Asya
AUKUS planları Çin’i mi endişelendirmeli yoksa Avustralya’yı mı?

Asya ve Pasifik güvenlik işlerinden sorumlu ABD Savunma Bakan Yardımcısına eski günlük istihbarat brifingleri veren, Rand Corporation’da kıdemli savunma analisti Derek Grossman, Foreign Policy’de yazdığı makalede, Çin’in Asya ülkelerinin AUKUS’a meyli konusunda endişelenmesi gerektiğini söylerken, Asya ülkelerinin Avustralya’nın nükleer denizaltı planına destek verdiğini öne sürüyor.
ABD, İngiltere ve Avustralya, geçen ay, Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki etkisine karşı koymayı amaçlayan yeni bir nükleer enerjili denizaltı filosu oluşturma planlarının ayrıntılarını açıklamıştı.
Plana göre, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’nden en az üç ve muhtemelen beş Virginia sınıfı nükleer enerjili denizaltı satın alacak ve sonunda, İngiltere ile birlikte, üç ülke tarafından ortaklaşa geliştirilen yeni bir nükleer enerjili denizaltı sınıfı konuşlandıracak.
Böylece Avustralya, Birleşik Krallık’tan sonra Washington’ın nükleer tahrik teknolojisini alan ikinci ülke olacak. Ayrıca, AUKUS’un ardından Avustralya, “nükleer güce” ulaşmadan önce nükleer denizaltılara kavuşacak ilk ülke olarak kayıtlara geçecek.
Yeni denizaltılar, ülkenin mevcut dizel motorlu filosundan daha uzak ve daha hızlı hareket edebilecek ve böylece Avustralya ilk kez “düşmanlara karşı” uzun menzilli saldırılar gerçekleştirebilecek.
Canberra’ya 30 yılda 368 milyar A$’a (245 milyar $) mal olacak bu plan, Avustralya’nın savunma harcamalarını, tam da NATO direktiflerine uygun şekilde, GSYİH’nın yüzde 2,5’ine çıkaracak.
Çin, bu planın ciddi nükleer silahlanma riski oluşturduğunu ve bölgede barış ve istikrarı bozacağını söyleyerek tepki göstermişti.
Sonraki adımlar: Nükleer kapasiteli bombardıman uçakları ve hipersonik füzeler
Derek Grossman, denizaltı planının, üç ülke arasında Çin’e karşı koymayı amaçlayan derinleşen güvenlik işbirliğinin sadece bir parçası olduğunu söylüyor. Grossman’a göre, sonraki adımlar ise, ABD’nin stratejik bombardıman uçakları gibi nükleer kapasiteli platformlarını Avustralya’da kurmanın yanı sıra hipersonik füzeler, siber operasyonlar, kuantum hesaplama ve diğer alanlarda işbirliğini içerebilir.
Tüm bunların AUKUS’u bölgesel askeri denge açısından; Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD’yi birleştiren Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) veya Avustralya, İngiltere, Malezya, Yeni Zelanda ve Singapur arasındaki Beşli Güç Savunma Düzenlemesi dahil diğer gruplaşmalardan daha önemli kıldığını söyleyen Grossman, şu ifadeleri kullanıyor:
“AUKUS, gelecekteki potansiyel bir çatışmada Çin’i caydırmak ve gerekirse yenmek için katılımcıların askeri yeteneklerinin birlikte çalışabilirliğini modernleştirmeye ve geliştirmeye odaklandığı için gerçekten benzersizdir.”
‘Asya ülkeleri olumsuz tepki vermedi’
Grossman yazısında aynı zamanda, AUKUS kapsamında duyurulan anlaşmayla ilgili Çin dışında diğer Asya ülkelerinin olumsuz tepki vermediğini iddia ediyor.
Başta Güneydoğu Asya olmak üzere bazı ülkelerin nükleer yayılma potansiyelinden endişe duysa da, çoğu Hint-Pasifik ülkesinin AUKUS’u desteklediğini veya alenen karşı çıkmaktan kaçındığını söyleyen Grossman, buna gerekçe olarak da “Çin’in askeri yığınağı, artan gücü ve bölgedeki niyetleri hakkında” yaygın ve çeşitli endişeleri işaret ediyor.
Bu durumun, AUKUS’un “barış zamanı caydırıcılık amacıyla ek müttefikler ve ortaklar bağlama yeteneği” için iyiye işaret olduğu yorumunu yapıyor.
