Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov’un ziyareti ve Ermenistan’da son durum: Denge mi, savrulma mı?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçtiğimiz günlerde Ermenistan’a kritik bir ziyarette bulundu.

Birkaç yıl aradan sonra ilk kez Erivan’a resmi bir ziyarette bulunan Lavrov, ziyaret kapsamında Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Başbakan Nikol Paşinyan ve Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan ile bir araya geldi.

Lavrov, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’la düzenlediği ortak basın toplantısında, Batı öncülüğündeki güvenlik hamlelerini etkisiz ve önyargılı olarak nitelendirdi ve çok kutuplu, kapsayıcı ve uluslararası hukuka dayalı bir güvenlik düzeni önerdi.

Lavrov Erivan’da Rusya’nın Ermenistan’la tarihsel ittifakını hatırlattı ve Batı’yla yakınlaşmanın olası sonuçları konusunda Erivan’a uyarılarda bulundu.

Lavrov ayrıca, özellikle Fransa ve Avrupa Birliği’ni (AB) sert biçimde eleştirdi; bu aktörlerin Kafkasya’da istikrarsızlaştırıcı ve Rusya karşıtı bir gündem izlediğini öne sürdü.

Ancak Lavrov’un ABD-Ermenistan temaslarına değinmemesi ve Washington’a yönelik sert eleştirilerden kaçınması da dikkat çekici. Bunun elbette Trump yönetimiyle kurulan diyalogla ilgisi var.

Lavrov’un ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde gerçekleşti. Ermenistan’da, Dağlık Karabağ konusunda Moskova’nın tepkisiz kalması/yeterli tepki göstermemesi nedeniyle Rusya’ya karşı artan hoşnutsuzluk gözle görülür düzeyde.

Bunun yanında Erivan, son dönemde Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ndeki (KGAÖ) katılımını askıya aldı ve Fransa, Avrupa Birliği ve diğer Batılı aktörlerle diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerini genişletti.

Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni sayfa’ mı?

Bu ziyaret, 2. Karabağ Savaşı’ndan bu yana bozulan Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni bir sayfa açıldığı’ yorumlarıyla takip edildi. Ancak aynı zamanda bu tablo, Ermenistan siyasetindeki ‘ikilemi’ de açık bir şekilde gösteriyor.

Ermenistan’ın ‘Rusya ve Batı arasındaki ‘ikili’ politikası, Paşinyan’a yakın çevreler tarafından ‘çok yönlü dış politika’ olarak tanımlansa da bu salınım aslında Paşinyan’ı iktidara taşıyan ve Kafkasya’nın Rusya’dan kopuşunu hedefleyen ‘Kadife devrimin’ doğal sonucuydu.

Tarihsel olarak Rusya-İran hattına yakın durmuş, Karabağ başta olmak üzere bölgesel problemler konusunda ‘Moskova’nın hakemliğine’ başvurmuş bu ülkenin siyasi rotası, 2018 ilkbaharında yaşanan ve Nikol Paşinyan’ı iktidara götüren ‘Kadife Devrim’in ardından bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmişti.

Klasik bir renkli devrim olan Kadife Devrim’le birlikte Ermenistan, renkli devrim kuşağında bulunan diğer eski Sovyet ülkeleri gibi Batı’yla yakınlaşma kavramıyla, Avrupa Birliği (AB) değerleriyle ve ‘demokrasiyle’ tanıştı. Kadife Devrim’in lideri Paşinyan, henüz eylemler döneminde ‘renkli devrim’ benzetmesini reddederek, hareketin yalnızca Ermenistan’ın iç işleriyle ilgili olduğunu ve Ermenistan’ın dış politikasında bir değişikliğe gidilmeyeceğini söylemişti. Ancak Kadife Devrim’den bu yana atılan bütün adımlar incelendiğinde, bugünkü ‘çok yönlü dış politikanın’ aslında Batı yönlü bir dış politika anlamına geldiği açıkça görülüyor.

