştı.

Elbit Systems, Haaretz ve Drop Site’a yaptığı açıklamada ticari konularda yorum yapmadığını belirterek, belgelerdeki bilgilerin faaliyetlerinin gerçek durumunu yansıtmadığını savundu ancak hangi bilgilerin yanlış olduğunu açıklamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail propaganda için 1 milyar dolardan fazla harcadı

Yayınlanma

İsrail hükümeti, Gazze’deki soykırımın ardından ABD ve dünya genelinde çöken kamuoyu desteğini toparlamak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyar dolardan fazla propaganda harcaması yaptı. Responsible Statecraft’ın araştırması, Tel Aviv’in geleneksel lobi faaliyetlerinden doğrudan ABD’li şirketlerle sözleşme yapmaya ve yapay zeka modellerini manipüle etmeye kadar uzanan kapsamlı bir hat kurduğunu gösterdi.

İsrail hükümeti, Gazze’de Filistinlilere yönelik yürüttüğü askeri operasyonlar ve soykırım sürecinde uluslararası alanda kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana propaganda faaliyetlerine 1 milyar dolardan fazla bütçe ayırdı.

Responsible Statecraft (RS) tarafından yayımlanan araştırma, söz konusu meblağın İsrail’in özellikle en büyük müttefiki konumundaki ABD’de yürütüldüğü küresel “Hasbara” (halkla ilişkiler ve propaganda) çalışmalarında çarpıcı bir artışa karşılık geldiğini ortaya koydu.

Geniş çaplı propaganda hamlesi, İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’de sürdürdüğü ve ağır yıkıma yol açan eylemleri karşısında Amerikan toplumunun tutumunda meydana gelen belirgin değişimi hedef alıyor.

ABD kamuoyundaki destek çöktü

Gallup tarafından Temmuz 2025’te düzenlenen araştırmanın sonuçları, Amerikan halkının yüzde 60’ının İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtlarını onaylamadığını gösterdi. İsrail ordusunun saldırıları Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açarken, bölge genelinde devasa bir fiziksel tahribat yarattı.

Kamuoyundaki bu olumsuz algıyı kırmaya çalışan İsrail, çeşitli iletişim stratejilerini devreye soktu. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale tarafından yürütülen ve “Allies for Peace” (Barış İçin Müttefikler) gibi sivil toplum kuruluşu görünümü verilen yapılar üzerinden toplu mesaj kampanyaları finanse edildi.

Lobi kuruluşlarından doğrudan şirket sözleşmelerine

İsrail, ABD’deki etkinlik alanını uzun yıllardır Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar (CUFI) gibi İsrail yanlısı lobi grupları vasıtasıyla koruyordu. Finansmanını ve insan kaynağını ağırlıklı olarak ABD vatandaşlarından sağlayan bu kuruluşlar, Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında yabancı bir devlet adına hareket eden yapılar olarak kaydolmak zorunda kalmıyordu.

Ancak Tel Aviv yönetimi son dönemde yöntem değişikliğine gitti. RS araştırması, İsrail’in FARA kapsamında beyanda bulunan şirket ve şahısları doğrudan istihdam etmek suretiyle ABD’de lobi, halkla ilişkiler ve siyasi iletişim hatlarına 100 milyon dolardan fazla doğrudan kaynak aktardığını belgeledi.

FARA kaydı ilgili kurumların casusluk faaliyeti yürüttüğü anlamına gelmiyor; yasa gereği yabancı hükümetler adına ABD kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemeye çalışan yapıların aldıkları ödemeleri ve faaliyetlerini şeffaf biçimde açıklamalarını zorunlu kılıyor. Doğrudan sözleşmeler, İsrail hükümetine propaganda içeriğini tam denetim altına alma, belirli toplumsal grupları hedefleme ve operasyonel hızı artırma imkânı sunuyor.

Responsible Statecraft, incelemesini FARA resmi kayıtları, İsrail hükümetinin ihale ile satın alma belgeleri ve çok sayıda kaynakla yürütülen mülakatlara dayandırdı.

Evanjelikler, muhafazakârlar ve gençler hedefte

Propaganda mekanizmasının önemli bir bölümünü Fransız iletişim devi Havas Media yönetiyor. Şirket, İsrail’in desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu gruplara ulaşmak amacıyla ABD merkezli halkla ilişkiler firmalarıyla alt sözleşmeler imzalıyor.

Hedef kitlenin ana gövdesini Evanjelik Hristiyanlar, muhafazakâr çevreler ve genç nüfus oluşturuyor. Tel Aviv bu ağ üzerinden sosyal medya içerik üreticilerine ödeme yapıyor, kitlesel mesajlaşma ağlarını fonluyor ve internet kullanıcılarının arama motorları ile yapay zeka sistemlerinde karşılaştığı yanıtları biçimlendirmeye çalışıyor.

Yapay zeka yanıtlarını yönlendirme girişimi

İsrail hükümetinin doğrudan fonladığı bir diğer alan ise bilişim sektöründe “LLM poisoning” (Büyük Dil Modellerinin Zehirlenmesi) olarak tanımlanan ve yapay zeka veri tabanlarını manipüle etmeyi amaçlayan teknik müdahaleler oldu.

Bu sistemde özel olarak kurulan İsrail yanlısı dijital mecralar üzerinden içerik üretiliyor; Claude, ChatGPT ve Grok gibi yapay zeka sohbet robotlarının kullanıcı sorularına yanıt verirken bu hazırlanan siteleri kaynak alması hedefleniyor. RS’nin tespitlerine göre amaç, kullanıcıların doğrulanabilir somut olaylar hakkındaki sorgulamalarına verilen yanıtları İsrail lehine değiştirmek.

Araştırmada bu duruma örnek olarak İsrail askeri unsurlarının Gazze’de beş yaşındaki Filistinli çocuk Hind Receb’i ve ailesini öldürmesi vakası gösterildi. Yapay zeka sistemlerinin olayın olgusal çıplaklığını aktarmak yerine, tarafların iddialarını eşitleyen bir dil kullandığı ve İsrail ordusunun küçük bir çocuğa ateş açmak için ileri sürdüğü gerekçeleri ön plana çıkardığı kaydedildi.

Mali ilişkilerini açıklamayan şirketler var

İsrail adına kamuoyu oluşturma faaliyeti yürüten bazı halkla ilişkiler firmaları ile sosyal medya figürlerinin, FARA bünyesindeki yasal şeffaflık zorunluluğuna rağmen İsrail hükümetiyle girdikleri parasal ilişkileri bildirmekten kaçındıkları saptandı.

Responsible Statecraft araştırmasını şu tespitle tamamladı: “İsrail’in yeni yöntemleri Amerika’daki nüfuz ortamını dönüştürüyor. Ancak bu yöntemler, İsrail’in kamuoyunda derin tepki çeken politikalarının yol açtığı destek kaybını durdurmakta şimdiye kadar yetersiz kaldı.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English