Grossman, AUKUS’u destekleyen ülkelerin başında ise, yeni savunma planlarını tamamen ABD ile uyumlulaştırmayı amaçlayan ve Çin’i “benzeri görülmemiş en büyük stratejik zorluk” olarak tanımlayan Japonya’yı örnek gösteriyor.
Grossman, ABD’nin bir diğer kritik müttefiki Güney Kore’nin ise AUKUS’la resmi olarak pek ilgilenmediğini söylüyor. Bunun sebebinin ise Kuzey Kore ile meşgul olan Seul yönetiminin Washington ile Pekin arasında hassas bir denge sağlamaya çalışması olarak sunuyor. Ancak yine de Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol’un Çin’in bölgedeki iddialılığından rahatsız olduğunu ekliyor.
2021’de bir seçim adayı olarak AUKUS hakkında ne düşündüğü sorulduğunda Yoon’un, “Seul’ün Avustralya’ya giden nükleer enerjiyle çalışan denizaltılara ihtiyacı olmadığını” söylediğini hatırlatan Grossman, diğer yandan Kuzey Kore’den atılan balistik füze denemeleri düşünüldüğünde Yoon’un fikrini değiştirebileceği yorumunu yapıyor.
Grossman, AUKUS’u benimseyen bir diğer taraf olarak, sanki şaşılacak bir şeymiş gibi, Tayvan’ı örnek gösteriyor.
Savunma analisti, Güneydoğu Asya’da AUKUS’un daha tartışmalı olduğunu yazısına eklese de, “Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ve başka yerlerdeki tecavüzlerine rağmen, neredeyse tüm ülkeler anlaşmayı ne onaylayarak ne de kınayarak büyük güç rekabetinin dışında kalmaya çalışıyor” ifadesiyle olumsuz bir yargı bildiriyor. Grossman, bölgenin tek güçlü AUKUS destekçisinin ise, tartışmalı Güney Çin Denizi’nde “her gün Çin baskısıyla karşı karşıya olan bir başka ABD müttefiki Filipinler” olduğunu öne sürüyor.
Grossman’ın iddialarının aksine Asya ülkeleri endişeli
Ancak Derek Grossman’ın iddia ettiğinin aksine, Japonya gibi coşkulu bir ABD müttefiki dışında, çoğu Asya ülkesi AUKUS planlarının bölgeyi nükleer tehlikeye sokacağı konusunda endişelerini dile getirdiler.
Hatta Grossman’ın iddia ettiğinin aksine Filipinler, AUKUS planlarını “güçlü bir şekilde” desteklemediği gibi, AUKUS ortaklarını “nükleer denizaltılar için güvenlik standartları uygulamaya” çağırdı.
Manila’dan yapılan açıklamada, AUKUS programı kapsamındaki ortaklar, “faaliyetlerinin ilgili uluslararası nükleer koruma önlemlerine ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına uymasını sağlamak için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmalıdır” denildi.
Bu açıklama, Manila’nın da özellikle nükleer tehdit konusunda endişe taşıdığını gösteriyor.
Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğu, Avustralya’nın AUKUS kapsamında ABD ve İngiltere öncülüğünde elde edeceği nükleer güdümlü denizaltılarının ağırlıklı olarak kendi bölgelerinde, özellikle Güney Çin Denizi’nde faaliyet gösterebileceğinden endişe duyuyor.
Ayrıca anlaşmanın, diğer devletler tarafından yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum veya plütonyumu uluslararası gözetimden gizlemek için kullanılabilecek tehlikeli bir emsal oluşturabileceğinden endişe ediliyor.
‘Yeni kitle imha silahları riskini artırır’
Malezya ve Endonezya, nükleer silahların yayılması riskinden endişelerini dile getirirken, Jakarta nükleer teknolojiyi güçlü denizaltılarla paylaşmanın yeni kitle imha silahları riskini artırabileceğini belirtmişti. Vietnam ve Tayland da bu endişeleri paylaşmıştı.
Endonezya Dışişleri Bakanlığı, Avustralya’nın “NPT ve UAEA güvenceleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmede tutarlı kalmasını” ve “etkili, şeffaf ve ayrımcı olmayan bir doğrulama mekanizması” geliştirmesini beklediğini söylemişti.