Söz konusu politika, Rusya’yla ilişkiler bağlamında son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdi:

Şubat 2024’te Erivan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeliğini fiilen dondurduğunu açıkladı. Aynı yılın Mayıs ayında üyelik aidatını ödemeyi durdurdu, Haziran’da resmen ayrılma niyetini açıkça dile getirdi ve geçen ay (Nisan 2025) bütçe çalışmalarına katılmayacağını bildirdi.

Ermenistan’ın bu tutumunun temelinde, KGAÖ’nün Ermenistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamadığına dair artan bir memnuniyetsizlik yatıyor. Erivan, Rusya ve KGAÖ’nün Karabağ savaşında kendisine yardım etme beklentisi içerisindeydi.

Ancak Rusya ve KGAÖ, ‘birliğin yasal sınırları dışında kalan’ Karabağ konusuna girmek istemedi. Elbette asıl gerekçe, Paşinyan iktidarının Batı yanlısı rotasından duyulan rahatsızlık ve Azerbaycan’la dengeli ilişkilerini sürdürme isteğiydi.

Ermenistan’ın AB rotası

İhtiyaç duyduğunda sağlanmayan askeri güç nedeniyle Rusya’yı eleştiren Erivan, aynı zaman diliminde kronolojik olarak şu adımları atıyordu:

Nisan 2024: Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Brüksel’de ‘AB üyesi ülkeler arasında yargı birliğini’ hedefleyen Eurojust ile adli işbirliği anlaşması imzaladı.

Eylül 2024: Ermenistan ve AB, Ermenistan vatandaşlarının AB’ye kısa süreli vizesiz seyahat edebilmesi için vize serbestisi diyaloğunu başlattı.

Şubat 2024: AB-Ermenistan Ortaklık Konseyi’nin beşinci toplantısında AB, Karabağ’dan yerinden edilmiş Ermeniler için 5.5 milyon euro insani yardım anlaşması yapıldı.

Nisan 2024: Brüksel’de düzenlenen AB-ABD-Ermenistan Üçlü Zirvesi’nde AB, 2024-2027 dönemi için Ermenistan’a 270 milyon euro’luk Dayanıklılık ve Büyüme Planı kabul edildi.

Ocak 2025: Ermenistan hükümeti, AB’ye katılım sürecini başlatan yasa tasarısını onayladı.

Şubat 2025: Ermenistan, AB’nin Uyum Politikası ailesine katıldı ve AB’nin Doğu Avrupa, Güney Kafkaslar ve Akdeniz havzasındaki ülkelerle işbirliğini güçlendirmeyi hedefleyen Interreg Karadeniz Havzası Programı’na ortak oldu.

Nisan 2025: Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan, AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı imzalayarak yürürlüğe koydu.

Kuşkusuz, Ermenistan’ın dönüşümünde vites artırmasının Karabağ’ın ‘kaybedilmesiyle’ de ilgisi var. Karabağ’ın kaybı, Ermenistan için büyük bir yenilgiydi ancak aynı zamanda, Paşinyan yönetimi için tarihsel bir diğer yükten ‘kurtulmanın’ da adıydı.

Ancak Ermenistan’ın AB’yle ilişkilerinin tarihi çok daha eskiye dayanıyor.

Ermenistan, 1996 yılında AB ile Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması imzaladı, 2001 yılında Avrupa Konseyi üyesi oldu. Erivan ayrıca, 90’lı yıllardan itibaren Avrupa Komisyonu’nun eski Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkelere, ‘pazar merkezli ekonomik sisteme uyum’ amacıyla yaptığı hibe ve teknik yardım programı olan TACIS programına dahil edildi ve uzun süre yardım aldı.

Ermenistan, 2004 yılında Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) kapsamında AB ile ilişkilerini geliştirdi, 2009 yılında Doğu Ortaklığı (Eastern Partnership) girişimine katıldı, 2013’te Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) katılmasına rağmen 2017’de AB-Ermenistan Kapsamlı ve Genişletilmiş Ortaklık Anlaşması’nı (CEPA) onayladı, Kadife Devrim’le ‘demokratik reformlar’ hız kazandı.

AB Ermenistan’dan ne istiyor?

Avrupa açısından Ermenistan’ın önemini, Erivan’ın ‘Avrupa değerlerine’ olan bağlılığından çok, Rusya ve İran’a coğrafi yakınlığı belirliyor.