Malezya Dışişleri Bakanlığı bölgede olası bir “silahlanma yarışı” konusunda uyarıda bulunurken, devletleri her türlü provokasyondan kaçınmaya çağırmıştı.
Kamboçya Başbakanı Samdech Techo Hun Sen de AUKUS ittifakıyla ilgili endişelerini dile getirmişti.
Hun Sen, Phnom Penh’deki Build Bright Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Diğer ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) ülkeleriyle düşünüyoruz. Ayrıca endişelerimizi de ifade ediyoruz. Nükleer (silah) olmadığını iddia ediyorlar ama nükleer varsa nasıl olacak” ifadelerini kullanmıştı.
ASEAN’ın nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge olduğunu söyleyen Hun Sen, büyük ülkeleri güçlerini “küçük ülkeleri suistimal etmek için kullanmamaya” çağırmıştı.
Birleşmiş Milletler nükleer gözlemcisi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) da, üç devleti koruma önlemlerini uygulamaya ve küresel nükleer silahların yayılmasının önlenmesine bağlı kalmaya çağırmıştı.
Grossman’ın iddia ettiğinin aksine, ciddi nükleer riskler barındıran ve bölgedeki silahlanma yarışını artırma potansiyeli olan AUKUS anlaşması konusunda tek endişe etmesi gereken Çin değil, bundan daha büyük zarar görme ihtimalleri olan bölge ülkeleri… Hatta bizzat Avustralya’nın kendisi.
Eski Avustralya Başbakanı: En kötü uluslararası karar
Nitekim bu karar Avustralya içinde de tartışma yarattı. Eski Avustralya Başbakanı (1991-1996) Paul Keating, AUKUS kapsamındaki anlaşmayı, 1. Dünya Savaşı’ndaki zorunlu askerlik kararından bu yana bir İşçi Partisi hükümetince verilen “en kötü uluslararası karar” olarak tanımlamıştı.
Başbakan Anthony Albanese’i, ABD’nin Çin’i çevreleme planlarının parçası olmakla suçlayan Keating, anlaşmanın gereksiz yere Çin’i hedef aldığını söyleyerek, “ölümcül sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulunmuştu.
‘Artık ABD’ye çok daha fazla borçlu olacağız’
Avustralyalı gazeteci David Speers, ülkede pek çok analist ve siyasetçinin, Avustralya’nın neden Güney Çin Denizi’nde aylarca gizlenen nükleer enerjili denizaltılara sahip olma yeteneğine ihtiyaç duyduğunu merak ettiğini ve ülkenin artık ABD’ye çok daha fazla borçlu olacağından endişe ettiğini yazmıştı.
Avustralya nükleer çöplüğe mi dönüşecek?
Avustralya’nın ulusal yayın kuruluşlarından The ABC’nin politika editörü Andrew Probyn de, AUKUS ile ülkeye yerleşecek nükleer varlıkla ilgili endişelerini şöyle dile getirmişti:
“AUKUS anlaşması uyarınca Avustralya, ABD’den AUKUS denizaltıları için ‘mühürlü nükleer reaktörler’ alacak, ancak bunların imhasından sorumlu olacak. Bu, ülkenin jeolojik olarak istikrarlı bir bölümünde bir yerde dev bir çukur kazmak ve reaktörleri potansiyel olarak binlerce yıl orada bırakmak anlamına geliyor.
Marles, bunun ‘şimdiki veya gelecekteki’ savunma topraklarında olacağını söylüyor, bu da nükleer çöplüğün İngilizlerin nükleer testler yaptığı Güney Avustralya’nın Woomera Yasak Bölgesi’nde değil, İngiliz Milletler Topluluğu tarafından satın alınan topraklarda olabileceği anlamına geliyor.
Kullanılmış nükleer reaktörler için uzun vadeli bir depo belirlemek dikenli bir siyasi mesele olacaktır. Avustralya için nükleer çağ başladı.”
Asya
Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.
Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.
Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.
Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.
Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.
Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.
Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.
Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.
Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.
Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.
Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.
Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.
Asya
Çin küresel yapay zeka işbirliği için yeni ortaklık kurdu

Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı kapsamında aralarında Rusya’nın da yer aldığı 29 ülke, yapay zeka alanında yeni bir işbirliği örgütü kurulması için anlaşma imzaladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve yabancı liderlerin katıldığı zirvede, Birleşmiş Milletler merkezli küresel bir yapay zeka yönetişimi ve adil etkileşim mekanizmaları vurgulandı.
Şanghay kentinde düzenlenen kapsamlı Dünya Yapay Zeka Konferansı (WAICO) 20 Temmuz’da tamamlanıyor. Konferansa 2026 yılında ilk kez Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev dahil olmak üzere çok sayıda yabancı lider katılım gösterdi. Zirvenin en önemli pratik adımı ise resmi açılıştan bir gün önce duyuruldu.
Rusya dahil 29 ülkenin temsilcileri, Yapay Zeka Alanında Küresel İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına yönelik bir anlaşmaya imza attı. Kurulan yeni yapının, ülkelerin dijital potansiyellerini artırmak, kendi teknoloji ve çözümlerini geliştirmek amacıyla adil etkileşim mekanizmaları sağlaması hedefleniyor.
Bu organizasyon, yapay zekaya ilişkin küresel tartışmalarda Birleşmiş Milletleri ana mecra olarak kabul edecek.
Rusya adına imza sürecini Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev yürütürken, Şanghay’daki Rus delegasyonuna Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin liderlik etti.
Çin lideri Xi Jinping, gerçekleştirdiği konuşmaya tarihi bir atıfla başlayarak “yapay zeka” kavramının 70 yıl önce ABD’deki New Hampshire eyaletinde yer alan Dartmouth College’daki bir bilimsel seminerde kabul edildiğini hatırlattı.
Dünyanın hızlı ve köklü değişimlerden geçtiği bu dönemde, yeni bilimsel-teknolojik devrim ve endüstriyel dönüşüm dalgasının yapay zekanın hızlı gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.
Bu sürecin yeni fırsatların yanında ciddi sınamaları da beraberinde getirdiğini kaydeden Xi, insanlığın düşünebilen makinelerle nasıl etkileşime gireceği, güvenliğin nasıl garanti altına alınacağı ve etik meselelerin nasıl çözüleceği sorularına ortak yanıtlar vermesi gerektiğini belirtti.
Xi, yapay zekanın olumlu yönde ilerlemesi için dört temel öneri sundu. İlk olarak açık ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliğinin desteklenmesini isteyen Xi, benzersiz tarihi fırsatın değerlendirilmesi, açık kaynak kodunun teşvik edilmesi ve yapay zeka teknolojileri ile endüstriyel inovasyonun kapsamlı şekilde desteklenmesi gerektiğini söyledi.
İkinci başlıkta güvenlik konusuna değinen Çin lideri, yapay zekanın yasal çerçevelerle kontrol edilebilir olmasını ve insan denetiminin korunmasını talep etti.
Bununla birlikte, yapay zeka alanında ulusal güvenlik kavramının çok geniş yorumlanmasına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulundu. 2023 yılında Çin Siber Alan Yönetimi, üretken yapay zeka modellerinin sosyalizmin temel değerlerini yansıtması gerektiğine dair kararlar almış olsa da Xi, Çin’in kendi içinde gelişme ve güvenliğe eşit derecede önem verdiğini ifade etti.
Xi, üçüncü olarak kapsayıcılığın teşvik edilmesini ve her uygarlığın kendine has güzellikleri olduğu ve birbirini tamamladığı tezinden hareketle medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesini önerdi.
Yapay zeka değerlerinin ortak insani değerler temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu.
Son olarak, BM’nin merkezi bir rol oynadığı küresel yönetişimin iyileştirilmesinde dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma çağrısı yaptı. Şi’nin yapay zeka konusundaki bu yaklaşımı, Çin’in benzer alanlardaki dört küresel girişimiyle paralellik gösteriyor.
Konferans kapsamında 18 Temmuz’da Alibaba grubu, pazar dengelerini etkileyebilecek yeni bir hamle gerçekleştirdi.
Şirketin yarı iletken birimi T-Head, Zhenwu serisi yapay zeka çipleri için temel mimari oluşturan SAIL yazılım yığınının açık kaynak kodlu hale getirildiğini duyurdu. Bu adımın, Nvidia’nın pazardaki hakimiyetine yönelik bir hamle olduğu belirtiliyor.
Rus delegasyonu da Şanghay’daki teknoloji fuarında incelemeler yaptı. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Sberbank Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrey Belevtsev’in eşlik ettiği inceleme esnasında bankanın yapay zeka asistanı GigaChat, görsel ve video üretim modelleri Kandinsky ile Kandinsky 3D ve insansı robot Green sergilendi.
Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Profesörü Sergey Tsıplakov, Çin’de güvenliğin gelişmenin ön koşulu olarak görüldüğünü, son yıllarda hem Çin’de hem de ABD dahil diğer ülkelerde güvenlik faktörünün ön plana çıktığını ifade etti.
Tsıplakov, Çin’in yapay zeka modellerinin kendi koşulları çerçevesinde muhtemelen Küresel Güney ülkelerine yayılacağını, ancak yeni örgütün imzacısı olan ülkeler arasında Hindistan’ın yer almamasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.
“BRICS – Rusya” Uzman Konseyi Üyesi Anna Sıtnik ise Çin’deki yapay zeka gelişiminin devlet ile iş dünyası arasındaki bağa dayandığını, hükümetin uzun vadeli hedefler belirleyip altyapı kurduğunu, şirketlerin ise bu stratejiyi ürüne dönüştürdüğünü belirtti.
Sıtnik, Çinli bilim insanlarının makale sayısı bakımından lider olmasının ABD’ye karşı mutlak bir üstünlük anlamına gelmediğini, makale kalitesinin daha belirleyici olduğunu vurguladı.
Çin’in diğer ülkelerdeki yapay zeka gelişimini tekeline alma olasılığına değinen uzman, Pekin’in “Dijital İpek Yolu” programı kapsamında onlarca ülkede telekomünikasyon altyapısına, veri merkezlerine ve akıllı teknolojilere yatırım yaptığını, açık kaynak politikasının da bu sürece katkı sağladığını aktardı.
Sıtnik, Çin’in yapay zeka alanındaki gücünün Rusya’nın teknolojik egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin olarak, bu durumun Moskova açısından mevcut durumu değiştirmediğini ifade etti.
Çinli şirketlerle etkileşimin sürdüğünü belirten uzman, Rusya devletinin tek bir ekosisteme bağımlı olmanın getirdiği risklerin farkında olduğunu, bu nedenle Rusya’nın kendi egemen modelleri üzerindeki çalışmalarına devam ettiğini sözlerine ekledi.
Asya
Çinli Moonshot AI yeni modeli Kimi K3’ü tanıttı

Çin merkezli yapay zeka girişimi Moonshot AI, ABD’li rakipleriyle yarışabilecek düzeyde olduğu belirtilen yeni açık kaynaklı modeli Kimi K3’ü piyasaya sürdü. Yaklaşık 2,8 trilyon parametreye sahip olan ve yazılım kodlama alanında UC Berkeley araştırmacılarının Arena platformunda zirveye yerleşen model, teknoloji dünyasında yeni bir DeepSeek etkisi yarattı.
Çinli yapay zeka girişimi Moonshot AI tarafından cuma günü yayımlanan yeni model, ülkenin teknolojik gücüne yönelik ilgiyi yeniden canlandırdı.
Sektör uzmanları, bu yeni modelin ABD’li laboratuvarların sunduğu gelişmiş yapay zeka çözümlerine rakip olabileceğini belirtiyor.
Büyük dil modelleri, devasa boyutlardaki dijital verileri işleme yetenekleriyle sohbet robotlarının ve diğer yapay zeka araçlarının temelini oluşturuyor.
Moonshot AI tarafından geliştirilen “Kimi K3”, daha düşük maliyetleri ve programcılar tarafından özelleştirilebilen kaynak kodları sayesinde küresel düzeyde popülaritesi artan Çin menşeli yapay zeka modelleri arasında yer alıyor.
Kimi K3, lansmanının hemen ardından UC Berkeley araştırmacıları tarafından kurulan Arena platformunun yapay zeka kodlama liderlik tablosunda birinci sıraya yerleşti.
Bu gelişme sektör temsilcileri arasında heyecan yaratırken, bazı uzmanlar bu durumu Çinli DeepSeek firmasının 2025’in başlarında gerçekleştirdiği ve ABD’nin yapay zekadaki hakimiyet algısını sarsan çıkışına benzetti.
— Kimi.ai (@Kimi_Moonshot) July 15, 2026
Pennsylvania Üniversitesi Profesörü ve yapay zeka alanında önde gelen isimlerden Ethan Mollick, X sosyal medya platformunda yaptığı değerlendirmede, “Kimi K3 gerçekten çok iyi görünüyor, şu ana kadar teknoloji sınırına en çok yaklaşan model oldu” ifadesini kullandı.