Avrupa Birliği üyeliği ise, ülkelerin kapısında uzun yıllar beklediği, Sovyetler Birliği’nin Estonya, Letonya ve Litvanya’dan oluşan yalnızca üç eski üyesinin tamamlayabildiği zorlu bir süreç.

Bu üç ülke dışında, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan da uzun süredir ‘AB üyeliği’ ile siyasetleri şekillenen, ülke içinde ‘Rus yanlıları’ ile ‘AB yanlıları’ arasında şiddetli siyasi çekişmelerin yaşandığı, renkli devrim kuşağında bulunan eski Sovyet ülkeleri. Bu benzerlikler, Ermenistan’ın üyeliğinin de uzun yıllara yayılabileceğini gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin öncelikli hedefi, Ermenistan’ın tam üyeliğinden ziyade, üyelik sürecinin devamı ve bu süreçte stratejik çıkarlarını hayata geçirmek gibi görünüyor. ‘Avrupalı’ bir Ermenistan’ın AB’ye kazandıracağı şey, Rusya’nın jeopolitik yenilgisi hedefiyle doğru orantılı.

Rusya Ermenistan’dan ne istiyor?

Ermenistan’ın Karabağ’ı kaybetmesindeki en önemli nedenlerden birinin ‘Rus yardımının eksikliği’ olduğu herkesin malumu.

Her ne kadar 28 yıllık Ermenistan işgalini Azerbaycan askeri gücü sonlandırsa da, bölgedeki bu uzun süreli krizde yaşanan değişikliğin en önemli sebebi ne yalnızca Azerbaycan’ın ‘Karabağ davası’, ne Türk SİHA’ları, ne de İsrail silahlarıydı. Bölgenin Azerbaycan lehine dönüşümüne yol açan en büyük etken, şüphesiz Paşinyan iktidarı ve onun siyasi çizgisiydi.

Bu açılardan baktığımızda, Karabağ krizi, eski Sovyet coğrafyasındaki mevcut tüm krizler gibi ‘artık uluslararası’ydı ve kriz dinamikleri ABD emperyalizminden, meşhur ‘Rusya’nın çevrelenmesi’ stratejisinden ve ‘renkli dönüşümlerden’ bağımsız düşünülemezdi.

Bölgedeki krizin uluslararası yansıması düşünüldüğünde, yıllar boyunca karşımızda en genel ifadeyle Ermenistan-Rusya-İran ile Azerbaycan-İsrail-Türkiye denklemi duruyordu. Ancak bu denklem Paşinyan yönetimiyle birlikte sarsıldı.

Dolayısıyla, Moskova’dan Erivan’a bakıldığında, ikili ilişkilerin düzeyi ve Ermenistan’ın iç siyasi dinamikleri kadar, Rusya’nın çevrelenmesi stratejisindeki yeri de belirleyici.

Batı’dan doğuya doğru bakıldığında; Moldova, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Ermenistan ve daha fazlası… Sovyetler Birliği döneminin tarihsel mirasını paylaşan ve Rusya Federasyonu’yla coğrafi yakınlığa sahip neredeyse her ülkede renkli devrimler meydana geldi, askeri çatışmalar yaşandı, bu ülkelerin siyasi iklimleri ‘Rusya-Batı yanlısı’ zemininde şekillendi.

Ancak bütün gerilimlere rağmen, coğrafi yakınlık, ortak tarih ve ekonomik mecburiyetler bu iki ülkenin tamamen kopmasının önüne geçti.

2024 yılı itibarıyla Ermenistan ile Rusya arasındaki ticaret hacmi, tarihi bir rekor kırarak 12.4 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu, 2023 yılına kıyasla yüzde 56,5’lik bir artış anlamına geliyor. 2024’ün ilk yarısında Ermenistan, yaklaşık 66 ton altın ithal etti ve bu altının neredeyse tamamı Rusya’dan geldi. Aynı şekilde, tarım ve gıda ürünleri ticareti 2024’te yüzde 16.2 artış gösterdi.