Mollick, modelin henüz iyi bir cinayet romanı yazamadığını belirterek, “Gerçi bunu başka hiçbir model de yapamıyor. Bu durum yapay zeka gelişiminin en zorlu sınırı olmaya devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Teknoloji yazarı ve yatırımcı Kevin Xu ise “Kimi K3’e karşı piyasada DeepSeek anına benzer sert bir reaksiyon hissedildiğini” kaydetti.
Pekin merkezli Moonshot AI, Kimi K3’ün kendi boyutundaki modeller arasında dünyanın ilk açık kaynaklı modeli olduğunu duyurdu.
Bir yapay zeka modelinin sahip olduğu dahili değişkenler, yani parametre sayısı arttıkça karmaşık talepleri yerine getirme kabiliyeti de artış gösteriyor.
Kimi K3 modelinin yaklaşık 2,8 trilyon parametreye sahip olduğu açıklandı. Sektörün ABD’li öncü şirketleri Anthropic ve OpenAI ise en gelişmiş modellerinin parametre sayılarına dair detayları kamuoyuyla paylaşmıyor.
Moonshot AI tarafından yapılan açıklamada, “Kimi K3, değerlendirme testlerimizde sınır seviyesinde bir performans sergiledi ve test edilen diğer modelleri tutarlı bir şekilde geride bıraktı” denildi.
Öte yandan şirket, modelin genel performansının Anthropic ve OpenAI tarafından geliştirilen en güçlü ticari modellerin hala gerisinde kaldığını da kabul etti.
UNSW Canberra bilgisayar bilimleri profesörlerinden Hussein Abbass, Kimi K3’ün kodlama konusunda başarılı göründüğünü aktardı.
AFP’ye konuşan Abbass, “Ancak temel modellerden beklenen tüm görev yelpazesinde ne kadar rekabetçi olabileceği henüz bilinmiyor” dedi.
ABD’li rakiplerin endişelenmesi gerekip gerekmediği yönündeki soruya ise Abbass, “Endişelenmeleri gerektiğini söyleyemem ancak avantajlarını korumak istiyorlarsa yerlerinde de saymamalılar” yanıtını verdi.
Abbass, yapay zeka performansının yalnızca model ile sınırlı olmadığını, modeli çalıştıran donanım, veri merkezleri ve tedarik zincirlerinin de bu süreçte rol oynadığını ekledi.
Arena platformu, Kimi K3 modelini metin sorguları kategorisinde dünya genelinde dokuzuncu sırada konumlandırdı. AFP muhabirlerinin Kimi K3 üzerinde yaptığı denemelerde, modelin teknoloji haberciliği için ürettiği fikirlerin diğer sohbet robotlarının yanıtlarıyla rekabet edebilecek düzeyde olduğu görüldü.
Kimi K3’ün çıkışı, Zhipu AI firmasının GLM-5.2 modeli gibi Çin’de büyük yankı uyandıran diğer yapay zeka modellerinin ardından gerçekleşti.
Lansman, Şanghay’da düzenlenen ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in cuma günü yapay zeka yönetişiminde uluslararası işbirliği çağrısı yaptığı büyük bir teknoloji konferansı esnasında yapıldı.
Çin’e yapay zeka eğitimi ve çalıştırılması için gerekli olan güçlü mikroçiplerin ihracatını kısıtlayan ABD, bu yılın başlarında stratejik yapay zeka alanında rakibinin yaklaşık sekiz ay önünde olduğunu açıklamıştı.
Ancak Trump yönetimi yakın zamanda, hackerların çevrimiçi sistemlere sızmasına yardımcı olabileceği endişesiyle Anthropic ve OpenAI’ın en üst düzey modellerinin kamuya açık sürümlerinin yayımlanmasını geciktirdi.
Gelişmeleri yorumlayan Profesör Mollick, “Kimi K3’ün ardından açık kaynaklı modellerin teknoloji sınırına yeniden yaklaşmasıyla birlikte, Anthropic ve OpenAI’ın hükümet tarafından yeni modellerini daha hızlı yayımlamalarına izin verilip verilmeyeceğini merak ediyorum” ifadesini kullandı.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?