Ancak aynı anda, rakamlar Ermenistan’ın Rusya’dan yaptığı ithalatın önemli ölçüde arttığını, ancak ihracatının azaldığını gösteriyor. Bu durum, Ermenistan’daki Batı yanlıları tarafından ‘Rusya’ya bağımlılık’ olarak tanımlanırken, Rusya yanlıları ise ihracattaki düşüşün faturasını Paşinyan’ın Batı yanlısı politikalarına bağlıyor.

Rusya’nın Paşinyan yönetimine bakışı öncelikle bir güvenlik konusu olsa da, Kremlin iki ülke arasındaki tarihsel ve ekonomik bağlara güvenerek, Güney Kafkasya’daki önemli bir bölgeyi daha Batı’ya kaptırmama niyetinde. Rusya’nın bütün gerilimlere rağmen günün sonunda olumlu mesajlar vermesinin altında yatan temel motivasyon da bu.

Bundan sonra ne olacak?

Lavrov’un Erivan ziyaretiyle açılmaya çalışılan yeni sayfada en önemli gündem maddesi yaklaşan Ermenistan seçimleri.

2026’da yapılması beklenen seçimler, Paşinyan yönetiminin önündeki en büyük sınav olacak.

Gallup Araştırma’nın Ermenistan’daki resmi temsilcisi MPG ‘Politring’ tarafından geçen ay yapılan bir ankette, “Bu pazar seçim olsa oyunuzu kime verirdiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 11,5’i Başbakan Paşinyan’ın liderliğindeki iktidar partisi Sivil Sözleşme, yüzde 8’i Robert Koçaryan’ın ‘Ermenistan’ bloğu, yüzde 3,7’si Serj Sarkisyan’ın ‘Onurum Var’ İttifakı yanıtını verdi.

1100 kişiyle telefonda yapılan ankette Paşinyan yine birinci gelse de, Paşinyan’ı tercih edeceğini söyleyenlerin iki katından fazlası (yüzde 23.7) seçimlere katılmayacağını söyledi.

MPG Başkanı Aram Navasardyan’a göre, Paşinyan’ın partisi küçük de olsa yeniden oy kaybı yaşadı. Buna karşılık Koçaryan’ın bloğu oy oranını kayda değer biçimde artırdı.

Asıl tablo seçimlere 2-3 ay kala netleşecek olsa da, yüzde 23.7’lik ‘umutsuz’ kesim, Paşinyan’ın kaderini belirleyecek nitelikte.

Ermenistan’ın bu belirsiz iç siyasi ikliminde uyguladığı ikili dış politikanın iki sonucu var: Moskova’nın güvenlik şemsiyesi, AB’nin siyasi ve ekonomik vaatlerine karşı…

Paşinyan yönetimi iki kapıyı da açık tutarak bir çeşit denge siyaseti güdüyor. Ancak denge siyasetiyle ‘aynı anda birden fazla sandalyeye oturmak’, sonuçlar bakımından birbirinden çok farklı noktalara işaret ediyor.

Seçenekleri günden güne tükenen Ermenistan’ın önündeki en büyük görev, yürüdüğü ikili yolun hangisinin sonunda daha sağlam bir sonuca ulaştığını belirlemek olacak.

Sonucu, Ermenistan’ın çıkarlarıyla Paşinyan’ın çıkarlarının çatıştığı nokta belirleyecek.

Kaynaklar:

  1. https://armenpress.am/en/article/1220023
  2. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  3. https://carnegieendowment.org/posts/2020/10/why-russia-is-biding-its-time-on-nagorno-karabakh?utm_source=chatgpt.com&lang=en
  4. https://ecfr.eu/article/a_captive_ally_why_russia_isnt_rushing_to_armenias_aid/
  5. https://www.eurasiareview.com/09112020-russia-and-the-second-nagorno-karabakh-war-analysis/
  6. https://enlargement.ec.europa.eu/news/eu-and-armenia-launch-visa-liberalisation-dialogue-2024-09-09_en
  7. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  8. https://caliber.az/en/post/armenia-joins-russia-s-top-10-trade-partners-in-2024
  9. https://tass.com/economy/1936739
  10. https://arminfo.info/full_news.php?id=91289
  11. https://www.specialeurasia.com/2025/05/23/lavrov-russia-armenia/

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English